Bir diziden çok daha fazlası: Hacks’e veda
Yazı: Harun Kubat
Son yılların televizyon dünyasına damga vuran dizilerinden biriyle yollarımızı ayırma vakti geldi. Jean Smart ve Hannah Einbinder’ın ekrandaki güçlü uyumlarıyla öne çıkan Hacks, kısa sürede komedi dünyasının en sevilen ikililerinden birini yarattı. Emmy ödüllü dizi, elde ettiği başarılarla yetinmeyip kariyerinde sürekli yeni basamaklar çıkmak isteyen komedyen Deborah Vance ile ona şakalar yazması için ekibine katılan genç yazar Ava Daniels arasındaki iniş çıkışlı ilişkiyi merkezine alırken; kuşak çatışmasından yaratıcılık krizlerine, başarı arzusundan yalnızlığa kadar pek çok meseleyi komedinin sınırlarında ele alıyor.
Genel izleyiciye göre biraz daha geç keşfettiğim Hacks, kısa sürede kişisel olarak en güçlü bağ kurduğum yapımlardan birine dönüştü. Bunun en önemli sebebi, dizinin merkezindeki ilişkinin yalnızca profesyonel bir bağ olmamasıydı. Birbirini anlamakta zorlanan, zaman zaman uzaklaşan ve yeniden aynı noktada buluşabilen iki insanın hikâyesi; zamanla kariyer ya da komediden çok daha büyük bir şeye dönüşüyor. Bu yüzden artık yerini doldurmanın kolay olmayacağını düşündüğüm Hacks’e veda ederken, ilk dört sezon boyunca yaşananlara, Deborah ve Ava ile çıkılan yolculuğa ve final sezonuna yakından bakmanın tam zamanı.
*Bu yazı, Hacks dizisinin final sezonunu henüz izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.

Çatışmalı ilişkiden duygusal bağımlılığa
Las Vegas’ın değişmeyen sahne ışıkları altında Deborah Vance, kariyerini neredeyse efsanevi bir noktaya taşımış bir komedyen olarak karşımıza çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında her şeyi kontrol altında tutan, sahnede kusursuz bir özgüvenle var olan bu figür; aslında iletişimini büyük ölçüde mizah üzerinden kuruyor ve duygularını bastırmayı bir refleks hâline getiriyor. Geçmişte yaşadığı kırılmalar doğrudan anlatının merkezinde yer almasa da komedisinin alt katmanlarına sürekli sızıyor. Komedi sektörünün onu “yaşlı kadın komedyen” etiketiyle sınırlamaya çalışmasıyla hikâyesi farklı bir yöne evrilmeye başlıyor. Deborah bu etiketi kabul etmiyor; kariyerinin hâlâ dönüşebileceğini ve yeniden tanımlanabileceğini kanıtlamaya çalışan hırslı birine dönüşüyor. Dizi ilk katmanını tam da buradan kuruyor: Kadınların yaş, görünürlük ve değer üzerinden sürekli yeniden sınandığı bir var olma mücadelesi.
Bu mücadelenin karşısına yerleştirilen ikinci baş figür ise Ava Daniels oluyor. Genç, keskin zekâlı ve sistemin dışına itilmiş bir yazar olan Ava, kariyerinin erken döneminde yaptığı bir şaka nedeniyle dışlanıyor. Bu deneyim onu hem çaresiz hem de mücadeleci bir noktaya taşıyor. Düşüncelerini doğrudan ifade ediyor, cinsel kimliğini saklamıyor ve idealizmi nedeniyle zaman zaman sektörle açıkça çatışıyor. Ava’yı çok rahatlıkla “woke kültürünün vücut bulmuş hâli” olarak tanımlamak mümkün; benim gözümde bu yönü, karakterin mizahının da sevdiğim bir parçasını oluşturuyor. Ancak bu yüzden Deborah’nın sert, kontrolcü ve alaycı dünyası ile Ava’nın idealist ve doğrudan tavrı sık sık karşı karşıya geliyor.
İkisi arasındaki ilişki başlangıçta zorunluluk ve çatışma üzerine kurulsa da zamanla karşılıklı bir öğrenme ve dönüşüm alanına dönüşüyor. Aslında her ikisi de aynı sistemin farklı kuşaklardaki yansımalarını temsil ediyor. Bu yönüyle dizi, iki karakterin birbirini dönüştürme biçimini en güçlü anlatı unsurlarından biri hâline getiriyor. Ava ve Deborah; ihanetlerin, kırılmaların ve zaman zaman sevginin iç içe geçtiği karmaşık bir ilişki sürdürüyor. Aralarındaki güç dengesi sık sık değişiyor, dostlukları sarsılıyor ve güven ilişkileri sürekli zedeleniyor. Ancak ne kadar yıpransalar da birbirlerine ihtiyaç duyduklarını biliyoruz. Bu yüzden uzaklaşsalar da birbirlerinden tam anlamıyla vazgeçemiyorlar. Tıpkı onları izlerken, aldıkları kararlara öfkelendiğim anlarda bile benim de onlardan vazgeçemediğim gibi.
Dizinin odağı yalnızca merkezindeki ikiliyle sınırlı değil; etraflarındaki emek ağı da en az onlar kadar belirleyici bir rol oynuyor. Çalışanların her biri bir yıldızın etrafında var olmanın bedelini farklı biçimlerde ödüyor. Deborah’nın kariyerindeki her sıçrama, yalnızca onu değil; çevresindeki herkesin ilişkilerini ve emeğini de yeniden sınayan bir sürece dönüşüyor. Yaratım süreci; üretmek, komik olmak, sürekli içerik çıkarmak ve başarıyı korumak zorunluluğu üzerinden aşina olduğumuz yoğun bir baskı kuruyor. Sezonlar boyunca bu görünmeyen yükün altında şekillenen geniş bir ekip izliyoruz.
Hacks, sıradan bir komedi sektörü dizisi gibi görünse de aslında kadınların sektörde hayatta kalma mücadelesine, güç ilişkilerine, dostluk ve rekabet arasındaki ince çizgiye, üretim baskısına ve sanatçı olmanın zorluklarına odaklanan çok katmanlı bir hikâye kuruyor. İzleyicisini de bu hikâyenin bir parçasına dönüştürmekten geri durmuyor. Sevgi ile kariyer arasındaki gerilim, öğretici–öğrenci ilişkisi ve görünmez emek gibi temalar bu yapıyı sürekli besliyor. Deborah ve Ava’nın ilişkisi ise bu sistemin içinde hem çatışmanın hem de dayanışmanın aynı anda var olduğunu gösteriyor. Ancak tüm bu çok katmanlı yapının en sert sınavı, dördüncü sezon finalinde verilen etik karar ile ortaya çıkıyor.

Nerede kalmıştık?
Dördüncü sezonun finali, Deborah’nın kariyerindeki en büyük kırılmalardan birini yaratmıştı. Gece şovuna skandallı bir konuk alınması ilk bakışta bir “program krizi” gibi görünse de aslında onun sistemle ve kendi değerleriyle yaşadığı çatışmanın son noktasıydı. Ava’nın yaşananları medyaya taşımasına rağmen Deborah’nın onu kovmak yerine koruması ve süreci kamuoyuna açık biçimde ifşa etmesi, yalnızca profesyonel dengeleri değil; Ava ile kurduğu ilişkiyi ve kendine dair inşa ettiği kimliği de geri dönülmez biçimde değiştirdi. Bu kararın ardından Deborah, bir zamanlar sahnenin merkezinde yer alan güçlü komedyen kimliğini kaybederek sistem tarafından görünmez kılınan bir figüre dönüştü. Sahneye çıkması ve üretim yapması aylarca engellenirken, hakkında yayılan tuhaf ölüm haberleri bile bu itibarsızlaştırma sürecinin bir parçası hâline gelmişti.
Bu noktadan sonra hikâye, Deborah’nın başarıdan çok sevgiye, yakın çevresine ve geride bırakacağı mirasa odaklandığı final sezonuna yöneliyor. Nostaljik ve duygusal bir tona yaslanan bu sezon yokluk duygusundan besleniyor. Eğlence sektörünün sert gerçekleri daha görünür hâle gelirken şirketlerin kontrol mekanizmaları, sansür uygulamaları ve güç mücadeleleri Deborah’nın etrafını kuşatıyor. Artık mesele yalnızca kariyerini geri kazanmak değil; sistemin onu nasıl hatırlayacağıyla yüzleşmek ve kendi hikâyesinin kontrolünü elinde tutmak hâline geliyor. Deborah’nın komedi kariyeri de tıpkı herkesin hayat mücadelesi gibi engellerle dolu bir yol üzerinden ilerliyor. Ancak onu bu yolculukta ayakta tutan şey, etrafında kurduğu güvenli çevre ve sahnede karşılık bulan izleyici kahkahası oluyor. Bu süreçte Ava ile ilişkisi de yeni bir evreye giriyor; bir zamanlar çatışma üzerinden tanımlanan bağları, artık birlikte ayakta kalma çabasına dönüşüyor.

Son kahkahanın ardından…
Deborah’nın kariyerindeki bu unutulmaz ânın ardından gelen büyük finalin asıl gücü, yaşanan olaylardan çok Deborah ve Ava’nın yıllar içinde birbirlerinin hayatında kapladığı yerden kaynaklanıyor. Zorunlu bir iş ilişkisinden doğan bağları, zamanla birbirlerinin kararlarını, korkularını ve dünyaya bakışlarını şekillendiren çok daha derin bir ilişkiye dönüşüyor.
Hatta dürüst olmak gerekirse, onların hikâyesini yalnızca bir dostluk olarak tanımlamakta zorlanıyorum. Aşkın tanımı kişiden kişiye değişse de Ava ve Deborah arasındaki bağ, sıradan arkadaşlık kalıplarının ötesine geçiyor. Birbirlerine duydukları ihtiyaç, bağlılık ve vazgeçememe hâli; ilişkilerini sevgiyle örülmüş başka bir noktaya taşıyor.
Son bölümlerde dizi artık başarı hikâyelerinden çok vedanın ihtimaliyle ilgileniyor. Ava’nın Deborah için duyduğu endişe, onun yalnızca bir yol gösteren olmasından kaynaklanmıyor; hayatının en önemli ilişkilerinden birini kaybetme ihtimaliyle yüzleşmesinden doğuyor. İyileşmeye, korkularla mücadele etmeye ve birlikte umuda tutunmaya odaklanan bu süreç, ikili arasındaki sevgi, güven ve bağlılığın yıllar içinde nasıl şekillendiğini yeniden görünür kılıyor.
Hacks finalinin benim için bu kadar yıpratıcı olmasının sebebi de burada yatıyor. Ava ve Deborah’nın tüm kırılmalara rağmen kopmayan bağının artık ne kadar kalıcı olduğunu görmek, vedanın ağırlığını daha da derinleştiriyor. Bir yandan bu ağırlık, diğer yandan Hacks’in kendine özgü mizahı hikâyeyi ayakta tutuyor. Samimi, duygusal ve karakterlerine yakışan bir final ortaya çıkıyor. Deborah ve Ava’nın hikâyesi elbette burada bitmiyor. Komedi sektörünün kadınları küçümseyen, etiketleyen ve sınırlandıran yapısı da varlığını sürdürüyor.
Çatışmalarıyla, sevgi – nefret ilişkileriyle ve dostluğun en zor hâllerini gösterebilen bu ikili; Thelma & Louise ve The Devil Wears Prada’daki Miranda Priestly ile Andrea Sachs gibi hafızaya kazınıyor. Finalde geriye bir boşluk hissi kalsa da Jean Smart ve Hannah Einbinder arasındaki göz ardı edilemeyecek kimya ve samimiyet, Ava ve Deborah’nın bu yıpratıcı dünyada kurduğu bağı silinmesi güç bir mirasa dönüştürüyor. Geriye dönüp bakıldığında akılda kalan tek şey, birbirlerinin hayatını dönüştüren iki insanın hikâyesi olacak.
Elveda Hacks.
