3 soruda Andreas Claussen ve iyimser astronotunun maceraları

Alman multidisipliner sanatçı Andreas Claussen, işlerinde resim geleneğiyle modern teknolojileri buluşturuyor. Son serisi FLOOD, distopik bir senaryoda umutla hayatta kalmaya çalışan bir astronotun gündelik yaşamından kesitler sunuyor. Claussen’in, koca bir gezegende yapayalnız kalmanın ve içinden çıkması zor bir belirsizlik hâlinin getirdiği hüzün ile her şeye rağmen korunan iyimserliğin yarattığı direnme gücünü aynı kanvasta buluşturan resimleri; bir su baskınını metaforlaştırarak, başta ekolojik kriz olmak üzere geleceğimizi tehdit eden birçok soruna da temas ediyor.


Andreas Claussen, işlerinin ardındakilere dair 3 soruluk anketimizi yanıtladı.

DETERRENCE

İşlerinde dokunmayı sevdiğin üç duygu ya da fikir?

Güncel resim serim FLOOD, şişme deniz simidi kullanarak su altında kalmış bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir astronotu sergiliyor. Astronot, biz insanların vekili. Su baskını, gelecekteki problemlerimizi -özellikle iklim değişikliğinin neden olduğu tüm sorunları- temsil ediyor ve simit de hayatta kalmak için bulmamız gereken tuhaf çözümleri simgeliyor.

Resimler renkli, oyuncu, cesur ve dokulu. Komik ve ironikler. Biz ve geleceğimiz hakkında anlamlı sohbetler başlatmaya çalışıyorlar.

İnsanların senin ve / veya çalışmaların hakkında bilmesini istediğin bir şey.

Dünyamız hakkında karamsar olmak gerçekten çok kolay. Suyla, çöple, yalan haberlerle, stresle, korkuyla, belirsizlikle, şüpheyle dolup taşıyor. Bütün gününüzü öfke, kıskançlık ve üzüntü ile doldurabiliriz. Ama insanların iyi olduğuna ve iyiyi istediğine inanıyorum. Elbette hepimizin kötü günleri olur ve çevremizde gerçekten çok kötü birkaç salak vardır ama çoğumuz, çoğu zaman dürüst, yardımsever ve kibarız. Bir insanla diğeri arasındaki günlük etkileşimlerin kaç tanesinin sorunsuz bir şekilde bittiğine baksaydık, kendimizle gerçekten gurur duyabilirdik. 

İşlerim dünyayı iyimser bir ruh hâli ile doldurmaya çalışıyor. Sahip olduklarımıza minnet duyalım, devam edelim ve güzel şeyler yapalım.

“İlham” mutlak gerekli mi, yoksa bir söylenti mi?

İlham ucuz ve kolaydır. Sadece etrafınıza bakın ve dünyanın ne kadar harika olduğunu görün. En basit nesneler bile bir sanatçının tüm külliyatını doldurabilir. Andrew Wyeth buna en iyi örnektir. Hayatının çoğunda, evinin etrafındaki küçük bir çemberin içinde çalıştı; orada en kişisel ve mükemmel sanat eserlerinden bazılarını yarattı. 

Yani ilham gerçek. Orada. Ona her yerde rastlıyorum. Buna açığım. Tanıdığım şeyleri tanırım (tekrar okuyun). Kendime her zaman sensörlerimin neden bunun veya şunun farkında olduğunu soruyorum. Hayatımda bundan daha fazlasını istiyor muyum? Neden? Bunun nesini seviyorum? Rengini mi? Doku? Bununla ne yapabilirim? Devam eden bu soru ve cevap akışı sürecime yakıt sağlıyor.

Ancak insanların sahip oldukları ilhamı değil de yaptıkları işi kutlamamızın bir nedeni var. Üretimle sonuçlanmayan ilham işe yaramaz. İşte zor kısım da bu.

TOO PREPARED
UNDERCOVER
WE STAY TOGETHER
SAY CHEESE
GOING DOWN
RIDING REX
TO THE MOON
RED SKULL
BE PREPARED