Cannes 2017 – 10. Gün: Fatih Akın, François Ozon ve Safdie’lerin son filmleri

Yarışmanın son filmleri perdede arzı endam etmeyi sürdürürken Fatih Akın, François Ozon ve Safdie Kardeşler’in merakla beklenen son filmleri de prömiyerlerini gerçekleştirdi; yarışma hepten kızışmaya başladı.

Yazı: Melikşah Altuntaş

Fatih Akın’dan derli toplu bir suç dramı: IN THE FADE

En son The Edge of Heaven‘la katıldığı Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülüyle dönen Fatih Akın, 10 yıl sonra Ana Yarışma’da sıkı bir polisiye dramla karşımıza çıkıyor. Diane Kruger’ın baştan sona çok iyi bir performansla canlandırdığı Katja Şekerci’nin kocası ve çocuğunun bir bombalama olayında ölmesi sonucu içine düştüğü iç tüketen adalet girdabına odaklanan Akın, ele aldığı hikayeyi hiçbir anında ajite etmeden soğuk ve mesafeli bir tavırla anlatıyor. Başkasının elinde salya sümük bir melodrama dönüşebileceği gibi, daha uçuk bir intikam filmine de evrilebilecek In The Fade’den metanetli ve puslu bir seyirlik çıkaran Akın’ın en büyük başarısı da baştan sona uzaklaşmadığı bu tavrının tutarlı bir anlatıma kavuşması.

WhatsApp Image 2017-05-26 at 13.36.42

Aile, adalet ve deniz adlarını taşıyan üç bölümden oluşan epizodik bir anlatım takip eden Akın, filmine gayet sıkı bir biçimde başlıyor. Tıpkı giriş sahnesinde olduğu gibi film boyunca da aralara giren pek çok (telefon kamerasıyla çekilmiş gibi duran) karakterlere ait anı videolarıyla, hikaye örgüsünü destekleyen Akın, “adalet” başlıklı bölümdeki bazı klişe senaryo hamleleri ve karikatür karakterlerle, alışılageldik bir hukuk dizisi hissiyatı uyandırmaktan kurtulamıyor. Filmin de en zayıf noktası olarak bu orta kısmı işaret etmek mümkün.

Çözüm bölümünde yeniden toparlansa da film,ortadaki bu mahkeme sahnelerinde epey kan kaybediyor. Bununla beraber karakterine gösterdiği özenin de etkisiyle finalde, baştan itibaren tutturduğu mesafeli anlatımı, makul bir finale ulaştırıyor Akın… Theatre Lumiere’deki ilk gösteriminde uzun uzun alkışlanan ve başka bir jüri olsa yönetmen ödülü ihtimali dahi yüksek olan In The Fade‘in tek ödül kozu Diane Kruger’a kadın oyuncu gibi görünüyor. Ancak güçlü rakipleri nedeniyle şimdilik o da meçhul.

François Ozon’dan şok edici gerilim: L’AMANT DOUBLE

Kendisini en sevmeyenin bile filmografisinde bir iki tane hoşlandığı film bulabileceği pek sevimli yönetmen François Ozon’un kariyerindeki gerilim kanadına yakın dursa da hiçbir filmine pek benzemeyen son filmi L’amant Double, hemen herkes için şok edici bir François Ozon tecrübesi. Şiddet eğilimi ile Criminal Lovers, gizem örgüsü ve senaryo matematiği ile Swimming Pool gibi filmlerini akla getirdiği son filminde Ozon, Brian DePalma’nın Sisters‘ı başta olmak üzere, Polanski’nin Rosemary’s Baby‘sinden Robert Altman’ın 3 Women‘ına, Cronenberg’in Dead Ringers ve Videodrome‘una kadar çok sayıda film ve yönetmene örtük referanslarda bulunuyor.

WhatsApp Image 2017-05-26 at 13.36.02

Geçmeyen bir mide ağrısı nedeniyle soluğu en son terapide alan kahramanımız Chloe’nin, doktoru Paul ile kurduğu ilişki ile başlayan film, Ozon’un ustalıklı hikaye sarmalıyla baş döndürücü bir seyirliğe dönüşüyor. Çarpıcı planları ve tansiyon destekleyici müzikleri ile gizemli bir gerilimden beklediğimiz hemen her şeyi veren Ozon, her zamanki cüretkar yaklaşımından da sıkça nasiplenen filminde Jeune & Jolie‘sinde başrol verdiği Marine Vacth ile Criminal Lovers‘la keşfettiği Jeremie Renier’den de muazzam performanslar alıyor. Seyirciyi zorlayabilecek bazı sahneler ve koltuktan sıçratabilecek kimi anlarla Ozon’un tür sinemasındaki maharetlerini de gözler önüne seren filmin, yönetmenin son zamanlarda çıkardığı en heyecan verici işlerden biri olduğunu söylemek mümkün.

Safdie Kardeşler’den yarışmayı uçuran bir çıkış: GOOD TIME

Bir önceki filmleri Heaven Knows What ile hatrı sayılır bir başarı yakalayan Benny ve Josh Safdie kardeşlerin zımba gibi bir rejiyle seyircisini koltuğa mıhlayan son filmleri Good Time, yarışmanın en iyi birkaç filminden biri. Ters giden bir banka soygunun ardından polisin yakaladığı zihinsel engelli kardeşini kurtarmaya çalışan genç bir sokak adamının 24 saate yayılan macerasına odaklanan Safdie Kardeşler, temponun bir an bile düşmediği, soluksuz bir gerilime imza atıyor.

Safdie’lerin sahicilik duygusu üzerinden yeteneklerini kusursuz işlettikleri sinemalarında, ne kadar yetkin bir atmosfer kurma becerisine sahip olduklarını da kanıtlayan Good Time, baştan sona harika bir iş çıkaran Oneohtrix Point Never’in müzikleriyle de seyirci üzerinde benzersiz bir hakimiyet kazanıyor. Büyük bir özenle kurulmuş ses bandı, filmin lehine dev bir destekte bulunarak, içine hapsolunan sıkışmışlık hissini hepten körüklüyor.

WhatsApp Image 2017-05-26 at 13.37.10

Başroldeki Robert Pattinson’ın aynı zamanda bir tutku projesi olan Good Time, kendisine de kariyerinin en iyi performansını sergileme olanağı sağlıyor. Ona yardımcı rolde eşlik eden (yönetmen kardeşlerden) Benny Safdie ise muazzam bir gerçeklik duygusu yakalıyor. Yarışmadan ödülle ayrılıp ayrılmayacakları meçhul görünse de kesinlikle bu yılki kısır seçkinin en heyecan verici birkaç filminden biri Good Time. Indepent Spirit’ten Oscar adaylıklarına uzanan geniş bir ödül / adaylık listesine sahip olacağı da daha bugünden görülebiliyor.

Belirli Bir Bakış bölümünden iki kalburüstü film: WESTERN ve CLOSENESS

Yapımcıları arasında Maren Ade’nin de bulunduğu ve tamamlanması uzun bir zaman dilimine yayılan Alman – Bulgar ortak yapımı Western, barışçıl bir öteki hikayesi konu ediyor. İzleyicisini, Bulgaristan’da kırsal bir bölgeye gelip çalışmaya başlayan ve bir yandan da kasabalılarla dil engelli bir diyalog içine girmeye başlayan Alman teknik işçilerin arasında gezdiren Western, 120 dakikalık süresinden yarım saat daha feragat edilebilseymiş çok daha sıkı bir film olabilirmiş ancak bu haliyle de bu yılki Cannes’ın ilgiye değer filmlerinden biri.

WhatsApp Image 2017-05-26 at 13.37.23

Rusya sinemasından sert ve gururlu bir yakın tarihli dönem hikayesi anlatan Closeness ise şu ana dek görebildiklerim arasında Belirli Bir Bakış bölümünün en iyisi. Yönetmen Kantemir Balagov’un kişisel şahitliği ile açılıp, aynı şekilde kapanan bu çarpıcı dram, 90’lı yıllar Rusyasının sosyo-politik atmosferi içerisinde parçalanmaya yüz tutmuş bir aileyi merkez alıyor. Karakterlerinin içine düştüğü durumları uzun diyaloglar ya da göstermeci senaryo hamleleri yerine etkileyici mizansenler üzerinden aktarmayı seçen filmin, Balagov’u bir sonraki filmiyle ana yarışmaya taşıması da kaçınılmaz gibi.

WhatsApp Image 2017-05-26 at 13.37.37