Tansiyon oynatan filmleriyle: Michael Haneke

Tansiyon oynatan filmleriyle: Michael Haneke

Gerçeğin soğuk tokadını, burjuvazinin iki yüzünü ve kibrin karanlık geçmişini çektiği akıl almaz filmler üzerinden akıl ve ruh sağlığımıza enjekte eden, sinemanın eşsiz mucizelerinden Michael Haneke’nin ilk filminden, Filmekimi’nde izleyeceğimiz son filmi Happy End’e uzanan gergin bir yolculuğa hazır mısınız?

Yazı: Melikşah Altuntaş

75 yıl önce Almanya’da yaşayan aktör bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Haneke, oyunculuk merakı üzerinden başladığı sinema ve televizyon yolculuğuna, TV filmleri ve bazı dizilerle devam etme kararı aldı. Üniversitede sinema, felsefe ve psikoloji eğitimi aldıktan ve hayatı boyunca insan ruhunun derinliklerindeki karanlıkları didikledikten sonra, 46 yaşında çektiği ilk sinema filminden itibaren bu konuları sinemasının odağına koyması da kimseyi şaşırtmayacaktı. Sinema ve televizyon dışında sahne sanatlarıyla da ilgilenen ve çok sayıda oyun ve opera yöneten Haneke’nin 70’li yılların ortalarından itibaren çektiği altı televizyon filmi ve bir diziyi takiben, ilk beyaz perde macerası olmasının yanında, daha sonra Duygusal Buzlaşma Üçlemesi olarak anılacak filmlerinin de ilkini oluşturan Der siebente Kontinent / The Seventh Continent ile izleyici karşısına çıktı.

münir-özkulİllüstrasyon: Barış Şehri

Duygusal Buzlaşma Üçlemesi:
DER SIEBENTE KONTINENT / THE SEVENTH CONTINENT (1989)
BENNY’S VIDEO (1992)
71 FRAGMENTE EINER CHRONOLOGIE DES ZUFALLS / 71 FRAGMENTS OF A CHRONOLOGY OF CHANCE (1994)

Michael Haneke’nin televizyon için çektiği projelerin ardından ilk kez bir sinema filmiyle seyirci karşısına çıkması 1989 yılını buldu ve Haneke kamera arkasında yaklaşık yirmi  yıl boyunca tecrübe kazandıktan sonra, prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Yarışma Dışı bölümünde gerçekleştiren Der siebente Kontinent / The Seventh Continent ile sinemaya transfer oldu. Televizyon kökenli bir yönetmenden beklenmeyecek kadar sakin ve olgun bu ilk film, izleyici ve eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılandı ve Haneke’nin yıllar içinde hepten belirginleşecek tarzının ilk örneği böylece ortaya çıkmış oldu. Avusturyalı üst orta sınıf aile yapısına eleştiri oklarını gönlünce salladığı ilk filmini takip eden Benny’s Video da çürümüş aile, yozlaşmış toplum ve bunların gelecek nesiller üzerindeki potansiyeline dair bir resim çiziyordu. Haneke’nin dünya çapında bilenen bir yönetmene dönüşmesinde pay sahibi olan bu filmin ardından gelen 71 Fragmente einer chronologie des zufalls / 71 Fragments of a Chronology of Chance ise hem Haneke’nin Duygusal Buzlaşma Üçlemesi’ne noktayı koyan esere dönüşmüş, hem de yönetmenin karanlık tarzının tümüyle kanıksanmasını sağlamıştı.

The_Castle_-_Gizem_Gunduz_-_WEBİllüstrasyon: Gizem Gündüz

DAS SCHLOB / THE CASTLE (1997)

Michael Haneke’nin yaklaşık 10 yıl sonra yeniden bir televizyon filmi ile izleyici karşısına çıktığı Das Schloß / The Castle, Kafka’nın aynı adlı klasiğinden yönetmen tarafından uyarlanan etkileyici bir film. Aslen Avusturya televizyonu için çekilmiş olsa da dünya çapında çok sayıda festival dolaşan ve kalabalık salonlarda izleyiciyle buluşan film, kadastro memuru kahramanının küçük bir kasabada, bürokrasinin açmazlarla dolu dolambaçlı yollarında ezilişini ve ezişini etkileyici bir senaryo ve çarpıcı mizansenlerle anlatıyor. Haneke’nin çok sayıda filminde beraber çalıştığı Ulrich Mühe’yi başrole taşıyan ve finale doğru hepten tırmanışa geçen bu son televizyon filmi, usta yönetmenin bugün bakıldığında hâlâ etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş, unutulmaz işlerinden biri.

funny_games_-_bilge_demir_-_WEBİllüstrasyon: Bilge Emir

FUNNY GAMES (1997) 

Haneke’nin herkesin bildiği bir sinemacıya dönüşmesindeki belki en büyük ivme, Cannes Film Festivali’nin o yıl en çok salon terk ettiren filmine dönüşen Funny Games ile mümkün oldu. Toplumun üst katmanlarından bir sosyal sınıfa mensup iki genç suçlunun, anne, baba ve çocuktan kurulu bir çekirdek aileye musallat oluşunun hikâyesini anlatan bu sarsıcı ve zorlayıcı sinema deneyimi, üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen ilk izleyişteki etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen, hırpalayıcı bir film. Haneke’nin uzun statik planları, yalnızca gerçek ortam seslerine dayanan, müzikle desteklenmeyen ses bandı ve boğucu atmosferiyle insanın sinir sistemini altüst eden bu etkileyici film, yaklaşık on yıl sonra yine Haneke tarafından kare kare tekrardan, bu kez İngilizce çekildi ve Naomi Watts, Tim Roth, Michael Pitt ve Bradey Corbet gibi isimler filmin başrolüne yerleşti.

Code_Unknown_-_Merve_Vural-WEBİllüstrasyon: Merve Vural

CODE INCONNU: RECIT INCOMPLET DE DIVERS VOYAGES / CODE UNKNOWN (2000)

Artık rüştünü ispat etmiş bir yönetmen haline gelen Haneke’nin başrole daha sonra da birlikte çalışacağı Juliette Binoche’u yerleştirdiği ve parçalı bir kurgu yapısıyla seyircisini etkilemeyi başaran Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages / Code Unknown, birbirinden bağımsız karakter ve olayları sıra dışı bir üslupla çarpıştıran ve zamansal kesişmelerle gerçeğin kendisine birkaç farklı açıdan yaklaşan heyecan verici bir film. Her ne kadar Haneke’nin önceki filmleri kadar geniş çapta yankı uyandırmasa da hayranları tarafından sevilmekten mahrum bırakılmayan bu güçlü film, yönetmenin sinemasının her türlü alameti farikasından sonuna kadar da nasipleniyordu. Bir kez daha Cannes Film Festivali’nde yarışan ve Ekümenik Jüri Ödülü’nün sahibi olan film, karmaşık yapısıyla ilk etapta içine girilmesi zor bir film gibi görünse de sarmal yapısına alışıldığı takdirde sarsmayı başarıyor.

The_Piano_Teacher_-_Sadi_GuOran_-_WEBİllüstrasyon: Sadi Güran

LE PIANISTE / THE PIANO TEACHER (2001)

Haneke adını bilinen bir isimden bir markaya dönüştüren esas filmin, yönetmenin Code Unknown’un hemen ardından çektiği bu nefis başyapıt olduğunu söylemek zor değil. İzleyicisini şok etmek konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmemiş bir yönetmen olmasının yanında, bahsin dozunu bir tık daha artırdığı bu filmle Haneke, karanlık cinsel dürtü ve eğilimlerin ruh haritasını da başarıyla çıkarıyordu. Annesiyle yaşayan ve bastırılmış cinselliğinin esiri olan bir piyano öğretmeninin girdabına düştüğü güçlü tutkuları takip eden film, başroldeki Isabelle Huppert ile Benoit Magimel’in kusursuz performanslarıyla hepten unutulmaz bir hale geliyordu. Cannes’da her iki oyuncusuna ödül ve Haneke’ye de Jüri Büyük Ödülü kazandırarak, festivalin her filme tek bir ödül kuralını yıkan bu vurucu filmin uluslararası alanda 100’e yakın ödül ve adaylığı bulunuyor.

Dosyanın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:59’a ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar