Oyuncu Günlükleri: Gökçe Eyüboğlu

Gökçe Eyüboğlu bir senaryoyu ilk kez okurken nelere dikkat ediyor? Canlandırdığı karakterlerle nasıl bağlar kuruyor? Oyuncu olmasa ne olurdu?

Oyuncuların pratiklerini ve duygu dünyalarını kurcaladığımız soru-cevap serimizin konuğu, 2025’te Ben Leman dizisiyle ekranda olan Gökçe Eyüboğlu.


Hayatta yapmak istediğinin oyunculuk olduğunu ne zaman ve nasıl anladın?

Oyuncu olmak istediğimi söylediğimde altı yaşlarındaydım sanırım. Oynamak, dans etmek, şarkı söylemek isteyen bir kız çocuğuydum işte. :))

Bu duygunun, bu isteğin tam olarak nereden geldiğine ben de emin değilim ama o yaşlardan itibaren okulda yaptığımız gösteriler; ilerleyen yaşlarda tiyatro kulüplerinde yazmaya, oynamaya ve yönetmeye devam ettikçe kendimi en rahat ifade edebildiğim, kendimi en özgür hissettiğim yerin sahne olduğunu fark ettim.

Bugüne kadar canlandırdığın karakterler arasında sana en çok benzeyen hangisi? Neden?

“Hiçbiri bana benzemiyordu” diyeceğim ama bir yandan da bunun çok iddialı bir söylem olduğunun farkındayım.

Aslında güzel olan şu ki süreçte o karakterlerle benzerlikler kuruyorum. Belki başta yargılayabileceğim bir karakteri anlamaya çalışırken, benzerliklerde ve ortak duygularda buluşmak o karakteri benim için daha kıymetli hâle getiriyor. İyilik, kötülük hepimiz için… Kırılganlık, incinebilirlik, öfke hepimiz için… Hüzün, mutluluk, neşe hepimiz için…

Her oynadığım karaktere mutlaka kendimden bir parça ekliyorum. Zaten bence bu sayede her bir oynadığımız karakter biricik hâle geliyor.

Canlandırdığın karakterlerle çatışma yaşadığın oluyor mu? Bu durumda nasıl metotlara başvuruyorsun?

Günümüz reyting koşullarında yolda her şey değişebiliyor. Bazı ters köşe hamleler yapılabiliyor, karakter dramaturjisine tamamen aykırı bir hâle gelebiliyor ya da hikâyeni tam anlatamadan dizi bitiyor…

Günün sonunda sana teslim edilen hikâyeye hizmet edebilmek için elinden geleni yapmaya devam ediyorsun.

Çatışma yaşamak demeyelim ama istemediğim bir rolü oynamak durumunda kalmıştım. Ve o karakterle empati kurmamayı tercih etmiştim. Bu, gerçek bir kötüydü. İlla arkasında travmalar olmasına gerek yoktu. “Bazen de kötü sadece kötüdür.” diye düşündüm.
Ve bu karakterin yaptıklarını onaylamamamız, normalleştirmememiz; buna hizmet etmememiz gerek diye düşündüm. Bunun bir metot olduğunu düşünmemekle beraber, oynayabilmek için kendi adıma böyle bir çözüm bulmuştum.

Bir rolü senin için çekici kılan unsurlar, senaryoyu okurken mutlaka dikkat ettiğin detaylar neler?

En önemlisi genel hikâye. Hikâye yoksa hiçbir şey yapamazsın. O yüzden öncelikle senaryo benim için kıymetli. Sonrasında ise bu senaryonun neye hizmet ettiği…

Elimden geldiğince farklı karakterleri seçmeye çalışıyorum, evet. Oynamak benim için hâlâ bir öğrenme, hayatı anlama ve algılama biçimi. Çocukken olduğu gibi :))

Farklı sosyo-kültürel yapıları öğrenmeye, anlamaya çalışmak ya da benzerliklerimizi bulmak… Kendimi de anlamaya çalıştığım, sınırlarımı, esnekliğimi ya da katılığımı fark ettiğim bir süreç bu benim için. Belki de daha yargısız bir yerden hayata bakabilmeyi öğretiyor bana.

Hep kurduğum cümle: “Karakteri keşfetmeye çalışmak, kendimi de keşfettiğim bir süreç.”

Oyunculuğa dair algı kapılarını açan, yaklaşımını değiştiren bir söz? Nerede ve ne zaman duymuştun?

Stanislavski şöyle yazmış: “İyi ya da kötü oynayabilirsin, yeter ki gerçekçi oyna.”
İyi ya da kötü oynamaya takılmıyorum; ben de samimiyeti ve dürüstlüğü kovalamaya çalışıyorum kendimce.

David Mamet de şöyle der: “Performansınızın göz kamaştırıcı olup olmayacağına siz karar veremezsiniz; sizin kontrolünüz altındaki tek şey niyetinizdir. Kariyerinizin çok parlak olup olmayacağına da siz karar veremezsiniz; kontrolünüz altındaki tek şey niyetinizdir.”

Sence uzun soluklu bir kariyerin sırrı ne?

Bu çok iddialı bir soru; umarım toparlayabilirim. Oyunculuğa dair okuduğum kitaplardan, aldığım eğitimlerden belki şöyle bir sonuç çıkarabilirim:

Karşıma çıkan hikâyeyi basit ve oynanabilir hâle getirebilmek için “sağduyu”,
Başarısızlık korkusu, utangaçlık ve karşımıza çıkan engellerle baş edebilmek için “cesaret”,
İdeallerimize sadık kalabilmek için “irade”,
Rekabet etmek değil; “iş birliği” içinde olmak…
Ve sebat etmek.

Yine David Mamet der ki: “Eğer amacın bir şeyleri olduğundan farklı göstermek, kendini öne çıkarmak ve başkalarını etki altında bırakmaksa; hafif sıkıntılar ve tatlı zaferler elde edersin. Ama amacın içinde hissettiğin gerçeği takip etmek; iradeni, disiplin ve sadelik arayışında sana hizmet etmesi için zorlamaksa; kendini umutsuzluk, yalnızlık ve sürekli kendinden şüphe etme durumuna maruz bırakabilirsin. Ama (güzel kısım burada başlıyor!) bu durumda dahi azmedersen ve hizmet etmeyi öğrenirsen, tadılması mümkün olan en büyük coşkuyla onurlandırılırsın.”

Sete girmeden önce kendini nasıl hazırlarsın? Ritüelin, çalışan yöntemlerin var mıdır?

Ritüel olduğunu iddia edemem ama set saatinden mutlaka birkaç saat önce uyanırım. Kahvemi içerim, sahnelerime son bir kez mutlaka bakarım. Sabah altıda alınacaksam bile sabah dörtte uyanırım. Bir de mutlaka hocalarıma danışırım.

Ayrıca gereken durumlarda bir uzmandan da destek alabilirim. Karakterin gerekliliklerine göre bir psikiyatrist ya da psikoloğa danışabilirim. Karakterin mesleğine göre o meslek grubundan biriyle görüşebilirim ya da benim bildiğimin dışında bir çevrede yaşıyorsa gider o çevrede vakit geçiririm.

Karaktere girmek kadar ondan çıkmak da bazen zorlayıcı olabilir. Sende böyle bir etki bırakan bir rol oldu mu?

Hayır. Bizim enstrümanımız bedenimiz, aklımız, sesimiz, yüzümüz. Bunlara iyi bakmak zorundayız; enstrümanımızın bakımını yapmakla yükümlüyüz. O yüzden akıl sağlığımızın da ayrı bir önem taşıdığını düşünüyorum. :))

Karakterden çıkmakla ilgili bir zorlanma yaşamıyorum ama örneğin bütün gün sette ağladıysam tabii ki daha yorgun ya da moralsiz evime dönüyorum. O zaman da sevdiğim şeyleri yaparak, sevdiklerime vakit ayırarak o yorgunluğu atıyorum. Bence bir hobi edinmek çok önemli.

Az önce aradılar, biyografin çekiliyormuş. Seni kim oynasın?

Benim biyografim sıkıcı olur ya! İzlenmez. Sadece iş. :))

Oyuncu olmasan mesleğin ne olurdu?

Seyahat etmek üzerine bir program yapmak isterdim.

“Keşke bende de olsaydı” dediğin (ama olmayan) yetenek?

Enstrüman çalmak. Çok denedim ama beceremedim. :))

Yakın gelecekteki projelerine dair verebileceğin ipuçları var mı?

Tiyatroya ağırlık vermek istiyorum. Son iki senedir yoğun olarak oyun okuyorum. Geçtiğimiz sezon yapımcılık da yapmıştım.

Oyunculuk atölyelerindeki eğitimlerime ve tiyatroya biraz daha fazla zaman ayırmak, bu konuda kendimi eğitmek adına bazı girişimlerde bulunmak istiyorum açıkçası.

Metot oyunculuğu hakkında düşüncelerin neler?

Metot oyunculuğundan bağımsız olarak, oyunculuğa dair tüm yöntemlerle ilgili bir yorum yapmak isterim. Bence ne kadar oyuncu varsa yeryüzünde, o kadar da yöntem vardır.
Doğru yöntem, işine yarayanı kullanmaktır.

Oyunculuğuyla sana ilham veren üç isim?

Meryl Streep (kraliçemiz), Daniel Day-Lewis, Christian Bale.

“Neyi oynasa iyi oynar.” diyebileceğin üç oyuncu?

Yukarıdaki üçlü.

“Ne zaman izlesem beni şaşırtır.” diyebileceğin üç oyuncu?

Yine yukarıdaki üçlü.

Sinema, televizyon veya tiyatro fark etmez; aklından çıkmayan oyunculuk performansı?

Sanırım 2012’ydi. İstanbul Tiyatro Festivali’nde izlediğim Kafka’nın Maymunu oyunundaki performansıyla Kathryn Hunter…
İnsan taklidi yapan bir maymunu oynuyordu.
İ-na-nıl-maz!
Henüz daha iyisini görmedim :))