Bir kuşağın DNA’sı: John Robb ile Oasis ve “Live Forever” üzerine
Röportaj: Cem Kayıran, Ekin Sanaç
4 Temmuz’da Cardiff’te gerçekleşen ve 140 bin dinleyicinin katıldığı konserle 2025 Oasis yazı resmen başlamış oldu. Turnenin her gecesinde çığ gibi büyüyen bu heyecan, dinleyici kitlesinin de önemli bir bölümü için hayatlarının ilk Oasis deneyimi anlamı taşıyor. Turnenin bir sansasyon hâlini almasında tabii ki 2009’dan bu yana ilk konserler olmasının rolü yadsınamaz ama sözünü ettiğimiz; bir dönemi tanımlamanın ötesinde, ateşi zamanla daha da harlanan şarkılarla dolup taşan bir külliyata sahip bir grup ne de olsa.
Oasis’i Oasis yapan unsurları, dönemin ve Manchester’ın kültürel panoramasını da çıkararak anlatan Live Forever: The Rise, Fall and Resurrection of Oasis, bu mirasla bir şekilde temas etmiş herkesin ilgisini çekecek bir kitap. Yazarı, Oasis serüvenini ilk ânından beri yaşayan John Robb. Kapağında Noel Gallagher’dan bir mesaj da var: “Hepsi doğru!”
What’s the Story Morning Glory? kayıtlarındaki gergin anlar, sokaklarda geçen ilk günlerin ateşi, turnelerin yarattığı tansiyon değişimleri ve dahasıyla Oasis hakkında kaleme alınmış belki de en içeriden kaynaklardan biri olan Live Forever’ı konuşmak üzere John Robb’a bağlandık.
Bir de hatırlatma: John Robb, 13-14 Eylül’de gerçekleşecek Eksen on Fair festivalinin konuklarından biri olacak. İpek Atcan moderatörlüğünde 13 Eylül Cumartesi gerçekleşecek panelde Oasis’in kariyeri masaya yatırılacak. Detaylar burada.

“Oasis asla eleştirmenlerin grubu olmadı ama o yılları tanımladılar çünkü kitlelerini anlıyorlardı, çünkü o kitlelerin ta kendisiydiler.”
Sürekli bir sonrakine odaklanan bir kültürde bir grubun “sonsuza dek yaşaması” ne anlama gelir?
Çok az grup kuşaklar boyunca aktarılan bir müzik üretir. The Beatles bunu kesinlikle yaptı ve zeki pazarlama stratejileriyle ve harika şarkılarla pop kültüründe ölümsüz hâle geldi. Bunu başaran birkaç grup daha var. Oasis’i ilginç kılan ise yenilikçi olma amacı taşımayan ama milyonlarca insanda duygusal ve melodik bir karşılık bulan müzikleriyle bunu başarmış görünmeleri. İngiltere’de 90’ların en önemli grubu olarak çoktan bir kuşağa damgalarını vurmuşlardı. Ancak bu turnede şaşırtıcı olan, hiç olmadığı kadar iyi ses çıkarmaları ve dinleyicileri için hiç olmadığı kadar anlamlı olmaları oldu. Konserlerdeki tepkiler yoğun ve duygusaldı. Şimdi tek soru şu: Duracaklar mı, devam mı edecekler? Miraslarını garantiye aldılar ama daha ileriye gidebilirler mi?
Noel ve Liam’ın ilişkisi, karizmaları ve şarkıları büyülü gerçekten büyülü. Bunlar kuşaklarının DNA’sına derinden işlenmiş durumda. Gerçekten de “sonsuza dek yaşıyorlar”.
Araştırmaların sırasında seni en çok şaşırtan ya da huzursuz eden arşiv materyalleri neler oldu?
Hikâyenin en rahatsız edici kısmı, babalarının ne kadar şiddet dolu olduğuydu. Ama Noel’in dediği gibi: “Bu şarkıları dayakla içime işledi.” Bu hikâyeyi zaten iyi biliyordum çünkü Noel, Oasis’e katılmadan önce Manchester’daki konserlere gitmeye başladığında genellikle oradaydım. Onların hikâyesi, ilişkileri, Manchester’ın arka planı ve ayrıca çoğu zaman göz ardı edilen sonraki albümleri ilgimi çekiyordu.
Kitap yalnızca Oasis’in zaman çizelgesini değil; aynı zamanda 90’ların ruhsal manzarasını da ele alıyor. Anlatıyı nasıl çerçevelemeye karar verdin?
90’ların en önemli hikâyesi, Oasis ve Blur arasındaki sözde “Britpop savaşı”ydı. Kuzey – güney, orta sınıf – işçi sınıfı, Manchester – Londra karşıtlığı ve İngiltere’nin ruhsal özünün bir fotoğrafıydı. Oasis asla eleştirmenlerin grubu olmadı ama o yılları tanımladılar çünkü kitlelerini anlıyorlardı, çünkü o kitlelerin ta kendisiydiler.
Sizce 2025 Oasis buluşması, sadece bir nostalji turnesinden daha fazlası mı?
Kâğıt üzerinde nostalji, çünkü sadece eski şarkıları çalıyorlar. Ama bütün gruplar sonunda nostaljiye dönüşür. Garip olan, bu şarkıların yepyeniymiş gibi karşılanması ve konser atmosferinin yoğun ve coşkulu olması. Bu, şarkıları bugün için yeniden çerçeveliyor. Müzik yeni ya da deneysel olmak zorunda değil; duygusal bir deneyim olarak da yankılanabilir.
Oasis’in müziği günümüz genç kuşaklarında nasıl bir yankı buluyor sence?
Kalabalığın büyük bir kısmını gençler ve çok sayıda kadın oluşturuyordu. Oasis dinleyicisine dair klişe bir görüş var ama gerçek farklı. Gençler için bu, büyük şarkıları olan klasik bir grup. Filtre olmadan konuşuyorlar ve hayatlarını soundtrack’liyorlar, The Beatles’ın hâlâ yaptığı gibi. Müzik yazarlarının gözdesi olan gruplara kapılma telaşında insanlar bazen her tür müziğin yankılanabileceğini unutuyor.
Oasis ile günümüzde işçi sınıfının müzikteki temsili arasında bir çizgi görüyor musun?
İşçi sınıfı insanlarının müzikte yer edinmesi ya da sesini duyurması artık çok daha zor. Bu da birçok ülkede büyük bir hayal kırıklığına yol açıyor ve maalesef sağcı partilerin insanları kendi amaçları için kullanmasına zemin hazırlıyor.
Grubun tüm hikâyesini yazmış biri olarak, onların dönüşünü şimdi izlerken ne hissediyorsun?
Bence bu bir kumardı. Noel pop kültürü oyununu çok iyi bilen biri ve belki de The Jam veya The Beatles gibi “iyi bir şekilde bitirmenin” en iyisi olduğunu düşünebilirdi. Ama büyük para ve Paris’teki çöküş yerine yüksek bir noktada bırakma fırsatı cazipti. Yine de Noel’in ya da kimsenin böyle olacağını beklediğini sanmıyorum. Çoğu insan keyifli bir şekilde şarkılara eşlik edeceği bir gece beklerken, duygusal dalga grubu da hazırlıksız yakaladı. Noel’in Cardiff’teki ilk konserde yüzüne bakarsanız, tüm olaydan oldukça etkilenmiş göründüğünü fark edersiniz.

Fotoğraf: Samir Hussein / WireImage
Onlarca yıl sessizlikten sonra grupların yeniden birleşmesinde neredeyse kutsal bir şey var. Oasis için bu ânın ruhani ya da mitsel boyutları sence neler?
Bu bir kumar ve kaybedecek çok şey var. Ama yıllar içinde gruplar bu konuda daha iyi hâle geldi – The Velvet Underground’un pek de iyi olmayan geri dönüşü gibi değil artık. Gruplar, onları güçlü kılan şeyle yeniden bağ kurmaları gerektiğini biliyor. Oasis durumunda bunu bir adım ileri götürmüş gibiler: Üç gitarla sahne almaları, Liam’ın içkiyi bırakıp sesini zirveye çıkarması… Bu konserler grubun mitini büyüttü ve onları bir üst seviyeye taşıdı. Şimdi zorluk şu: Buradan nereye gidecekler? Söyledikleri gibi bırakacaklar mı, yoksa bu çılgın dalgayı sürmeye devam mı edecekler?
Senin için Oasis’in özünü en iyi yansıtan tek bir an, görüntü, şarkı sözü ya da konser var mı?
Kitabın da ismi olan: “Live Forever”. Pek çok açıdan Oasis ve Nirvana oldukça benzerdi: İkisi de Sex Pistols’ın ses duvarını The Beatles’ın melodik dahiliğiyle birleştiriyordu, yani Sex Beatles. Fark ise şuydu: Nirvana “Kendimden nefret ediyorum ve ölmek istiyorum” derken, Oasis “Live Forever” diyordu.
Okurlar Live Forever’ın son sayfasını kapattığında ne hissetmelerini umuyorsunuz? Nostalji, aydınlanma, hüzün ya da daha ilkel bir şey?
Hepsini!
John Robb için sırada ne var?
Anılarımı yazıyorum! 2026 baharında yayımlanacak.