Günün kısası: Born to be Mild (2016)

Yazı: Melis Tire

Andrew Oxley’nin kısa belgeseli Born to be Mild, hızın ve sürekli meşgul olma hâlinin neredeyse bir erdem sayıldığı çağımıza küçük ama etkili bir karşı çıkış gibi ilerliyor. Film, dünyanın dört bir yanından üyeleri olan Dull Men’s Club topluluğunu takip ederek; posta kutularına hayranlık duyanlardan süt şişesi koleksiyoncularına kadar gündelik hayatın dikkatten kaçabilecek ayrıntılarına tutkuyla bağlanan insanların izini sürüyor.

Yönetmen, filmi hakkında BBC’ye verdiği röportajda ilhamını şöyle özetlemiş:

“Her zaman hayatın daha sıradan, gündelik yönlerine ilgi duymuşumdur. Bu yüzden Dull Men’s Club’la karşılaştığımda oldukça heyecanlandım ve onlar hakkında bir film yapma fikrine karşı koyamadım. Bu kişiler gündelik şeylere farklı bir gözle bakıyor; ben de geri çekilip onları dinlemekten büyük keyif aldım.”

Born to Be Mild, gösterişsiz olanın da bir anlatı kurabileceğini hatırlatan kısa ama ferahlatıcı bir belgesel. Büyük hikâyeler yerine küçük ayrıntılara yaslanan film, gündelik hayatın kenarında köşesinde kalmış merakların da büyük tutkular kadar anlamlı olabileceğini sessizce hatırlatıyor.