Haz ve acı aynı anda hissedilir: Meltem Şahin

Haz ve acı aynı anda hissedilir: Meltem Şahin

İllüstratör ve animatör Meltem Şahin’den, yarın Mixer’de açılacak, Gilles Deleuze, Friedrich Nietzsche ve Maurice Merleau-Ponty gibi düşünürlerin ele aldığı konuları animasyon ve optik oyuncaklar kullanarak yorumlayan ilk kişisel sergisi “Negative Pleasure”a uzanan kişisel tarihini dinledik.

 

Öncelikle bize biraz kendinden bahsedebilir misin? Neler yapıyorsun, nelerden ilham alıyorsun, işlerinle neler söylemek istiyorsun?

Marmarisli illüstrator ve animatörum. Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünden fakülte birinciliğiyle mezun olduktan sonra, Fulbright bursuyla gittiğim Maryland Institute College of Art (MICA)’ta illüstrasyon üzerine yüksek lisans yaptım. 2013 yılında, işlerim dünyanın en büyük çocuk kitapları fuarlarından, Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’nın yıllığına seçildi. 2015 yılında ise robotik ve Arduino ile ilgili olan araştırmalarından dolayı MICA’nin yüksek lisans öğrencileri için olan Araştırma ve Geliştirme bağışını aldım. Can Yayınları için üç kitap resimledim ve dördüncüsünü resimlemekteyim. Resimlediğim kitabım, P is for Pussy; Huffington Post, Bitch Media, DesignTAXI ve BuzzFeed başta olmak üzere birçok yabancı basında yer aldı. Son olarak da, Flow adlı animasyonum, MICA Animasyon Festival’inde 2D animasyonda birincilik ödülü aldı ve dünyanın çeşitli yerlerinde festivallerde gösterildi.

Negative Pleasure’daki işleri ne zamandır üretiyorsun? Bu işler kavramsal çerçeveye ne zaman oturdu ve biçimlendi?

Lisede başlayan felsefe merakım, Bilkent Üniversitesi’nde aldığım sanat felsefesi derslerinde yoğunlaştı. Daha sonrasında yüksek lisansa başladığımda yaptığım ilk proje çeşitli giflerden oluşan bir animasyondu. Bu projeyi Maurice Merleau Ponty’nin felsefesine görsel ve duyumsal bir yaklaşım olarak, didaktik bir anlatımdan ziyade, filozofun içinden dışarıya bir bakış, yarattığı sistemin hayal edenin gözünden görüldüğü bir proje olarak tasarladım. Her bir gif Tin ve Goz’den bir pasajın tasavvuru. Bu projeyle Stony Brook Üniversitesi’nde felsefe ve sanat konferansına konuşmacı olarak çağırıldım ve çok güzel tepkiler aldım. Bu benim için bir dönüm noktası oldu, ardından tezimi bu alanda geliştirme kararı aldım.

Günümüzde felsefe sadece belli bir kesime hitap eden, toplumdan, insandan uzak bir ilkeler bütünü olarak görülüyor. Ben de bu karmaşık olarak görülen fikirleri çocuklarla özdeşleştirilen oyuncaklarla, çizgi filmlerle anlatarak bu kontrast üzerinden uzaklığı kırmak istedim. Bunun yanında ise, kullandığım optik illüzyon oyuncakları, tıpkı estetiğin kendisi gibi görme biçimlerimizi sorguluyorlar.

rsz_ceramics

Sergideki her iş ayrı olarak bir düşünürden bir aforizmaya ithafen mi tasarlandı? Yoksa hepsi total bir fikre ya da duyguya mı hizmet ediyor?

Sergideki işler üç büyük filozof Gilles Deleuze, Friedrich Nietzsche ve Maurice Merleau-Ponty’nin düşüncelerinin bir yansıması olarak tasarlandı. Toplamda on iş var ve her biri bir alıntıya karşılık geliyor. Aynı zamanda bu anlamlar katmanlar işlerin farklı medyalarda devam eden görselliği, renk seçimleri, motorların sesleri ve çok değerli besteci arkadaşım Mert Kocadayı’nın sergim icin yarattığı müzikle bütünleşiyor, bir oluyor.

Sergide bizi hangi mecralardan işler bekliyor? Sanıyoruz ki alternatif anime etme tekniklerinden örnekler göreceğiz. Zoetrope ve kukla animasyon mecralarını nasıl seçtin? Ya da onlar mı seni seçti?

Sergide iki tane animasyon, dört tane mekanik, dört tane de elektronik oyuncak var. Optik illüzyon oyuncakları, animasyonun ve hattâ filmin atası. Kukla da gölge oyununa, bir başka illüzyona referans veriyor. Sergide olan tüm işler animasyon prensibi üzerinden çalışıyor. Konu edilen filozoflar da bir sonuçtan öte bir oluştan bahsediyorlar. Animasyonların, oyuncakların bu döngüsü, bitmeyen dairesel hareketleriyle bu düşüncelerle örtüşüyor, onları destekliyor, öne çıkarıyor. Bir yandan da bu “geçmiş” dolu oyuncaklar, üç boyutlu yazıcıdan, lazer kesimden yapılmış, Arduino’ya bağlı devrelerle çalışıyor. Bu tezatlar ve analojiler bir seyahate dönüştürüyor sergiyi, işleri bir bütüne dönüştürüp ayırıyor ve sonra tekrardan bağlıyor.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:53’e ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar