Kadınlar Patti Smith’i anlatıyor: Horses albümü 40 yaşında!

23 Haziran gecesi Zorlu PSM’de efsanevi albümü Horses‘ı baştan sona çalacak olan Patti Smith, geçtiğimiz aralık ayında söz konusu albümün tam 40. yaşını kutlamıştı. Bant Mag. No:45’te bu efsanevi albümün yeni yaşı şerefine Moon Duo üyesi Sanae YamadaTune-Yards’dan Merrill Garbus ve Garbus ailesine Patti Smith’i sunan müzisyen kız kardeşi Ruth Garbus, geride kalan yıllarda çeşitli Patti Smith konserlerinden önce açılış performansını sergileyen Shilpa RayHeidemann ve The Juan MacLean’den Monika Heidemann,Hollandalı müzisyen ve besteci Jessica Sligteryerli sahneden de İpek GörgünLara Di Lara ve Yasemin Mori’nin albümle ilgili mektuplarını derlemiştik.

Hazırlayan: Cem Kayıran, Ekin Sanaç – İllüstrasyon: Sedat Girgin

Müziğin bir ifade biçimi olarak anılmasının belki de en önemli sembollerinden biri olan Patti Smith’in Horses albümü, 13 Aralık günü tam 40. yaşına girecek. Yayınlandığı 1975 yılından bu yana, birçok müzisyenin ufkunu açan, müzik ve şarkı yazımının bilinmiş metotlarının, bilinmiş kaynaklarının çok daha dışında şekillerde üretilebileceği ve beslenebileceği konusunda âdeta her defasında farklı mesajlar veren bir kaynak aslındaHorses. Özgürlüğün sadece şarkı sözlerinde değil, şarkı yapılarında da kendini hissettirebildiği Horses, kapağındaki Patti Smith fotoğrafından, neredeyse 10 dakikayı bulan şarkılarına ve Smith’in kulaklarda çınlayan haykırışlarıyla, müzik tarihinin en önemli dönüm noktalarından birine işaret ediyor. Sadece bu albümden gelen esin kaynaklarıyla ortaya çıkmış albüm, müzik akımı, şarkı ya da grupların sayısı ölçülebilecek bir miktar değil. Söz konusu albümün 40. yaşı şerefine, Bant Mag. ekibi olarak bizi üretimleriyle etkileyen kadın müzisyenlerin, Horses ile ilgili hikâyelerine, fikirlerine ve müzisyen olarak hayatlarında nasıl bir yeri olduğuna bu sayımızda yer verelim istedik. Moon Duo üyesi Sanae YamadaTune-Yards’dan Merrill Garbus ve Garbus ailesine Patti Smith’i sunan müzisyen kız kardeşi Ruth Garbus, geride kalan yıllarda çeşitli Patti Smith konserlerinden önce açılış performansını sergileyen Shilpa RayHeidemann ve The Juan MacLean’den Monika Heidemann,Hollandalı müzisyen ve besteci Jessica Sligteryerli sahneden de İpek GörgünLara Di Lara ve Yasemin Mori’nin sözleriyle, Horses’ı kutluyoruz! sanae_yamada_horses Sanae Yamada (Moon Duo) 1997’nin sonlarında, o zamanlar çalıştığım kafeden eve dönerken her gece önünden geçtiğim ufak bir plak dükkânından Horses’ın ikinci el kasetini almıştım. 20’li yaşlarımın henüz başlarındaydım ve anlamadığım bazı sebeplerle Seattle’a taşınmıştım. Gecelerimin büyük kısmını müzik dinleyip, ot içerek geçirdiğim küçük ve pis bir stüdyo dairede yaşıyordum. Şehirde tanıdığım hiç kimse ya da kendime, hayata dair bildiğim hiçbir şey yoktu. Patti Smith hakkında da pek bir şey bilmiyordum, albümün kapağındaki fotoğrafı, bakışındaki kuvveti beni çekmişti. Benim eksikliğini çektiğim bilgiye sahip olan biriymiş gibi gözükmüştü. Kaseti çalmaya başladım. Ardından bir kez daha çaldım, bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha. Aralarında en çok “Break It Up” şarkısını sevmiştim. Özellikle üçüncü dörtlük: “I could feel my heart, it was melting/I tore off my clothes, I danced on my shoes/I ripped my skin open and then I broke through./I cried, ‘Break it up, oh, now I understand/Break it up, and I want to go.’” (Kalbimi hissedebiliyordum, eriyordu / Kıyafetlerimi yırtıp attım, ayakkabılarımla dans ettim / Kendi derimi söktüm ve kendi içimden geçtim / Bağırdım, ‘Dağılın, ah, şimdi anlıyorum / Dağılın, ve ben gitmek istiyorum.’) Ve sonunda, “Break It Up” diye defalarca çığlık atışı! Bu benim arzuladığım ama ifade edemediğim her şeydi! Bildiğim dünyayı tuzla buz etmek, yıkıntılar içinde âlem yapmak ve kapıyı tüm dünyaya ardına kadar açabilmek. Horses benim için her zaman o zamanlarla özdeşleşti: genç, kayıp, yalnız olduğum, hayat, sanat ve tutku için aç olduğum zamanlar. Ve o zamandan beri yaptığım her şeye kendi etkisini fısıldamayı sürdürdü. Hâlâ albümü geceleri yalnızken dinlemeyi tercih ediyorum. Eski bir rüyayla kurduğum özel bir paylaşım gibi. Benim genç benliğim ve içinde olduğumuz gelecekte hissettiklerim, sonsuz bir uçurum gibi büyüyor, korkutucu ve görkemli bir biçimde. Şimdi bu geleceğin içindeyim ve geçmiş, gümüş kurdelelerin içinde parıldıyor. tuneyards_horses Merrill Garbus (Tune-Yards) Ailemde Horses’ın bir kopyasına sahip olan ilk kişi kız kardeşimdi. O dönemlerde, 20’lerimin başlarında farklı müziklerle ilgileniyordum. Daha çok hip hop ve Afrika müzikleri dinliyordum. O zamanlar albümün beni en çok etkileyen şeyi kapağı olmuştu. Bakışından, erkek gibi giyinmiş olmasından, biraz özensiz ama ağırbaşlı, erkeksi ve feminen oluşundan… Sadece kendisi paylaşmak istediği zaman görebileceğiniz, kendine ait çok fazla gücü varmış gibi görünüyordu. Zaman içinde bu müziğin her ânını takdir etmeye başladım: frenlenmemiş bir kadın sesi, su katılmamış bir özgürlük hissiyle ciğerlerinden uluyor. Rock’n’roll üstüne, bilinç akışı şairliği, bebop gibi söyleniyor; (hiç duyulmamış bir şekilde) bir kadın bir kadın hakkında şarkı söylüyor! Ve, alışılmamış bir şekilde, bu kadını takip eden bir grup, bu kadın tarafından beslenen bir grup. Cinsiyetlere ayrılmış rollerden bu denli uzak durmuş, bir grubu böylesine bir otoriteyle yönetmiş ve sonraki hem erkek hem kadın genç seslere böylesine ilham olmuş başka bir kadın var mı? yasemin_mori_horses Yasemin Mori 15-16 yaşlarımdaydım, Velvet Underground’a fena tutulmuştum ve tüm albümlerini toplayan bir arkadaşım benim için hepsini çoğaltmıştı. Çok garip bir şey Velvet Underground’u bir kere keşfettin mi onunla alakası olan tüm müzisyenler, yazarlar da bir şekilde kanına enjekte olmuş oluyor sanki… O zamanlar sürekli beat yazarları takip ediyordum. 80’ler ortaları sonu artık MTV yeni jenerasyonu çoktan ele geçirirken ben aynı zamanda 70’lerin ruhunu olabildiğince içime çekmekle meşguldüm. Patti Smith de 15 sene gecikmeyle kulağıma Horses’ı söyleyip beni eğitiyordu. Şiir ve müziğin bir kadın sesinde aşk yaptığını ilk defa ondan duydum. Kızılderililere öykünen hâli ve tavrıyla bir atın sırtında gezdirip durdu Amerikan ideolojisini alaşağı ederek. “Because the Night”ı [Easter albümünden, 1978] çok pop buluyordum. O zamanlar radyoda duyduğum şeylere karşı toleransım yoktu, ta ki o muhteşem şarkıyı Cemil Topuzlu konserinde dinleyene dek. Beni tamamen ele geçirdi. 1999 yılında Cemil Topuzlu’da verdiği konser sonrasında çok şanslı bir şekilde New York’tan tanıdığı insanlarla tanıştım ve beni geceyi beraber geçirmek üzere The Marmara oteline davet ettiler. Lobide heyecanlı bekleyişten sonra azize aramıza katıldı ve ona olan hayranlığımı bildirip önünde eğildim… Geceye Arnavutköy’de denizin karşısında konumlanmış Pupa’da devam edildi. Patti Smith ve Lenny Kaye, 70’lerin ruhunu üfleyen o müthiş albümü kaydeden olağanüstü yürekli insanlarla, bir İstanbul akşamında, reggae dinleyerek denizin kenarına oturup boğazı izledik. Rüya gibi bir geceydi. shilpa_ray_horses Shilpa Ray Horses’ı ilk olarak liseye başladığımda almıştım. PBS’in rock’n’roll tarihi hakkındaki belgeselini ve Patti Smith’in de yer aldığı punk bölümünü izlemiştim. İçi boş amigo kızlar ve güzellik yarışmalarının dünyasında, sahnede böylesine coşkuyla dans eğlenen bir kadını önceden hiç görmemiştim. Benim için çok etkileyici bir görüntüydü. Sonrasında Horses’ın bir kopyasını aldım ve asla geriye bakmadım. Albüm bana en çok gençliğimi hatırlatıyor. O dönem seçtiğim diğer albümlerle birlikte benim gizli dünyamın bir parçasıydı. Bu albümde çok fazla genç ruh var! Horses’ın bana öğrettiği şeyse “her şeyin” olabileceğiydi. “Erkek kızla tanışır” ya da öteki sıkıcı aşk şarkılarının sınırlarından çok daha farklı fikirler barındıran şarkılar yazabilirsin! ipek_gyrgyn_horses İpek Görgün İlk aldığım Patti Smith albümü 1997’deki Peace and Noise’di. 14 yaşındayken anlamakta zorlandığım konulara, gençlik kibriyle anladığımı sandığım cevaplar veren, azizelikle delilik arasında defalarca gidip gelmiş, Kerouac-Burroughs-Ginsberg üçgeninden kendi sesiyle seslenen bir Patti Smith’le tanışmıştım. 15 yaşındayken ise Rolldergisinde Horses’ı keşfettim ve Ankara’da Shades’den kopyasını buldum. “Land”in girişinde aklımı kaçırdığımı (hâlâ o introyu dinlerken kalbim hızlanır) ve Rimbaud’ya o parçayla dikkat ettiğimi, sonra da Cehennemde Bir Mevsim’i 3 ay boyunca elimden düşürmediğimi hatırlıyorum. Horses‘daki “hoca” belki Rimbaud idi, ama benim hocam da Patti Smith oldu. Albümün çiğ ruhundan ve Patti Smith’in vokalinin etkisinden hiçbir zaman çıkamadım. Horses, bana hep dünyayı keşfetmek isteyen ergen heyecanını hatırlattı ve yazdığım şarkılarda ve şarkı sözlerinde de bu hissi kovalamaya çalıştım. Spoken word’ü ve edebiyatın müzikle beraber neler yapabileceğini Patti Smith’ten öğrendim. Ve Horsessayesinde çiğ olmanın, “yetişkinleşememenin” güzelliğine, kafa karışıklığına, açlığına, saldırganlığına ve doğallığına hayran kaldım. Bir de, 26 yaşındayken Boysan’ın (Boysan Yakar) doğum gününe gitmiştim. “Land” çalarken ayağa kalktığını ve introda deli gibi zıpladığını hatırlıyorum ve sanırım/artık Horses‘taki en sevdiğim parçayı da onunla beraber hatırlayacağım. Monika_Heidemann_horses Monika Heidemann (Heidemann – The Juan MacLean) Patti Smith her zaman gerçek. Müziğinde, konuşmasında, görünüşünde, kendisinden başka birisi değil.Horses’daki  (ve diğer albümlerindeki) bu gerçeklik, bir sanatçıdan alabileceğim en üst düzey ilham ve Patti Smith’ten bu anlamda aldığım ilham epey kuvvetli. O kadar rahat ve doğal ki hiçbir şeyden taviz vermiyor, bu da epey nadir rastlanan bir şey. Bu sene Barcelona’da Horses’ı baştan sona çaldığı konserini izledim. Bugünlerde yaşlıca bir kadının sanatını sergilediğini görmek de çok sık olan bir şey değil. Bana sanat ya da müzik yapmamızın en saf sebebini hatırlatıyor. Bana hayatımın geri kalanı boyunca müzik yapacağımı şarkı söyleyeceğimi hatırlatıyor. Bu bir hobi ya da meslek değil. Patti Smith’in konuşma sesi çok tatlı ama şarkı söylediğinde, kendisinin yüzlerce farklı versiyonuna dönüşüyor. Bir müzisyen ve şarkı sözü yazarı olarak bu, önceden öyle olmasa bile bir şekilde istediğim her şeyi yapmayı makûl hâle getiriyor. lara_di_lara_horses Dilara Sakpınar (Lara Di Lara – 123) Horses ilk olarak karşıma nasıl çıkmıştı hatırlamıyorum. Ama ilk dinlediğimde sanırım bu albüm için hazır değildim. Aslında bu albüm benim müzik olarak kendimi tam olarak bulduğum ve özdeşleştiğim bir albüm olmadı. Daha çok mantıkla, incelemeyle yaklaştığım bir albüm. Zamanında nasıl bir yeri olmuş neden önemli bir yeri olmuş? Ve tabii ki sözsel olarak etkileyiciliğine söyleyecek laf yok. Bu nedenle kendimle ilgili özellikle hayatımın bir kısmını çağrıştırmıyor. Belki daha çok, genel olarak şarkı yazarken, bestelerken aklımın bir kenarında bulundurabileceğim bir “yol gösterici” sanırım. Zaman içinde kafamda şekillenen bir hamur gibi. Patti Smith’i sanatçı/müzisyen/söz yazarı olarak ilham verici buluyorum, o ayrı. Yenilikçi, samimi, alışılmışın dışına çıkabilen, hayata karşı duyarlı ve istikrarlı oluşu sanırım beni etkileyen şey. Albümde en sevdiğim şarkı “Birdland”. Bugün dinlediğimde, bugün içinde yaşadığım dünyanın ne çok değiştiğini ve fakat hiç değişmediğini hissediyorum. ruth_garbus_horses Ruth Garbus Hayatım boyunca derin bir şekilde ve sıklıkla Horses ve öteki Patti Smith albümlerini dinledim. Saygı duyduğum her şeyi kendime karşı çevirebilmek gibi üzücü bir alışkanlığa sahiptim, şimdilerde “bok-rengi gözlüklerim” demeyi sevdiğim şeyler yüzünden bakış açım hasar görmüştü: Smith bir model gibi zayıf ve uzun boyluydu, sorgulanmayacak şekilde müzik ve sanata kendini adamıştı, “harikaydı”. Ben kısaydım, kiloluydum, tamamen kaybolmuş ve kafası karışmış durumdaydım, herhangi bir yaratıcı disiplin ya da doğal bir şekilde kendini ifade edebilme yetilerim yoktu. Birkaç gün önce bir radyoda verdiği bir röportajı dinledim. Yıllardır aynı kıyafetleri giyiyormuş, aynı eski tişörtler ve kotlar. Gerçekten kim olduğu ve önem verdiği şeylerle bana 20’lerimin başlarında ne ifade ettiği arasındaki, neredeyse karikatürize edilmiş uyumsuzluğu fark etmemi sağladı. Beynim o zamanlarda mevzuyu anlamamış olsa da, müziğindeki ruh bir şekilde o mahvolmuş kabuktan girmeyi başardı ve beni etkiledi. Şimdi daha yaşlıyım ve her nasılsa daha az kendini tüketen ve daha az kendinden nefret eden biriyim. Horses’ı dinlediğim zaman gerçek, cinsiyetsiz bir özgürlük hissedebiliyorum ki bu bir ilaç gibi bir şey… Sanırım bana kendimi iyileştirmemde ve kendim olmamda yardımcı oldu. jessica_sligter_horses Jessica Sligter Patti Smith’in Horses’ını ilk dinlediğim zaman, Amsterdam’daki odamda yıllar önce organize ettiğim sanatçı suarelerinden birindeydim. Şimdi de albümü yeniden dinlediğimde içimde uyanan his, orada olma hissi. Genç insanlar bir arada, kendi uçlarını kesiştirmek için tökezliyorlar, ama yapmak istedikleri ve diğerleriyle paylaşmak istedikleri şeyler var. Smith’in punk tınısı ve tavrı benim için gerçekten ilgi çekiciydi. Benim artistik dünyamda kendine has bir şekilde varlığını sürdürüyor. İleri görüşü, itici gücü ve aynı zamanda kendi sanatçılığına has bir şekilde bir umursamazlık dokunuşu var, ki bu da her şeyi harika bir hâle getiriyor. Yetenek dolu ama yine de umursamaz bir sanatın mümkün olduğuna dair önemli bir hatırlatıcı olabilir. “Reddedilmiş işlere” dair önemli ipuçları var. Ki bu günümüzde hâlâ epey güncel.