Geçmiş bugünü şekillendirirken: Cinler
Yazı: Korcan Derinsu
Der Spiegel dergisinin son 100 yılda Almanca yazılmış en iyi 100 roman seçkisinde yer alan Cinler romanında Fatma Aydemir; özlemler, beklentiler ve hayal kırıklıklarının iç içe geçtiği bir aile hikâyesi anlatıyor. Her biri farklı duygusal yükler omuzlamış, sırların ve sessizliğin ayırdığı altı kişilik bir aileyi ve birbirleri tarafından anlaşılma ihtiyacını odağına alan Cinler, Olcay Mağden çevirisi ve İletişim Yayınları etiketiyle Türkçede.
Ne hakkında? Hikâye ne?
Cinler, Almanya’da yıllarca işçi olarak çalıştıktan sonra Türkiye’de bir ev satın alan Hüseyin’in, taşındığı gün kalp krizi geçirerek ölmesiyle başlıyor. Cenaze için Türkiye’ye gelen aile üyeleri (eşi Emine ve çocukları) bu ölüm etrafında bir araya geliyor. Roman, her bölümde farklı bir aile ferdinin gözünden ilerleyerek parçalı bir yapı kuruyor. Her karakter kendi hikâyesini anlatırken, aile içinde yıllardır bastırılmış öfke, travma ve sırlar da yavaş yavaş açığa çıkıyor.
Zaman dilimi ve mekân
Günümüz ve yakın geçmiş. Almanya ve Türkiye arasında gidip gelen bir hikâye.
Okumadan önce bilmemiz gerekenler
Fatma Aydemir, Almanya doğumlu bir yazar.
2017’de yayımlanan ilk romanı Ellbogen (Dirsek) çeşitli ödüller kazandı ve sinemaya uyarlandı.
İkinci romanı Cinler, 2022’de yayımlandı ve Deutscher Buchpreis kısa listesine girdi.
Berlin’de yaşıyor, Tageszeitung gazetesinde editör ve köşe yazarı olarak çalışıyor.

Kitaba dair en çok neyi sevdin?
En çok romanın çok sesli yapısını sevdim. Her karakterin kendi bölümünde kendi hikâyesini anlatması, aileyi tek bir açıdan değil; parçalı ve çelişkili bir bütün olarak görmemizi sağlıyor. Kimse tamamen haklı ya da tamamen haksız değil. Bu bakışı kıymetli buluyorum. Çünkü yazar kimseyi aklamıyor ama kimseyi de tek başına suçlu ilan etmiyor.
Bir de yazarın göçmenlik, kuirlik, kadınlık gibi zor meseleleri anlatırken önceliği hikâye anlatmaya vermesini çok sevdim. Başka bir yazarın elinde kolayca didaktik bir metin olabilecekken, Aydemir hem hikâyesini anlatıyor hem de ele aldığı konuların hakkını veriyor.
En az neyi sevdin?
Yer yer bazı karakterlerin bölümleri diğerlerine göre daha güçlü hissettiriyor. Bu da romanın ritmini hafifçe dengesiz kılıyor.
Yazıma dair neler söyleyebilirsin?
Dil sade, anlatım da akıcı. Karakterlere göre ses farklılaşıyor, bu da başka bir boyut katıyor romana. Aydemir büyük dramatik anlara yaslanmadan, karakterlerin iç dünyaları üzerinden ilerliyor. Hüseyin’in kurduğu hayatın aslında ne kadar kırılgan olduğu, aile üyelerinin birbirinden ne kadar kopuk yaşadığı ve geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiği katman katman ortaya dökülüyor. Üstelik Almanya’da yaşayan göçmen ailelere dair bir şeyler okusak da herhangi bir tekrar hissi yaratmıyor.
Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?
Çok kısa sürede okudum. Böyle bir niyetim de yoktu üstelik ama başlayınca nasıl ilerlediğimi anlamadım bile. Hızlı okumam kimseyi yanıltmasın, Cinler yer yer duygusal olarak ağır bir metin.
Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu?
Hemen hemen tüm karakterlere yakın hissetsem de Peri’yi biraz daha fazla sevdim sanırım. Onun bölümünde tekrar okuduğum yerler oldu.
Kitap, modunu nasıl etkiledi?
Güzel bir roman okumanın hazzını yaşadım.
Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?
“Cinler” ismi çok yerinde. Buradaki cinler doğaüstü varlıklar değil; bastırılmış travmalar. Bunlar hiçbir zaman açıkça konuşulmuyor. Ama kaybolmuyorlar da. Tam tersine, içeride birikiyorlar ve davranışlara, ilişkilere sızıyorlar. Özellikle Hüseyin’in bastırdığı kimliği ve bunun aileye yansıyan sonuçları, romanın en güçlü “cinlerinden” biri. Bu açıdan bakınca çok iyi bir isim seçimi olduğunu düşünüyorum.
Bu kitabı seven şunları da sever
Cinler bana en çok Mahir Güven’in Ağabey romanını hatırlattı. Okumayan varsa, çok şey kaçırıyor.
Aynı şekilde Türk-Alman yazarlardan Emine Sevgi Özdamar’ın Haliçli Köprü ve Necati Öziri’nin Baba İzi romanları da güzel alternatifler olabilir.
Türk-Alman yazarlar demişken Akiç Pirinççi’nin bir kediyi baş karakter yaparak cinayetler peşinde koşturduğu (ve ne yazık ki bir süredir yeni baskısı olmayan) Felidae romanını da anmak isterim.
Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?
Sizce bir Türk ailesinde “bizde öyle şeyler olmaz” cümlesi genelde neyin habercisidir?