Bant Mag. No:40’tan // Ruh hâlleri ve atmosfere odaklanan sesler: Jacco Gardner

Sürreal bir yaklaşım ve melodik popu kendine has bir şekilde kesiştiren Jacco Gardner’in ikinci albümü sahiden heyecan veriyor. Hollandalı müzisyen, Hypnophobia albümü yayınlanmadan hemen önce sorularımızı yanıtladı.

Röp: Cem Kayiran – İllüstrasyon: Duygu Topçu

İki yıl önce yayınladığı ilk albümü Cabinet Of Curiosities ile uzun uzun vakitler geçirdiğimiz, dinlemekten bir türlü sıkılmadığımız Hollandalı müzisyen Jacco Gardner, ikinci albümü Hypnophobia’yı bu ay yayınlıyor. İlk albümünde nispeten mutlu ve 60’lardan beslenen şarkılar yapan Gardner’in yeni albümünden yayınlanan ilk iki şarkı bizi daha karanlık bir psikedelinin beklediğine işaret ediyor. Zira albümün ismi de bu durumun altını çizercesine seçilmiş.

Gardner’ın müziğinde akıcılık, tekrar ve sürreal dokunuşlar ön plana çıkıyor. Kimi şarkılarında tek bir fikrin uzun uzun yoğurulduğuna tanık olurken kimi zaman da kendinizi Jacco’yla birlikte şarkı söylerken bulabiliyorsunuz. Günümüzde iyice çiğnenmiş bir akım hâline gelen, 60’lar ve 70’lerden ilham alma alışkanlığının belki de en özel ve yaratıcı örneklerine imza atıyor Jacco Gardner.

Hollandalı müzisyeni, uzun soluklu turnesine çıkmadan bir gün önce bir Skype konuşmasında yakaladık ve kendisinden hem Hypnophobia’yı hem de müzikal anlamda onu besleyen, etkileyen şeyleri dinledik!

Turnen yarın başlıyor ve albümün de yakında çıkmak üzere. Bu aralar nasıl hissediyorsun, neler yapıyorsun?
Gayet iyi hissediyorum. Çok fazla heyecan ve yapılacak çok fazla şey var tabii ki. Bir yandan da birçok hazırlık ve tanıtım çalışmaları var. Sanırım albümün yayınlanmasına iki hafta kaldı. Epey meşgul ama güzel zamanlar.

Geçtiğimiz ay SXSW’deydin ve epey yoğun bir takvimin vardı. Orada yeni şarkıları çaldınız mı?
Sekiz ay önce, ilk olarak “Find Yourself” ile yeni şarkıları çalmaya başladık ve sonrasında da diğerlerini eklemeye başladık. SXSW’de beş yeni şarkı çaldık. Hâlâ birkaç şarkı daha ekliyoruz. Yeni albümün tamamını bu turnede çalmayacağız diye tahmin ediyorum, çünkü şarkıların tamamı canlı performanslar için uygun değil. Sanırım albümden sekiz şarkıyı çalacağız.

Albümü yine kendi başına mı kaydettin peki?
Davulları ben çalmadım ama diğer her şeyi ben çaldım.

Peki yine aynı ekiple mi konser veriyorsun?
İlk kadrodan iki kişi gruptan ayrıldı. Bu yüzden iki kişiyi değiştirmek durumunda kaldık. Şimdi ben gitarları çalıyorum ve yeni bir davulcumuz var.

Biraz da yeni albümün Hypnophobiadan bahsedelim. Albümden yayınladığın ilk iki şarkının ardından, bu albümün Cabinet Of Curiositiese nazaran daha karanlık bir albüm olacağını düşünmeye başladım.
Evet doğru, biraz daha karanlık bir albüm. Bazı insanlar daha hafif olduğunu düşünüyor ama ben buna katılmıyorum.

Albümdeki şarkıların yazım sürecinden bahseder misin? Önceki albüme göre neler değişti?
Şarkıların bir kısmı turnedeyken yazıldı. Enstrümanlarımdan bazı sample’lar aldım. Kayıtları yaparken sample’lar üzerinde de çalışabiliyordum. Minibüste ufak bir klavyem vardı. Stüdyoda çok fazla vakit geçirecek fırsatım olmadı. Yoldayken yazdığım şeyler oldu. Bu süreç, ilk albüme göre farklıydı. Sonucunda da farklı şarkılar ve farklı türde sesler ortaya çıktı. Sadece şarkı yazımı için kullandığım bazı sesler var. Bu seslerin bir kısmını, pratik olması sebebiyle sample olarak kullanmama rağmen albümde de kullandım. Bu bir farklılık. Bir yandan, ilk albümde olduğu gibi stüdyoda gitar çalarak ya da klavyede çeşitli akorlar deneyerek yazdığım şarkılar da oldu.

İlk albümünde altı yıllık geçmişleri olan şarkıların vardı. Hypnophobia’da da böyle şarkılar yer alıyor mu?
Hayır. Bu da aslında bir başka farklılık. Yeni albüm biraz daha âna odaklı sanırım. Aynı dönemde hem yazıldı hem kaydedildi. İlk albümle kıyasladığın zaman bu büyük bir değişiklik. İlk albümdeki şarkıların büyük kısmı, son hâllerini kaydetmeden önce üzerine yıllardır çalıştığım şarkılardı. Ama yeni albüm için kaydettiğim şarkıların büyük kısmı, yazım aşamasında ilham aldığım şeylerden beslenerek ortaya çıktı. Bu bir anlamda tek yönde hareket etmek anlamına da geliyor.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:40’a ulaşabilirsiniz.