Birebir yaşanmışlıkların fotoğrafçısı Dash Snow (1981-2009) kimdi? #bantmagarşivden

Dash Snow, Kuzey Amerikalı bir fotoğrafçı ve sanatçı. Dedesi ünlü Budist akademisyen Robert Thurman ve teyzesi oyuncu Uma Thurman zaten dünya çapında bilinen isimlerden. Büyük büyük annesi Dominique de Menil ve büyük annesi Christope de Menil ise hem Fransa’nın tekstil ve petrol endüstrilerinden gelen devasa bir mirasın vârisleri, hem de günümüz sanat dünyasının en büyük sanat koleksiyoncusu ailelerinden bir tanesi.



Dash Snow ise Fransız aristokrasisine dayanan ve sanat dünyasının yakından tanıdığı ünlü isimlerle dolu bu üst sınıf aile ağacının, tabiri caizse, çürük meyvesi. 

Snow henüz bir çocukken aşırı yaramaz ve asi tavırlarından ötürü 13 yaşında yatılı okula gönderilmiş. Bu okuldan kaçtıktan sonra ise bir daha hiç aile ocağına geri dönmemiş ve çılgın, kanun dışı ve vahşi hayatını New York’un aşağı doğu yakasının sokaklarında yaşamaya başlamış. 15 yaşındayken IRAK isimli grafiti çetesini kuran ve Sace/Sacer rumuzuyla New York’un sokaklarına atılan Snow, çeşitli duvarları, apartman çatılarını, köprü altlarını ve metro vagonlarını etiketlemiş. Grafiti jargonunda “rak”, hırsızlık yapmak/çalmak anlamına geliyor. Ve gerçekten de Snow ve Irak çetesi isimlerini hak edecek ölçüde çeşitli malları, çeşitli yerlerden kendi deyimleriyle “özgür bırakmayı” bir huy hâline getirmişler. 

IRAK

Dash Snow’un günümüz sanat dünyasının hızla yükselen isimlerinden Ryan McGinley ve Dan Colen ile arkadaşlığı sonucunda ortaya çıkan işler aslında ünlü fotoğrafçı Nan Goldin’in de başını çektiği bir fotoğraf sanatı geleneğinin izinden sürüklüyor bizleri. Bu üçlünün çılgın, uyuşturucu ve seksle dolu yaşamlarının belgelendiği fotoğraflar sayesinde New York şehrinde hâlâ sürmekte olan zevk düşkünü ve aldırmaz bir hayatın birebir belgeseli sunuluyor. Nan Goldin’in fotoğraflarında böyle bir yaşam stilinin olası kötü sonuçlarının da sezdirilmesiyle yayılan hüzünlü ve trajik hissin yerini ise McGinley ve Snow’un işlerinde görülen patavatsız, utanmaz, şehvetli ve enerjik bir hava alıyor. 

Snow, aslında bir sanatçı olarak saymıyor kendini uzun süre. Fotoğrafları, 15 yaşında çaldığı bir makine ile ertesi gün ayıldığında bir gece önce nerelere gittiği ve kimlerle takıldığını hatırlaması için çektiğini söylüyor. Her ne kadar Dash Snow’un, McGinley ve Colen kalibresinde bir sanatçı olup olmadığı süregelen bir tartışma olsa da Snow yeteri kadar sanatseverin ve koleksiyoncunun dikkatini çekmeyi başarıyor.

Aslında internette nereye baksanız Dash Snow mitolojisinden ünlü bir öyküye rastlamanız işten değil. Bunların arasında belki de en bilineni Londra macerası. Ünlü sanat koleksiyoncusu Charles Saatchi, Londra’daki bir sanat şovu için Snow’un, “Fuck the Police” isminde, yozlaşmış polislerle ilgili haber kupürlerini toplayarak oluşturduğu bir kolajın üzerine kendi spermlerini püskürttüğü bir işini getirtiyor.

Aynı şovda Snow’un yakın arkadaşı Dan Colen’in de bir işi bulunuyor. Londra’da Saatchi tarafından lüks bir otelde ağırlanan ikili, otel odasını bir hamster yuvasına (orijinal adıyla Hamster Nest, Snow, McGinley ve Colen’in uyuşturucu ritüellerinden biri) dönüştürmek maksadıyla 30’dan fazla telefon rehberini parçalayıp, tüm battaniyeleri ve perdeleri kesip etrafa yaydıktan ve tüm muslukları açtıktan sonra tüm bunların arasında çırılçıplak soyunup çeşitli uyuşturucu maddeler alıyorlar.

Hamster Nest

Gecenin ilerleyen saatlerinde, ertesi sabah odanın hâlini gören otel yönetiminin çağıracağı polisten kaçmak için otelden bavullarıyla ayrılıp Londra sokaklarına dağılıyorlar. Bütün bunların üstüne aynı “Nest” projesini 2007 senesinde Deitch Projects için New York’ta –bu sefer 2000 telefon rehberinin parçalanmasıyla– bir sanat enstalâsyonu olarak gerçekleştiriyorlar. Bu öykü, aslında Snow’un yaşamı ile sanatı arasındaki iç içe geçmişliğin de bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Her durumda sanat otoritelerinin anlaştığı bir konu var: Snow’un fotoğraflarında ortaya konan bir samimiyet söz konusu. Bu vahşî-rock-yıldızı hayatının sanat dokümanterlerinin, sahnelenmiş bir estetik olarak değil, Snow’un içinde bulunduğu, birebir yaşadığı bir gerçeklikten kaynaklanarak oluşturulması. Dash Snow, 2009’da lüks bir otelde uyuşturucu aşırı dozundan öldü. 

Yazı: Yetkin Nural
İllüstrasyon: Özgür Erman

Kasım-Aralık 2010 // Bant No:62. Dash Snow’un da yer aldığı 30’unu göremeyenler… dosyasının tamamını okumak için buraya tıklamanız yeterli.