Bant Mag. arşivinden: “Bir olimpiyat iki olay: Meksika 1968”

Mexico City’deki olimpiyatlar, bu oyunların tarihindeki en akılda kalıcı itirazları miras bıraktı.

Yazı: Doruk Yurdesin – İllüstrasyon: Sadi Güran

(2012 Londra Olimpiyatları yaklaşırken, “Stadın Dışındaki Olimpiyat” konusunu ele aldığımız Mayıs 2012 tarihli Bant Mag. No: 7’den alınmıştır.) 2 Ekim 1968, Tlatelolco Katliamı Yıl 1968 olunca, olimpiyatlarının da dikensiz gül bahçesi olması beklenemez elbette. Aşırı harcamalar, berbat ekonomik durumun gizlenmesi, buna sesini çıkartanın kodesi boylaması o zamanlar da vaka-ı adiyeden ancak hemen her ülkede ateş bacayı sarmış, insanlar sokaklarda. İşçi sendikalarının ve çiftçilerin sensin kısıldığı, üniversite özerkliğine ağır müdahalelerin yapıldığı bir dönemde Mexico City’deki olimpiyat oyunlarına zamanın parasıyla 150 milyon dolar, bugünün parasıyla 7,5 milyar dolar harcamış Meksika hükümeti. Aynı dönemde, yükselen öğrenci protestolarına karşılık olarak asker ve polisle üniversiteleri işgale girişmiş. Olimpiyatların açılışından 10 gün önce gerçekleşen Tlatelolco Katliamı işte böyle bir dönemin ürünü. 2 Ekim Çarşamba günü Mexico City’deki Plaza de las Tres Culturas’ta yaklaşık 10 bin öğrenci sessiz protesto için toplandı. Bu toplantıyı düzenleyen Ulusal Grev Konseyi’nin beş talebi vardı. Üç ve daha fazla kişinin toplanmasını kamu düzenine tehdit sayıp tutuklanma gerekçesi addeden 145 sayılı Ceza Yasası’nın iptali, “granaderos” denen polis taktik gücünün lağvedilmesi, politik tutukluların salıverilmesi, emniyet müdürü ve yardımcısının görevden alınması, aynı yıl temmuz ve ağustos aylarındaki mitinglerde ortalığı kan gölüne çeviren görevlilerin bulunması. Sloganlarından bir tanesi, “Olimpiyat değil devrim istiyoruz”du. Alanda sadece öğrenciler değil, hareketle ilgisi olmayan insanlar ve çevre sakinleri de vardı. Ancak akşamüstüne doğru ortalıktaki asker sayısı gözle görünür biçimde artmaya başladı. Biri orduya biri polise ait iki helikopter kalabalığın üstünde döndü. Ardından yakınlardaki Dışişleri Bakanlığı binasından iki işaret fişeği atıldı. Yirmi dakika sonra bu kez bir helikopterden atılan iki işaret fişeğiyle beraber 5 bin asker ve 200 panzer alanı çevreledi. Sonra kaynağı belirlenemeyen silah patlamaları duyuldu ve olaylar gelişti. O gün alanda sıkışıp çıkmaları engellenen öğrencilerden, izleyicilerden ve yayalardan 30 ila 300’ü sıkışıp öldü. İlk kurşunu atanlarsa yıllarca açıklanmadı. Birçok gözlemci ve gazeteci alanın içine sızan ve komite liderlerini tutuklamaya çalışan beyaz eldivenli Olympia Battalion (olimpiyatların güvenliği için kurulan, asker, polis ve federal güvenlikçilerden oluşan gizli bir birlik) personelini işaret etti. Daha sonra videolardan bu birliğe ait iki personelin olaydan hemen önce bir binaya makineli tüfek yerleştirdikleri de anlaşılacaktı. Operasyon ve cinayetler çevre apartmanlardaki aramalarla bütün gece devam etti. Toplanan bedenler ölü veya diri olduklarına bakılmaksızın kamyonlara tıkıldı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Olympia Battalion elemanları tesisatçı kılığında çevre evlere girmeyi günlerce sürdürecekti… Ana akım medyanın kimi suçladığını, ya da olayların ne zaman açıklığa kavuştuğunu bilmem söylemeye gerek var mı. O dönemde içişleri bakanı olan ve sonra başbakanlık da yapmış şahsın 2006’da soykırım suçlamasıyla tutuklandığını ama daha sonra suçlamaların delil yetersizliğinden düştüğünü, olaydaki ABD parmağınınsa 2003’te hem de CIA arşivindeki belgelerle açıklanması biraz aydınlık sağlıyor. Hiç değilse artık ateşi protestocuların açtığını iddia eden yok. O meşhur selam 2 Ekim’deki katliamın hemen iki hafta sonrasında 16 Ekim’de erkekler 200 metre finalinin podyumu tarihe “1968 Olimpiyatları Siyah Güç Selamı”nı hediye etti. O sabah yapılan yarışın ardından ABD’li atletler birinci Tommie Smith ve üçüncü John Carlos ile beraber yarışmanın ikincisi Avustralyalı Peter Norman madalyalarını almaya geldiklerinde paçalarına kadar protestoya bürünmüşlerdi. Her üç atlet de İnsan Hakları Olimpiyat Projesi adlı bir hareketin rozetlerini takıyorlardı. İki siyah atlet Smith ve Carlos ayrıca siyahların ekonomik durumuna atfen ayakkabısız ve siyah çoraplarla çıkmışlardı oraya. Ayrıca Smith bir de siyah boyunbağı taşıyordu. Carlos’un fermuarı iliklenmemiş eşofman üstü Amerikalı mavi yakalı sınıfıyla dayanışmasını, boynundaki boncuklu kolye de “linç edilmiş, ziftlenmiş, arkalarından dua bile edilmemiş” insanları simgeliyordu. Avustralyalı atlet Norman, zaten ülkesinin beyazların üstünlüğüne dayalı politikalarının açık muhalifiydi. O an gelip de ABD marşı çalmaya başladığında Smith sağ, Carlos sol elini havaya kaldırdı ve her ikisi de boyunlarını bir matem havasında büktü. Smith yıllar sonra yazdığı otobiyografisinde verdiği selamın “siyah güç” değil “insan hakları” selamı olduğunu yazacaktı. İki atletin farklı el kaldırması ise daha önce planlanan finalden bir sapmaydı. Aslında her ikisi de siyah eldivenler takıp sağ ellerini kaldıracaktı. Ancak Carlos, belki de yarışma heyecanından olacak, eldivenlerini otelde unuttu. Yarışmanın ikincisi Norman’ın önerisiyle Smith sol eldivenini Carlos’a verdi ve ortaya bu manzara çıktı. blackpowersalute Her üç atletin henüz iki hafta önce burunlarının dibinde, Plaza de las Tres Culturas’ta gerçekleşen katliamdan ne kadar haberdar oldukları bilinmez, ama ana akım medya gözünde hem de resmî makamlar nezdinde, protestocularınkine benzer bir akıbete uğradılar. Önce stadyumdaki ahali tarafından yuhalandılar. Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Avery Brundage hiç de şaşırtmayacak biçimde bu hareketi olimpiyatların apolitik sportmen ruhuna uygun bulmadığını açıkladı. Daha da ötesi, atletlerin ABD takımından atılmasını ve Olimpiyat Köyü’nü terk etmelerini istedi. ABD Olimpiyat Komitesi bunu reddedince de bütün ABD ekibini diskalifiye etmekle tehdit etti ve sonuçta iki atletin olimpiyatlardan men edilmesiyle muradına erdi. Aynı Brundage’ın 1936’da Berlin Olimpiyatları sırasında ABD Komitesi’nde olduğu ve Nazilerin selamlarına itiraz etmediği de hatırlatıldı ama Nazi selamını bir ulusal simge olarak gören zat-ı muhtereme göre bu atletlerin yaptığı zibidilikten ibaretti besbelli. (Brundage II. Dünya Savaşı sırasında dahi tanınmış bir Nazi sempatizanıydı ve İnsan Hakları Olimpiyat Projesi’nin hedeflerinden biri baştan beri bu elemanın başkanlığının alınmasıydı.) Basın da en az stadyumdaki seyirciler kadar sahiplendi statükoyu. Time dergisi olimpiyatın beş halkasını koyduğu kapağına olimpiyatların mottosu “daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü” yerine “daha kızgın, daha pis, daha çirkin” başlığını uygun gördü. Smith ve Carlos’un aileleri ölümle tehdit edildi, her iki atlet de uzun yıllar spor camiası içinde güçlükle tutundular, dışlandılar. 2005 yılında öğrenciliklerini geçirdikleri San Jose State University tarafından onurlandırılan atletlerin her ikisi de bugün öğretim görevlisi. Avustralyalı “beyaz” Peter Norman’ın ülkesindeki cezasıysa dışlanmak ve 1972 Olimpiyatları için seçilmemek oldu. Norman 2006’da öldüğünde Smith ve Carlos tabutunu taşımak için oradaydı…