Nene H hedonizmin değil, dürüstlüğün peşinde

Nene H ya da pasaportunda yazan adıyla Beste Aydın’ı geçtiğimiz temmuzda yayımladığı ilk albümü Ali علي’den epey zaman önceden beri, Soundcloud’un çok daha aktif kullanıldığı günlerden bu yana takip ediyorum. Avrupa’nın techno başkenti Berlin’i merkez alarak birçok farklı kentte tam manasıyla partinin en sıkısını, en derinini yaşatmakla meşgul kendisi. Ali عليyi, yayımladığını duyduğum ilk an kulaklığa verdim ve birkaç gün etkisinden çıkamadım. 



Yabancı olmak, yabancı hissetmek

Albümde techno mesaisinin yoğun etkileri olsa da bu çok daha çeşitli bir elektronik müzik serüveni. Synth melodilerinin ve atmosferik gürültülerin kaynaştığı, techno ile ambient arasında ip cambazlığı yapan bir albüm Ali علي. Başa sarıp sarıp döndürdüm, bazı şarkılara özel ilgi alaka gösterdim ve sonunda onunla röportaj yapmaya karar verdim. Önce menajerine ulaştım, o beni röportaj konusuyla ilgilenen bir başkasına yönlendirecekken bir anda bizzat kendisinden gelen “Nene burada” başlıklı oldukça samimi bir mesaj ile şenlendi posta kutum. Vakit kaybetmeden sözleştik. Dünya ve ülke sorunlarının ciddi manada önbellek yediği bir pazartesi öğleninde o Berlin’de ben İstanbul’da hem albümü hem diğer projelerini konuştuk. Konu ister istemez yabancı olmak, yabancı hissetmek gibi birtakım başlıklara da geldi.

Selam, şu an neredesin ve neler yapıyorsun?

Dün Kosova’dan geri döndüm. Pazartesi günleri turne sonrası toparlanmak zor oluyor açıkçası. Yolculuk etmek de daha sıkıntılı eskiye kıyasla, korona sebebiyle kısıtlamalar, prosedürler yoruyor. Gerçi o kadar evde oturduk ki çok şikayetçi de değilim aslında. 

Nasıl gidiyor performanslar peki? Hiç albümden bir şeyler çaldığın oluyor mu? 

Şu an performanslar güzel gidiyor, çalarken epey keyif alıyorum. Albümü pek dans müziği bakış açısıyla kurgulamadığım için çalmıyorum ama birkaç tanesini daha deneysel sularda dolanan bir internet yayını için çaldım. Essen’da Ruhr müzesinde kaydedildi bu performans, drone kameralarla kayıtlar alındı.

Seni bir techno DJ’i olarak tanıdı insanlar. Şimdi techno ve ambient gibi uçlara dokunan, atmosfer yaratmakta epey usta bir albümle karşımızdasın. Albümü epey döndürdüm ve bir veda albümü olduğunu da biliyorum, ama senden dinlemek istiyorum çok yorum yapmadan, anlatsana Ali‘yi biraz.

14 yıldır Almanya’dayım ve senede sadece bir iki kez Türkiye’ye geliyordum. Ancak 3 sene önce babamı kaybettiğim süreçte çok daha sık bir şekilde Türkiye’de bulunmam gerekti. Babam kalp krizi geçirdi ve üç ay komada kaldı. Vefatı ve sonrasındaki süreçte ailemle birlikteydim. Sadece performanslar için Almanya’ya geliyordum. O süreçte yaşadıklarım, tüm o hissiyatlar bu albüme sirayet etti. Bu albümdeki müziğin dili, kullandığım materyallerden hissiyata kadar o dönemde olanlardan besleniyor. 

Nene H fotoğraf

Albümde elektronik müziğin farklı janrları arasında dolanan bir çeşitlilik var. Fakat bu çeşitliliğe rağmen bir ortak dil tutturmuşsun ve neredeyse pürüzsüz denebilecek bir doku birliği oluşmuş parçalar arasında. Bu nasıl oldu? 

Bu biraz zor oldu aslında. Bazı parçalar çok başka yerlere gitmişti ve onları kesip biçerek farklı farklı versiyonlar oluşturdum. Sound’da bir bütünlük yaratmaya çalıştım, bu şekilde bir bağlantı kurmaya gayret ettim. Synthler, noise’lar, vokal gibi farklı elementler üzerinden bağlantılar kurdum. “Rau”da mesela sözleri önce yazmıştım, o şarkının en az 5 tane farklı versiyonu var. Farklı versiyonların elimde olması da bütünlüğü kurarken işime yaradı.

Albümün açılış parçası “Lament”ta babana onun da anlayacağı bir dilde veda etme çabası var sanki değil mi? O şarkıda açık bir Karadeniz kıyısı hissi var. Ailenizin kökeniyle bir ilişkisi var mı bunun? 

Babam Azeri, annem Karadenizli, Trabzonlu. O parça aslında annemin acısıyla ilgili. Annem ve babam çok yakın arkadaşlardı. Birbirlerini çok severlerdi, en yakın arkadaşlardı. Bizim için de ağırdı ama annem için çok daha farklıydı acısı. O sonuçta 35 yılını beraber geçirmiş, ben gittim ve evde büyümedim, ama onlar hep birlikteydi. 3 yıl geçmesine rağmen ağırlığını hâlâ taşıdığını biliyorum. 

“Partilemeyi sadece hedonizm olarak görmeyen, bu ortamı kendileri için güvenli ve kendilerini ifade edebilecekleri bir alan olarak gören insanlar var. Ben de buna hizmet etmeye çalışıyorum açıkçası.”

Bu sadece bir veda albümü değil. Başka şeyler de barındırıyor. Mesela sınıf kininin gizli başrol üstlendiği “Rau” var, o nasıl çıktı ortaya? O sözler ve o müzik nasıl bir araya geldi? 

Türkiye’de ailemin durumu ile buradaki insanların arasında çok büyük bir fark var. Ben sınıfsal olarak çok rahat bir aileden gelmiyorum, burada bazen o insanların arasında olmak bile bana bir yabancılaşma hissi veriyor. Bir apartman dairesinden gelmişsin ama karşında ayağındaki ayakkabı 700 euro olan çocuklar var. Onların benim nereden ve nasıl geldiğimi gerçekten anladıklarını da sanmıyorum, hatta bazen benim orada olmam da garip bir konsept gibi geliyor bana. 

Müziğine hem sosyal hem duygusal anlamlar, sorumluluklar yüklemek senin için önemli diye anlıyorum. Üretim herkes için bu anlama gelmiyor. Bunun sendeki sebebi üzerine düşündün mü hiç? 

İçimden geliyor! Burada “gurbetçi” bir noktadan konuşmak istemem ama bizde duygusal olarak birçok şeye anlam yükleme hâli var sanırım. Diğer taraftan ben partilemeye ilk başladığımda da hiçbir zaman hedonist bir yerden yaklaşmadım bu konuya. Daha çok kendimi aradığım ve kendimi bulduğum yer oldu. Beni parti yaparken ilgilendiren şeyler farklıydı ve benimle aynı şekilde hisseden çok fazla insan olduğunu düşünüyorum. Sadece hedonizm olarak görmeyen, bu ortamı kendileri için güvenli ve kendilerini ifade edebilecekleri bir alan olarak gören insanlar var. Ben de buna hizmet etmeye çalışıyorum açıkçası. Çünkü dürüst bir şeyler yapmak istiyorum. Kendimden bir şeyler çıksın ve karakterimden bir parça olsun sunduğum şeyde. Fakat hep öyle olmak zorunda da değil, bir sürü techno parçası da yaptım, sadece stile odaklandığım da oldu, buna da karşı değilim yani. 

Nene H fotoğraf

Seni araştırırken fark ettim klasik müzikle de ciddi bir ilişkin olduğunu. Stuttgart’ta eğitim almışsın. Epey “beyaz” bir ortam değil mi? Artık sıkı bir partici olmanı sağlayan, iplerini koparman konusunda seni motive eden şeylerden biri o sıkıcı ve kuralcı insanlar olabilir mi?

Stuttgart’a gittiğimde 20 yaşındaydım ve açıkçası şu an 20 yaşında olan insanlar gibi bazı konulara karşı uyanık da değildim. Gençler kendilerini ve dünyayı daha çabuk tanıyorlar artık, ırkçılık nedir vesaire bunları çok iyi biliyorlar. Ben 20 yaşındayken böyle şeyleri bilmeden geldim, algı kapasitemin çok uzağındaydı böyle şeyler. Ben farklıyım ve aynı olmaya çalışmam lazım sanıyordum, bunun için çabalıyordum. Buna rağmen tabii ki kabul edilmiyorsun. Ortadoğu’dan gelen bir insan klasik müzik çalıyor ve bu onlar için sadece “şaşırtıcı” olabilir, daha ötesi yok. Bu Fazıl Say için bile böyle oldu, ne zaman ki Türk müziği yapmaya başladı o zaman “inanılmaz bir piyanist” oldu. Açıkçası ben de elektronik müzik işinin başında girdiğim, tırnak içinde “oryantalist” yoldan bu sebeple çıktım, o şekilde kabullenilmek istemedim. Hem olmak istemediğim ortamlarda olmaya başlamıştım hem de sana karşı duyulan his, yaptığın işe saygı değil, “aa ne kadar değişik” yaklaşımı oluyor. Bunu istemedim. Öncelikle müzisyen olarak kendimi ispat etmek istiyorum daha Batılı bir sound ile, belki sonra geri dönerim o yollara. 

Eğitiminin artıları oluyordur, eminim, bu tahmin edilebilir bir şey. Fakat eksileri de oluyordur muhakkak; seni sınırlayan, baskılayan ve hatta belki mükemmeliyetçi olma baskısı getiren durumlar. Bu konuda neler söylersin?  

İlk başta çok oluyordu, şimdi biraz daha azalmış olabilir. Başta hâlâ klasik müzik metotlarıyla bakıyordum olaya ama elektronik müzik aslında farklı bir şekilde işliyor, zamanla alıştım tabii o şekilde bakabilmeye. Ben hâlâ aynı ineğim, okulda nasıl disiplinliysem hâlâ aynı disiplin devam ediyor. Bir yandan güzel aslında, çok fazla iş sığdırıyorum sonuçta, fakat bir yandan da olayın rastlantısallığı, kendiliğinden oluşu kayboluyor. Benim için çalışma alanı, çalışma süreçleri bunlar hep kuralları olan şeyler. 

Geçen yıl CTM’de ilk temsilini yapan Chela’dan bahsedelim mi? Açıkçası bu performansı görmediğim için pek bir şey bilmiyorum içeriğe dair. Neden bir Gürcü koroyla çalıştın, bu ekiple nasıl tanıştın? Kendi müziğinin hangi ögeleriyle paralel bir yolda yürüttün ya da kesiştirdin? 

Gürcü koro müziği dünyanın bilinen en eski polifonik koro müziklerinden bir tanesi. Karadeniz müziğine de benziyor, ancak polifonik bir sistem, yani klasik müziğe yakın, daha tonal bir yapısı var. Fakat aynı zamanda modal bir sisteme de sahip. Yani hem bize hem Batı’ya yakın tarafları var. İlk dinlediğimde ben salya-sümük-gözyaşı oldum direkt. 2017’de onlarla çalmak için bir proje geliştirdim, ancak onları getirecek maddi kaynağım yoktu. 10 kişiyi buraya getirmek, uçak biletleri, konaklama vesaire boyumu aşıyordu. CTM destekleyeceğini söylediğinde hızlandı proje. Daha çok modalite ve harmoni üzerine çalıştığım kompozisyonlar yazdım koro ile birlikte olacağı için, ancak ritmik olarak da zengin tabii.

Geleneksel bir erkek koro ekibi, tamamı erkek müzisyenlerden oluşan bir koro yani, nasıldı iletişim? Çalışmak zor olmadı mı?

Karadenizli 10 tane adam geliyor ve Berghain’da çalıyorsun. Ortam bu! Acayip bir geceydi, çok güzel bir kültürel kaynaşma oldu bence. Bunlar çok Ortodoks dindar insanlar, Berghain ise biliyorsun çok fazla farklı kültürden insanın, particilerin, queerlerin olduğu renkli bir yer. Sahne arkasında bunların kafaları karıştı tabii biraz. Lyra Pramuk falan geziyordu arka tarafta, biraz şok oldular. Fakat bir miktar içtikten sonra aşağıda çok iyi partilediler, bir gay performans sanatçısı vardı, onunla epey dans ettiler. Latekslere bayıldılar, çok güzel bunlar dediler. Önyargı sadece bize dönük bir şey değil, onu gördük o gün canlı olarak, aslında onlar da bu önyargıyı hak etmiyorlar. Bu iki dünyanın bir arada olabileceğini yaşayarak gördük.

Chela yayımlanacak mı? Ve son olarak bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsun?

Chela gelecek sene yayımlanacak. Plak şirketinin programıyla alakalı süreçleri bekliyoruz. Kayıtlar yapıldı bitti, parçalar hazır. Bir de canlı performans seti hazırlıyorum, analog ekipmanlarla çalacağım. Şimdiye kadar hiç yayımlamadığım parçalardan oluşacak bir set olacak bu, onun için de heyecanlıyım.

Röportaj: Berk Sayan

Bant Mag. Kasım-Aralık 2021 sayısı No:76