Zamana ışık tutmak: Armageddon Turk

Orkun Tunç’un uzun soluklu elektronik müzik projesi Armageddon Turk, son yıllarda Pet Shop Boys, Gorillaz, Kelis gibi isimler için yaptığı remikslerle uluslararası sahnede de adını duyurdu. Zaman içinde bir duoya evrilen proje, geçtiğimiz aylarda Anadolu türkülerini ve anonim eserleri lo-fi beatlerle yeniden yorumladıkları 10 şarkılık Anadolu lo-fi albümüyle çıkageldi. “Çökertme”, “Dere Geliyor Dere”, “Üsküdar’a Gider İken” gibi şarkıları yeni bir çehreyle dinleme fırsatı sunan albümden hareketle Armageddon Turk’ün kapısını çaldık. Orkun Tunç’tan projenin nasıl şekillendiğini ve albümün nasıl hayat bulduğunu; Armageddon Turk’ün diğer yarısı Zag Erlat’tan da My Analog Journal ve film işlerinin ardındakileri dinledik.



Orkun Tunç yanıtlıyor

Öncesinde birçok müzikal projede yer almış biri olarak Armageddon Turk ne zaman ve nasıl başladı senin için? Zag Erlat ile yollarınız nasıl kesişti?

Yıllarca hardcore / punk gruplarında davul çalarak müzik kariyerime hem stüdyo aşamalarında hem de konserlerde devam ediyordum. 2000’lerin başında kardeşim Mu Tunç ile bir gün ambient birşeyler kaydetmeye karar verdik ve 80’ler kıyamet filmlerine gönderme olsun diye bu ismi koyduk. Armageddon Turk çatısı altında çoğu zaman ikili olarak hep bir partner ile yoluma devam ettim. Başlangıçta Taner Yurdunkulu, sonrasında She Past Away grubundan Doruk Öztürkcan, Erdem Helvacıoğlu gibi müzisyen arkadaşlarımla çeşitli projelerde, remikslerde çalıştık. Zag ile tanışmam, kardeşim Mu Tunç ile çalışan arkadaşım Ali Kanıbelli sayesinde oldu. Kardeşim bizim çok uygun bir müzikal birliktelik yapabileceğimizi düşündü. Ve önden yaptığımız işlerde bunu gördük. Zag ile beraber her şeyi yapabileceğimizi anladım ve ekibe dâhil oldu.. Çok mutluyum.

Eski bir şarkıyı tekrar ele alırken nasıl bir yaklaşım içerisinde oluyorsunuz parçaya? Parçaları bulma, araştırma, seçme aşaması nasıl bir süreç?

Bildiğiniz üzere, hak sahiplerinden izinler alınmadan bir remiks veya versiyon yapmak hem sıkıntılı hem de hakkaniyetsiz bir durum doğuruyor. Hem söz – müzik izinleri, hem de fonogram hakları açısından. En önemli konu bizim için izinler. Türkiye’de yaptığımız işlerde özellikle bu bizim için olmazsa olmaz bir konu. Gülden Karaböcek’e yaptığımız remiks albüm, tamamen bu aşamada ele alınmış, hem edisyon – hem de fonogram hak sahipleriyle yaptığımız bir projeydi. Öte yandan anonim şarkılarda da hak sahibi sorunu olmasın diye meslek birliklerinden özellikle kontrollerimizi yapıyoruz. Anadolu Lo-fi özelinde, Zag ile beraber ince eleyip sık dokuduk. Çoğu zaman araştırma süreci zevkli olabiliyor ve çok fazla yeni şey öğreniyorsunuz..

Albümün arkasındaki hikâye nedir? Albüm nasıl bir tablo sunuyor dinleyicisine?

Pandemi sırasında bir albüm kaydetme fikrimiz vardı ve ben de Zag de Anadolu türkülerinin, modern soundlarda yorumlanması konusunda çeşitli fikirlerimizi dile getirdik. Lo-fi janrı özellikle son 5 yıldır genç bir kitleye hitap eden, bizim de yaptığımız remikslerde, prodüksiyonlarda etkilendiğimiz bir sound’du. Bakış açısı olarak ve bir stil olarak da günümüze çok uyduğunu düşündüğümüz için, “Gelecek jenerasyonların da anne-babalarının, dedelerinin sevdiği müziği, kendi sevdikleri sound süzgecinden geçirip bir albüm ortaya çıkarsak nasıl olur?” diye sormamızla başladı her şey. Nasıl bir tablo sunduğumuzu ne ben ne Zag bilebiliriz sanıyorum ama 20 sene sonra da baktığımızda, bu dönemleri hatırlatan ve biraz olsun ışık tutan, umut veren bir albüm yapabildiysek oldukça seviniriz..

Armageddon Turk olarak birçok sanatçıyla da birlikte çalışıyorsunuz. Moby,  Erasure, Gorillaz, Mel C, Pet Shop Boys, Kelis bunlardan öne çıkan bazı isimler. İşin biraz bu tarafından da bahseder misiniz? Armageddon Turk’ün global ayağı nasıl ilerliyor, nasıl bir iletişiminiz oluyor bu sanatçılarla?   

Başlangıçta kolay olmadı. Çok az referansımız vardı ve o referansları iyi kullanmamız gerekiyordu. Amerika’dan Lady Gaga ve Rihanna remikslerini yapan prodüktör Chew Fu ve menajeri John F. 2010’ların başında yaptıklarımızı dinleyip, bize majör plak şirketlerinin işlerini paslamaya başlayınca, yurt dışındaki kapılar biraz olsun aralanmış oldu. Sonrasında kendi günümün belli zamanları, remiks yapmak istediğimiz sanatçıların menajerleri ve plak şirketi A&R’ları ile sohbet etmeye başladım. Neredeyse müzik yapmaktan daha çok, buna odaklandım. Bu bahsettiğimiz isimler ve daha birçoğu ile hayalimizde bile olamayan imkânlar yakalamaya başladık. Çoğu zaman menajerler bizi buldu ve iş teklif ettiler. Türkiye’nin aksine, birçok top sanatçının menajeri inanılmaz mütevazı. Tabii iyi isimlerle çalışmaya başlayınca, diğerlerine ulaşmak biraz daha kolay oldu.

Uzun yıllara yayılan, müziğin farklı alanlarında bulunmana vesile olan bir kariyerin var. Plak dükkânı, davul, distribütörlük, DJ’lik, konser organizasyonları, A&R’lık, prodüksiyon… Peki, müzik evreninde kendini en rahat ve mutlu hissettiğin yer neresi?

Müziği sevdiğim için, daha çok küçükken ne yapacağıma karar vermiştim. 12-13 yaşımdan itibaren biliyordum bir şekilde içinde olacağımı. Her aşamasını öğrenmek için, birçok farklı kimliğe büründüm. Kardeşim Mu ile bir plak dükkânımız vardı Sıraselvilerde. 2004-2007 arası, oldukça fazla insanla bir araya geldiğimiz ve şu andaki gibi her yerin plak dükkânı olmadığı, hatta satacak plakları yurt dışından başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir zaman. Bize ticaret ve insan ilişkileri konusunda çok şey öğretti. Sonrasında konser organizasyonlarına girip; indie, pop, dance müzik alanında birçok sanatçıyı ilk defa getirme şansına eriştik, çalıştığımız mekânların da gücüyle. Stüdyo bunlar devam ederken hep hayatımda vardı. Hem davul çaldığım için, hem de kendim Ableton başında prodüksiyonlara giriştiğim için. Sanırım kendimi en iyi hissettiğim yer ürettiğim ve kendi başıma fikirlere boğulduğum stüdyo ortamı. Tabii çalıştığım partnerlerimle bir ürünü ortaya çıkardığımız süreç en değerlisi. Yıllar içinde, sadece mouse’a, klavyeye dokunmadan da prodüktör olarak neler yapabileceğimi de görmek beni başka şekilde tatmin ediyor, yeni jenerasyon prodüktörler ve sanatçılarla da (Dantefaze, Naskas vb.) devamlı çalışıyoruz. Bu şekilde üretmek de inanılmaz zevkli ve verimli.

Salgın dünyasından en çok etkilenen sektörlerden biri müzik… Senin de DJ setlerine ara verdiğin bir dönem oldu muhakkak. Tüm olumsuz yanlarına rağmen salgın döneminin üretimine olumlu etkisi de oldu mu?

Bu konuda yalan söyleyemeyeceğim. Pandemi dönemini çok verimli geçirdik. Zag ile albüm yapmak çok zevkliydi. Sonrasında Sony’den A&R arkadaşım Sinan ile Dantefaze adlı yepyeni bir hip hop sanatçısı için çalıştık. Yakında o çıkacak. Naskas, benim son dönemde çok sevdiğim ve destek olduğum bir hip hop MC, kendi sözlerini yazıyor. Özellikle yepyeni bir kuşağa hitap eden bir müzik yapıyor. Onunla bir single yaptık “Karıştır” isminde, Zag mixledi.

Moby ile çalıştık, Erasure ile çalıştık. Hepsi pandemi döneminde oldu. Uzun süre DJ’lik yapamadım ama ben bu dönemin hemen geçeceğini sanmıyorum. Salgın ve kısıtlamalar devam edeceği için, hemen ortamın eskisine döneceğini beklemiyorum. Evde müzik üretimi hâlâ bizim için en önemli konu olmaya devam edecek.

Yakında başka nasıl projeleriniz var? Sizi neler bekliyor?

Öncelikle Anadolu Lo-fi albümünü tanıtmaya devam edeceğiz. Konserler de yapmak istiyoruz canlı çaldığımız. “Burçak Tarlası”na video çekti Mu Tunç, eylülde onu yayımlayacağız. Zag ile ilerisi için konuşuyoruz. Bir şekilde neler yapabiliriz diye. Yine bir proje albüm yapacağız umuyorum ki. Zag ile özellikle online dünyalar için, reklam müzikleri de yapıyoruz.

Daha önce Armageddon Turk, Efes’in 50. Yıl film müziği, Under Armour, iPhone X serisinin müziklerini yapmıştı. Böyle çalışmalara devam edeceğiz.

Bu arada benim Zag dâhil olmadan önce solo olarak kaydettiğim bir Armageddon Turk albümü vardı. Onu çıkarmayı planlıyorum en kısa zamanda. Değişik bir kapak tasarımı ile. Oyuncak üretimlerine bayıldığım Kilink’ten Burak ile bir şeyler yaptık kapak için. Bakalım nasıl olacak, göreceğiz.

Zag Erlat yanıtlıyor

My Analog Journal çok değerli bir koleksiyon olarak genişlemeye devam ediyor. Bilmeyenler için, her şey nasıl başladı, nasıl gelişti? Bugün My Analog Journal neler yapıyor?

MAJ, 2017’de elimdeki 10-15 tane Türkçe 45’lik plağı çaldığım, üstüne çok düşünmeden kaydedip YouTube’da paylaştığım bir videoyla başladı. Böyle bir video koymamın sebebi de YouTube üzerinde bu temada bir iş görmemiş olmamdı. Özelikle 60’ların sonları / 70’lerin başı Türkçe pop ve rock müziği çok önemli yıllarmış ve inanılmaz işler yapılmış, kaydedilmiş. Böyle bir hazineye sahipken, internette bu plaklardan oluşmuş bir set görmemek beni düşündürdü ve dedim ki “Ben yapayım bari”. Fakat videonun çekim kalitesine gereken hassasiyeti göstermedim. Sonradan farkettim ki sesi bile mono kaydetmişim. Bunlara rağmen 3-4 ay sonra bir şekilde bu videoya insanların ilgi gösterdiğini fark ettim. Benim için büyük sürpriz oldu tabii. Beklemiyordum böyle bir ilgi. Hoşuma da gitti. Dedim ki “Bir set daha kaydedeyim bari”. Bir noktada tüm plakları tüketince daha çok plak almaya, plak aldıkça daha çok video çekmeye başlamış oldum. Sadece Türk müziği değil, başka ülkelerinde plaklarından oluşan derleme setler kaydettim. Bugün MAJ, ilk videoyu koyduğum zaman tahmin edemeyeceğim kadar büyüdü ve neredeyse benim tam zamanlı mesleğim hâline gelmiş durumda. Sadece YouTube üzerinden değil, aynı zamanda Twitch platformunda da haftada 3 canlı yayın yapmaya başladım. Keyif alıp enerjim olduğu sürece bu projeye devam edeceğim gibi görünüyor. 

Prodüksiyonlar, bestecilik, plak koleksiyonculuğu gibi farklı dallara uzanan çok yönlü bir müzikal kimliğin var. Müzikle farklı açılardan ilişkiler kurmanın sana ne gibi katkıları olduğunu düşünüyorsun?

Plak toplamaya başladığımdan beri daha çok müzik dinler oldum. Gözümü, kulağımı daha çok açmama da sebep oldu. Belli bir coğrafyaya, belli bir döneme bağlı kalmaksızın, farklı kültürlerin müziklerine karşı bir keşif arzusu uyandırdı. Bu tabii ister istemez müzisyen kimliğime de çok fayda sağladı. Müzikal anlamda kelime dağarcığımı çok geliştirdi. Spotify’da milyonlarca şarkı parmağının altında hazır olduğu için önümüze gelen şarkılara çok zaman ayırmıyoruz. Sabrımız 2-3 saniyeyle sınırlı. Ama plakta öyle değil. çok farklı bir bağ kuruyorsun dinleyici olarak. Tüm duyularınla o hikâyeye ortak oluyorsun. Bu da epey kafamı açtı, hem müziksever olarak hem müzisyen olarak.

Bunların üstüne video ve film dünyasında da üretimlerin olduğunu biliyoruz. Yakın geleceğe dair planlarından ipuçları alabilir miyiz?

Evet, çok küçük yaştan bu yana film ve müzik benim için çok önemli bir yere sahip. İkisini birbirinden ayırmam zor. 2 alanın aslında ortak kesiştiği alanlar sanılandan çok daha fazla. Bir film çekerken ritme dikkat etmen gerekiyor, dengeye odaklanman gerekiyor. Keza müzik yaparken bir hikâye düşünüyorsun. Aynı bir hikâyede karakterler olduğu gibi müzikal kompozisyonda da enstrümanlar var ve bu enstrümanlar arasında bir denge, bölümlerin arasında ilişkiler var. Artık eskisi kadar film projelerine zaman ayırmasam da gerek YouTube olsun gerek Twitch olsun filmci kimliği epey ortaya çıkmış oluyor ikisinde de.

Röportaj: J. Hakan Dedeoğlu