Bitki ve mantar etlerinin termodinamik verimliliği

1 Kasım neden önemli? 1 Kasım, 1994’ten bu yana Dünya Vegan Günü olarak kutlanıyor ve bu sene aynı zamanda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP26) başlangıç tarihi. Buradan hareketle Esmiyor Podcast ekibiyle kafa kafaya verdik ve 1 Kasım yaklaşırken vegan yaşama; vegan yaşamın gezegenin geleceğiyle olan ilişkisine dair bu alanda üreten, bilinç yaratmaya çabalayan kişilere mikrofon uzatmaya karar verdik. Sonra dağıldık ve onlar da biz de çeşitli sorularla farklı kişilerden yanıtlar aldık. Bu hafta boyunca bir seri olarak paylaşacağız bu yanıtları.

Beslenmenin geleceği üzerine çalışan, besin teknolojisi start-up’ı EatVappy‘nin kurucusu ve arkeolog Cihan Baltepe’yi dinleyerek  başlıyoruz.



Hayvan tarımının iklim değişikliğiyle ne kadar ilişkilendiğini ve önüne geçilmesinin şart olduğunu biliyoruz. Bu dönüşümü bitki ve mantar bazlı etlerin şekillendireceğini söylüyorsun. Peki bu dönüşümde aşılması en zor engeller ve en çok dikkate alınması gerekenler neler sence?

Cihan Baltepe: Arzu ettiğimiz geleceği yaratmak için bugünden çalışmamız ve ilgili konularda yetkinliğe ulaşmamız gerekiyor. Canlılığın temelini oluşturan konulardan biri olan beslenme de bunlardan biridir. Burada kısaca et konusuna değineceğiz. Üç çeşit et vardır: hayvan eti, bitki eti, mantar eti. Bitki ve mantar etlerinin termodinamik verimliliği hayvan etlerine göre kat ve kat fazladır. Hayvan eti çevreye ve hissedebilen canlılara nispeten büyük zarar doğurma eğilimi gösterir ve bunun ötesinde verimsizdir. Bitkisel bazlı et girişimimiz EatVappy’de yaptığımız ise tam olarak bu sorunu çözmek. Yani hayvan tarımı yapmak verimliliği biraz artırılmış eski usul içten yanmalı motora sahip araba üretmeye benzerken, bitki ve mantar etleri aynı yakıt ile 6-10 kat uzun mesafe giden türden elektrikli araba üretmektir.

Hissedebilen bir canlıya bedel biçileceğini varsayarsak bile hayvan eti şimdilik çok ucuza satılmakta. Bitki ve mantar etlerinin aşması gereken en büyük engel ise hayvan tarımına aktarılan devlet sübvanselerinin verimli besin üretim sistemlerine kaydırılmasının sağlanması ve hayvan tarımının hâlihazırdaki ölçeğinin ötesine geçmektir. Bu sorunlar da bitkisel bazlı etlerin ekonomik olarak ölçeklenip kirik eşiği aştığı anda çözülecektir. Fakat, hayvan eti bir anda terk edilmeyeceği gibi şekil değiştireceğini öngörebiliriz. Hücre eti veya kültür eti de bu soruna bir çözüm sunuyor. Bir hayvanı hamile bırakıp yavrusunu bitkiler ile besleyip, onun et olarak adlandırdığımız kas ve yağ dokularını yemektense, doğrudan kas ve yağ dokularını izole bir ortamda besleyip çoğaltılıp çok daha zararsız ve verimsiz hayvan eti oluşturulabilir.

Özetle, farklı tür etler arasında verimliliği ve zamanın ruhunu esas alarak karşılaştırma yaptığımız zaman bitki ve mantar etlerinde yakın zamanda meydana gelen artış eğiliminin hızlanmasını görmemiz mümkündür. Hayvan etinin ise bir anda terk edilmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmamakla beraber; kültür eti olarak şekil değiştirmesini biraz daha uzun vadede bekleyebiliriz. Önemli nokta nasıl bir gelecekte yaşayacağımız belirlememiz ve buna uygun eylemlere başlamaktır. Burada bir oyun alanımız var, adı da gelecek.

Cihan Baltepe’nin “Short Introduction to Futures of Food” başlıklı makalesine de buradan ulaşabilirsiniz.