Oyuncu Günlükleri: Zerrin Tekindor
Zerrin Tekindor bir senaryoyu ilk kez okurken nelere dikkat ediyor? Canlandırdığı karakterlerle nasıl bağlar kuruyor? Oyuncu olmasa ne olurdu?
Oyuncular Sendikası ile oyuncuların pratiklerini ve duygu dünyalarını kurcaladığımız soru-cevap serimizin konuğu, 2021’den bu yana tek kişilik performansıyla övgü ve ödüller topladığı Toz oyunuyla aralık ayında yine sahnede olacak Zerrin Tekindor.

Oyuncular Sendikası senin için neler ifade ediyor?
Bir oyuncunun en temel sorusu şu olmalı: Benim hakkım var mı, varsa ne kadarı gerçekten benim hakkım? Açıkçası, birçok oyuncunun bu konuda yeterince bilinçli olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle haklarımızın net bir şekilde tanımlanıp, dünya standartlarında bir sistemin içine oturtulması çok önemli. Çünkü oyunculuk sadece “sahneye çıktım ve oynadım” demek değil. Bunun bir de sürdürülebilirliği, iç huzuru var. İnsan emeğinin karşılığını aldığını, hakkının yenmediğini bilmek ister. Eğer bu sağlanmazsa, yaşlısından gencine herkesin içinde bitmeyen bir kırgınlık kalıyor. O zaman da hüzünlü, kalbi kırık birçok oyuncu görüyoruz etrafımızda. Benim için oyunculuk, insanın hayata nasıl baktığını sorguladığı, kendini ifade ettiği, psikolojisini bozmadan, kendine acımadan yapabildiği bir şey olmalı. Oyuncular Sendikası da bu anlamda çok doğru bir platform; çünkü bütün bu soruların cevabını bulmamıza, mesleğimizi daha adil ve sağlıklı bir zeminde sürdürmemize yardımcı olabilecek bir yapı.
Hayatta yapmak istediğinin oyunculuk olduğunu ne zaman ve nasıl anladın?
İlkokuldayken müsamerelere birileri seçilirdi ve onların aslında pek de iyi yapamadıklarını fark etmiştim. İçimden “ben sanki bunun daha iyisini yapabilirim” demiştim. Sonra ortaokul ve lisede daha komik, insanları güldüren bir öğrenci oldum. Öğretmenlerim de “sen mutlaka oyuncu olmalısın” demeye başladı. Yani aslında beni bu yola biraz da çevrem yönlendirdi diyebilirim.
Bugüne kadar canlandırdığın karakterler arasında sana en çok benzeyen hangisi? Neden?
Karakterlerin bütünüyle değil ama her birinin bir parçası bana benziyor. Arzu Tramvayı’ndaki Blanche’ın kırılganlığı, Vahşet Tanrısı’ndaki Annette’in saflığı ama gerektiğinde hakkını arayışı, Kim Korkar Hain Kurttan’daki Martha’nın hayal kırıklığı, Antonius ile Kleopatra’daki Kleopatra’nın aceleciliği, Toz’daki Handan’ın sorgulayıcı hâli… Hepsinde kendimden bir şey buluyorum aslında.
Canlandırdığın karakterlerle çatışma yaşadığın oluyor mu? Bu durumda nasıl metotlara başvuruyorsun?
Hayır, çatışacak bir durumum olmuyor. Çünkü onları değiştirme ya da akıl verme şansım yok. Bu yüzden her karaktere empatiyle yaklaşmaya, onu anlamaya çalışıyorum. Benim bildiğim tek yöntem “kalp metodu.” Hislerim, bakış açım ve estetik anlayışım beni nereye kadar götürüyorsa, oraya kadar gidiyorum. Ve bunun tamamen kalpten geçtiğine inanıyorum.
Bir rolü senin için çekici kılan unsurlar, senaryoyu okurken mutlaka dikkat ettiğin detaylar neler?
Yazarın karakteri çok boyutlu yazmış olması benim için çok önemli. Oynarken karşımda kapılar, pencereler görebilmek isterim, duvara toslamamak için. Zekice yazılmış bir metin beni çok heyecanlandırır; ona layık olabilmek için de bütün bildiklerimi seferber ederim.
Sete girmeden önce kendini nasıl hazırlarsın? Ritüelin, çalışma yöntemlerin var mıdır?
O günkü programa hazır olmak ve uykumu iyi almış olmak bana kendimi hazır hissettirir. Bir de oynadığım şeyi ve bulunduğum ortamı seviyorsam, gerçekten hazırım demektir.

Karaktere girmek kadar ondan çıkmak da bazen zorlayıcı olabilir. Sende böyle bir etki bırakan bir rol oldu mu?
Karakterlerin etkisinde kalan biri değilim, bu yüzden oyun ya da set bittikten sonra üzerimde iz bırakan bir rol olmadı açıkçası.
Az önce aradılar, biyografin çekiliyormuş. Seni kim oynasın?
Çok izlenesi bir film olmaz muhtemelen, o kadar masraf etmesinler bence.
Oyuncu olmasan mesleğin ne olurdu?
Pixar’da animasyon çizeri olmak isterdim.
“Keşke bende de olsaydı” dediğin (ama olmayan) yetenek?
Çok güzel dans edebilmeyi isterdim.
Yakın gelecekteki projelerine dair verebileceğin ipuçları var mı?
Peter Shaffer’ın yazdığı, Hira Tekindor’un çevirip yöneteceği Lettice and Lovage adlı komedi oyununda oynayacağız Ülkü Duru ve Serkan Altunorak’la birlikte. Çok heyecanlıyım, çok güzel bir metin. Resimle ilgili de bir proje var. Venedik Bienali’ne katılacağım.
Oyunculuğuyla sana ilham veren üç isim?
Macide Tanır, Işık Yenersu, Nurşen Girginkoç.
“Neyi oynasa iyi oynar.” diyebileceğin üç oyuncu?
Mark Rylance, Emma Stone, Andrew Scott.

“Ne zaman izlesem beni şaşırtır.” diyebileceğin üç oyuncu?
Joaquin Phoenix, Daniel Day-Lewis, yaşasaydı Philip Seymour Hoffman.
Sinema, televizyon veya tiyatro farketmez; aklından çıkmayan üç oyunculuk performansı?
Sarah Snook – The Picture of Dorian Gray
Mark Rylance – Jerusalem
Isabelle Huppert – La Pianiste
İlk aklıma gelenler bunlar oldu.