Arşivden: Kendini sıkışmış hissedenlere ilaç gibi mizah – KALT

Arşivden: Kendini sıkışmış hissedenlere ilaç gibi mizah – KALT

Yarın Bant Mag. Havuz / Bina’da “Konfetiler” serimizin ilk konuğu olarak ağırlayacağımız KALT ekibiyle 2016 yazında Bant Mag. No:50 için yaptığımız röportajı hatırlıyoruz.

Röportaj: Cem Kayıran
Bant Mag. No:50, Haziran-Temmuz 2016

Kısa zaman önce çalışmalarını yayınlamaya başlayan KALT ekibi, Dedektif, Dr. Erman, Her Hafta Yeni Bir Fıkra ve Hangi Çağda Yaşıyoruz? gibi video serileriyle komedinin farklı taraflarını ustaca sunuyor. Ekibinin kurucuları Yavuz Günal, Ozan Akyol ve Erman Çağlar’la ekibi bir araya getiren detaylardan yarattıkları karakterlere, videolarda duyduğumuz müziklerden gelecek planlarına her şeyi konuştuk.

Üçünüzün bir araya gelişi nasıl oldu? Video üretimi yapmaya tam olarak nasıl karar kıldınız?

Ozan Akyol: Ben ve Yavuz aynı ajansta çalışıyorduk. Aynı iş ortamında takılırken çok iyi anlaştığımızı anladık. İlk haftanın sonunda bir akşam bizim eve geldik, Yavuz bana hayallerini anlattı gibi bir şey oldu. KALT’ın oluşumunda kilit adam Yavuz diyebiliriz aslında.

Yavuz Günal: Ben bir araya getirdim sadece. Ben stand-up yapıyordum, doğru dürüst yapabildiğim tek şey de o aslında. BLAB ajansındayken Erman’la tanıştım ama Erman Çağlar olduğundan haberim yoktu. Ozan’la da sonrasında çalıştığım ajansta tanıştık ve ilk olarak Nekropsi üzerinden muhabbete girdik. Sonra Ozan’ın bahsettiği gece komedi üzerine konuşmaya başladık ve bana işlerini gösterdi. Abuk sabuk bir sürü şeyler yapmış. Ben ona Erman’dan bahsettim, Ozan zaten Erman’a hayranmış. Erman da Ozan’ın işlerine hayranmış. Sonra “Beraber bir şeyler yapabilir miyiz?” diye konuşmaya başladık. Ama çok zordu, herkesin başka bir işi vardı. Bir akşam buluşup beraber bir şeyler yazmaya başladık. Ben aslında bir köşeye çekilip kendi kendime yazmayı seviyordum; onlar da öyleymiş. O gün bizim için çok acayip bir gündü.

OA: O gün herkes yapmak istediği şeyleri, kafasındakileri koydu ortaya. “Hadi abi bir projeye soyunuyoruz” gibi yaklaşmadık hiç. Müzik dinledik, içtik. Metalciyiz zaten. O en ortak noktamız oluyor bir anlamda.

İlk olarak yaptığınız iş Steven Seagal ve Aşk mıydı peki?

YG: İlk olarak Dedektif ve Dr. Erman’la başladık. Çalıştığımız yerlere, oraya buraya yalan söyleyip bir şekilde cebimizden bir şeyler koyup yapmıştık. Yeri Ozan ayarladı, kamerayı BKM Mutfak’tan aldık, yönetmen de benim Açık Mikrofon’dan stand-up’çı bir arkadaşım Oktay Kaya oldu. Pilot bölümleri çektik ve çok kötü çektik. Ses falan hiçbir şey anlaşılmıyor. Steven Seagal ve Aşk, Erman’ın yaptığı bir ses kaydı üzerine çıktı.

Erman Çağlar: On dakikalık bir ses kaydıydı. Onu bölüp bölüp animasyon serisi yapalım fikri sonradan çıktı ortaya. Animasyon, yapan kişiyi çok zorluyor. Çağrı Livaoğlu da işi gücü olan, çalışan bir arkadaşımız. İlk bölümü yayınladıktan sonra ikinci bölümün hazırlanması epey uzun sürdü. Bunlar hep deneme yanılma. Biz hızlı hızlı ilerler zannediyorduk, animasyon öyle olmuyormuş. Zaten bütün işimiz yaparken öğrenmek üzerine. Benim çok önemli açıklamalarım vardı ilk başta. “Işık önemli değil” demiştim mesela. Ya da “Telefonla çekeriz, evde yaparız”. Yaptığım işi on beş senedir evde yapıyorum. İşin içine başka birisi daha girdiği zaman rahatsız oluyordum. Şimdiye kadar hep böyleydi. Hep evde ve tek başıma yapayım istiyordum. Ajansta çalışırken de beni en çok zorlayan şey oydu. Yazmasına yazıyorsun, eğlenceli de; sonra onun çekileceğini öğrenince çok moralim bozuluyordu.

OA: Hepimiz reklama bulaşmıştık bir şekilde. Reklam yazdık, prodüksiyon nasıl yapılır az çok biliyoruz. Oradaki prodüksiyonların iğrenç tortusu üzerimizde kalmış gibiydi. Ben yine de üçümüz birlikte bir sete girdiğimizde o setin farklı bir şey olacağını biliyordum. Biz yazıyoruz, biz oynuyoruz, çok hâkimiz. Çok az bir oyuncu havuzumuz var bizim dışımızda da.

EÇ: Bir de yazdığın şeyi çekerken kontrolün dışında gelişen çok şey oluyor. Oyunculuklar oturmayabilir, yazarken güzel gözükür ama oynarken hiçbir ritmi olmaz. Ritim, komedide çok önemli bir unsur.

OA: Hepimiz çok kaygılıyız, anksiyete problemleri olan insanlarız.  

Videolara gelen yorumların hepsini okuyor musunuz mesela?

EÇ: Hepsini okuyoruz, bir de insanların resimlerine bakıyoruz.

OA: Nasıl biri, günlük hayatında neler yapıyor merak ediyoruz. Bir de Facebook sayfamıza özelden mesaj atan herkese verebileceğimiz kadarıyla cevap veriyoruz. “Tanışmak istiyoruz, bir kahve içelim, bira içelim”, “Adam mısınız?” gibi mesajlar geliyor.

EÇ: Az bilinen grubun çevresinde biriken insanlar bir anda arkadaş olur ya, bizim Facebook grubundaki insanlar da kendilerini bizimle ve birbirleriyle arkadaş gibi hissediyor. En başta konuştuğumuz şey de oydu. Şimdi internet sitesini hazırlıyoruz, sayfanın tepesinde “Arkadaş olmaya geldik” yazacak. İnsanlar öyle bir hisle geldiği zaman işin bizim planladığımız gibi gittiğini anlıyoruz.

Bana KALT’ın mizah anlayışı çok arkadaş ortamı mizahı gibi gelmiyor. Video serilerinde daha sık karşımıza çıkan kelime türetme esprilerinden daha farklı bir yöne, durum komedisine yöneliyorsunuz gibi geliyor.

OA: Samimiyetin tanımı tam olarak nedir ben onu merak ediyorum. Bazı insanlar arkadaş ortamındaki mizahı videolara taşıyorsa bu bir seçim, ama bizim yapmaya çalıştığımız iş de bize göre tamamen samimi. Ama kurgumuz ya da yapmak istediğimiz şey farklı. Bu ülkede samimiyetin çok çirkin bir tanımı var. Sınırları, ayarı hiç yok. Samimiyet uğruna laçka laçka işleri empoze eden insanlardan o kadar sıkıldık ki. Biz işimizde samimiyiz ama bu samimiyetin algısı, şu ana kadar gösterilmiş diğer samimiyetlere göre farklı. Biz tanıdığımız insanlarla samimi oluyoruz, sizle de tanışırsak samimi oluruz.

YG: Sıkıldığımız çok konu var aslında. Bizi bir araya getiren şeylerden biri de bu. Bir şeyi “halk bunu istiyor” diye yapmak bana çok garip geliyor. Bu kadar kavga eden bir halk hep birlikte bir şey istiyordu da bizim mi haberimiz olmadı?

Prodüksiyon kısmının ciddi de bir masrafı var. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?

OA: KALT’ın ilk dönemleri biraz sancılı oldu. Hem hepimizin ayrı işleri sebebiyle zaman ayırmak zor oluyordu hem de sermaye yoktu. Herkes kendi işine bakıyor bir yandan KALT’a atıyordu. Ta ki BLAB ekibi bize bir yatırımcı olarak kol kanat gerene kadar. Dedektif ve Dr. Erman’ın pilot bölümleri bizim için çok iyi bir kartvizit oldu. Bizi de motive etti.

EÇ: Bir senaryoyu insanın yüzüne güle güle anlatmak, sürekli “çok komik yaa” demek var. Yedirdiğin yemeği sürekli övmek gibi. Bu anlamda elimizde halihazırda çekilmiş bir şeyler olmasının çok faydası oldu. BLAB benim eskiden çalıştığım reklam ajansı olduğu için sürekli dirsek temasımız vardı. Prodüksiyon anlamında her şeyi biz hallediyorduk zaten. Ozan’ın çok bağlantısı var ve birlikte çalıştığı herkes Ozan’ı çok seviyor. Kimi arasa “Ben zaten seninle çalışmak çok istiyorum, hemen gel, her şey sana bedava” diyorlar.

Peki KALT için haftalık nasıl bir mesainiz oluyor?

OA: Alışılagelmiş bir mesai anlayışımız yok. Bazen gece ikide internette buluşup yazıyoruz, bazen iki gün görüşmüyoruz, bazen üç gün üst üste birimizin evinde dürüm yiyip yazı yazıyoruz. Çok dürüm yeniyor.

EÇ: Haftanın üç-dört günü yazıyoruz. Sonra da ayın iki günü çekim oluyor. Dudullu’da bir platoda “oyunculuklu” çekimleri yapıyoruz. Bir de Hangi Çağda Yaşıyoruz? ve Her Hafta Yeni Bir Fıkra gibi seriler için bulabildiğimiz yerde yeşil ekran çekimlerini yapıyoruz. Bir şansımız hep eşle dostla çalıştığımız için Dudullu dışında herhangi bir saat sınırımız olmadan çalışıyoruz.

OA: Bir de KALT Haber ve KALT Dosyaları gibi tamamen masaüstünde çıkan işler var. O tarz işleri de çok seviyoruz.

KALT’ın bir video kolektifi olmaktan başka bir amacı var mı peki?

OA: Komik videolar paylaşan bir Youtube kanalından fazlası olmak istiyoruz. Eğer insanların birbiriyle iletişime geçeceği bir tür topluluk oluşacaksa KALT sayesinde, bu bizi en mutlu eden şey olur. Bizim gibi kendini sıkışmış hisseden çok fazla insan var, görüyoruz, konuşuyoruz, tanışıyoruz.

EÇ: KALT’ın büyümesini istememin en önemli sebeplerinden biri, kendi yazdığı ve animasyonunu yaptığı ya da çektiği işleri de bizim kanalımız üzerinden yayınlamak isteyen kişilere ulaşabilmek. İnsanların mecrasını aramasına gerek kalmaz. İlk flash animasyonlarının yayınladığı yer olan New Grounds, Funny or Die ya da Adult Swim de böyle işleyen platformlar. İnternette çok güzel videolar var elli kere, yetmiş kere izlenmiş. Yapılan işler arkadaşarasında kalmasın, daha geniş kitlelere ulaşsın.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:50’ye ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar