Half Man, Sound of Falling ve bu hafta başka ne izlesek?
Yazı: Burcu Teker
Vizyon takviminden ve farklı platformların kataloglarından film, dizi, belgesel ve şov tavsiyelerimizi içeren ne izlesek seçkimizde Richard Gadd’in yeni draması Half Man, Mascha Schilinski imzalı Sound of Falling, Zach Galifianakis’in belgesel formlu reality şovu This Is a Gardening Show ve çok daha fazlası yer alıyor.

Half Man (HBO Max, 24 Nisan)
Nedir: Bastırılan travmalar, kuir kimlik, toksik maskülinite, arzu, güç ve insan tabiatı mefhumları üzerine duygu yükü yoğun, sert ve sarsıcı bir üretim. Detaycılık refleksinin verdiği tekrar hissinin izleyiciyi duyarsızlaştırdığı noktalar olsa da oyuncu performanslarının parlattığı kardeşler arası dinamik, yıkım gücü yüksek tavrını ve tüm karanlığını son dakikaya kadar diri tutmayı başarıyor. Richard Gadd’in karakterlerini işleme ve hikâye anlatıcılığı işinde ne kadar iyi olduğuna bir kez daha şahitlik ettiğimiz mini dizide erkeklik kalkanını giymiş ten denen sert kabuk dışarıda işini yaparken biz altında yatan çıkmazlara, arada kalmışlıklara, güç dengelerine ve toplumsal normların hayatları sürüklediği yönlere bakış atıyoruz. Kapanmamış yaraların, çözülmemiş sorunların bugünü şekillendirdiği; “seni, sen olmayı ve seni yok etmeyi istiyorum” diyen hem fail hem mağdur gömleğini giymiş baş karakterleri ile Half Man seyir tecrübesi zor, huzursuz edici bir deneyim.
Neye benzer: Akla ilk düşenlerden ikisi Stranger by the Lake ve Knife + Heart.
Kimler var: 2024’ün en kalburüstü yapımlarından Baby Reindeer’ın ardındaki üç Emmy ödüllü zihin Richard Gadd’in yaratıcısı ve senaristi olduğu Half Man’de yönetmen koltuğunu Alexandra Brodski ve Eshref Reybrouck paylaşıyor. Gadd aynı zamanda başrollerden Ruben’ın yetişkinliğine de hayat veren isim. Ödül sezonunu hareketli geçireceği anlaşılan Jamie Bell, Niall’ın yetişkinliği rolünde kelimenin tam anlamıyla döktürüyor. Ancak dizinin yaslandığı, grafiği yukarı çeken en büyük etkenlerden ikisi şüphesiz “kardeş”lerin ergenliklerini canlandıran oyuncular Stuart Campbell ve Mitchell Robertson’ın incelikli performansları. Sinematografide Broadchurch, Killing Eve, The Devil’s Hour emektarı Carlos Catalán dokunuşu var.

In die Sonne schauen / Sound of Falling (MUBI, 24 Nisan)
Nedir: Sıcak. Soğuk değil. Kızgın, kavurucu hiç değil. Tatlı bir sıcak. İyi hislere yüksek sesle dikkat çekmekten kaçınmıyor Alman sinemacı Mascha Schilinski, mecazen de olsa. Nadirler zira. 78. Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü Sirāt ile paylaşan Sound of Falling; çekirdekte hissedilen dürtüler, kimse bakmazken akıldan geçenler ve dillendirilmeyen yaşanmışlıkları algı, hafıza ve hayal gücüyle yoğurup filtresiz bir biçimde aktarıyor. Almanya’daki ücra bir çiftlikte, dört genç kızın yaşadığı dönem ve trajediler kusursuzca birbirine karışırken onları birbirine bağlayan görünmez ip bastırdıkları travmalar, kimlik inşası savaşı, hatırlama eyleminin ağırlığı ve imgesel anlamda ölümü düşlemeleri oluyor. Schilinski’nin çekim tekniği ve kamera açılarıyla çiftlikte mahsur kalmış bir ruh gibi gözlemlediğimiz, yer yer karakterlerin gözünden müdahil olduğumuz olaylar bir şekilde öylesine tanıdık ki; birbiri üstüne binen hikâyeleri sessizce takip ederken arka planda kendi versiyonlarımız süzülmeye başlıyor doğal olarak. Görmezden gelindi, duyulmadı; hiçbir kadın kendi hâlinde öylece yaşayamadı. Toplumsal hafıza ve biçilen roller çağ fark etmeksizin benzer döngülerde takılı kaldı. Tam da bu sebepten geleneksel anlatının ötesine adım atan uzun metrajıyla Schilinski, kadın öznelliğini olabildiğine yalın, ağır ve vurucu biçimde aktarmayı kendine görev ediniyor.
Neye benzer: Avusturyalı auteur Michael Haneke imzalı The White Ribbon.
Kimler var: Senaryoda Louise Peter ile birlikte kalem oynatan Mascha Schilinski görüntü yönetiminde direksiyonu Fabian Gamper’e bırakmış. Hanna Heckt, Lena Urzendowsky, Susanne Wuest, Filip Schnack kadronun öne çıkanları. Bu labirent-vari dünyanın nefes kesen, bir o kadar karanlık soundtrack’i ise İsveçli müzisyen Anna von Hausswolff’un 2015 tarihli cevheri “Stranger”.
Bunlar da var!

This Is a Gardening Show (Netflix, 22 Nisan)
Aktör, komedyen ve “tecrübeli bahçıvan” Zach Galifianakis’in 15’er dakikalık altı bölümden oluşan neşe kaynağı belgesel serisi. Vancouver Adası’nda çekilen ve yeni başlayanlar için bahçecilik misyonuyla yola çıkan yapım, toprağa el sürmeye heves edenler için nefis bir yaklaşım benimsiyor: Tümevarım. Çocuklar ile yapılan sohbetlerden alanın uzmanlarının ders niteliğindeki görüşlerine, toprak ve ekin üzerine türlü konuya dalıp çıkıyoruz. Oyuncunun kendine has mizahından beslenen bu zekice hamle; tarım, iklim krizi, mahsul yetiştirme yöntemleri gibi ciddi konulara dair paylaşılan önemli bilgileri herkes tarafından içselleştirilebilir kılıyor. Sürdürülebilirlik ve geleceğin tarıma dayalı olduğu fikri daha kreatif, daha yürek ısıtan ve coşkulu biçimde nasıl aktarılırdı açıkçası bilemiyoruz!

Springsteen: Deliver Me from Nowhere (Disney+, 22 Nisan)
Warren Zanes’in 2023 tarihli kitabı Deliver Me from Nowhere: The Making of Bruce Springsteen’s Nebraska’dan Scott Cooper tarafından uyarlanan biyografik film, New Jersey’nin işçi sınıfından gelen müzisyen Bruce Springsteen’in varoluşsal gelgitler yaşadığı depresif dönemi ile kariyerinin en radikal ve bir o kadar da kişisel albümü olan Nebraska’nın yaratım sürecine ortak ediyor izleyicisini. Kaderini gerçekleştirirken bir yandan da hiç olmadığı kadar kaybolmuş hissetmenin ağırlığı altında ezilen müzisyenin, E Street Band ile geçirdiği başarılı turnenin ardından eşiğinde olduğu kapıların hangisinden geçeceğine karar vermesi gerekiyor: Starlık mertebesi mi? Mental çöküş mü? Karakterinin hakkını vermek için Springsteen’le çokça vakit geçiren Jeremy Allen White’ın yanı sıra künyede rastladıklarımız arasında Jeremy Strong, Stephen Graham, Paul Walter Hauser, David Krumholtz, Odessa Young, Gaby Hoffmann gibi ışıltılı isimler var.

Criminal Record – 2. sezon (Apple TV+, 22 Nisan)
Peter Capaldi ve Cush Jumbo’nun başrollerini paylaştığı gerilim dolu suç dizisi ikinci sezonuyla geri dönüyor. Paul Rutman’in yaratıcısı olduğu dizi, ilk sezonda isimsiz ihbarla yeniden gündeme gelen şaibeli cinayet soruşturması ekseninde şekilleniyordu. Capaldi’nin hayat verdiği tecrübeli dedektif Hegarty’nin büyük bir örtbasın parçası olduğu gün gibi ortadayken, Jumbo’nun karakteri Lenker’in masum bir insanın hayatının geri kalanını hapiste geçirmesini engellemede kararlı oluşu, durumu gergin bir kedi fare oyununa dönüştürmüştü. Mesleğin gereklilikleri konusunda oldukça farklı ideallere sahip polis memurları yeni sezonda, Londra’nın kalbinde gerçekleşmesi beklenen bombalı saldırıyı engellemek için yürütülen gizli operasyonda zoraki ittifak kurmak zorunda kalıyor. Künyeye yeni eklenenler arasında Dustin Demri-Burns, Juliana Yazbeck, Luther Ford, Samuel Oatley var.

My Brother the Minotaur (Apple TV+, 24 Nisan)
Mark Hodkinson, Maurice Joyce ve Donal Mangan tarafından geliştirilen Kelt folkloruyla bezeli fantastik animasyon, dünya üzerindeki tek minotor sıfatını taşıyan 12 yaşındaki Lorcan’ı (Ely Solan) izliyor. Geçmişiyle ilgili cevaplar arayan Lorcan’ın, insan ırkından kardeşi Charlie (Billy Jenkins) ve arkadaşları ile aidiyet ve kimlik kavramlarını keşfetme yolculuğunu konu alıyor. Ada sakinleri, ailesi ve bilhassa küçük kardeşi Charlie’nin (Billy Jenkins) koruması altındaki Lorcan canavarlarla ilgili kâbuslar görmeye, üstüne üstlük kasabada garip olaylar patlak vermeye başladığında mitolojik mirasını ve başkaca doğaüstü güçlerin iş başında olup olmadığını sorgulamaya koyuluyor. Hiper gerçekçilikten kaçınan 2D projenin arkasında İrlanda’nın ödüllü animasyon stüdyoları Cartoon Saloon ve Dog Ears iş birliği var.

Gözden kaçmasın
*Untold: The Shooting at Hawthorne Hill (Netflix, 21 Nisan)
*Stranger Things: Tales From ‘85 (Netflix, 23 Nisan)
Hâlâ izlemediyseniz
*The Substance (HBO Max, 15 Nisan)
*MaXXXine (Netflix, 15 Nisan)
*The Friend (Prime Video, 18 Nisan)
*Tron: Ares (Disney+, 15 Nisan)