Dev egoların “o gece”si: The Greatest Night in Pop

Yazı: Utkan Çınar

2020 yapımı Bruce Lee belgeseli Be Water ile tanınan Vietnam asılı sinemacı Bao Nguyen’in yönetmenliğini üstlendiği The Greatest Night in Pop, popüler müzik tarihinin en büyük buluşmalarından birinin perde arkasına kafa uzattırıyor. Quincy Jones, Michael Jackson ve Lionel Richie’nin öncülüğünde bir araya gelen yıldızlar geçidinin tek gece “We Are The World”ü kaydedişine tanık olduğumuz The Greatest Night in Pop, Netflix kataloğunda.

Ne hakkında?

Afrika’da, kıtlık yaşayan Etiyopya’ya yardım amacıyla tek gecede dönemin birçok popüler müzisyeniyle kaydedilen “We Are The World” isimli şarkının hikâyesi. 

Zaman dilimi ve mekân

Bahsi geçen gece 28 Ocak 1985. Mekân ise A&M Records’un Hollywood’daki stüdyosu.

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

1984’ün Aralık ayında Bob Geldof’un bir araya getirdiği Band Aid’in, ki içinde Sting’den Bono’ya; Paul Weller’dan George Michael’a azımsanmayacak sayıda popüler isim vardır, ilhamıyla Quincy Jones, Michael Jackson ve Lionel Richie; “asıl Siyahların” Afrika’daki kıtlık konusunda bir yardım çağrısında bulunması gerektiğini düşünürler. Büyük pop yıldızlarını bir araya getirmek kolay değildir ama American Music Awards gecesi bunun için iyi bir imkân sunar. 

İlk intiba?

Abartmadan söylüyorum belgeselin ilk bölümü This is Spinal Tap’ten farklı değil. Devasa egolara sahip pop yıldızları, bolca övgü, lüks arabalar derken bir mokümanter izliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kayıt zamanına gelince ise daha gerçek ve samimi bir hâle geçiş yapıyoruz.

Belgesel nasıl yöntemler/malzemeler kullanıyor?

Sadece bir gecede kotarılan kayıt sürecine bu kadar çekim izni verilmiş olması şaşırtıcı. Sanatçıların kendi özel belgesellerinde bile kayıt anları genelde mahrem olarak görülür ve pek verilmez. Burada tüm ayrıntıları görebiliyoruz. Lionel Richie esas anlatıcı olarak var. Cyndi Lauper, Huey Lewis, Bruce Springsteen gibiler de anılarını paylaşıyor.  

En çok neyi sevdin?

En güzel yanı bu önemli isimlerin saf, müdahale görmemiş sesleriyle gösterdikleri performanslara bu kadar yakından tanık olabilmek. Hayatlarıyla ilgili bütün her şeyi bir yana koyarsak Michael Jackson, Bruce Springsteen, Paul Simon, Willie Nelson, Tina Turner, Cyndi Lauper gibilerinin güçlü sesleri hâlâ etkileyici. Ray Charles’ın “varlığı”, Waylon Jennings’in Swahili dili işine arıza çıkarıp uzaması, Al Jarreau’nun şımarması ve tabii ki Bob Dylan’ın “ne yapıyorum ben burada” bakışlı, uzaylı hâline tanık olmak çok eğlenceliydi. Bir yandan da hiç tanımayan için, o sesle diğerlerinin yanında gördüğü hürmet de dışarıdan bakınca çok gırgır. Sanki insanlara büyü yapmış gibi. Bir de Huey Lewis’in cana yakın, samimi anlatımı da güzeldi.

En az neyi sevdin?

Çok fazla Lionel Richie. Evet şarkının bestesi ve organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olduğu belli ama o yıllardan sonra müzik dünyasında manalı kalamamış bir ismin bu kadar böbürlenmesine gerek yoktu gibi. Diğer müzisyenlere de daha fazla zaman ayırılabilirdi diye düşünüyorum. Daha fazla hikâye vardır illa ki. 

Modunu nasıl etkiledi?

Çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Bunun bir nedeni de bu organizasyonda yer alan isimlerinin çoğunun şu günden baktığımızda karikatürleşmiş olmaları da olabilir. Mesela Stevie Wonder’ı görünce Eddie Murphy’yi, Bruce Springsteen’i görünce Ben Stiller’ı düşünmemek zor. Ah bir de Prince gelseydi! Atsaydı bir gitar solo ne olacaktı? 

Kimler sever?

7’den 70’e diyebiliriz tabii ama o dönemleri hatırlayanlar, çocukluğunda bu müzisyenleri dinlemiş ya da maruz kalmış(!) olanlar daha çok zevk alacaklardır. Çok üstün körü olsa da stüdyoda vokal kaydı almak konusunda da birkaç şey kapmak olası. 

Bunu seven şunları da sever 

Birebir dengi bir yapım olduğunu söyleyemeyiz. Band Aid’in “Do They Know It’s Christmas?”* kaydının da böyle bir belgeseli olsa güzel olurmuş. Onun videosunda da gergin bir Paul Weller hep dikkatimi çeker. Kamera arkasında neler döndü kim bilir. “We Are The World”ün kaydedildiği stüdyonun sahipleri ile ilgili iki bölümlük  Mr. A & Mr. M: The Story of A&M Records önerilebilir. Ayrıca Pulp’ın bu tarz etkinliklere farklı bir yaklaşım getirdiği videoları “Bad Cover Version” ve 30 Rock’ın bir böbrek için masraftan kaçınmadığı “Kidney Now”ın da bahsini geçirelim eğlencelik kontenjanından.  

Soru işaretleri / varsa açtığı tartışmalar…

Balık tutmayı öğretmek yerine bağış/yardım üzerinden içini rahatlatma hâline günümüzde kimse kanmıyor tabii ki. Ama dönemi düşününce insanlar arasındaki eşitsizliğe vurgusu, onu görünür kılması açısından yardımı dokunmuştur. Benim için şok edici bir bilgi ise o yıl American Music Awards’ta “Siyah sanatçı” diye bir kategori olmasıydı. Yanlış mı gördüm diye tekrar baktım. Meğersem o yıla özgü bir durummuş. Bir sene önce R&B/Soul adındaki kategoriyi Michael Jackson gayet pop bir albüm olan Thriller ile domine edince adını “black” (Siyah) olarak değiştirme kararı almışlar. Ödülleri de Prince ve Lionel Richie almış.