23. İstanbul Tiyatro Festivali’nde çizginin dışındakiler: “Kadar”

Sahne sanatlarının kalıplarını sorgulayan, farklı sahneleme tekniklerini arayan ‘Hayat ters yüz’ sloganı ile 13 Kasım’da başlayan 23. İstanbul Tiyatro Festivali’nde sona gelmek üzereyiz. Yurtdışından 12, Türkiye’den 16 olmak üzere toplam 28 tiyatro, dans ve performans topluluğunun katıldığı festivalde birkaç tanesi var ki özellikle dansın, tiyatronun/performans sanatının sınırlarını zorlayan bu festivalin asi çocukları…



23. İstanbul Tiyatro Festivali’nden işlerden “çizginin dışındakileri” konuk aldığımız röportaj serimizde sırada Kadar var. Kadar, teatral olanı, alıştığımız sahneleme mekânlarından çıkararak sahip olduğu potansiyel enerjiyi teatral olmayan, kamusal bir mekânda gösterme fırsatı sunuyor ve Shakespeare’in en zorlayıcı karakterlerinden Kral Lear’ın ruhunu, günümüz seyircisi ile 19. yüzyıldan kalma Kuzguncuk İskelesi binasında karşılaştırıyor. ProjeDifüzyon & Yoğunluk ortaklığında tasarlanan, gerçek anlamda kolektif bu projeyi, yönetmeni Özgül Akıncı, Skenografi’yi yapan Yogunluk ekibinden İsmail Eğler ve ProjeDifuzyon kurucusu ve oyunculardan Zinnure Türe ile konuştuk.

Röportaj: Gülin Dede Tekin

Kadar’ın işbirlikçileri Proje Difüzyon & Yoğunluk’un günümüz performans/sanat dünyasındaki yerinden bahsedebilir misiniz? Bu iki ekibin arayışta olduğu şey nedir?

İsmail Eğler:  Mimari ile çağdaş sanat arasında bir oluşum olan Yoğunluk’un işi spesifik mimari yapıyı ve/ya mekânı bulmakla başlar. Klasik anlamda mimariyi yapı inşa etmek olarak düşünürsek, Yoğunluk, verili bir mimari içerisindeki ilişkileri, deneyimleri ve atmosferi yeniden kurar. Bulunan yapıda çeşitli araçlar kullanarak karmaşık sekanslar oluşturur ve bunu mekân içinde aranje eder, kurgular. Mekân önceliklidir, fakat mekânı salt strüktürel elemanlardan oluşan homojen bir alan olarak görmez. Aksine mekânı içindeki elemanlarla sürekli olarak devinen bütünsel bir nitelik olarak tartışmaya açar. Dolayısıyla mekân içerisinde şekillenen ışık, çeşitli yönlerden gelen sesler ve diğer duyusal formlar buna dayanarak oluşturulur, aranje edilir. Grubun işlerinde genellikle söz konusu mimari yapının şehirle olan ilişkisi mühim olsa da bu ilişki genellikle çerçevelenmez, öne çıkartılmaz.

Mekânsallık ziyaretçiyi içine alacak şekilde kurgulandığından ziyaretçi farkında olmadan da olsa işin bilfiil parçası haline gelir. Dolayısıyla her ziyaretçi mekânı dönüştürmekte olduğu gibi bizzat kendisi mekânın bir değişkenine dönüşmektedir.

Zinnure Türe: ProjeDifüzyon güncel olanının peşinden gider, bu arada kendine ve seyircilerine sorular sorar ve bu sorulara alternatif bakış açılarıyla cevaplar arar. Farklı disiplinlerle yaptığı işbirlikleri sayesinde beraber iş üretme ve kolektif bir akıl ile tasarım yapma amacında olan ProjeDifüzyon, bu sayede beraber iş üretmenin çoğaltıcı gücünden ve seyircisi ile birebir ilişki kurabilme becerisinden beslenir.

Proje Difüzyon’un alışılmış teatral mekânın dışına çıkmaya teşne olduğuna önceki işlerinden aşinayız. Kuzguncuk İskelesi’nde bir proje üretme fikri nasıl doğdu?

Zinnure Türe: Teatral mekânı kamusal alandan ayrı düşünmemekle beraber, gündelik algılarımızın dışına çıkmayı hedeflediğimiz işlerimizde, her gün içinden geçtiğimiz mekânlara başka bir gözle bakmak ve baktırmak da hedeflerimizden birisi. Bugün kamusal alanın sadece geçiş alanları olduğu düşünüldüğünde, bu mekânlarda zaman geçirmek, durmak ve mekânlarda gizlenmiş durumları ve olasılıkları aramak da çalışma yöntemlerimizden birisi. Mekânların (bu teatral bir mekân da olabilir), zaman ve bedenle ilişkisine odaklanarak yarattığımız farklı uzamların içinde türlü hikâyeler ve anlatım biçimleri aramaktayız.

İsmail Eğler: Üzerinde çalışırken uzunca bir süre uygun bir mekân bulamadığımız için proje askıya alınmıştı. Aylar sonra başka bir vesileyle iskele binasına gittiğimiz zaman buranın bu iş için biçilmiş kaftan olabileceğini düşündüm, akabinde Özgül’e durumu anlattık. Bu andan sonra proje yeniden canlandı ve bu mekânda büyümeye başladı. 

Shakespeare’in Kral Lear’ının bu projeyle örtüştüğü yer neresi? Kral Lear gibi zorlayıcı ve çağrışımlarla dolu bir metinde sizin öne çıkarmaya çalıştığınız temalar/hislenimler neler oldu?

Özgül Akıncı: Kral Lear bu projenin başlangıcından beri bizimleydi. Ben Yoğunluk ile de ProjeDifüzyon ile de ilk kez çalışıyorum. İlk iş birliğimizde böyle bir eseri ele almak kimi zaman zorlayıcı olsa da genelde itici gücümüz oldu. Eserde çok geniş bir yelpazede seyreden duygulanımların ağırlık merkezlerini araştırdık, haritalarını çalıştık. Lear her şeyden önce bir edebi eser. Üzerine bir kütüphane dolusu çalışma var. Bunun yanında sadece prodüksiyon tarihine ve güncel yorumlarına bakmak bile öğretici. Çok defa kaybolur gibi olduk. Ama sonuç olarak Türkiye’de Shakespeare çalışmanın kendine has açmazları ve besle(n)diği yargılar altında kalmadan eserle ilişkimizi sıcak tutmanın yollarını aradık. Lear’ın sunduğu sonsuz kaynağı kolektif icra arayışımızda severek kullandık ve mekânsal pratiğe tercüme etmeye çalıştık. Lear’ın politik, felsefi ve edebi açılımları bizi birçok soru ile haşır neşir etti. İnsan algısının yanılsama ile göbek bağı ve sözün etik/ideolojik bağlayıcılığı şimdi bakınca en çok üzerinde durduğumuz sorular gibi görünüyor. Ayrıca, kan bağının zorunlu kıldığı kişilerarası sorumluluğu birçok durumda radikal olarak yeniden düşünmek önemliydi – ki bu cesaretle eserin sorularının izini kendi belleğimizde ve yaşantımızda da sürdük. Son olarak, Lear’ın sağladığı zengin dil sayesinde uzamda ve oyunculukta dramaturjinin merkezine duygulanımları alabildik. Ben kendi adıma mekânın diline ve atmosferin öğelerine uzun süredir kafa yoran Yoğunluk ile bu türden bir duygulanım merkezli dramaturji sayesinde ortak bir dil yakalayabildiğimizi düşünüyorum.

Mekânın kullanımı nasıl? Seyirci nasıl bir düzenle karşılaşıyor?

İsmail Eğler: Kadar‘da mekân kullanımını oldukça çeşitlendirdik ve mekânın geniş hacimlerini olabildiğince ince eleyerek seçtik. Yapının farklı boyutlardaki mekâncıklarını ışık ve ses ile birbirine örerek, geçişlerini olabildiğince akışkan olacak şekilde kurgulamaya çalıştık.

Ziyaretçi için mekânda yer yer farklı bedensel konumlara geçeceği, gerek zihni, gerekse duyularının hareketleneceği şekilde bir deneyim oluşturduk. 

Ziyaretçi/seyirci bu performansın neresinde duruyor? Onlardan bir beklentiniz var mı?

Özgül Akıncı: Ziyaretçilerden tek beklentimiz bu deneyime zaman ayırıp bizle olmaları.

Kadar’ı mekânda bir hareket önerisi olarak düşünürsek ziyaretçiler de bu rotanın yolcusu oluyorlar diyebiliriz. Her deneyim gibi bu deneyim de da oldukça kişiye özel. Her performans 10 kişiye açık olduğu için bireysel deneyim yan yana hareket ettiğin 10 kişi ile birlikte bir grup deneyimini de kapsıyor. Ziyaretçilerin mekândaki devinimleri evrenin bütününden etkilenmeleri ile birebir ilişkili. Her performansta kendine has bir grup dinamiği gözlemlemeye başladık bile. Bu durum her performansı etkiliyor, hatta her icra kendi içinde dönüşüyor. En azından bu bizim arzumuz. Eğer performans bunun imkânını sağlayabiliyorsa özetle diyebiliriz ki; her ziyaretçi performansı kendi devinimi içinden yorumladığı gibi her grup da mekânda kendine has izler bırakıyor. Bu noktada belki oyuncuların deneyimini dinlemek ilginç olabilir. Ziyaretçilerle bu deneyimi birebir paylaşan ve yaratanlar olarak onlar için ziyaretçilerin varlığı çok daha hayati.

İsmail Eğler: Ziyaretçiyi kurmacayla gerçeklik arasında yüzergezer bir konuma almayı tercih ettik. Oyuncunun bulunduğu düzlemde konumlanan ziyaretçiler, oyuncuya dokunabilecek kadar yakınlaşsalar da hâlâ performansın kurgusal düzleminde olduğunun bilincindedirler fakat bu durum biteviye bozulup yeniden kuruluyor. Dolayısıyla oyuncunun sınırlarıyla ziyaretçinin sınırlarının net olmadığı bir mekânda kalıyor ziyaretçi.

Festival programı açıklandıktan sonra projenin ilerleyebilmesi için bir destek kampanyası başlattınız. Festivalde prömiyeri ve çok sayıda gösterimi oldu/oluyor. Peki ya festival sonrası?

Özgül Akıncı: Evet, bu projeye kendi imkânlarımızla başladık ve sürdürmeye çalıştık. Elbette kaynaklarımız bir noktada tükendi. Kurumsal bir desteğimiz olmadığı için sponsor arayışına girdik ama bu arayışımız da sonuç vermedi. Birçok ekibin karşılaştığı zorluklar bizim için de geçerli. Kitlesel destek kampanyası bize büyük bir destek sağladı. Mekân sponsorumuz olsa da bu mekânda istediğimiz gibi çalışabilmek için gerekli kimi teknik ekipmandan yoksunduk. Bunları karşılamak ve ekibimize birazcık da olsa maddi karşılık sağlayabilmek bize bir nefes aldırdı. Tüm destekçilerimize buradan bir kez daha teşekkür ederiz. Ayrıca, Kuzguncuk İskelesi gibi çok özel bir mekânda çalışmamızı sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şehir Hatları’na da tekrar çok teşekkürler. Performans sezon boyunca Kuzguncuk İskele Binası’nda görülebilir.

“Kadar” ekibi

PROJE DİFÜZYON & YOĞUNLUK

  • Yöneten: Özgül Akıncı
  • Dramaturji: Özgül Akıncı, Zinnure Türe, İsmail Eğler, Elif Tekir
  • Metin oluşturma: Zinnure Türe, Oya Bacak, Sedat Can Güvenç, Özgül Akıncı
  • Ses ve Işık Tasarımı: Yoğunluk
  • Skenografi: Yoğunluk
  • Kostüm Tasarımı: Ülkü Şahin
  • Asistanlar: Edanur Köşeli, Yağmur Ruken Kahraman, Ayda Akkaya
  • Performans: Zinnure Türe, Oya Bacak, Sedat Can Güvenç