Duygudurum: The Weeknd - Dawn FM

2020’de tozu dumana katan After Hours albümü ve son yılların en büyük küresel hitine dönüşen “Blinding Lights” parçasından sonra Etiyopya asıllı Kanadalı yıldız The Weeknd’ın nasıl bir materyalle geri döneceği merak konusuydu. Geçtiğimiz ağustosta, ateşli bir disko pop marşı olan “Take My Breath” ile yeni koleksiyona dair ilk sinyaller verilmiş ve yeni The Weeknd numarası için geri sayım başlamıştı.



“103.5 Dawn FM” başlıklı bir Twitch canlı yayınıyla yapılan prömiyerinin ardından 7 Ocak’ta tüm streaming platformlarında dinlemeye açılan Dawn FM, güçlü prodüksiyonu ve Tyler, the Creator, Lil Wayne, Quincy Jones, Oneohtrix Point Never, Jim Carrey, Swedish House Mafia, Max Martin, Calvin Harris isimlerini içeren iddialı ortaklıklarıyla dikkat çekiyor.

Bir müzik meraklısının, albümü dinlerken aldığı notlar, sorduğu sorular, düşüp yükseldiği anlar ve kimi yayınlarda okuduklarının toplamından çıkan zihin dökümünü bulacaksınız aşağıda. Bir değerlendirmeden ziyade his haritası gibi. Gelin, Dawn FM’i birlikte dinleyelim.

Kulağa gelmeden önce, albümün görsel referansıyla kuruyoruz ilk teması. Hayal kırıklığına uğramış gibi görünen, yaşlanmış, yorgunluğu yüzünün her noktasından okunan bir The Weeknd gözlerimizin içine bakıyor. After Hours’un kapağında ise, ağzından burnundan kanlar akmasına rağmen gülümsüyordu müzisyen. Kariyerinin belki de en şaşaalı döneminde çıkan, en çok beklenen koleksiyonunun kapağı neden mutsuz bir gelecek ima ediyor acaba?

the weeknd dawn fm

The Weeknd geçtiğimiz mayısta Variety’ye verdiği röportajda, “After Hours gecenin geç saatleriyse, artık şafak yaklaşıyor.” demişti. Kasımda ise Billboard’a, albümün kavramsal altyapısıyla ilgili daha çok detay vermişti. Buna göre, dinleyici ölmüş ve trafikte sıkışıp tünelin sonundaki ışığa ulaşmayı beklemekle benzer hissettiren bir arafta bulunuyor. Neyse ki arabasında çalan radyo istasyonu yani Dawn FM, onu ışığa yönlendiriyor ve diğer tarafa geçmesine yardım ediyor. 

“Take My Breath”in klibiyle aynı evrende geçiyormuş gibi görünen tanıtım videosunda Jim Carrey’nin sesi, “Işığa doğru yürümenin ve kollarını açarak kaderini kabullenmenin zamanıdır.” sözleriyle davet ediyordu albüme. The Weeknd ise bu koleksiyonu, geride bıraktığımız iki yılın klostrofobik gerçekliğinden yaratıcı bir çıkış yolu olarak, pandemi depresyonu esnasında tasarlamaya başladığını söylemişti. Kast ettiği karanlık-aydınlık ikiliğinin, “ev” ve “dışarısı”nı da karşıladığı aşikâr.

Bir radyo istasyonunun 51 dakikalık akışını dinliyormuşuz gibi kurgulanan Dawn FM’in açılışı, kuş cıvıltılarından The Weeknd müziğini domine eden synth katmanlarına, hissi yoğunlaştıran vokal armonilerine ve Jim Carrey’nin oryantasyon konuşmasına doğru akıyor. Benim gibi, bu ikilinin bir araya gelmesine şaşıranlar için bir not: Birbirlerinin evini görebilecek yakınlıkta, komşularmış.

Aşinalık hissi

İkinci parça “Gasoline”in beni kendine çeken herhangi bir yanı olduğunu söylemek zor. “How Do I Make You Love Me?” ise bugünün teknolojisiyle 80’ler pop nostaljisi yaptırıyor. Yine synth dünyasından çeşitlemeler, davul makinesinden çıkan ritimler, alışkın olduğumuz falsettolar havada uçuşurken bas partisyonlarının etkisiyle gücünü artırıp dansa çağırıyor.

”Sacrifice” groove’uyla sürüklüyor, nakarat sonuna yerleşen tuhaf nida dışında kıpır kıpır eden, enerji yükselten bir parça fakat albümün neredeyse üçte birini dinlediğimiz şu dakikalarda, her şarkıda The Weeknd müziği dışından, aşırı tanıdık gelen sesler olduğu fark ediliyor. İlham alınmış gibi değil, sanki geniş kitlelerde karşılık bulmuş bazı müzikal fikirler parçalara kasıtlı olarak yedirilmiş gibi geliyor. Merak ediyorum: The Weeknd’ın devasa başarısını sağlayan şey, bu aşinalığı yaratması olabilir mi?

Sırada Quincy Jones’un sesinden bir öykü ve “Michael Jackson mı dinliyorum?” diye bir iki saniye şüpheye düşürse de tatlı düzenlemesiyle peşinden sürükleyen “Out of Time” var. Dawn FM’in en güzel beş dakikasına hoş geldiniz!

Yumuşacık bir pop baladını Tyler, The Creator flowuyla bir araya getiren “Here We Go… Again”in yarattığı kontrastın lezzeti tartışılır. “Seni sevmeme izin ver.” kadar güçlü bir arzuyu ısrarla tekrarlayan “Starry Eyes”’in duygusu ise bir türlü geçmiyor. “Every Angel is Terrifying” ve “Don’t Break My Heart” ile daha karanlık sulara varan bir akıntıya kapılıyoruz. Atmosfer yoğunlaşıyor, ta ki Lil Wayne eşlikli “I Heard You’re Married”i duyana kadar.

Kapanışı yapan “Phantom Regret by Jim”de kullanılan müzik, Jim Carrey’nin paylaştığı anlatı kadar etkileyici değil. “Cenneti görmek için cennet olmalısın.” gibi güçlü bir mesaj duyuyoruz önce, sonrası en baştaki gibi kuş cıvıltıları. İnanılmaz orijinal bir fikir olmasa da radyo istasyonu konsepti gayet iyi çalışıyor.

Oneohtrix Point Never’ın el attığı prodüksiyonun kalitesi ve The Weeknd’ın şarkıcılık yeteneğine diyecek çok az şey var. Alternatif bir R&B önerirken yıllar içinde popstar’a dönüşen The Weeknd, Dawn FM’i nostaljik hislerle donatmış. Bu yüzden yenilikçi tınlamayabilir. Birçok şarkıda dinleyicide hâlihazırda olduğu bilinen hislere göndermeler var. Bunun peşinde olanlar, dans etmek isteyenler aradığını fazlasıyla bulacak.  Daha maceracı ifade biçimleri arayanlar için bu kadar cilalanmamış başka rotalar daha heyecan verici olacaktır.

Yazı: İlayda Güler