Bugünleri samimi bir şekilde belgelemek: Ozan Tezvaran’ın “Online Photo Sessions” projesi

Evde kalıp kolonyalar ve bilimum dezenfektanlarla beden sağlığımızı koruduğumuz bugünlerde, ruh sağlığımızı korumak için de aynı özeni gösteriyor muyuz? Korkularımızı, özlemlerimizi, hayallerimizi ne yapıyoruz mesela? Ozan Tezvaran başladığı Online Photo Sessions projesiyle kendi korku ve özlemlerini dünyanın pek çok yerindeki insanların benzer duygularıyla, çektiği çevrimiçi fotoğraflar ve yaptığı röportajlar aracılığıyla birleştiriyor, ortak etkileşim ve paylaşım alanı oluşturuyor. Ozan’dan, İngiltere’den Zimbabve’ye uzanan projesinin detaylarını ve bu süreçte neler hissettiğini dinledik.



Röportaj: Işıl Saykan

“‘Günlerdir üzerimizde pijama vardı, giyindik süslendik, bize de iyi geldi.’ diyorlar. Daha hiç evde oturduğu haliyle fotoğraf çekilmek isteyen bir insan olmadı -ki aslında en çok onu bekliyordum; pijamalar, bulaşıklar, dağınık saçlar başlar… Almanya’dan çok sevdiğim arkadaşım, ‘Kendimi güzel hissetmek istediğim için sana yazdım, projede yer almak istedim’ dedi.”

Selamlar Ozan, öncelikle seni tanımak isteriz, bize kısaca kendinden bahseder misin?

Selamlar, 23 yaşındayım, Bahçeşehir Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünde eğitimime devam ediyorum. Yaklaşık 10 senedir fotoğraf ile ilgileniyorum. Fotoğrafı bir süredir diğer yaratıcı alanlarla birleştirerek ekonomik özgürlüğümü de korumaya çalışıyorum. Bana kalan zamanda da aklıma takılan meseleleri fotoğraflarla belgelemeye çalışıyorum. Fotoğrafçılığın yanı sıra dans müziği ve eğlence kültürünü konu alan bir platformda editörlük yapıyor, arada sırada arkadaşlarımdan ödünç aldığım ekipmanlarla şimdilik kendim için müzik yapıyorum. Kısacası üretmeyi, sohbet etmeyi, paylaşmayı, hikâye anlatmayı öğrenmeye çalışan; bu süreçte kendini, samimiyetini ve etrafını sorgulayan birisiyim.

Karantina sürecinde Online Photo Sessions adında çevrimiçi fotoğraf çekimlerine devam ettiğin ve instagram’da paylaştığın bir proje başlattın. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Bugüne kadar genelde hep dışarıda fotoğraf çektim, bunu istedim. Özellikle kendim için çektiğim fotoğraflarda, insanları kendi mekânlarında belgelemenin onlar hakkında çok fazla bilgi verdiğini savunanlardanım. O yüzden dışarıda olmadan nasıl fotoğraf çekerim diye düşünmem gerekmedi. Evde kalmaya alışkın bir insan da değilim ama “Söylenmeyin” diyen yazılara denk geldim. Hak da verdim.

Bu olaylar sırasında evde kaldıkça insanların gerçekliğinin nasıl da fiziksel dünyadan koptuğunu fark eden bir ben değilimdir. Instagram’dan bir yemek yemediğimiz kaldı. Bu mesele aklıma takılır takılmaz da “Madem bütün gerçekliğimiz dijital dünya olmaya başladı, madem artık dışarıya buradan bakıyoruz ben de çekimlere çevrimiçi olarak devam edeyim” deyiverdim. Fark etmişsinizdir belki, insanlar sosyal medyalarında manzara yerine ekranlarının fotoğraflarını daha sık paylaşmaya başladı.

Hali hazırda kullanılmış bir estetik anlayışını / metodu mesleğime entegre ederek günümüz koşullarında fotoğrafçılığımı istediğim gibi devam ettirmem için basit, kolay, ulaşılabilir ve masrafsız bir yol oldu çevrimiçi fotoğrafçılık.

Çekimleri nasıl yapıyorsun?

Facebook veya Skype görüntülü arama ile gerçekleştirdiğim çekimler üç bölümden oluşuyor.

İlk kısımda, modellerin günlük yaşamı, şehirlerindeki/ülkelerindeki durum ve proje hakkındaki görüşlerini içeren sorular soruyorum. Bilgisayarım hata vermezse bütün konuşmayı görüntülü ve sesli olarak kaydediyorum. İkinci bölümde ise beni önce içinde bulundukları mekânda dolaştırrmalarını rica ediyorum. Kameranın konumu hakkında konuşuyoruz, daha sonra eldeki imkânlarla kamerayı mümkün olan en iyi konuma sabitlemelerini rica ediyorum.

Arkadan genelde “Canım beni azıcık sana doğru sağa kaydırsana ışık çok kötü şu an” gibi söylemlerde bulunuyorum. Hazırlık sürecinden sonra modelleri normal bir fotoğraf çekimi gibi yönlendiriyorum. Çektiğim insanların birçoğunun mesleği modellik değil. Bu sebeple onları doğaçlama yapmaya teşvik ediyor, aynı zamanda süreçten keyif almalarını sağlamaya çalışıyorum. Sonraki aşamada, çekimlerde kullandığım kameram ile bilgisayar ekranımdan onların fotoğraflarını çekiyorum.

Projenin daha üçüncü gününde evinden İngiltere, Almanya, Kıbrıs, İtalya ve Zimbabve’ye uzanabildiğini söylüyorsun. Bu etkileşim sana neler hissettiriyor?

Galiba tatlı su punk’ı gibi hissettiriyor. Gitmek istesem günümüz koşulları sebebiyle gidemeyeceğim ülkelerde çekimler yapıyor olmak bu hissiyatı haklı kılar mı? Bir taraftan projenin de benimle beraber, günden güne geliştiğini belirtmek istiyorum. Projeye başlarken aklımda hiç de olmayan bir noktadayım. Noktadayız. Katılımcıları da projenin sahipleri gibi görüyorum artık. Sonuçta onları gören kamera benim kameram değil, sadece onların kameralarından görüneni seçen insan benim. Bunu neden söylüyorum; ilk başta amacım daha çok yukarıda da belirttiğim gibi “Ben mesleğime devam edeyim, evde kalıyor olmak yapmak istediklerimi etkilemesin” iken şimdilerde durum daha farklı. Baş karakteri ilk başta kendim olarak görüyordum. Bu durum kendi kendime bulduğumu düşündüğüm metodun zaten yıllardır olduğunu görünceye kadar, projenin ikinci gününe kadar devam etti. Cehaletin nasıl güzel bir ego getirdiğini bir kez daha deneyimlemiş oldum. Baş karakteri kendim olarak görmeyi bırakıp, referanslarımı biraz daha araştırınca projenin diğer sahiplerinin yaşadıklarını da daha iyi görebilmeye başladığımı düşünüyorum. İtalya’daki arkadaşlarım 22 gündür dışarı çıkamıyormuş. Dün İspanya’da bir çekim vardı, kızcağız ülkesine dönmeye ne kadar çalışsa da bir şekilde olmamış. Şimdi 500 kişilik kocaman binada 20-30 kişi kalıyorlarmış. Diyor ki “İnsan görmeyi özledim, birine sarılmayı özledim.” Yahu tabii ki hepimiz biliyoruz şu an dünya çok kötü bir vaziyette, ekonominin durumu belli vs. ama haberlerden değil de gerçekten orada bulunan insanlarla birebir konuşunca, içinde bulunduğunuz durum daha da gerçek hale geliyor.

Dün İngiltere’deki arkadaşımın fotoğraflarını çekerken “Ya ben galiba doğayı özledim” derken buldum kendimi. Gözlerim dolu dolu tamamladım çekimi. Kaydettiğim videoları düzenleyeceğim bahanesiyle bütün sohbetleri sindirmek, kendi akıl sağlığımı bir nebze korumak için projeyi de bir gün için durdurmam gerekti. İnsanlar korkuyor, sohbetlerden görüyorum.

İçimi dökmek için bu soruya ihtiyacım varmış. Teşekkür ederim tekrardan soru için Işıl.

Çekimlerini yaparken konuştuğun insanlardan gelen tepkiler ve çekime dair yorumlar nasıl?

Projeye devam etmemi sağlayan kısım tam da bu kısım. “Günlerdir üzerimizde pijama vardı, giyindik süslendik, bize de iyi geldi” diyorlar. Daha hiç evde oturduğu haliyle fotoğraf çekilmek isteyen bir insan olmadı -ki aslında en çok onu bekliyordum; pijamalar, bulaşıklar, dağınık saçlar başlar… Almanya’dan çok sevdiğim arkadaşım “Kendimi güzel hissetmek istediğim için sana yazdım, projede yer almak istedim” dedi. Çözünürlüğün çok düşük olduğunu bile bile, görünmeyeceğini bile bile makyajını da yapmış. Nasıl duruyor makyajım dedi, görmememe rağmen ben de “İnanılmaz olmuşsun hayatım” demek durumunda kaldım. Sabah panik atak geçirdiğinden bahsetmişti çünkü… Bunu da dramatik olsun diye anlatmıyorum. Eklemek istedim.

Algımızın bir sınırı olduğunu; ancak insanların yeni yollar keşfederek duygularını ifade edebileceğini düşünüyorsun. Bu anlamda, fiziksel gerçeklikten sanal gerçekliğe geçilmeye başlandığı günümüzde sosyal medyanın etkisini nasıl yorumlamak istersin? Sosyal medya aynı zamanda estetik anlayışını da geliştiren bir şey mi?

Dijitalleşmenin gerçekliğe etkisi de insanların yıllardır konuştuğu, benim de bilgi eksikliğinden dolayı üstlenemeyeceğim bir soru. Ama kişisel olarak müziği dijital platformlar üstünden dinliyor, fotoğraflarımı dijital ortamda çekip, düzenleyip, paylaşıyor, arkadaşlarımın yüzünü yine ekrandan görüyorum.  Platformlar fiziksel baskılarını iptal edip dijital edisyonlar yayınlıyor, insanlar müziğini programlar üstünden yapıyor. Sevgililerini çevrimiçi olarak buluyor, alışverişlerini dijital olarak yapıyorlar. Tam şu an bütün elektronik cihazlar bozulsa, internet ortadan kalksa, yanımda gezdirmek için taşıdığım fotoğrafların dışında bu işi yaptığıma dair hiçbir kanıt kalmıyor. Bütün bunlar olurken estetik algıları etkilememesi mümkün mü?

Bu proje pandemi süresince mi geçerli olacak peki? Yoksa zamanla değiştirip dönüştüreceğin bir proje haline gelebilir mi, sence?

En başta bir hafta ile sınırlandırmıştım projeyi. Gerçekten projenin nereye varacağını kestiremiyorum. Çok belirlemek de istemiyorum. Şu an için bana çok büyük keyif vermesinin yanı sıra günlük hayatıma amaç da sağlıyor. Karşı tarafı da mutlu ediyor. Günümüzü samimi bir şekilde belgelememi sağlıyor. Bu aralar sadece ulaşamadığım ülkelere ulaşmaya çalışarak projeyi daha da global hale getirmeye çalışıyorum. Ama umarım en en yakın zamanda, alışık olduğumuz düzene bu zamanların bize kattıklarıyla beraber dönebiliriz.