Oyuncu Günlükleri: Bihter Dinçel

Bihter Dinçel bir senaryoyu ilk kez okurken nelere dikkat eder? Canlandırdığı bir karakterle nasıl bağlar kurar? Onunla çatışmalar yaşar mı? Sete girmeden önce kendini nasıl hazırlar?

Oyuncuların pratiklerini ve duygu dünyalarını kurcaladığımız soru-cevap serimizin konuğu; üretimlerine sinema, televizyon, tiyatro, edebiyat ekseninde sürdüren Bihter Dinçel.


Mercaniye Çok Yaşa
Hayatta yapmak istediğinin oyunculuk olduğunu ne zaman ve nasıl anladın?

Aslında kendimi bildim bileli oyuncu olacağımı düşündüm hep. Hayal etmekten de fazlası. Bu işin içinde olacağımdan emindim. Çocukken, adım attığım her yerde bir kamera beni izliyormuş gibi hissederdim. 🙂 İçimde sürekli bir üretme isteği ve ürettiğim her şeyi o anda paylaşma arzusu vardı. Müzik, resim, oyunculuk, dans… İzlediğim her türlü performansın içinde hissederdim kendimi. Çok küçük yaşlarda da sahnede kavrulmaya başladım ve sakin adımlarla mesleğime doğru yürüdüm.

Bugüne kadar canlandırdığın karakterler arasında sana en çok benzeyen hangisi? Neden?

Oynadığım karakterlerin hepsinde bir parça “ben” vardır muhakkak ama hepsine aynı uzak mesafedeyim. Bihter’e en çok benzeyeni yok sanırım. Kendi karakterimden daha farklı kadınları oynadım hep. 

Canlandırdığın karakterlerle çatışma yaşadığın oluyor mu? Bu durumda nasıl metotlara başvuruyorsun?

Oynadığım karakterin içinde kaldığım sürece kendimle çatışmam mümkün değil. Az evvel de söylediğim gibi kendime benzemeyen karakterleri canlandırdım hep. Oynadığım alanı ve kendi yaşamımı tesis ettiğim alanı ayrı tutarım. Diğer türlüsü hastalıklı geliyor bana. Nihayetinde bu bir iş. Oynadığım karakteri, çalıştığım hikayeyi kulağından çekiştirip hayatımın içine sürüklemek, etkisi altında kalmak ya da onunla çatışmak, yaşadığım şeyler değil. Metot meselesine gelince de… Kalbim, aklım, deneyimlerim, bu yaşa kadar gördüklerim, zaman, mekân, tabii ki yönetmenim ve oyun arkadaşlarım arasındaki enerji doğrultusunda şekillenir oyunculuğum ve oyun alanım. Teknik reçetelere inanmıyorum. 

Bir rolü senin için çekici kılan unsurlar, senaryoyu okurken mutlaka dikkat ettiğin detaylar neler?

Hikâyenin samimiyeti ve dramatik kurgusundaki hassasiyet çok önemlidir benim için. Gerçeğe en yakın olan diyaloglar, hisler ve hikâye örgüsü beni hemen içine alır. Rol için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Bütünün içinde nasıl bir parça olacağım da önemlidir benim için. Bu denklemin ışığında bir de azıcık heyecanlanırsak, değmeyin keyfimize. 🙂

Oyunculuğa dair algı kapılarını açan, yaklaşımını değiştiren bir söz? Nerede ve ne zaman duymuştun?

Bir söz veya bir milattan söz edemem ama oyunculuğun, çocukluğun safiyane oyun oynama hâliyle eş dengesini fark ettiğimde büyümenin, yaşlanmanın endişelerini azalttığını fark ettim. Ölümü ertelemek gibi. Bir hayat daha, bir hayat ve bir tane daha… Birçok farklı insanla yeni hayatlar var etme oyunu. Bunu hissettikçe mesleğime duyduğum aşkım kabarıyor. İşimle ilgil özenli ve disiplinli olmaya gayret ederken de mesleğimin yaşamıma yaptığı kıyak hep aynadan bana bakıyor. 

Sence uzun soluklu bir kariyerin sırrı ne?

Öğrenmeye devam etmek, kendine tapınmadan, sürekli ileri bakarak aklına ve mesleki melekelerine yatırım yapmak. 

Sete girmeden önce kendini nasıl hazırlarsın? Ritüelin, çalışma yöntemlerin var mıdır?

Rolümün gerektirdiği fiziksel değişimleri yaparken bedenimdeki hazırlık başlıyor aslında. Sonrasında içinde bulunacağım hikâyenin tamamına hâkim olmak için çalışırım. Bütün içindeki oyun kişisinin ezberini yaptıktan sonra başka bir hazırlık yapmam. Gerisi setteki, yahut sahnedeki alanda gerçekleşir çünkü. Partnerimle /partnerlerimle, yönetmenimin direktifleriyle bambaşka şeyler olacaktır çünkü. Gerisini oraya saklarım. Atmosferin bedenime ve ruhuma getireceği sürprizlere bırakırım kendimi. Çok hesaplı gitmek iyi olmuyor çünkü. Doğallıktan çıkıyor o kadar hesaplı oynanan roller.

Aşiyan
Karaktere girmek kadar ondan çıkmak da bazen zorlayıcı olabilir. Sende böyle bir etki bırakan bir rol oldu mu?

Aşiyan diye bir oyunum vardı. Kendi yazdığım tek kişilik bir oyun. Babasını suikastte kaybetmiş agorafobik bir kadının gebelikle büyüyen travmalarını ve hasret duyduğu güzel anılarını anlattığı bir hikâyeydi özetle. Prova sürecinde ve oyunun ilk temsillerinde o alandan çıkmam çok zor oluyordu. Zamanla rüyalarımı bile etkilemeye başladı. Sürekli gözlerim doluyor ve arada sırada hissettiğim bir baş ağrısı haiz oluyordu. Kendimle çok uğraştım bu hususta ve o alandan hızlıca çıkmayı öğrettim kendime. Yoksa az önce de dediğim gibi hastalıklı bir yere gider mevzu. Bu bir iş diyorum kendime bir işe başlarken. İş olduğunu hep kendime hatırlatıyorum. Aşiyan sürecinde yaşadıklarım ilkti ve bana çok şey öğretti. Çok şükür son oldu. 🙂

Az önce aradılar, biyografin çekiliyormuş. Seni kim oynasın?

Emilia Clarke.  🙂

Oyuncu olmasan mesleğin ne olurdu?

İşte buna tek bir cevap veremem 🙂 Kemancı veya şarkıcı veya dansçı veya voleybolcu veya aşçı.

“Keşke bende de olsaydı” dediğin (ama olmayan) yetenek?

Çok iyi stillerde yüzebilmek.

Yakın gelecekteki projelerine dair verebileceğin ipuçları var mıdır?

Yeni bir diziye başladım, anaakımda yayımlanmaya başladı. Vaktimin çoğunu o kapsıyor bu aralar. Yakında bir de dijital platformda bir işe başlayacağım, ufak bir rol ama beni heyecanlandıran çok hoş bir proje.

Mercaniye Çok Yaşa oyunumuz bu sezon da devam ediyor. Bu sene çıkan son romanım Uçarak Yok Olmak İsteyen Nergis’in okur etkinlikleri olacak inşallah.  Yeni romanımın da tohumları filizlenmeye başladı diyebilirim. 🙂

Oyunculuğuyla sana ilham veren üç isim?

Meryl Streep, Gary Oldman, Olivia Colman, Robin Williams.
(Dört saydığıma şükredin, listem uzun! 🙂 )

‘Neyi oynasa iyi oynar’ diyebileceğin üç oyuncu.

Javier Bardem, Jude Law, Kate Winslet.

Ne zaman izlesem beni şaşırtır diyebileceğin üç oyuncu.

Peter Sellers, Geoffrey Rush, Edward Norton.

Sinema, televizyon veya tiyatro farketmez; aklından çıkmayan üç oyunculuk performansı?

Mads Mikkelsen – “Martin” / Another Round
Peyman Maadi – “Nader” / A Separation
Al Pacino –  “Lt. Col. Frank Slade” / Scent of a Woman