Yangın, Anadol & Marie Klock ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, J. Hakan Dedeoğlu, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar - Fotoğraf: Kaan Walsh

Haftanın yeni müzikleri: Yangın, Anadol & Marie Klock, Primus, Smerz, Göksel, The Strokes, Ibeyi, Menzies, Dua Saleh, The Field, Kevin Morby ve dahası.

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


ALBÜM: Yangın – ŞANS ltd.
(Universal Music Türkiye)

Yangın, ikinci albümü ŞANS ltd.de bugünkü dünyanın belirsizliklerini ve “şans” fikrini merkezine alan oyunbaz bir dünya kuruyor. Vokalde Theo Kaya, elektro gitarda Bora Yavrucuk ve Efe Sanlav, basta Sarp Taha Gürkan, davulda ise Birkan Başören’den oluşan grup; alışıldık gürültülü gitar duvarlarını “Kendimi Tutamazsam” ve “Pax Romana” gibi parçalarda yeni dokularla genişletmiş. Grubun enerjisinin ve yaratıcılığının henüz sınırına yaklaşmadığını hissettiriyor ŞANS ltd. Lansman konseri 21 Mayıs’ta Salon İKSV’de; albümün dünyasının bir web sitesine dönüşmüş hâlinde dolaşmak şansı da işte burada: sansltd.com

TEKLİ: mmj – nobody knows
(Captured Tracks)

Megan James, Purity Ring dışındaki ilk solo paylaşımını mmj adıyla yaptı. “nobody knows”, James’in tarif ettiği hâliyle sürekli biçim değiştiren, her dinleyişte başka bir yere açılan bir şarkı. Megan James’in yıllardır Purity Ring içinde kurduğu duygusal dünya burada tek olmanın da getirisiyle daha çıplak ve kişisel bir formda duruyor. Açılışındaki “nobody knows a fallen star from wildfire ash raining down on the yard” (Kimse bahçeye yağan yangının küllerini düşen bir yıldızdan ayırt edemiyor) dizesi üzerinden James parça hakkında şunu söylemiş: “Görmezden gelmeyi seçtiklerimiz, hayatta kalabilmek için görmek zorunda olduklarımız ve kolektif kırılganlıklarımız arasında dolaşıyor.”.  

ALBÜM: Anadol & Marie Klock – Manivelles
(Pingipung)

Anadol ve Marie Klock’un ilk albümü La grande accumulation, spontane ve sürreal bir karşılaşma hissi taşıyordu. Manivelles ise başarısız aile buluşmaları, özlem, eve dönememe gerilimi, küçük utançlarımız gib daha kişisel, daha gündelik kırılmalarla ilgileniyor. Bunu da elbette “şarkı yazımı” klişelerine yaslanmadan yapıyorlar. Paris ve İstanbul’daki doğaçlama seanslarından çıkan materyaller; Prophet-5, Jupiter-6, Space Echo, Hohner Pianet gibi ekipmanlarla şekillenmiş. Ama mesele vintage synth fetişizmi değil. Haşa! Ses tasarımında dikkat çeken unsur, maddesel gürültünün bilinçli biçimde korunuş olması. Klavye mekanizmalarının klik seslerini duymak ya da bir salata kurutucusunun drone enstrümanına dönüşmesi de tam bu albümlük detaylar zaten. Manivelles kesinlikle rahat dinleme müziği olmaya çalışmıyor. Sürekli dikkati dağıtıp, küçük detaylarla dinleyeni dürtüyor. Bu ortaklığın uzun yıllar devam etmesi dileğiyle şimdilik noktalayalım, yakında daha derinlerine de ineceğiz elbet.

TEKLİ: Oxis – Knifefish
(Boom Records)

Oxis çok çalışkan bir müzisyen. Los Angeles merkezli isim daha geçtiğimiz ocak ayında pek keyifli Oxis 8 isimli albümünü paylaşmıştı. Geçen ay da iki tekliyle karşımızdaydı. Yeni parçası “Knifefish” ile de bunların gelecek albüm -şaşırtmayan ismiyle- Oxis 9’a ait olduğunu öğreniyoruz. Müziğine aşina iseniz şaşırtıcı bir şey yok, temiz bir beat üzerine ustaca kotarılmış kes yapıştır vokallerle artık başkalarıyla karıştırılmayan soundundan beklediğiniz her şeyi veriyor. Oxis çok göz önünde olmayı seven bir müzisyen değil; bu, müziğinin minimalliğine de yansıyor. Bu düşük profil yaklaşım da bazen iyi geliyor insana. Oxis 9’ı merakla bekliyoruz. 

ALBÜM: Eluvium – Virga III
(Temporary Residence)

20 yıldan uzun süredir bizlere Portland’dan deneysel ve ambient tınılarıyla seslenen Matthew Cooper, 2020’de başladığı üçlemesi Virga’nın son sürümünü de paylaştı. Müzisyenin kayıt süresince ilhamını doğadan ve kendiyle olan hesaplaşmalarından aldığı ambient çalışma, daha sabırlı ama belli belirsiz bir gerginliğin de hep mevcut kaldığı bir atmosfer sunuyor dinleyiciye. Müzikal anlamda çok fazla yeni şey söylemese de meditatif, ambient işleri sevenlerin memnun kalacağına eminiz. 

TEKLİ: The Mountain Goats – Charlie Sheen Reaches Out To The Feds
(Cadmean Dawn)

Yeni The Mountain Goats uzunçaları Days‘e ağustosta merhaba diyeceğiz. Albümün ilk teklisi adındaki mizahı ve hafifliği ses dünyasına da taşıyor. Baskın bir davul yürüyüşüyle modunu hep yüksek tutan parçaya coşkulu üflemeliler destek oluyor. Oyuncu Charlie Sheen’in gözünden yazılmış parçayı tam olarak anlamak için bir Sheen anekdotunu anmak gerek: Charlie Sheen 1991’de Guinea Pig 2: Flower Of Flesh And Blood adlı Japon korku filmini izlerken vahşet içeren sahnelerinden birinden o kadar rahatsız olur ki FBI’la iletişime geçip “gerçek hayatta bir kadının öldürülüşünü gösteren görüntüler” izlediğini söyler. FBI, film ve dağıtımcıları hakkında soruşturma başlatsa da filmin yapım sürecini gösteren kamera arkası videosunu izledikten sonra soruşturmayı kapatır. Mountain Goats solisti John Darnielle ise Sheen’in bu kendini ciddiye alan tavrının gülünçlüğünü de gözden kaçırmayan bir şarkı yazmış anlayacağınız. 

EP: Smerz – Easy 
(Escho)

Smerz’in 2025’e iz vuran albümü Big city life’ın kıyısında kalan fikirlerden oluşan Easy, başı ve sonu tam seçilemeyen bir akış hissiyle ilerliyor. Albümdeki belirgin melodik anların yerini burada daha belirsiz yapılar almış; ortam sesleri, yarım bırakılmış synth döngüleri ve kararsız davranan ritimler birbirine karışıyor. Dokuz dakikalık EP’de büyük bir yenilik ortaya konulmasa da Catharina Stoltenberg ve Henriette Motzfeldt ikilisinin ses dünyasının ne kadar ince işlendiğini hissettiren, tatmin edici sesler duyuluyor.

ALBÜM: Jeff Parker & ETA IVtet – Happy Today
(International Anthem)

Geçtiğimiz yıl Tortoise ile yeni bir albüm yayımlayan Jeff Parker, caz odaklı solo diskografisine ETA IVtet ile canlı kaydedilmiş bir albüm de ekledi. İki uzun parçadan oluşan albümün bir yere varmaya çalışmaktan kendini alıkoyan bir yapısı var. Anna Butterss’ın bas yürüyüşleri ile Jay Bellerose’un davulları sürekli hareket ediyor ama hiçbir zaman tam anlamıyla “groove patlaması”na dönüşmüyor.  Bu aynı zamanda grubun artık kapanmış olan ETA kulübü dışındaki ilk büyük kaydı. Yıllarca Los Angeles’taki küçük bir pazartesi gecesi rezidansında gelişen bu müzik, ilk kez daha büyük bir salona taşınmış.

ALBÜM: Göksel – Rüyaların İşi
(Soles Music)

Göksel pop tarihimizin en zamansız isimlerinden biri. İlk albümlerini bugün sıfırdan yayımlasanız hiç eski tınlamaz. Yaptığı işten, çizgisinden sapmadığı için de 11 yıl aradan sonra yayımladığı yeni albümü Rüyaların İşi de ne eski tınlıyor ne de yeni olmaya çalışan bir şey gibi. Göksel nefis bir söz yazarı ve ânında dile dolanan harika melodiler yazma gibi bir yeteneğe sahip. 12 şarkılık Rüyaların İşi de baştan sona bunun bir yansıması.

13 Mayıs akşamı Bant Mag. Havuz / Bina’da Okan Urun’un sunumuyla gerçekleşen Şarkı Şarkı: Rüyaların İşi söyleşisinin kayıtları da önümüzdeki günlerde Bant Mag. YouTube kanalında olacak.

TEKLİ: Ibeyi – Aset
(IBEYI Records / Awal Recordings)

Birbirine bağlı ikiz ruh, Kübalı – Fransız kız kardeşler Lisa Kaindé ve Naomi Diaz’dan oluşan Ibeyi, dört yıl sessizliğin ardından birlikte Offering adlı yeni albümünden ilk tadımlık “Aset” ile aramızda. Uyulması öğretilen kuralların ortadan kaldırılması ve özgürlükleri kucaklamak için Mısır mitolojisindeki İsis’in ilişkilendiği hikâyelerden aldığı referansla, büyüleyici bir yere, büyüledikleri vurmalı çalgılar, farklı boyuta çıkaran vokalleriyle ulaşıyor. Grubun kendi plak şirketinden çıkacak ilk albümü olacak Offering için 26 Haziran’ı bekliyoruz.

ALBÜM: Menzies – Holding My Cold Hand, Even Though Yours Is Warm
(Bağımsız)

Yeni Zelandalı ekip Menzies’i daha önce duymadıysanız, grubun debut albümü onlarla tanışmak için harika bir adım. Holding My Cold Hand, Even Though Yours Is Warm tematik bir albüm değil belki ama konseptine de müziğine olduğu gibi hat safhada dikkat ve detaycılık ile yaklaşılmış. Albümde Yeni Zelanda’nın kuzey ve güney adaları arasında giden “Interislander” vapurundan beş tane anons serpiştirilmiş. Adalar arasında mekik dokuyan vapur gibi grubun üyeleri de gençlik ve yetişkinlik arasında tam olarak iki uca da ait hissetmemenin zorluğu ve kafa karışıklığı hakkında beyin fırtınası yapıyor albümde. Büyümeye merak duymak ve büyümekten korkmanın dibine inen kayıt, Menzies’in sürdüğü hayat hakkında bir sürü lokal ve kişisel ipuçları taşıyor. Alternatif rock kıyılarında dolanan şarkılar deneysel numaralar, acapella ve üstü kapalı sözler kullanmaktan sakınmıyor. 

TEKLİ: Adoya – Pes
(Grow Records)

Sunset Stream’den tanıyabileceğiniz Ada Öykü Erdem’in solo projesi Adoya, 2023’te yayımladığı ilk stüdyo albümü Bozuk Rüya’dan sonra yeni seslerle geri döndü. “Pes” adını taşıyan tekli, müzisyenin önümüzdeki yaza randevu verdiği EP’nin ilk tadımlığı aynı zamanda. Gitarda Andy Naida, davulda Egemen Akgül, saksafonda Muzaffer Uyar ve bas gitarda Ahmet Altıntaş’ı dinlediğimiz parça, iniş – çıkışlarla örülü düzenlemesinde trip hop ve caz unsurlarını bir araya getiriyor. “Ne ses ettim, ne de pes” cümlesi uzun süre zihninizde yankılanabilir, baştan söyleyelim.

EP: Primus – A Handful of Noggs
(Prawn Song Records)

A Handful Of Nuggs, Primus’un son yıllardaki “geçiş dönemi”nin bir çıktısı gibi tınlıyor. Güzel haberi en baştan verelim; Primus hâlâ küçük, garip fikirlerle uğraşıyor. Bir yandan grup hâlâ bildiğimiz kadar tuhaf, Dio coverlayıp içine Puddles Pity Party’yi dâhil ediyorlar, ansızın Puscifer projesiyle Maynard James Keenan ortaya çıkıyor. Ama diğer yandan EP’nin asıl hikâyesini yeni davulcu John Hoffman’ın gruba getirdiği enerji üzerinden değerlendirmek de mümkün elbet. Nitekim Tim “Herb” Alexander’ı taklit etmektense kendine özgü “esnek” çalımıyla groove’u sürekli ileri itme eğilimi var. Özellikle açılış şarkısı “The Ol’ Grizz”, Les Claypool’un oyuncu baslarıyla olduğu kadar Hoffman’ın ritmik kurgusuyla da etkisi altına alıyor.

ALBÜM: Telehealth – Green World Image
(Sub Pop)

Telehealth ikinci stüdyo albümünde punk müzikte sıkça karşılaştığımız hiciv kullanımına yepyeni bir boyut getiriyor. Green World Image post-kapitalist düzende statü sembollerinin içinin boşluğundan ekonomik imkânsızlıklara, milennial jenerasyonun ev sahibi olmasının zorluğuna, öz verimlilik ideolojisinden tüketim çılgınlığına, TikTok’un önüne geçilemez yükselişine; şu an içinde bulunduğumuz dönemin sadece en zengin tabakanın lehine işleyen bütün sistemlerine yer veriyor. Sadece müzikle var olmanın artık bir opsiyon olmadığından yakınan Telehealth, bir synth-punk patlamasına imza atmış. Eleştirdikleri bunca şeyle bazen “boomer” da tınlayan ekibin modern dünya yorgunluğu konusunda hepsi orjinal olmasa da diyecek çok şeyi var. 

ALBÜM: Kevin Morby – Little Wide Open
(Dead Oceans)

Little Wide Open’a kulak vermeye başladığınızda anlıyorsunuz ki bu sesler birçok üzücü yere değip geçecek, zihniniz içinde geçmiş ve geleceğe dair şeyler akıp gidecek. Sekizinci stüdyo albümünde Kevin Morby, büyük mavi gökyüzünün altında biraz sonra geçmişe dair olacak hikâyelerin yenilerini selamlarken, vedalaşmak ve başlamak arasındaki dengeyi folk ve rock tınılarının zarif bir karışımıyla ortaya döküyor. Çeşitli iş birlikleriyle genişleyen albümün, ayçiçeklerinin bize dönük olduğu kapak görseli de Chantal Anderson yaratımı. 

TEKLİ: Graham Coxon – Alright
(Transgressive Records)

Sayın Coxon’ın Blur gitaristi olmak dışında da hatırı sayılır bir solo kariyeri olduğunu söylemeli. İngiliz pop gitar geleneğinin önde gelen figürlerinden olan müzisyen, son solosu A+E’yi 2012’de yayımladığında elinde bir o kadar da kaydedilmiş hazır şarkı varmış ve onları da birkaç sene içinde dinleyiciyle buluşturmayı planlıyormuş ama araya Blur ile yaptıkları albümler, turneler ve soundtrack işleri girince bir 15 yıl kadar ertelemek zorunda kalmış bunu. 19 Haziran’da gelecek Castle Park aslında böyle “eski” bir albüm. Oradan düşen ikinci tekli de Coxon’ın solo işlerini bilenlerin yadırgamayacağı, hatta müzisyenin iyice köklerine geri döndüğü bir çalışma. Biraz Syd Barrett, biraz Eels havaları. Coxon’ın şarkılarında Blur’e kattıklarını da duymak kolay. Albüm de hem Blur-severler hem de Coxon’ın besteciliğini, gitarcılığını sevenler için güzel bir yaz eşlikçisi olacak gibi. 

ALBÜM: Dua Saleh – Of Earth & Wires
(Ghostly International)

Of Earth & Wires, çeşitli açılardan birlikte hareket eden toplulukları hatırlamanın ve kolektif mücadelenin çağrısı. Yaşam ve gezegen üzerine yürütülen yok etme rejimi, devam eden savaşlar, taraflı yapay zekânın hayatların her alanına sızışı ve bu umutsuz anlara rağmen gücünü koruyarak duygusal destekle ellerden tutuyor Sudan asıllı Amerikalı müzisyen Dua Saleh. Yer yer falsetto vokaller ile elektronik, R&B ve soul esintilerin dans müziğiyle kesiştiği anlarda Sudan halk müzik geleneklerini şiirler ve mitolojiden aldığı ilhamla harmanlayarak, umudu ve başka türlü bir yaşamı hatırlatıyor: “Dünya vahşileşiyor, bitki örtüsüyle kaplanıyor, gücünü geri kazanıyor. İnsanlar eski anlayışlarını yıkmalı ve geriye kalanları Dünya ile birlikte var olmak için kullanmalıdır.”

ALBÜM: The Field – Now You Exist
(Studio Barnhus)

İsveçli elektronikçi Axel Willner 8 yıllık uzunca aradan sonra bir albüm ile karşımızda. Tekrar eden sesler ve loop mantığının electronica camiasındaki önde gelen ustalarından Willner, yeni işinde kendi deyişiyle 2007 tarihli ve bolca övgü alan çıkış albümü From Here We Go Sublime’ın sonik mimarisine geri dönüş yapıyor. Belki 2010’ların başındaki albümleri Looping State of Mind veya Cupid’s Head kadar dinamik ve coşkulu şarkılar barındırmıyor ama Willner benzer teknikle farklı duygu durumlar sunabildiğini görmek de güzel. 

TEKLİ: The Strokes – Falling out of Love
(RCA Records)

Yoldaki The Strokes albümünden ikinci tekli yoğun auto-tune kullanımıyla bazılarından düşük not alsa da aslında bu tercihin grubun ses evrenine güzelce yerleşebileceğinin de ispatı. Robotik vokallerin biraz bilim kurgu havası kattığı parça, özünde yürekleri dağlayan bir aşk balladı. Kapak görselindeki uzayda resmedilen pikap ile geleneksel bir sunumdan iyice uzaklaşan altı dakikalık parçada Julian Casablancas vokal icrasıyla tam olarak ne yapmak istediğini biliyor gibi. Grubun sıcağı sıcağına sergilediği The Late Show with Stephen Colbert performasını da buraya bırakıyoruz.

ALBÜM: nara’s room – Tearless, thoughtless
(Mtn Laurel Recording)

Brooklynli dörtlü Nara’s Room, yeni albümü Tearless, thoughtless’ta karanlıkta açık kalmış bir tüplü televizyonun yaydığı ışığın içindeki yarım hatırlanan rüya hissini kovalıyor. Akustik gitarların beklenmedik sertlikte kullanımı, yoğun efekt katmanları, yer yer 2000’ler pop düzenlemelerine shoegaze filtresinden yaklaşan yaratıcı fikirler ve Nara Avakian’ın her şeye uyumlanan güçlü vokalleri; albümü sürekli dinamik kılıyor. Bu kadar farklı fikirle başlayıp kolayca karman çorman olabilecek bir yerde duran Tearless, thoughtless, aksine hiçbir parçanın albüm içindeki yerini sorgulatmıyor. “miniDV”, “DVD menu”, “AOL away msg” ve “Lizzie mcguire” gibi Y2K referanslı parça isimleriyle örülen albüm, birbirine geçiş yapan şarkılarla sıkı bir akışta ilerliyor.  “AOL away msg” B tarafının başladığını ilan ederken, albümün ikinci yarısı dağılmış bir partiden geriye kalan sessizlik ve duyguların içinde dolaşarak koleksiyonu daha içe dönük bir tonda kapatıyor.