Peygamberin Şarkısı, Altmış Öykü ve bu ay başka ne okusak?

Yazı: Asya Yigit, Deniz Dursun, Esin Çalışkan, Eylül Ege, Korcan Derinsu

Paul Lynch’in 2023’te Booker Ödülü’ne uzanan son romanı Türkçede. Dino Buzatti, alelade hayatlara gerçeküstü dokunuşlar yapıyor. Zemzem Taşgüzen Polat, dışarıya açılan bir iç olarak “ev”e dair yazıyor.

Ağustos 2024’te yayımlanmış, merak uyandıran kitaplar.


Albüm: Yayınlanmamış Yazışmalar ve Metinler
Roland Barthes (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Roland Barthes’ın 100. doğum yılı vesilesiyle hazırlanan bir seçki bu; yazarın bu zamana dek yayımlanmamış metinlerini bir araya getiriyor. Kronolojik sıraya alınmış mektuplaşmaların da içinde olduğu dizide, Barthes’ın duygu dünyasının eşlikçileri Maurice Blanchot, Jean Genet, Claude Lévi-Strauss, Georges Perec gibi isimler de var. Kitap onlara tuttuğu ışıkla okuru aydınlatıyor.

Altmış Öykü 
Dino Buzatti (Timaş)

Dino Buzzati’nin Altmış Öykü’sündeki öyküler, gündelik hayattan yansımalar olarak da okunabilir. Gerçeküstü bir atmosfer ve şaşırtıcı olaylar baki. Okuyucu kendini, bir anda ivmelenen ritimle birtakım olayların geliştiği anlatılara kaptırıyor. Bu hikâyelerde dâhi bir maestronun salonu aniden terk eden seyircileri, âşık olduğu kadına mektup yazmaya çalışırken sürekli telefonu çalan biri, arabasına park yeri ararken şehirden uzaklaşan bir adam var. İnsanlığın alelade hâllerini merceğine alırken; huzursuzluğa, gizeme, ölüme ve yalnızlığa da göz kırpan Buzzati, yine yapacağını yapıyor ve ıssız ormanlarda, karanlık şehirlerde buluşturuyor bizi.

Anne Ağaç: Ormanın Bilgeliğinin Keşfi 
Suzanne Simard (Tellekt)

“Bu kitap, ağaçları nasıl kurtarabileceğimizi anlatmıyor. Bu kitap, ağaçların bizi nasıl kurtarabileceğini anlatıyor.” Ormanın şifalı, duyarlı doğasını keşfettiği yıllar boyunca ağaçların iş birliği ve rekabet ilişkileri gibi pek çok davranışını izleyen Suzanne Simard, bir bilimsel araştırmanın kişisel dönüşümü ne denli etkileyebileceğini, derinleşebileceğini de ortaya koyuyor Anne Ağaç’ta.

Aradığın Şey Kütüphanede Saklı
Michiko Aoyama (Domingo)

Çoğu kütüphaneci gibi Sayuri de raflarındaki tüm kitapları okumuş ancak onu bilge kütüphaneci yapan şey bu değil. Sayuri, kendisine kitap danışanların ruhlarını okuyabiliyor; insanlara sürpriz kitaplar önererek, onları nazikçe hayattaki amaçlarına yönlendiriyor. Genç bir kadın, bir muhasebeci, bir anne, bir sanatçı ve bir emekli, Sayuri sayesinde aradıkları cevapların, bir kitabın sayfalarında gizli olduğunu keşfediyor. Bu hikâye, edebiyatın ve bağ kurmanın dönüştürücü gücünü hatırlatarak, ilhama ihtiyaç duyan herkese iyileştirici bir arkadaş oluyor.

Çatlak 
Jean-Paul Didierlaurent (Can)

Romanı 6.27 Treni’yle övgüler toplayan Jean-Paul Didierlaurent; okuru yakalayan, sıradanlığın karşısındaki üslubunu elden bırakmıyor, Çatlak’ta da kendini yeniden keşfetme sürecindeki bir adamı gözlüyor. Baş karakter Xavier Barthoux’nun hayat düzeni, yazlık evinin duvarında rastladığı bir çatlakla sarsılmaya başlıyor. Hikâye boyunca derinlemesine örülmüş karakterlerle birlikte insanın gizli kalan tarafları açığa çıkarken; düzen ve kaos, gerçek ve fantastik, tekdüze ve sürprizli olan iç içe geçiyor.

Dalgalar X 
Ferah Doğan (Epona)

Ferah Doğan, objeleri fiziksel varlıklar olmanın ötesinde, deneyimleri şekillendiren unsurlar olarak ele alıyor Dalgalar X ‘te: “Beklemek için hazırlanmış odada, koltuklarda oturursunuz, koltuklar bekleyeceğinizi bilir; sanki onlar da bekler, sehpanın üzerinde duran dergiler bekler, bekleme eylemi bu eşyalara taşınmıştır, eylem nesneye göç etmiştir. Ne kadar çok kişi orada bekledi, daha önce orada beklemiş insanlardan bir duygu kaldı. Siz o duyguyu aldınız. Ona yerleştiniz. Ve orada bir şey bırakacaksınız. Tüm bunlara eklenecek bir şey.”

Evi Anlamak 
Zemzem Taşgüzen Polat (İletişim)

“Dedemin inşa ettiği hayatlı (avlulu) bir evde doğdum, ilkokul birinci sınıftan sonra lojmana taşındık. Ortaokula başladığımda ise kentin periferisinde bir apartmanda yaşıyordum artık. Üniversite sınavını kazanarak İstanbul’da bir yurt odasında yaşamaya başladım; mezun oldum ve Çapa’da kardeşimle yaşadığımız bir evimiz oldu. Beş yılın sonunda Urfa’ya dönüş yaptım ve ailemle tekrar bir apartmanın dubleks katında yaşamaya başladım.” Mimar Zemzem Taşgüzen Polat; dışarıya açılan bir iç olarak ev, evin sınırları, mimarisi, tasavvuru, komşular ve kentle kurduğu ilişkinin dönüşümü üzerine düşünüyor.

Fitness Çağı: Beden Nasıl Başarı ve Performansın Simgesi Haline Geldi 
Jürgen Martschukat (İletişim)

Pilates, yoga, kardiyo, HIIT, personal trainerlar, fitness stüdyoları, kürek, yüzme, bisiklet, koşu, yürüyüş… Fit bir vücuda sahip olmanın birden fazla anlama geldiği, fit olmak için yapılan eylemlerin her zamankinden daha çok ilgi gördüğü bir çağda yaşıyoruz. Alman tarihçi Jürgen Martschukat, modernitenin sürekli optimizasyon ve yenilenmeye verdiği önemle birlikte fitness’ın kişisel bir beden pratiğinden öteye geçip, nasıl bir “başarı” aracına dönüştüğüne, kabul ve dışlanma konusundaki belirleyiciliğine dikkat çekiyor.

Hadiseler Cereyan Ederken 
Elif Derviş (Bilgi Yayınevi)

Uyuşma ve İskenderiye Kütüphanesi ile hayatımıza giren Elif Derviş, Hadiseler Cerayan Ederken’de yer alan öykülerinde gerçekliğin etrafını büyülü sınırlarla iyice boyuyor. Kaleminden; hatırlanamayan babaları, parmak izi olmayan bir kadını, kesik ellerin peşine düşenleri, zamanı unutup sesleri takip edenleri akıtıyor. Zamanın tanıklığında belki de şu soru sorulmalı: “Hadiseler cereyan ederken neredeydiniz?”

Kuzey Ormanları
Daniel Mason (Holden)

Batı Massachusetts’te, Kuzey Ormanları olarak adlandırılan bölgede yer alan bir ev üzerinden, 400 yıl boyunca orada oturan farklı farklı sakinlerin birbirleriyle bağlantılı hikâyelerini konu eden bir roman. Daniel Mason, anlatım üzerine düşünen bir yazar. Bölümler arası şiir, mektup, günlük vs. gibi farklı türleri fotoğraflarla birlikte kullanıyor. Bu tercih, metne dinamizm katıyor elbet. Dil de anlatım da sade; akıp gidiyor metin.

Karanlıkta Yüzmek
Tomasz Jedrowski (İthaki)

1980’lerin başında doktora yapmak için Polonya’dan New York’a göçen Ludwik, Polonya’da sıkıyönetimin ilan edildiğini öğrendikten sonra geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor. Bu ona, yarım kalmış bir aşk hikâyesini ve onun başrolü olan Janusz’u hatırlıyor. Thomas Jedrowski’nin; içli, derin ve aynı anda soğukkanlı anlatımıyla birden fazla katman içeren, epey güçlü bir yapı kuruyor.

Linç Çağı: Sosyal Medya’da Süper Ego
Mark Edmundson (Lejand Kitap)

ABD’li yazar Mark Edmundson, sosyal medyanın psikolojik ve sosyokültürel etkilerini inceliyor. Daha önce Freud’un Son Yılları kitabıyla bir psikoloji dehasını didikleyen Edmundson bu kez, sosyal medyanın, bireylerin benlik algısını nasıl şekillendirdiğini, süper egonun bu platformlarda nasıl işlediğini ve linç kültürünün yayılmasını ele alıyor. Dijital platformlardan uzakta geçirilebilecek bir günün armağanı desek?

Londra’nın Son Kitapçısı 
Madeline Martin (Yan Pasaj)

“Şehir bombalanacak olursa, bahçeler bir daha eskisi gibi olabilir miydi? Kimse eskisi gibi olabilir miydi?” Dünyanın acımasızlığı, kötülüğün bir yaylım ateşi gibi insanı sarmalayıp nefessiz bırakabilme gücü bu denli yüksekken; canlılığı bir topluluktan, birkaç kelimeden, bir kucaktan ya da bir bakıştan var eden hayat inatla devam ediyor. Madeline Martin’in romanı da bunun bir kanıtı. Bombaların gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bir kitapçı ve onun etrafında şekillenen hikâye, okurları için bir çeşit umut ve direniş sembolü hâline geliyor.

Memoria
Şebnem İşigüzel (Everest)

Şebnem İşigüzel’in kaleminden dünün, bugünün, yüzyılın romanı. Hatıralar, travmalar, kimlik arayışları üzerinden kahramanının iç dünyasına ayna tutan Memoria, geçmişin izlerini ve bugünkü yaşamla bağını ortaya sererken soruyor: “Başımıza gelmeyen kalmazdı. Neden? Çünkü dünya, yüz yıl önce tam da buradan yırtıldı da ondan. Koskoca imparatorluk, çökerken peşinden dünyayı sürükledi. Bu yüzden de başımıza gelmeyen kalmıyordu. Dediklerimi anlıyor musun? Bu, sadece bu toprakların hikâyesi değil. Dünyanın hikâyesi.”

Mezar Kazanlar
William Faulkner (YKY)

Faulkner’dan, Güney – Kuzey üzerinden ABD’de yayılan ırk ayrımcılığını tüm derinliğiyle işleyen bir başyapıt. Bir ailenin içsel çatışmalarına ve toplumun karanlık yönlerine ışık tutarken; ölüm, aile, aidiyet gibi evrensel temalara dair okuru zorlayan, düşündüren Mezar Kazanlar, insan doğasını öylesine güzel deşifre ediyor ki ondan etkilenmemek mümkün değil. Savcı Steven ile 16 yaşındaki yeğeni Chick ile birlikte büyüme, kendini ispat etme ve “gerçek suçluyu bulma” hikâyeleri arasında çıkılan bir yolculuğa hoş geldiniz.

Peygamberin Şarkısı
Paul Lynch (Delidolu)

Özgürlüğün ellerinden kayıp gitmesinin yarattığı hayal kırıklığı, onu bıraktığında, nefes aldığını fark etmenin heyecanına dönüşüyorsa ne yapmalı? Bu mücadelenin bir galibi bulunana kadar “özgürlük diye bir şeyin hiç olmadığını” kabullenmeyi öneren Peygamber’in Şarkısı, İrlandalı yazar Paul Lynch’in 2023’te Booker Ödülü’ne uzanan anıtsal romanı. Dört çocuk annesi, bilim insanı Eilish Stack, bir gün kapısında iki polis memuru bulduğunda; geriye kalan her şeyin trajediye dönüşme hızını, otoriterleşen bir hükümetin tehlikelileşme oranıyla gözler önüne seren kitap, oyunlu diliyle hayallere ve / veya uykulara saldırıyor.

Ruhumdaki Yaralar 
Barbaros Altuğ (Everest)

Ruhumdaki Yaralar’da, bir dergiye İstanbullu meslektaşı Hrant’ın öldürülmesiyle ilgili bir yazı hazırlamak için yola çıkan Parisli gazeteci Derin, Ermeni doktor Vahan Bey’le tanışınca, rotası Erivan’a kadar uzanıyor. Barbaros Altuğ’un kararlı üslubundan çıkmış, “ne kadar gerçek dışı görünüyorsa tam da o kadar gerçek” bir roman bu. “İnsan, anılardan başka nedir ki?” diye soruyor.

Rüya Üzerine 
Henri Bergson (Pinhan)

“Uyanıklıkta da rüyada da aynı yetiler iş başındadır ama birinde gerilim altında, diğerinde gevşektirler.” Rüya Üzerine, Bergson’un Londra Psikoloji Enstitüsü’nde verdiği bir ders ve Stevenson’ın bir denemesini buluşturuyor. Bergson, rüyaların malzemesinin bellekten geldiğinin ve hangi içeriğin yüzeye çıkacağını çağrışımların belirlediğinin altını çizerken; Stevenson ise rüya hâlinin, hikâyelerinin başlangıçlarını sağlayan yaratıcı bir kaynak olduğunu düşünüyor.

Şehir Ağaçları 
Şükrü Karatepe (İdealKent)

Kentlerde ağaçların da mekâna dair mimari bir unsur olarak ele alınmasının, beton ve asfaltın insanlar üzerindeki baskısını hafiflettiğinden bahsediyor Şükrü Karatepe. Öte yandan, yanlış dikim ile yetersiz bakımın şehirlerde yaşayan birçok ağacın zarar görmesine neden olduğuna dikkat çekiyor. Ağaçların kent planlaması, mimari ve görsel sanatlar açısından taşıdığı önemi vurgulayan, hem “ağaç” hem de “şehir” kitabı Şehir Ağaçları.

Viskinâme 
Uygur Kocabaşoğlu & Onur Kınlı (Everest)

Salt bir içki olmanın ötesine geçen viskiyi damıtan ilk kişinin Aziz Patrick olduğunu ve en fazla tüketildiği ülkenin İrlanda, İskoçya veya ABD değil de Hindistan olduğunu biliyor muydunuz? Everest Aş Kitaplığı’nın üçüncüsü Viskinâme, Uygur Kocabaşoğlu ile Onur Kınlı’nın mizahi üslubuyla zengin bir tarihe ve kültürel anlamlara sahip olan viskiyi ortaya çıkışından türlü toplumlarda üretim ve tüketimine, sinema ve dizi dünyasındaki yerine kadar birçok açıdan ele alıyor. 

Yavaşla 
Onurhan Ersoy (Epona)

Bir deniz kızı karaya vurursa ne olur? Bir polis köpeği atama bekleyebilir mi? Kurguladığı olaylarla akıllara gelmeyecek bu ve benzeri tuhaf sorulara cevap veren Onurhan Ersoy, Yavaşla’nın odağına, kendine uzaktan bakmaya çalışanları alıyor. Birilerinin adımları birbirine karışıp duruyor. Koşuyorlar. Varlıklarını ispatlamanın bir yolu olarak yavaşlıyorlar. Yarışı kazanmak için yavaşlıyorlar. Uçamayacaklarını öğrendikleri için yürümüyorlar. Bu da başka türlü bir başkaldırı olabilir mi? Galibiyeti hızda değil, dinginlikte arıyorlar. Yine de bir şekilde kaos hep var.