Mulatu Astatke ve Ethio-jazz devrimi

PSM’de Caz konserleri kapsamında bir yaşayan efsaneyle buluşmak için günleri sayıyoruz. Etiyopya müziğini dünyanın dört bir yanında yankılandıran Mulatu Astatke, festival kapsamında 26 Mayıs’ta %100 Studio sahnesinde olacak. Konser öncesinde Berk Sayan’ın kaleminden, Mulatu Astatke’nin müzikal serüveninin ve Ethio-jazz devriminin köklerine bir bakış atıyoruz.

Advertisement

Etiyopya cazının mucidi: Mulatu Astatke

Darbeler ve işgaller arasında gerçekleşen bir devrimden bahsedeceğiz şimdi. Bir müzik devrimi. Bir açıdan “one man revolution”, bir yandan da kolektif bir geçmişi olan ve binlerce yıllık köklü bir kültürden ilham alan bir devrim bu. Ortada ne bir isyan ne bir başkaldırı var aslında, sadece hayallerinin peşinden gitme, müziği var etme ve paylaşma dürtüsü var.

Bahsettiğimiz devrimin lideri Mulatu Astatke, uygulama sahası ise Etiyopya müziği. Kendi topraklarının geleneksel müziğini Amerikan cazı ile harmanlayarak bir simyacı edasıyla yepyeni bir müziğin mucidi oldu. Ethio-jazz adını verdiği stilini dünya müzik literatürüne kazandıran usta, bugün 70’ini aşmış gerçek bir duayen, bir groove profesörü. Müziğini dünya üzerinde onlarca şehir ve milyonlarca insan ile paylaştı. Peki tüm bunlar nerede, nasıl ve ne zaman başladı?

Bizzat kendisine sorarsanız bu müziğin kökleri 30’ların ikinci yarısına dek uzanıyor. Şöyle anlatıyor o günleri Mulatu Astatke: “Bu müzik bir gelişim süreci sonucunda oluştu. Genelde müzisyenler, dansçılar, sanatçılar hep bireysel işler yapıyorlardı. Ne zaman ki İtalyan işgali gerçekleşti, Etiyopya’da bir kolektif yaklaşım oluştu. Hager Fikir Tiyatrosu adı verilen bir yer kuruldu ve burada birlikte üretme imkânı yaratıldı. Burası daha sonra bir kültür merkezine dönüştü. Modern Etiyopya müziğinin temelleri orada atıldı.”

Etiyopya müziği modernize oluyor

Müzisyenin bahsettiği Hager Fikir Tiyatrosu, yaklaşan İtalyan işgaline karşı kurulmuş bir kolektif alan aslında. Kurucu Makonnen Habte-Wold, bu sahneden yükselen sesle Etiyopya halkının yurtsever duygularını harekete geçirmek istedi. Bu sahne Etiyopya’nın başkenti Addis Adaba’nın şehir merkezi olan Menelik Meydanı’ndaydı. Meydan bu dönemde birçok açık hava gösterisine ev sahipliği yaptı. Mussolini’nin faşist İtalya’sı Etiyopya’yı işgal altına aldığında bu baskıyla birkaç yanlı eser de sergilendi bu sahnede, ancak sadece o kadar. İtalyan işgalinin sona ermesiyle buraya paralel olarak bir merkez daha kuruldu. İmparator Haile Selassie tarafından kurulan ve kendi adıyla anılan bu tiyatro Hager Fikir’in aksine halka değil elitlere kapılarını açan bir yerdi. Bu hikâyede Selassie’nin kilit noktada durduğu birkaç yer var. Onlardan biri yine Mulatu Astatke’nin anlattığı üzere, İmparator Selassie yaptığı dış ziyaretler sonrasında, gördüğü kültür-sanat dünyasından etkileniyor ve ülkeye Avrupa enstrümanlarını ithal ediyor. Ülkede yaşayan birkaç Ermeni müzisyeni de bu enstrümanların nasıl çalınacağını Etiyopyalılara öğretmeleri için tutuyor. Yürüyüş bandosunun bir “big-band” formuna sokulmasını sağlıyor ve kurduğu tiyatronun başına da Avrupa’dan bir sanatçı getiriyor. Etiyopya müziği bu adımlarla modernize edilmeye başlanıyor. 

mulatu astatke
Soho’da genç ve heyecanlı bir Etiyopyalı

Tüm bunlar olmuşken ve etkileri Etiyopya kültüründe derinden hissedilirken, 1959 yılında 16 yaşında olan Mulatu Astatke ülkesinden kilometrelerce uzağa, Galler’e gitmişti. Varlıklı bir aileden geliyordu ve ailesi genç Mulatu’nun iyi bir eğitim almasını istiyordu. O müziğin sesini açtıkça, kapatması isteniyordu her defasında. Doktor, pilot ya da mühendis olması planlanmıştı. Fakat o bu planları bozmaya niyetliydi. “Savaştım ve kazandım, sonunda beni müzik okuluna gönderdiler” diyor o günleri anlatırken. Yeteneğini ilk keşfettiği yer olarak ise Galler’de ilk gittiği okul olan Lindisfarne College’ı gösteriyor. Farklı sanat disiplinlerine müfredatında yer ayırmış bu okulda trompet ve klarnet çalmayı öğreniyor. Oradaki öğretmenlerinden bir tanesi yeteneğine hayran oluyor ve müzikle ilgilenmesi konusunda onu teşvik ediyor. Mulatu Astatke, ailesinin istediği gibi mühendis olmak üzere eğitimine devam edecekken çok geçmeden hayallerinin peşinden gitmesi gerektiğini fark ediyor ve macera başlıyor. Sıradaki durağı Londra’nın muteber klasik müzik okullarından biri olan Trinity College of Music oluyor. Buraya yeteneği sayesinde adım atmayı başarıyor ve okula kabul ediliyor. Piyano, klarnet ve armoni dersleri alıyor. Ardından yine Londra’da bulunan ve birçok klas müzisyeni bünyesinden çıkarmış Eric Gilder School of Music’te eğitimine devam ediyor. Bu okul Labi Siffre, Ebo Tayler, Richard Wright, Teddy Osei ve Andrew Lloyd Webber gibi müzisyenlerin de eğitim aldığı bir yer. Londra’da olduğu dönemde ilk sahne tozunu da yutup deneyim kazanıyor. Soho’daki kulüplerde Afrikalı ve Karayipli caz müzisyenleriyle vibrafon ve piyano çalıyor. Ayrıca bir süre Edmundo Ros’un orkestrasına ve caz vokalisti / perküsyonist Frank Holder’a da eşlik ediyor.

“Ethio-jazz dediğimiz şeyi yarattığım yer”

60’ların ortasına gelmeden Londra’dan ayrılıyor ve Atlantik’in diğer yakasına doğru yolculuk başlıyor. Boston’a Berklee College’da müzik eğitimine devam etmeye gidiyor ve orada eğitim alan ilk Afrikalı müzisyen oluyor. Burayı Ethio-jazz’ın keşfedildiği yer olarak imleyen Mulatu Astatke, orada öğrendiği en değerli şeyi şöyle açıklamış: “Caz müziğin tarihini öğrendim ve bu müzikte Afrika’nın yüzde 50’leri aşan bir etkisi olduğunu fark ettim. Bir Afrikalı olarak bunu araştırma ve bunun varlığını ortaya çıkarma sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Berklee’de birçok şey öğrendim ve çok önemli müzisyenlerle çalıştım. Caz müziğin köklerine indim ve Afrika müziğini daha yakından tanıdım. Burası Ethio-jazz dediğimiz şeyi yarattığım yer.”

Boston’da eğitimini tamamladıktan sonra New York’a taşınan ve özellikle 1966 yılının altını çizen Mulatu Astatke, “New York’ta üç Afrikalı, hepimiz farklı yönlerden kendi kültürümüzü caz müziğinin içine entegre etmeye çalışıyorduk” diyor. Burada bahsettiği isimler de Fela Kuti ve Hugh Masekela gibi büyük müzisyenler. 

Başından sonuna dek aldığı eğitim Mulatu Astatke’yi bir enstrüman icracısından çok daha fazlası hâline getirmişti. Her ne kadar New York’ta geçirdiği yıllarda bir Latin-caz albümü kaydetse de aklında hep kendi köklerine dönmek vardı. 1969’da ülkesine döndükten sonra resmen Ethio-jazz devriminin başlama düdüğünü çaldı. Ancak işler ne yazık ki pek de kolay olmadı; eğer bir Afrika ülkesindeyseniz müzik yapmak için önünüzde birçok engel vardı. Mulatu’nun ilk sorunu kalifiye müzisyen bulmak ve daha da önemlisi o müzisyenlere enstrüman temin edebilmekti. Çünkü müzik enstrümanları büyük vergilere tabi tutulmaktaydı. Kendi orkestrasını kurmak ve müziğini icra etmek isterken birçok enstrümanı ülkesine tanıtan insan da oldu. Vibrafon her ne kadar marimbanın gelişmiş bir versiyonu olsa da ondan önce Etiyopya’ya ayak basmamıştı. Keza Hammond ve konga da öyle… Mulatu Astatke, sadece yetenekli olduğu için değil, aynı zamanda inatçı ve çalışkan olduğu için de muhtemelen kendi müzikal devrimini gerçekleştirebilmişti.

Etiyopya geleneksel müziğini Batı enstrümanları ile çalmanın ötesine geçerek caz ile cazın köklerinde yatan Afrika müziği öğelerini bir araya getiriyordu bir nevi. İncelikli vibrafon dokunuşları, wah wah pedalı ile ritim tutan gitarlar, elektrikli ya da akustik tuşlular, usulca sızan üflemeliler ve Latin konga ritimleri ile inşa ediyordu kendi müziğini. İlk albümünü 1972 yılında Mulatu of Ethiopia adıyla New York’ta kaydetti. Bu albüm, çok sınırlı sayıda albüm yayımlamış olan Brooklyn menşeli şirket Worthy Records aracılığıyla basıldı. Artık hayatı New York ve Addis Adaba arasında mekik dokuyarak geçiyordu.

Mulatu Astatke & Duke Ellington
Duke Ellington’ın takdirini kazanmak

1973 senesini Mulatu Astatke’nin en büyük hayallerinden birinin gerçeğe döndüğü yıl olarak anmak mümkün. Büyük bir Duke Ellington hayranı olan Astatke, onunla aynı sahneyi paylaşma imkânına erişti. ABD, komünizme karşı caz müziğini bir propaganda aracı olarak kullandığı yıllarda Duke Ellington’ı Etiyopya ve Zambiya’yı da kapsayan bir turneye göndermişti. Bu turne kapsamında tanıştı iki müzisyen ve Etiyopya’da Haile Selassie’nin huzurunda bir konser verdiler. Ellington, kentte 4-5 gün kadar kalmış ve Mulatu Astatke onun orkestrasıyla çalmak üzere bir parça bestelemiş. Bu parçayı duyan Duke Ellington, Astatke’den böylesi bir besteyi beklemediğini hayranlıkla dile getirmiş. Astatke’ye göre burada Ellington’ın vurulduğu nokta, onun üç ayrı Etiyopya modunu iç içe geçirerek yarattığı müzikal zenginlik.

Müziğinin olgunlaşmaya başladığı ve bir karakter kazandığı bu dönemde Mulatu Astatke hem ABD’de hem de Etiyopya’da birçok önemli müzisyenle çalıştı. Kendi ülkesinde önemli şarkıcılardan Mahmoud Ahmed için besteliyor, çalıyor ve kaydediyordu. Yani bu dönem, tam olarak yıldızının parladığı yıllara tekabül ediyor. Müziğini daha geniş kitlelere yaymasını sağlayan ise Amha Eshete oluyor. Birçok eseri onun kurucusu olduğu Amha Records etiketiyle yayımlanıyor. Birkaç tekli, Yekatit: Ethio-Jazz albümü ve 6 şarkıyla dahil olduğu Ethiopian Modern Instrumentals Hits derlemesi bunlar.

mulatu astatke - ethiophian instrumental

Tam her şey yoluna giriyorken Sovyetler Birliği destekli bir askerÎ darbe yaşanıyor Etiyopya’da ve Selassie tahttan indiriliyor. Yerine Marksist-Leninist bir askerî cunta hareketi olan Derg yönetimi ele geçiriyor. Etiyopya’da 18 yıllık çalkantılı bir dönemin başlangıcı oluyor bu. Monarşi kalkıyor, komünizm geliyor, ancak sorunların genelde silahla çözüldüğü bir baskı rejimine dönüşüyor. Sıkı bir sokağa çıkma yasağını takiben gece hayatı da sona eriyor. Kıtlık başlıyor. Bu esnada birçok müzisyen ya hayatından oluyor ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. Amha Eshete de ülkeyi terk edenlerden biri ve ona bu kararı verdiren olay, Tekle Tesfazghi isimli sanatçının bir şarkısında Eritrean ayrılıkçılarına destek verdiği gerekçesiyle tutuklanması oluyor. O esnada New York’ta olan Eshete ülkesine dönmeme kararı alıyor. Durumu içselleştirmek adına şöyle bir benzerlik kurulabilir; tıpkı 80 darbesinde Anadolu-pop’un (ve tabii tüm kültür-sanat hayatının) başına gelen kesinti kilometrelerce uzakta Etiyopya müziğinin başına da gelmiş.

Bu esnada Mulatu Astatke ülkesinde kalmayı tercih etmiş ve geçimini müzik eğitimi vererek sağlamış. Darbenin ilk yılında henüz kapanmamış olan Amha Records etiketiyle Yekatit: Ethio-Jazz yayımlanmış. Yekatit, Ge’ez dilinde “Şubat” anlamına geliyor ve darbenin gerçekleştiği aya bir gönderme olarak algılanarak eleştiriliyor. Yine bu dönemde ABD’de turlayan ilk Etiyopya grubu olan Walias Band’in bir albümünde vibrafon çalıyor. Derg ve Fidel Castro’nun yakınlığından faydalanarak Havana’ya gidiyor ve orada Latin müziğini çıplak gözle inceliyor.

Bir kâşif gibi 

18 yılın ardından, 1991 senesinde, artık Sovyetler çökmüştür, Derg dağılır ve Etiyopya’da parlamenter bir cumhuriyet rejimi kurulur. Amha Eshete ülkesine döner, hem de müthiş bir destekle… Fransız prodüktör Francis Falceto, 60’lar ve 70’lerde Etiyopya’da yapılan müzikleri yeniden yayınlamak ve dünyaya duyurmak istemektedir. Parisli Buda Musique etiketiyle ufuk açıcı derleme serisi Ethiopiques böylece hayata geçer. Şu an 30 ayrı albüme ulaşan bu kapsamlı serinin 4 numaralı derlemesinden kimi şarkılar Jim Jarmusch’un Broken Flowers (2005) filmine müzik oldular. Bu derleme Mulatu Astatke’nin 1969-1974 arasında kaydettiği parçalardan oluşuyordu. “Yegelle Tezeta”, “Yekermo Sew” ve “Gubelye” böylece dünya çapında bir üne kavuştu. Bu ün onu yeniden üretmeye, dünya çapında konserler vermeye teşvik etti. Nas, Damien Marley, Kanye West gibi nice müzisyen onun müziğinden sample ayıkladı. Either/Orchestra ve The Heliocentrics ile birlikte çaldı. The Heliocentrics’e Inspiration Information 3 albümünde eşlik etti, Either/Orchestra’yı arkasına alarak da Mulatu Steps Ahead albümünü kaydetti. Şimdilerde ise Black Jesus Experience ile çalışmalarını sürdürüyor.

mulatu astatke - mulatı steps ahead

Bunca yıla yayılan, zamana, çevresel şartlara yenilmeyen bir müzik yapmanın sırrı ne peki? Mulatu Astatke’nin kendi yaptığı işi bilim olarak görmesi olabilir. O bu bakış açısını şöyle anlatıyor: “Düşünün, bir bilim insanı kimyasal maddeleri karıştırır ve deneyler yapar. 60-70 kişilik büyük senfoniler de sesleri karıştırıp ortaya yeni bir şey çıkarıyorlar. İşte bu yüzden müzik bilimdir.”

Üzerinde bir kâşif gibi çalıştığı ve ortaya çıkardığı müziği, 5 sesli gamdan oluşan Etiyopya müziğini 12 sesli Batı müziğine entegre etmeye çalışarak yarattığı bir stil. Etiyopya’nın pentatonik modları müziğe egzotik bir hava katıyor ve hem gizemli hem de tanıdık bir his veriyor. Bu komalı dizilimlerin, ara seslerin yarattığı hissin insana derinden işliyor olmasının asıl sebebi belki de Etiyopya müziğinin tüm bu tarihsel geçmişi, mücadeleyi ve acıyı barındırıyor olmasıdır.

Yazı: Berk Sayan