/dergi/no71/yikim-kuyusuna-dalmadan-tobacco/
193683

Amerikalı müzisyen Thomas Fec’in TOBACCO mahlası altında lo-fi ve deneysel yaklaşımla yarattığı gürültülü pop evreninden yeni bir güzellik dört yılın ardından bize doğru yaklaşmakta. Ghostly International etiketli yeni albüm Hot, Wet & Sassy’de TOBACCO, karakteristik arızalarının seviyesini biraz düşüyor; akılda kalıcı melodilerini iyice parlatıyor. Kendi tabiriyle “ince işçilik”, yeni albümün DNA’sını oluşturan detay. Trent Reznor’ın vokallerde eşlik ettiği “Babysitter”, alıştığımız kirli TOBACCO evrenini hatırlatsa da albümün tamamına tesir etmiş eşit dozlarda oyunculuk ve dinginlik hâli var. 

30 Ekim’de yayımlanacak albümün yaratım sürecinde kendi kendine “Butthole Surfers olsa ne yapardı?” yerine “Cyndi Lauper olsa ne yapardı?” diye sorduğunu söylüyor Thomas Fec. 14 şarkılık Hot, Wet & Sassy’nin bu hayal edişten tam anlamıyla özgün ve cazibeli bir sonuç çıkardığı aşikâr. Dört yılın ardından yeni TOBACCO tınılarıyla geri dönen Thomas Fec hattın ucunda.

“Trent [Reznor] birlikte çalıştığım en verimli insan. Aynı gün teslim. 5 yıldızlı deneyim.”

Açık bir şekilde Hot, Wet & Sassy, TOBACCO diskografisinin en oyuncu albümü. Kendi kendine “Butthole Surfers olsa ne yapardı?” diye sormak yerine “Cyndi Lauper olsa ne yapardı?” diye sormaya nasıl başladın? Bu yeni yaratıcı patikada senin için en heyecan verici şey neydi?

Müziğim her zaman içgüdüler ve işçiliğin bir harmanıydı. Bu sefer işçilik kısmına bir katman daha eklemek için ekstra bir tur daha attım. Cyndi Lauper benim için, özellikle popüler şarkılarıyla, acayiplikleri özel bir şeye çevirme konusunda önemli bir örnek. Ya da en azından onun yaratım süreci hakkında pek bir şey bilmesem de böyle hayal etmeyi seviyorum. Genellikle “Lanet olsun, bu ânı bozacağım” dediğim bir benlikte oluyorum ve bunu çok seviyorum. Sweatbox Dynasty de bu içgüdü üzerine kurulu olduğu için çoğu insan bu albümü sevmedi. Hâlâ bundan gurur duyuyorum ve bu yaklaşımı bir gün daha da ileriye taşıyabilirim. Ama bu neredeyse çok kolay bir şey benim için. Bu yüzden HWS ile yıkım kuyusuna dalmadan bir şeyler yazma anlamında kendime meydan okudum. İnce ayarlar yaparak. İstediğimi de aldım, şimdi yeni bir şeye geçmenin vakti geldi.

Karakteristik melodi yaklaşımın, müziğini çoğu dinleyici için ulaşılabilir kılan unsurlardan biri. Hot, Wet & Sassy de bu anlamda yeni bir zirve noktası bence. Dümeni belirgin bir şekilde buraya kırmanın ardında ne yatıyor?

Melodi dünyası her zaman vardı. Ama bu şarkıdaki ince işçiliğin en önemli kısımlarından biri, karartmak yerine büyütmeyi seçmekti. Bu da bir şeyleri kendiliğinden değiştirmiş oldu.

Hot, Wet & Sassy için çalıştığın dönemde nasıl bir ruh hâli içindeydin? 2020 bu albümü ne şekillerde etkiledi?

Albüm için çalışmaya 2016’da başladım ve büyük kısmı geçtiğimiz yıl tamamlandı. Son dakikada başka bir şarkı yerine albüme giren şarkı “Jinmenken” oldu. Onu da tüm karantina olayları başlamadan birkaç gün önce tamamlamıştım. Bu anlamda albümdeki şarkıların herhangi bir şekilde bu yıldan etkilendiğini söyleyemem. 2020’de bu albümü yazmaya koyulsaydım bir farklılık olur muydu, ondan da emin değilim. Üretmeye başladığımdan bu yana, rotamın başka şeyler sebebiyle değiştiğini hissetmiyorum.

Albüm parlak ve pop-vari tınlasa da şarkılarda kendinden nefret etmek ve hayal kırıklığı gibi temalar var. Bunun kendini en çok yansıtan albümün olduğunu düşünüyor musun?

Temalar karanlık görünüyor ama yaptığım şey onlarla oynamak ve biraz zırvalamak. Black Moth Super Rainbow’la Panic Blooms isimli bir albüm yapmıştım, o en yoğun şekilde kendimi aksettirdiğim albümüm. Kendimi huzursuz hissettirecek raddede hem de! Muhtemelen kariyerin boyunca bir kez yapabileceğin cinsten. Her ne kadar o albümden çok memnun olsam da yayımladığım her şeyin, bir anlamda gerçeklikten kaçış olmasını tercih ediyorum. Belki bu albümde şarkı sözleri yanıltıcı olabilir ama gerçek bu.

Nine Inch Nails’le birkaç kez turneledikten sonra, “Babysitter” parçası için Trent Reznor’la güçlerinizi birleştirdiniz. Onunla çalışmak nasıldı? Spesifik olarak bu şarkıya Reznor’ı dâhil etmeye nasıl karar verdin?

Trent birlikte çalıştığım en verimli insan. Aynı gün teslim. 5 yıldızlı deneyim. Onun sesini duyabildiğim iki şarkım vardı ama “Babysitter” apaçık onu istiyordu. Zarif falsettolar yaptığı zamanları çok seviyorum ve şarkıyı yazarken de kulaklarımda o vokalleri çok belirgin bir şekilde duyabiliyordum. Ondan istediğim şeyin hakkını tam anlamıyla verdi. Bayılıyorum.

Gece görüşü, bebek bakıcılığı, Trent Reznor, TOBACCO ve The Neverending Story’nin Falkor’u, tüyler ürperten bir ortam yaratıyor. “Babysitter” klibi için bu fantastik fikir nerden ve nasıl türedi?

Video klip için birkaç yıl önce, konsept olarak epey pornografik bir fikir ortaya çıkmıştı. Sonrasında bunu olabildiğince düzgün, “dünya için güvenli” bir şekilde yapmaya karar verdik. Gerçek bir yönetmen ve ekibiyle birlikte. Dünyada şu an olan biten her şeyle birlikte ekibi riske atmak istemedik. Bir yer ya da ekipman kiralamanın mümkün olup olmadığını bile bilmiyorduk. Bu sebeple son anda çark etmek zorunda kaldık. Dümene benim geçmem gerekti ve bu konuda berbat olduğumu söyleyebilirim. Nihayetinde iPhone’lar ve Ring kameralarla zamanımızın ürünü olan bir şey yapmayı başardık.

Albümde ninni-vari bir atmosferi var, özellikle kapanış şarkısı “Perfect Shadow”da. İlk kez bu albümü baştan sona dinleyecek birine nasıl bir ortamda dinlemesini tavsiye edersin?

En iyi dinleyişlerimi her zaman arabada direksiyon başında yapıyorum. Önerim de kesinlikle bu olacaktır.

“Eğer 10 yıl sonra hâlâ bu işte kalırsam, çok daha fazla evrim geçirmiş olmayı umarım.”

Dandelion Gum, müziğe yaklaşım biçimimi kökten etkilemiş, başucu albümlerimden biri. Bir noktada aynı baş döndürücü ve akıcı sonik evrenden yansımalar duyabiliyorum Hot, Wet & Sassy’de. Sence iki albümün kesiştiği noktalar var mı?

O albümü yazan kişiyle bağ kurmakta epey zorlanıyorum açıkçası. Kemiklerinizin 10 yılda tamamen yenilendiğini söylerler; yani Dandelion Gum’a kıyasla iskeletim bile farklı şu an. Yüzeyde bu tür benzetmeler görülebilir ama özünde epey farklılar. Eğer 10 yıl sonra hâlâ bu işte kalırsam, çok daha fazla evrim geçirmiş olmayı umarım.

2016 çıkışlı Sweatbox Dynasty’nin ardından bir kez daha Ghostly International kataloğundasın. Bir müzisyen olarak Ghostly’yle çalışmayı çekici kılan detaylar neler?

Ghostly benim için doğru yer çünkü özgürlüğün ve fikirlerimi duymak konusundaki istekliliğin (ki bu konuda bazen sınırları aşmış gibi görünüyorlar) kesiştiği, zevkli bir noktadalar. Güvendiğim, sıkı bir ekipleri var. Yayıncılığın perde arkasındaki olayların nasıl işlediğini benden çok daha iyi biliyorlar; bu yüzden herhangi bir konuda endişeli olmama gerek kalmıyor. İşlerin hiç de böyle işlemediği durumlarda bulunmuştum. Bu stresi ortadan kaldırmak, göründüğünden çok daha fazla şey ifade ediyor.

Aesop Rock’la ortaklaştığınız Malibu Ken’in ilk albümü harikaydı. Daha fazlası için ağız sulandıran bir iş birliği. Yakın gelecek için o cephede herhangi bir plan var mı?

Henüz başka bir albüm için bir plan yapılmadı. Bu konuda suçu üstlenebilirim, yani tüm şikayetler bana yollanabilir.

Peki plak şirketin Rad Cult için sırada ne var?

Plak şirketi yönetmekten nefret ediyorum. Bunu hiç istememiştim ama 10 yıl önce Black Moth Super Rainbow albümlerini kendi başımıza yayımlamak için bir dağıtımcıyla anlaşmamız gerekiyordu. Çok uzatmak istemiyorum ama birçok şey değişiyor, artık bir plak şirketi gibi işlemiyor Rad Cult. Tam ölçekli yayınlar yapmayacağız bundan sonra. Belki ufak kasetler ve mini diskler olabilir. Ve eski albümlerimin yeni baskıları. Bu röportaj yayımlandığı zaman, artık plak dükkânlarında da yer almıyor olacağız. Çünkü fiziksel dağıtımı sonlandırdık. Yine, sadece kendime odaklanabilmek istiyorum. Rad Cult bir “plak şirketi”nden ziyade çevrimiçi bir dükkân olarak yaşayacak.

Hot, Wet & Sassy, Cadılar Bayramı’ndan hemen önce yayımlanacak. Sence bu albüm için ideal kostüm ne olurdu?

Bu albümün bir Cadılar Bayramı kostümü yok. Hot, Wet & Sassy, doğum günü partisi müziği.

  1. Kim kime bakıyor?: Stephan Gladieu ve Kuzey Kore’de ilk kez portrelenen hayatlar

    Kariyerine savaş fotoğrafçısı olarak başlayıp sahadaki deneyimini ilerleyen yıllarda çektiği portre fotoğraflarına aktaran Fransız sanatçı Stephan Gladieu, son projesinde Kuzey Kore’nin kapalı ve homojen toplumsal dokusu içindeki çeşitlilikleri kamerasından bizlere yansıtıyor.

  2. 90’lar İngiltere’sinde kaçışın ve partileme özgürlüğünün mücadelesi: “Spiralled”

    İngiliz hükûmeti “tekrar eden beatler” eşliğinde 20’den fazla kişinin bir araya geldiği izinsiz etkinlikleri yasaklayan kanunu 1994 yılında çıkardığında Seana Gavin, underground rave sahnesine gönül vermiş bir ergendi.

  3. Korkular, şifalar ve bizi biz yapanlar: Cem Yiğit Üzümoğlu ve Metin Akdülger sohbeti

    Akdülger ve Üzümoğlu; üretimlerine, deneyimlerine, ilgi alanlarına dair içten bir sohbete koyuldu.

  4. A’dan Z’ye: Şehir ve müzik

    A’dan Z’ye serimizde bu kez önümüze dünya atlasını açıyoruz.

  5. Yıkım kuyusuna dalmadan: TOBACCO

    “Butthole Surfers olsa ne yapardı?” değil, “Cyndi Lauper olsa ne yapardı?”

  6. Laraaji’nin “Moon Piano”sunun loş ışığında: Son 40 yıldan, geceye adanmış bazı müzikler

    Geceyi mesele edinmiş ya da geceye eşlik etmek amacıyla üretilmiş tematik albümlere bir yenisi daha eklendi.

  7. 30 yılın ardından yeniden dalgalanan ilham denizi: Café Türk

    İsviçre’de ikâmet eden Metin Demiral, 80’lerde liderliğini üstlendiği Café Türk ile new wave’den psikedeliye ve çok ötesine uzanan geniş yelpazede kafasına esen müziği yapmış, kendi imkânlarıyla iki albüm yayımlamış. Zel Zele Records’ın yayımlayacağı toplamayla Café Türk kayıtları yeniden gün yüzüne çıkıyor.

  8. Berlin sokaklarında bir su perisi: “Undine” ve Christian Petzold’un tüm hayaletleri

    Farklı janrları kendi üslubuyla yorumlamayı, türlerin kodlarını değiştirmeyi pek seven Alman sinemacının büyülü gerçekçi olarak betimlenebilecek son işi “Undine”, 39. İstanbul Film Festivali’nin ekim ayı seçkisinde yer almasının ardından 27 Kasım’da vizyona geliyor.

  9. “Kendi jenerasyonumun yaşadıkları”: Azra Deniz Okyay, "Hayaletler"i anlatıyor

    “Her gün yeni bir kaosun yaşandığı ülkemde kendi jenerasyonumun yaşadıklarıydı projeyi şekillendiren.”

  10. “Cinsellik hakkında konuşmamak, kendin hakkında da konuşmamaktır”: Metin Akdemir’in Hayalindeki Sahneler

    “Yeşilçam filmlerine olan aşkım hep devam etti. Belgeseldeki üç film de başrollerinde kadınların olduğu ve kadınların hikâyeleri etrafında dönen filmler. Üçünün ortak özelliği ise iki kadın karakterin bir aşamada erkeği kenara iterek bireysel ya da beraber hayatlarına onsuz devam etmeleri.”

  11. Hayat ve ölüm üzerine kendi mitinin peşine düşen bir anlatı: “Maddenin Halleri”

    “Toplumun her kesiminden insanın girip çıktığı, pek çok insanın bir arada olduğu bu yer, bir ülke metaforuna dönüşebiliyor.” -Deniz Tortum

  12. Künye