% 100 dijital dönüşüm kaçınılmaz ve çok yakın: Sudi Etuz

2016’daki sonbahar kış koleksiyonu ile birlikte çıkışını yapan Sudi Etuz, Şansım Adalı’nın kurucusu olduğu bir tasarım markası. Dikiş dikmeyi anneannesinden öğrenen Adalı, manuel dünya ile dijital dünyanın kesişiminde özel bir dil yakalıyor. Dijital modeller, avatarlarla başka bir gerçeklikten bize seslenirken, bir yandan da dünyanın kaynak sorunu ve iklim kriziyle boğuşan gerçekliği içinde hareket ediyor. 



Şansım Adalı ile sohbetimiz cinsiyetsiz, milletsiz, yaşsız tasarımlar, moda dünyasının geleceğine dönük teknolojik adımlar, 3D influencerlar ve bilgisayar oyunları gibi konular etrafında dolandı. Sudi Etuz’un gelecek planlarını da sorduk.

Sudi Etuz olarak nisanda paylaştığın koleksiyonun etkileyici filmi bizi bir bilgisayar oyunun içine çekti. 2016’daki ilk koleksiyonundan bu yana her şovu VR çalışması olarak kaydetmenin haricinde “Sui-D” ve “Trinity” isimli iki dijital modelle de farklı bir açılım yakaladın. Hatta seni geçtiğimiz haftalarda Elle Türkiye’nin online seminerinde avatar olarak yayına katılıp bir ilke imza atarken izledik. Sui-D’nin ve Trinity’nin başlangıç hikâyesinden bahsedebilir misin?

Markam Sudi Etuz’la her zaman dijital ve teknolojik inovasyonların takipçisi oldum. Dijital tasarım yolculuğum dünyada gerçekleşen teknoloji summitlerine katılmamla, ardından gerçekleştirdiğim performanslarımı VR olarak kaydetmemle başladı. Her koleksiyon sunumumu sanal gerçeklikle kaydedip dünyanın her noktasında görünür kılabilmek, tasarımlarıma herkesin dokunabileceği bir platform yaratma arayışım günden güne arttı. Ardından pandeminin ilk günleriyle beraber yaşadığımız dijital uyanış, bize neyin fazla olduğunu gösteren süreçle birlikte üretimlerimizi daha da dijital, 3D ve cgi odaklı çalışmalara döndürdü. Bu fikrin ilk yansıması da sanal bir karakter üretmekle oldu. “Sui-D” adını verdiğimiz karakteri global bir kapsayıcılığı olması adına astrolog olarak kodladık. Karakterimizin lansmanını da Fashion Week’le birlikte koleksiyonumuzdan bir görünümle gerçekleştirdik. 

Büyük bir ekibin uzun çalışmaları sonrasında doğan Sui-D’nin, farklı güncellemerle birlikte son sürümünü Şubat 2021’de kendi Instagram hesabı @sui.daily ile tüm kullanıcılarla buluşturduk. Şu an Sui-D günlük, haftalık ve aylık burç ve gezegen yorumlamalarını kendi tarz ve düşünsel yansımalarıyla takipçileriyle paylaşıyor. 

Dijitalleşme sürecimizin Sudi Etuz, moda ve tasarım linkini güçlendirmesi adına da “Trinity” karakterimizi yarattık. Trinity, koleksiyonlarımızı dünyadaki alıcılar ve modaseverlerle buluşturmamızı destekler nitelikte bir model olarak ortaya çıktı. Ardından bu karakterlerimizi izleyicilerimizle daha rahat buluşturabilme arayışına girdik. Kendi dijital karakterimi yaratıp onu canlı olarak sorulan sorulara cevap verebilecek bir teknolojik nitelikle donatarak Türkiye’nin ilk avatar sohbetini gerçekleştirdik.

Yeni yüzler de görecek miyiz ileride?

Kesinlikle evet. Geldiğimiz bu noktanın ardından dijital dönüşümü çok daha etkili bir şekilde gerçekleştirmek adına farklı karakterler yaratacağız. Yeni bir evrende, farklı bir düzlemde, milletlerin karmasını, özgür insanı temsil edecek birbirinden farklı sanal insanlarımızı üreteceğiz. Modanın evrensel duruşunu teknolojiyle birleştirip yeni dijital kültürde yerimizi sarsılmaz bir şekilde koruyacağız.

2016’da Los Angeles merkezli AI stüdyosu Brud Records’ın, Lil Miquela’yı dünyaya tanıtmasının üzerinden geçen sürede farklı bir “influencer” modeliyle karşılaştık. Model ve giysilerin dijital ortama taşınması; 3 boyutlu modellerle tasarım sürecinde atılan önemli adımlar, sürdürülebilirlik ve kaynak kullanımı açısından büyük artılara sahip olabilir. Ama başka bir açıdan bakarsak, yeni influencerların 7/24 ulaşılabilir ve görüntülenebilir oluşu aslında fazla tüketimi ve beraberinde getirdiği sorunları da besleyen bir etkiye sahip oluyor. Moda dünyasında dijitalleşmenin çizdiği tabloyu artıları ve eksileriyle nasıl yorumladığını biraz açabilir misin?

Tüm bu dijital influencerların da artısı yeniyi sunmaları aslında…. İnsanlar kendi hayali sanal dünyalarını gerçekmiş gibi gösterme halinden bir noktada sıkılacaklar. Sanal, ya gerçek olacak ya da tamamen viral ve sanal kalacak. Tam da bu noktada  sanal karakterlerin çıkışı bu tanımlanamayan sosyal dijital dünyada yeni bir sorgulamayı getirdi. 3D influencerların çıkışı da öylesine hızlandı ki büyük yazılım firmaları daha kolay sanal insan yapılabilecek eklentilerini birer birer piyasaya sunmaya başladı. Şu an bir geçiş sürecindeyiz, tüm bunlar toplumların zihninde birer “kültür” olarak kodlandığında sanıyorum 3D influencerlar kendilerini insan desteğine daha az ihtiyaç duyacak şekilde yönetebilecekler….

“Sanal gerçeklik dediğimiz durum aslında salt gerçekmiş.”

Yakın gelecekte AI’ın tasarımcı olarak hayatımızda daha fazla yer edineceği söyleniyor. Dikiş dikmeyi anneannenden öğrenmişsin. Manuel dünyanın gerçekliğinde ilk adımlarını atıp, dijital gerçeklikte söz söyleyen bir tasarımcısın. Bu iki ucun yarattığı dinamizmin seni beslediği de üretimlerinden çok net okunuyor. Sen kendini nasıl konumlandırıyorsun manuel ve dijital dünya arasında? 

Açıkçası bu gelişmeler tekstil ve moda sektörünün büyük bir devrime ihtiyaç duyduğunun pandemiyle birlikte anlaşılmasının bir yansıması diyebilirim. Milyonlarca adetli üretimler, depolarda bekleyen ürünler, dev tedarik zincirleri… Bunların hepsinin bir noktada kısır ve çözümsüz kalabileceğini gördük. Bu durumu nasıl iyileştirebilirizi sorduğumuzda çözümü teknoloji ve dijitalde bulduk. Tasarımlar fiziksel numuneler yerine dijital hazırlanmaya, böylelikle kumaş fireleri yavaş yavaş ortadan kalkmaya, sunumlar büyük organizasyonlar yerine kompakt, 5 dakikaya en efektif şekilde sığdırılabilmeye, karbon ayak izi de bu adımlarla beraber aslında ne denli azaltılabiliyormuş bunları görmeye başladık. Sanal gerçeklik dediğimiz durum aslında salt gerçekmiş. Bizler de bunun farkına varmaya ve hayatlarımızda uygulamaya geçtik. 

İlerleyen dönemlerde büyük operasyonlar yerini daha minimal, sonuç odaklı çalışmalara, dünyanın her yerinden müdahale edilebilecek formatlara bırakacak. Yaşadığımız ya da yaşadığımızı sandığımız sanal içeriklerin gerçeğe tamamen dönme noktasında buna hazır olmak çok önemli. 3D koleksiyon parçalarını fiziksel bir kumaştan ayırmak artık çok güç, bir insanın üzerinde nasıl duracağını her açıdan görebiliyor, giymeden deneyimleyebiliyoruz. Bu dünya için büyük bir umut. Tekstil ve moda endüstrisinin kalıcı zararlarını en aza indirgemek için hepimizin büyük uğraşlar vermesi gerekiyor…

Herkesin avatarı olacağı bir dünyaya gidiyor gibiyiz. Avatarları kullanıcı başlı başına kendinin bir kopyası olarak görebildiği gibi onu bir alter egosu olarak da yorumlayabiliyor. Dijital dünyadaki giysilerin sadece dijital ortamda giyilebildiği örnekleri de düşünelim mesela. Sence bu, kişiyi dijital olmayan dünyada da daha özgür kılıyor mu?

% 100 dijital dönüşüm çok yakın. Kaçınılmaz olduğunu zaten biliyorduk. Artık bunu yaşıyoruz ve bilinçli yaşıyoruz, kimimiz %100 dönüştü bile… Özellikle bu süreçteki oluşumlar, yaratımlar ve alınan karar bence çok uzun sürecek ve gerçekten kalıcı olacak. Herkes öznel yansımasını bir şekilde dijitalde etkili bir şekilde çevrelerine iletmeyi ve kendilerini anlatabilmeyi başardı sayılır. Bunu işleriyle yapanlar beklediklerinden çok daha kısa sürede çok fazla geri dönüş alacaklar. Söylediğiniz gibi her insanın bir sanal versiyonunun olacağına inanıyorum, günlük işler, bankacılık, toplantılar sanal karakterlerimiz tarafından organize edilecek. Hatta şu an sanal karakterlerin hukuki yaşam çerçevelerinin çizildiğini duymuştum. Bankacılık işlemlerinde bu çok önemli… Karakteriniz sizin adınıza para gönderebilecek. Bu teknolojinin gidişatını ve fiziksel dünyadaki yansımasını zamanla göreceğiz. Bu teknoloji doğru kullanıldığında fiziksel halimizin yönetimindeki sanal karakterlerimizin dünyasında çok büyük kolaylıklar doğacak.

Oyun dünyası yıllar içinde insanların buluşup vakit geçirdiği çevrimiçi ortamlar hâline geldi. Ardından birçok sektör gibi moda dünyası da oyunların dünyasına adapte oldu. “Animal Crossing: New Horizons” gibi oyunlarda, kullanıcılar avatarlarına Louis Vuitton, Chanel, Prada, Valentino gibilerinin parçalarını giydirebildikleri gibi Yoox, GAP gibi markalar “AR dressing room” hizmetleriyle kullanıcının bedeni ve tercihlerine göre temsiller üzerinden giysileri deneme hizmeti de sunuyor. Mühendislik ekipleriyle disiplinlerarası çalışmalar artık markaların ve stüdyoların geleceğini tayin etmekte. Sudi Etuz’un geleceğinde bizimle paylaşabileceğin benzer iş birlikleri, planlar var mı?

Gelecek sezonun hazırlıklarına hızla başladık. Dijitali çok daha sahiplenen, yepyeni disiplinleri barındıran bir performans var hayalimde. Koleksiyon için de yeni formlar, farklı arayışların bir araya geldiği bir öz devinim olacak. NFT ile çok ilgiliyim bir yandan da. Koleksiyonun farklı görsel parçalarını bu yeni alana uyumlamayı çok isterim. Gelir beklentisinden çok buna hızlı adaptasyon ve deneyim esas amacım. Gelecekte kullanıcılarımla daha aktif, daha hızlı buluşabilmek adına yeni bir yazılım ve kodlama metodu üzerinde çalışılıyor. Sanal tasarımla günlük hayatlarda daha fazla yer edinmek istiyorum. En büyük hedefim de bunu insansız gerçekleştirebilmek. Oyun dünyasına girişimiz için de çok özel bir proje üzerinde çalışıyoruz.

Pandemiyle birlikte moda şovlarının çevrimiçi ortama taşınması hızlandı. Karbon ayak izinin azaltılmasının şart olduğu gelecek de bizlere fiziksel toplanmaların farklılaştığı, moda merkezlerinin yayıldığı bir tablo sunuyor. Defilenin seyirciyle fiziksel ortamda buluşamaması senin için nasıl bir deneyim oldu?

İlk VR çalışmalarımızla aslında biz bu duruma çok önceden hazırdık. Önceki yanıtlarda da bahsettiğim gibi geleceğe hazır olmak çok önemli. Geleni görebilmek ve ona önceden uyumlanmaya başlamak süreci hem hızlandırıyor hem de uyumu çok kolaylaştırıyor. Dijital sunum ve defileler bizler için yeni değildi esasen. Hatta bu süreçteki ilk performansımız da sanal bir karakter ve onun giydiği 3D tasarımlarla oldu. Dev prodüksiyonların birkaç dakikalık video formatıyla tüm dünyaya birer maille ulaşabilmesi tasarımlarımızın ulaşılabilirliğini çok etkili şekilde artırdı. Aynı zamanda büyük defile organizasyonlarındaki masraflar, atıklar, uçuşlar, bu süreçlerde doğan zararların minimuma inmesi çok mutlu edici. Tabii ki fiziksel bir performansın, o anda farklı insanlarla tek bir enerji yoğunluğunda buluşmanın yeri paha biçilemez ancak buna devam edebilmek için bir dur noktası gerekiyordu. Tüm markalar da bunu deneyimledi, artık gelecek çok daha zararsız olacak. Umarım…

“Tasarımın bir ifade biçimi olduğunu artık herkes biliyor.”

Alternatif malzeme arayışları içinde bir tasarımcı olarak seni bu arayışa itenleri detaylandırabilir misin? Malzemenin çevre krizi ile ilişkisi ve tektoniği, tasarımlarının estetiğini nasıl etkiliyor? Sana ne gibi sınırlar çiziyor?

Sürdürülebilirlik çok uzun zamandır koleksiyonlarımıza entegre etmeye çalıştığımız bir kavramdı. Bu başlık altında malzeme arayışlarımızı gerçekleştirdiğimizde denimden, deriye, tülden kotona tüm malzemelerin bu düzlemde üretilen versiyonlarını yavaş yavaş parçalarımıza dahil etmeye başladık. Son koleksiyonumuzla geri dönüştürülmüş plastikten edinilen polyesterle üretilen denimler, %100 geri dönüştürülmüş “faux” derileri kullandık. Şimdi de tülün sürdürülebilirlik ilkelerine uygun alternatiflerini ithal etmeye başlıyoruz. Tüm bu farklı malzemeler tasarım estetiğine bilinçli bir etki yapıyor. Malzemeyi tasarıma göre kullanmak yerine, tasarımı malzemeye göre şekillendirme devri artık.

Kendi perspektifinden kız çocuklarının ve kadınların profillerini çiziyorsun. Kadınlar ve LGBTİ+’lar Türkiye’de ve dünyada sistematik ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmaya devam ediyor. Sen de yaşanan travmatik olaylara bir karşı çıkış olarak üretimlerinde çizgilerinin de giderek sertleştiğini dile getirmiştin. Moda sektörünün beden, yaş, cinsiyet gibi konulara dönük toksik ortamının eskiye kıyasla daha çok sorgulanmaya başladığı bir dönemden geçerken bu konuda atılan adımları nasıl değerlendiriyorsun?

Tüm bu adımları birer özgürleşme, bilinçlenme ve bunu günlük hayata aktarma olarak görüyorum. Dünya buna zaten çoktan başlamıştı. Biz de ilk koleksiyonlarımızdan beri kendi içimizde cinsiyetsizliğe, bir aradalığa, milletsizliğe, yaşsızlığa her zaman vurgu yapmaya çalıştık. Şu an geldiğimiz noktada büyük perakende devleriyle bir arada olurken bunun herkes tarafından anlaşıldığını ve desteklendiğini de görmek çok mutlu edici. Tasarımın artık bir ifade biçimi olduğunu herkes biliyor. Özellikle tasarımın görselizasyon çalışmalarında bu etkiler çok kendini belli ediyor.

İstanbul’a adadığın “34” başlıklı çalışman, şehre duyduğun hayranlığı dile getirdiğin tek üretimin değildi. Koray Birand yönetmenliğinde, Çiçek Pasajı’nda, Türkiye modern mimarisinin en önemli yapılarından olan İMÇ Plakçılar Çarşısı’nda ve Şark Han’da 3 farklı projenin çekimleri üzerinden bir “İstanbul Üçlemesi” sundun. Bu mekânlar çalışmalarını sergilediğin fonlar olmanın ötesinde sanki. Biraz aşırı yorumun sınırlarında dolanarak, mimariden kumaşlara yansıttığın çizgilerden ve detaylardan söz edebilir miyiz?

Kültür miraslarımızı, lokali, globalde tanıtmak bir tasarımcı olarak esas görevlerimden biri bence. Bunu da performanslarımızdaki mekân seçimlerinde vurgulamak beni çok heyecanlandırıyor. Özellikle İstanbul’un sonsuz ilhamını, doğu ve batı etkisini başarılı isimlerle ürettiğimiz projelerde, disiplinlerarası duruşla gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Geçmişin bugünkü halini, gideceği noktayı İstanbul-Tasarım-Performans üçgeninde buluşturmak ve bununla anılmak markamızın geldiği noktada tüm bunları doğru şekilde yapabilmişiz demek ve kültürel hafızaya moda ve tasarımı yerleştirmek bizler için çok büyük bir mutluluk ve gurur. İstanbul’un kapsayıcılığı gibi bir yandan tüm koleksiyonlar. Grotesk tüller, kat kat dokulu formlar, transparan ipekler… olanı olduğu gibi yansıtırken içten dışa renkli bir teatrallık etkisini de yeni jenerasyon kodlarla veriyor. 

İstanbul haricinde Anvers, Belçika’da geçirdiğin günlerin senin için önemli olduğunu anlıyoruz. Olivier Theyskens, Martin Margiela, Raf Simons gibi isimlerin çıktığı bir ülkede geçirdiğin süre seni bir tasarımcı olarak nasıl besledi? Sana neler kattı?

Ailemin tüm fertleri  dünyanın farklı farklı noktalarında. Tüm yaşamım boyunca da bu kültürlerarası miksajı hep kendimde hissettim. Belçika da bu bağlamda kendimi keşfettiğim zamanların en önemlilerinden. Şehrin tasarım dokusu öyle güçlü ve etkili ki, belki de kentsel hafıza ve bunun yansımalarına olan ilgim de bu dönemlerde kendini göstermiş olabilir. Tasarımı ilhamların doğduğu yer, mekân ve zamanla ele alabilmek bunu üretirken ve sunarkenki tüm aşamaları birer performans olarak ele almanın temelleri hep insanın kendiyle farklı coğrafyalarda kaldığı dönemlerde şekilleniyor aslında.

Önümüzdeki günlere dair havadisler var mı paylaşabileceğin?

Yeni sezonda global duruşumuzu farklı bir noktaya taşımak için hızlı bir şekilde çalışıyoruz. Sudi Etuz olarak daha kapsayıcı, farklı formlarda karşınıza çıkmak için hazırlanırken, Sudi Etuz digitals ile de yine bir ilke, hatta dünyada bir ilke imza atmak için üretimdeyiz. Takipte kalın!

Röportaj: Biçem Kaya
Bant Mag. No:75’e buradan ulaşabilirsiniz.