Son 15 yıldan izlenmesi gereken 9 medikal drama

Hazırlayan: Bant Mag.

The Pitt ikinci sezonu, geçtiğimiz haftalarda vizyon macerasına başlayan Late Shift ve 15 yıl sonra ekranlara dönen Scrubs vesilesiyle geçtiğimiz 15 yıl içinde yayımlanan; kimi kıyıda köşede kalan kimiyse unutulmaya yüz tutan medikal drama hazineleri arasında bir tur atalım istedik. Grey’s Anatomy, House, The Good Doctor, New Amsterdam gibi örneklerle belki çoğumuzun yolu kesişmiştir. Bu seçkideyse aynı dönemde yayımlanmış ve kimi belki arada kaynamış dokuz dizilik bir seçki var. Dönem uyarlamalarından belgesel-vari yapımlara, adrenalin pompalayanlardan battaniye gibi üstümüzü saranlara, Birleşik Krallık’tan Kanada’ya ve Güney Kore’ye uzanıyoruz. 


This Is Going to Hurt (2022, BBC One)

Perfume’un Fransa kırsalı seri katili, I’m Not There’in avangart şair Bob Dylan’ı, yakın dönem James Bond filmlerinin Q’su güzel insan Ben Whishaw, genç bir kadın doğum uzmanı hekimi canlandırıyor. Birleşik Krallık devlet hastanelerinde çalışan sağlık personelinin, özellikle COVID-19 boyunca şiddeti giderek artan, tükenmişliğini kara mizahın sert fırça darbeleriyle resmediyor. Müthiş gerçekçi ve sterillikten uzak bir anlatı ortaya koyuyor. Yaptığı diplerin epey karanlık olduğunu da ekleyelim.

The Knick (2014–2015, HBO)

Steven Soderbergh rejisiyle, 1900’lerin New York’una, tıbbın henüz “kasaplık” ile “bilim” arasında el yordamıyla yolunu bulduğu döneme odaklanıyor. Clive Owen’ın canlandırdığı kokain bağımlısı dâhi cerrah John Thackery, modern tıbbın temellerini atarken sadece hastalıklarla değil, dönemin ırkçılığı ve sınıfsal uçurumlarıyla da cerrahi bir titizlikle kapışıyor. Müziklerindeyse Cliff Martinez ve Colin Stetson’un imzası var. The Knick, görsel ve işitsel anlamda oldukça tatmin edici bir dönem draması. 

Hospital Playlist (2020–2021, Netflix)

Hospital Playlist, boşuna en sevilen K-Dramaların başında gelmiyor. Karşımızda tıp fakültesinden beri birbirini bırakmamış beş yakın arkadaşın hayata, ölüme ve müziğe yaklaşımlarını merkezine alan incelikli bir anlatı var. Hastane koridorlarının soğukluğunu mesai bitiminde prova yapmak için bir araya geldikleri müzik gruplarının enerjisiyle kırıyorlar. Rafine ve insancıl bir K-Drama estetiği. Scrubs’taki arkadaşlık dinamiklerini sevenler için Hospital Playlist, karakterleri ve her bölümüne şarkı eşleştirme alışkanlığıyla çok tatmin edici.

A Young Doctor’s Notebook (2012–2013, Sky)

Mikhail Bulgakov’un yarı-otobiyografik öykülerinden uyarlanan bu mini dizi, 1917 Rus Devrimi’nin eşiğinde, karlar altındaki ücra bir köy hastanesine atanan genç bir doktorun absürt imtihanını konu ediyor. Karakterin kendi yaşlılık hâliyle girdiği gerçeküstü diyaloglar, tıbbi imkânsızlıklar ve morfin bağımlılığıyla birleşince ortaya tam bir İngiliz kara mizahı çıkıyor. Doktorun gençliğini Daniel Radcliffe, yaşlılığını ise Jon Hamm canlandırıyor.  Soğuk, zorlu, kanlı ve kaliteli bir seyirlik. 

Getting On (2009–2012, BBC Four)

Yine Britanya’dan, gösterişli kahramanlıklardan ve pırıltıdan arındırılmış bir hastane draması. Jo Brand’in yaratıcıları arasında olduğu Getting On, bir devlet hastanesinin geriatri servisinde geçiyor ve bürokrasinin hantallığını, hemşirelerin günlük bezginliklerini belgeselvari bir gerçeklik ve soğukkanlılıkla işliyor. Sistemin içinde kaybolmuş çalışanların, hastalar ve bitmek bilmeyen formlar arasındaki sıkışmışlığında mizah ve gerçekliğin sert darbeleri arasında iyi bir denge kuruluyor. Dizinin HBO yapımı ve daha çok ses getirmiş bir ABD uyarlaması da var ama bizim önerimiz orijinalini izlemeniz. IMDb puanı ve yorumları da bizimle hemfikir.

Transplant (2020–2024, NBC)

Suriye’deki savaştan kaçarak Kanada’ya sığınan ve bir restoran mutfağında çalışırken beklenmedik bir olayla tıp alanındaki yeteneklerini sergilemek zorunda kalan Bashir Hamed’in hikâyesini izliyoruz. Klasik bir “deha” anlatısından ziyade göç ve yeni bir ülkede kimliğini ve travmalarını yanına alarak ayakta kalma çabası ön planda. Vakaları aksiyon unsuru olarak değil; kültürel çatışmaların ve insani bağların birer aracı olarak kullanan, empati düzeyi yüksek bir iş. 

Code Black (2015–2018, CBS)

Code Black, izleyiciyi Los Angeles’ın en yoğun devlet hastanesindeki acil servis kaosunun kalbine bırakıyor. Belgesel estetiğiyle çekilen sahneler (nitekim aynı isimli belgeselin uyarlaması) ve tempolu kurgusu, vakaların işlenişindeki gerçekliği sevenler için birebir. Doktorların saniyeler içinde vermesi gereken hayati kararların ağırlığını iliklerinize kadar hissettirmenin peşine düşüyor. Karakterlerin hastane dışındaki yaşamlarına yer vermiyor. Yani baştan sona kapasitesinin sınırlarını zorlayan ve savaş alanını andıran bir acil servistesiniz.

Critical (2015, Sky 1)

Her bölümünde tek bir travma vakasının ele alındığı, romantik alt metinlere ya da hastane koridoru dedikodularına yer olmayan bir yapım. The Pitt’e çok benziyor çünkü hikâye gerçek zamanlı işliyor ve teknik detaylara duyulan hassasiyeti ve her saniye artan gerilimiyle öne çıkıyor. Yüksek tansiyonlu bu hayatta kalma gerilimini, adrenalin ve cerrahi disiplin meraklıları beğeniyor.

Monroe (2011–2012, ITV)

Karakter odaklı dramaları sevenlerin ıskalamaması gereken bir durak. Nöroşirürji uzmanı Gabriel Monroe, cerrahlığın kaçınılmaz “tanrı kompleksi” ile bir insanın taşıyabileceği en ağır duygusal yükler arasında gidip gelen, kusurlu ama büyüleyici bir karakter. Beyin cerrahisinin hassas matematiğini sıkı diyaloglarla harmanlayan dizinin merkezindeki dâhi ve narsisistik eğilimleri olan karakteri yer yer Dr. House’u akla getirse de Monroe’yu dikkate değer kılan tam da daha ayakları yere basan, daha kusurlu ve daha samimi bir portre çizebilmesi.