Duygudurum: Frozen Clouds - Kal

Yazı: Deniz Bankal - Fotoğraf: Kağan Tekkaya

30 Ocak’ta Wana Records etiketiyle yayımlanan Kal, Frozen Clouds’un şimdiye kadarki en bütünlüklü işi ve en bilinçli risk aldığı an gibi duruyor. Albüm, daha önce yayımlanmış dört şarkı içeriyor; ancak bu parçalar burada yeniden paketlenmiş kayıtlar değil de dramaturjik bir yolculuğun zorunlu durakları gibi işliyor. Kal, 30 dakikalık süresiyle kompakt fakat hacim olarak bir hayli yoğun. Bu tanıdık duraklar ise yolda soluklanmak için elverişli.

Post-pandemi Türkiye’sinde sert müzik iki uç arasında salındı: Nostaljik metalcore romantizmi ve küresel trendleri takip eden hibrit denemeler. Kal, bu iki eğilimin ortasında bir yerde duruyor ama hiçbirine teslim olmuyor. Bu açıdan tür sadakatinden ziyade duygusal yoğunluğu merkeze alıyor.

Wana’nın kuruluş hikâyesini bilmek de dinleme deneyimini etkiliyor bence. Bir süredir bu ismi görüyordum. Bu albüm için bir şeyler yazmaya karar verdiğimde de bu label kimin diye sorarak başladım. Luca Fritz ve Denzi tarafından 2021’de, takas usulü bir dayanışma ekonomisi içinde kurulan bu bağımsız yapı için “Sanatçı ezmeyen label” demişler. Bu cümle bir reklam sloganı olabilirdi ama burada daha çok çalışma prensibinin altını çiziyor. Wana’da herkes sanatçı ve herkes üretici. Bu yaklaşım, Kal’daki kolektif vokal estetiğinde de somutlaşıyor. Nitekim albümde parmağı olan herkes bir noktada mikrofonun başına geçiyor resmen. Bir noktadan sonra “kim söylüyor?” sorusu anlamını yitiriyor mesela. Sesler üst üste bindikçe özneler çözülüyor.  Wana’nın üretim modelinin sürdürülebilir bir pratiği olabileceğine inanmak istiyorum.

Yabancı imzalı kapak da kimlik fragmanlarından oluşan bir portre mimarisi kuruyor. Kolaj estetiğini yalnızca biçimsel bir tercih olarak okumamalı; bana kalırsa albümün kolektif üretim anlayışının görsel izdüşümü bu.


Açılış parçası “Gözyaşım Dondu”, albümün duygusal koordinatlarını çiziyor. Denzi’nin sözleri, Leon’un iki yıl önce aramızdan ayrılan sokak sanatçısı Rakun’a atfettiği bölümler, şarkıyı bir ağıttan çok bir direnç pratiğine dönüştürüyor. Acı burada edilgen bir duygudansa devam etmeyi mümkün kılan bir çeşit yakıt görevi görüyor sanki. Bu riskli bir alan; Kal çoğu zaman bu sınırdan geri dönmeyi başarıyor.

Robin’in auto-tuned vokali devreye girdiğinde prodüksiyon cilalı bir yüzey aramıyor; tam tersine, yapaylığını saklamayan, hatta onu teşhir eden bir performatiflik üretiyor. Bu da Robin’in alışıldık doğrudanlığıyla bilinçli bir gerilim kuruyor bence. Aynı anda Luca’nın kurduğu ses mimarisi; eğlenceli fikir katmanları, ani dönüşümler ve hemen köşede bekleyen breakdownlar eşliğinde albüm boyunca titizlikle hesaplanmış bir lunaparkta gezintiye çıktığınız hissi yaratıyor. Sert müziğe dair küresel referansların sindirildiğini, söz yazımı ve kelime seçkisiyle de fena hâlde buralı hissettirdiğini söyleyebilirim. Bu sözlerle albümün dramatik hattı kalınlaşıyor; duygular iyice damarlanıyor.

Damar demişken; “Hayalet”, Sorry Nobody iş birliğiyle albümün en radikal kırılmasını sunuyor. Beat temelli soundlara eğilimli bir çetenin burada neredeyse tamamen akustik bir açıklığa yönelmesi, Sorry Nobody’den gelen tür beklentisini bilinçli biçimde sabote ediyor ve geriye daha çıplak, daha kırılgan bir zemin bırakıyor. Yarattıkları kalabalık koro ise ortamda metafizik bir genişleme yaratıyor; bu kadar çok kişi aynı anda söyleyince de insanın inananası geliyor tabii. 

Albüm aktıkça düşüncelerimi de not alıyorum. Parham A.G,  elini attığı her yerde kendini belli eden bir karakter. Davulda da vokalde de “ben buradayım” diyor. Arda Ünnü’nün vokalini seçmek zor, belki de bilerek zor. İletişimini gitar vasıtasıyla kurmayı tercih ediyor gibi, nitekim ton seçimleri ve pedal kullanımı albümün iskeletini sertleştiriyor. Denzi’nin yerçekimli vokali ise Leon’un sahasına doğru yavaşça yaklaşıyor. İki ses arasındaki benzerlik bilinçli bir bulanıklık üretiyor; kimlikler yer yer üst üste biniyor. Sonra Leon scream atıyor. Ve ortada sis mis kalmıyor. Frozen’ın imzası bu.

Gitti Boşuna” önceki albüme uzanan bir köprü gibi çalışıyorsa, kapanıştaki “Yalanmış” köprünün karşı tarafı artık. Uzum3 ve Leon’un kimyası, teknik olarak güçlü, dramatik olarak daha da güçlü bir etki yaratıyor. Kal burada yalnızca zirve yapmıyor; aynı zamanda burada durmayı seçiyor. Ve durmak bazen en radikal ifadedir. Burada bıraktıkları yer, devamında ne yapacaklarına dair merakımı diri tutuyor.

Kal, Frozen Clouds’un yalnızca şarkı üreten bir topluluktan öte, form düşünen bir yapı olduğunu gösteriyor. Fakat bu form arayışı henüz tam anlamıyla radikal değil. Belki de buna kontrollü bir evrim diyebiliriz. Eğer bu evrimi canlı performanslarına da aynı berraklıkla taşıyabilirlerse işin ölçeği gerçekten değişir.

Wana Records’un henüz yüz şarkıyı yeni aşan kataloğu içinde Kal, Türkiye’de yeraltı estetiğinin, metalcore ve emo sonrası bir hibrit dilin olgunlaşma anlarından biri gibi duruyor. Bu bir kolektifin kendi sesini çoğul hâlde bulma pratiği. Ve bu pratik, şimdilik, ikna edici.


Frozen Clouds – Kal künyesi (alfabetik):
Arda Ünnü, Can Kiper, Deniz Kılıç, Denzi, Leon Fritz, Luca Fritz, Parham A.G., Robin, Sorry Nobody, Tan Babür, Uzum3, 1i