Funboys 2. sezon: Maceralı ve tatmin edici

Yazı: utkan çınar

Britanya ve İrlanda komedilerinin “işler neden bu kadar kötü gidiyor?” sorusunu hem trajik hem de kahkaha attıracak şekilde sorma konusunda özel bir yeteneği var. Funboys, bu geleneğin son dönemdeki en acayip ve en sevimli örneklerinden biri. Geçtiğimiz yıl yayımlanan ilk sezonuyla radarımıza giren Kuzey İrlanda yapımı sitcom, ikinci sezonunda da taşra sıkışmışlığını, yetişkinliğe geçememe hâlini ve sosyal beceriksizliği büyük bir iştahla kurcalamaya devam ediyor.


Konu nedir?

İlk sezonu geçtiğimiz yıl yayımlanan Kuzey İrlanda yapımı sitcom yine dört bölümlük ikinci sezonuyla karşımızda. Funboys ülkenin kırsal alanı diyebileceğimiz düşük nüfuslu ve kurgusal Ballymacnoose isimli bir kasabasında modern bir hayat yaşamaya çalışan üç arkadaşın öyküsünü anlatıyor. İşin mizahi kısmı ise bu üç arkadaşın da “loser”lık kavramını limitlerine kadar zorlaması ve en derin duygusal dilemmalarını herhangi bir filtreye maruz bırakmadan ulu orta yaşaması.

Nerede kalmıştık? İzlemeden önce bilmemiz gerekenler…

Geçen sezon Callum’un genelde boşaltım için kullandığımız deliğimizden bünyesine uyuşturucu madde almaya çalışırken (!) bitmişti. Yeni sezon için bir heyecan duymak kolaydı dolayısıyla.  

Beklentileri nasıl karşıladı?

Geçen sene izlediğim en komik şeydi. Dizi “absürt” bir yapım olarak adlandırılsa da bu, son bölüm dışında, çok katılmadığım bir yorum. Özünde mücadele ettikleri dertlerin insan doğasında gerçekten yeri var. Olay, bunlarla başa çıkma yöntemlerinin son derece hararetli ve coşkulu olması. İkinci sezon daha maceralı ama gayet tatmin edici. Boğucu yaz günlerinde kafa boşaltmaya birebir. 

En çok neyi sevdin?

Hazırcevap diyalogların ritmi daha gelişmiş; durumlara sırtını yaslayan yapımın edebiyatı, bu sezon daha başrolde. Özellikle “Robot savaşları, genç bir insanın bu dünyada dürüstçe hayatını kazanabilmesinin son yollarından biri” gibi özlü sözleri not almak isteyebilirsiniz! Kendinin farkında bir noktaya evrildiğini de görebiliyorsunuz. Bu genelde sevdiğim bir şey değildir ama Funboys’taki karakterler zavallılığın sınırlarını zorladıkça bu farkındalığa ihtiyaç duyuyorsunuz; aksi takdirde akıl hastalarının diş sıkmadan izlenemeyecek hikâyelerine dönüşme riski de her zaman var! Ve tabii minimalist dekor ve mekân kullanımı da hâlâ iyi işliyor. Sıradan iç mekânlar, çiftlik ortamları, özellikle geri planda bırakılmış sinematografisi, dikkatin karakterlerde kalmasını sağlıyor. 

En az neyi sevdin?

Rian Lennon’ın canlandırdığı Jordan karakterinin dizinin kalanına uyum sağlamakta zorlandığını düşünüyorum. İlk sezonda tanışma sürecinde bu çok dikkat çekmiyordu ama yeni bölümlerde daha arka planda kalmış durumda. Onun oyunculuğu ve hikâyeleri biraz zayıf, söyledikleri çok oturaklı değil. Kendisi dizinin hem yaratıcısı hem yazarı hem de tek yönetmeni olduğu için karakterine odaklanmak da zorlanması normal. O yüzden bu sezon Ele McKenzie daha çok öne çıkıp onun yerini alıyor bir nevi. Bu da şimdilik kötü bir şey değil. Sonuçta Ryan Dylan’ın başarıyla can verdiği Callum diziyi tek başına sürükleyebiliyor. Ama daha devam edecekse karakterler arasındaki hiyerarşide birtakım kararlar verilmesi gerekebilir. 

Majör yenilikler neler? Sürprizler var mı?

Britanya menşeli komedi tarihinde nadide bir yere sahip Steve Coogan’ın ilk bölümde yer alması tabii ki diziye de belli bir saygınlık katıyor. Dizi belki böyle konuklar için fazla “tuhaf” ama daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için de yararı olacaktır.  

İzleyince kafanda soru işareti yaratan bir şey oldu mu?

Bir soru işareti değil de bu tarz pastoral Britanya komedi anlayışının daha uzun soluklu işler yapmasını istiyor gönül. Funboys’un öncülü diyebileceğimiz This Country de harika bir işti. Ama fazla kısa kesiyorlar sanki. ABD’de işler açgözlüce uzatılırken Ada’da “tadında bırakma”nın tadı kaçırılıyor. Funboys daha sürecektir belki umarım ama o ve This Country gibi işlerin daha malzemesi var ellerinde diye düşünüyorum. Bu kadar çekingen olmamalı.