Bir “tiyatro tecrübesi”: Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan

Röportaj: Zelal Buldan

Yeni bir şey denemek her zaman cazip olduğu kadar zorlayıcıdır. Alışkanlıkların, güvenli biçimlerin, denenmiş yolların dışına çıkmak; hem üretici hem de seyirci için risk ve cesaret ister. Yeni olan, çoğu zaman konforlu değildir. Ne ile karşılaşacağınızı bilmezsiniz; kontrol duygusu askıya alınır, sürprize alan açılır. Tam da bu yüzden, gerçek bir karşılaşma ihtimali doğar ve heyecan yaratır.

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, tam olarak bu eşiğin üzerinde duran bir iş. Provasız, yönetmensiz, her temsilinde yeniden kurulan yapısıyla bir oyundan çok; canlı ve geri dönülmez bir tiyatro tecrübesi vadediyor. Oyuncunun da seyircinin de aynı anda bilmediği bir metnin içine adım atması; bugünün hız, tekrar ve tüketim odaklı dünyasında nadir rastlanan bir dikkat ve anda kalma alanı açıyor.

Uluslararası dolaşımı yüksek, kendi mitolojisini gizlilik üzerinden kurmuş bu metni Türkiye’de üretmeye karar vermek ise yalnızca sanatsal bir tercih değil; aynı zamanda belirsizliğe razı olmak, kontrolü paylaşmak ve kolektif bir cesareti örgütlemek anlamına geliyor. Bu röportajda, yenilikçi bakışıyla tanıdığım, projenin yapımcısı Nisan Ceren’in gözünden Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ın nasıl bir deneyim sunduğunu, bu riskli ama heyecan verici yolculuğun hangi kişisel ve sanatsal kararlarla şekillendiğini ve oyunun seyirciyle kurmayı hedeflediği ilişkiyi konuştuk. 


“Dikkatimizin çok farklı uyaranlarla düzenli bir biçimde çalındığı bu ruh hâlinde, Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan bir nefes ve konsantrasyon alanı açacak bence.” 
Nisan Ceren
Fotoğraf: Aslı Çelikel

Bu oyunu hiç duymamış biri için en basit haâiyle Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan nedir? Nasıl bir deneyimden söz ediyoruz?

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, İranlı yazar Nassim Soleimanpour’un ülkesinden çıkış yasağı varken, dünyayı gezsin diye kurguladığı bir metin. 2011 yılında Edinburgh Fringe Festivali’nde prömiyer yapmış ve 25 ülkede 30’dan fazla dile çevrilmiş, 3 bin kezden fazla sahnelenmiş ve bir şekilde gizliliğini korumuş. Oyun âdeta bir tiyatro deneyimi; prova yok, yönetmen yok ve oyuncu metin ile sahneye çıktığı an izleyici ile aynı anda karşılaşıyor. Her şeyi ilk kez o an görüyor ve izleyici ile birlikte sürpriz, tam anlamıyla o an gelişen bir oyun oynanıyor. 40 oyuncu ile 40 akşam ama tek ve hep aynı oyun. Her ne kadar aynı metin de olsa hepsi biricik, çünkü izleyici farklı oyuncu farklı.

Uluslararası dolaşımı olan böyle bir işi Türkiye’ye taşımak, yapımcı olarak senin hangi kişisel karar alanlarına dokundu?

Neredeyse bir tiyatro oyunundan çok bir “tiyatro tecrübesi” diyebiliriz bu proje için. Yeni bir biçim ve bu bana çok heyecan verdi. Bu kadar değerli oyuncu ile kurgulanması ve kolektif bir üretimin içinde bulunuyor olmak da ayrıca bir tiyatrocu olarak çok iyi hissettiriyor. Ayrıca uluslararası dolaşımı bu kadar yoğun olan bir projeyi İstanbul izleyicisi ile buluşturmak da önemli diye düşünüyorum. Oyuncunun ve izleyicinin heyecan ve merak duyduğu; herkes için ilk olacak bir yapımı bir yapımcı olarak sunmak çok değerli benim için.

Bu projede oyuncu seçimi süreci nasıl ilerledi? Seçki hangi kriterlerle kurgulandı? Oyuncu seçkisinde farklı oyunculuk disiplinlerinden, ekollerden isimleri yan yana görmek mümkün olacak mı?

Biz hayal ettiğimiz, daha önce çalıştığımız ya da çalışmak istediğimiz oyuncuları davet ettik. Bu konseptin içerisinde performanslarını düşündüğümüzde heyecanlandığımız isimlere gittik. Ne şanslıyız ki farklı jenerasyonlardan ve oyunculuk anlayışlarından çok kıymetli bir kadro oluştu ve bu da izleyici için müthiş bir deneyim olacak diye düşünüyorum. 40 farklı ve çok güçlü isim, matine suare biçiminde bir akşamda iki oyuncu arka arkaya sahnede olacaklar.

Oyunun farklı oyuncular ile tekrar izlenebilir olması, tiyatroda alışılmışın dışında bir izleyici döngüsü kuruyor. Bilet fiyatlarının bugünkü seviyeleri düşünüldüğünde, seyircinin bu oyunu tekrar tekrar izleme ihtimali gerçekçi mi?

Maalesef günümüzde oyun yapım maliyetlerinin -her alanda olduğu gibi- bu denli yükselmiş olmasının doğal bir sonucu bilet fiyatlarındaki artış. Şartlar el verdiğince kontrollü tutmaya çalıştık ancak her izleyici için birden fazla temsil izlemek gerçekçi olmayabilir. Mesela kombine bilet mantığı ile bir sistem kurabilir miyiz, bunu da ekip olarak tarttık. Ancak hem mantık olarak oturtması güç olacağı için hem de bilet satış platformlarının sisteminin bunu desteklemesi zor olacağı için yapamadık. Umuyorum ki izleyici istediği kadar performans izleyebilir.

Her temsilin tekrarsız oluşu, aslında ciddi bir belirsizliği göze almak demek. Bu belirsizlik senin için kaygı mı yaratıyor yoksa bir özgürlük alanı mı?

Belirsizlik olarak görmüyorum daha ziyade her temsil bir sürpriz. Her bir temsilin biricik oluşu ve tekrarının olmayışının kesinlikle bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyorum. Hızın her şey olduğu, dikkatimizin çok farklı uyaranlarla düzenli bir biçimde çalındığı bu ruh hâlinde, Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan bir nefes ve konsantrasyon alanı açacak bence. Başa alamayacağımız ve tekrarı olmayacağı gerçeği, o ânı eşsiz yapacak ve kaçırmama dürtüsü ile seyircinin oyuna dâhil olmasını sağlayacaktır.

Bugün Türkiye’de üretmek yalnızca sanat yapmak değil; aynı zamanda bir direnç alanı kurmak anlamına geliyor. Bu projede ”cesaret”, senin için sanatsal bir tercih olmanın ötesinde ne ifade ediyor?

Sadece kültür sanat alanında değil; her alanda üretmeye devam etmek cesaret ve inat gerektiriyor. Kuşkusuz cesaret kuvvetli bir kelime; sanatsal alanda tercihlerimiz ve süreçlerimiz sınırlarımızı belirliyor. Fakat aynı zamanda ülkenin ve dünyanın konjonktürü de çok belirleyici. Zamanın ruhunun belirsizlik ve hız olduğu bu dönemde; bu kadar kalabalık bir kadro ile 2026 yılının ilk dört ayına yayılacak bir proje yürütmek kuşkusuz bir güçlük, aynı zamanda mesleğime dair büyük bir heyecan. Direnç diye tanımladığınız alanı azim ile sağlam kılmaya çalışıyoruz.

Bu oyunun Türkiye tiyatro tarihine nasıl bir not düşmesini hayal ediyorsun?

Türkiye tiyatro tarihine nasıl bir not düşeceğine gerçekten seyirci ve zaman karar verecektir. Benim naçizane hayal edeceğim; yeni, farklı, içi çokça boşalmış bir kavram olan deneyimin gerçekten yaşandığı bir oyun olarak algılanması ve hatırlanması olur.

Deneysel drama, deneysel tiyatronun bir örneğini sunabiliyor olursak ne güzel olur.

Seyircinin bu oyundan çıktıktan sonra kendisiyle ilgili hangi soruyu yeniden düşünmesini isterdin?

Seyircinin bu oyundan çıkınca kendisine birçok soru soracağını düşünüyorum. Performansın kendisine ve özellikle deneyim boyutuna dair şaşkınlık, heyecan ve yeni bir şey izlemiş olmanın verdiği tatmin. Hem bireysel hem kolektif evrensel bir deneyimin bizzat kişi olarak parçası olmak. Bizzat seyirci olarak oyunu, performansı oluşturan unsurlardan biri olmanın verdiği yeni his. Bir oyuncuyu izleyeceğim diye düşünürken belki de kendini oyunun oyuncularından biri olarak bulmak. İnsan olmak, anda bulunmak, izleyeceği şeyin her ânına dikkatini vermiş olmanın sordurabileceği çok soru olacaktır diye umuyorum. Hakikat sonrası zamanın ruhu ve hepimizin ruh hâline dair de birçok soru oluşacaktır.


Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ın ocak ve şubatta Paribu Art’ta gerçekleşecek temsillerinin takvimini aşağıda görebilir, biletlere buradan ulaşabilirsiniz.

12 Ocak Pazartesi

19:00 / Demet Akbağ
21:00 / Uraz Kaygılaroğlu

13 Ocak Salı

19:00 / Cem Yiğit Üzümoğlu
21:00 / Burcu Biricik

14 Ocak Çarşamba

19:00 / Şebnem Bozoklu
21:00 / Beril Pozam

15 Ocak Perşembe

19:00 / Enis Arıkan 
21:00 / Zeynep Dinsel

16 Ocak Cuma

19:00 / Ceren Karakoç
21:00 / Devrim Yakut

23 Şubat Pazartesi

19:00 / Onur Ünsal
21:00 / Ayça Bingöl

24 Şubat Salı

19:00 / Şevval Sam
21:00 / İdil Sivritepe

25 Şubat Çarşamba

19:00 / Melikşah Altuntaş
21:00 / Selen Öztürk

26 Şubat Perşembe

19:00 / Funda Eryiğit
21:00 / Sezin Akbaşoğulları

27 Şubat Cuma

19:00 / Erkan Kolçak Köstendil
21:00 / Hazal Türesan