3 soruda Deniz Pelister ve “Kül” sergisi

Deniz Pelister, ikinci kişisel sergisi Kül’de gündelik yaşamın izlerini farklı formlarda görünür kılıyor. Studio Karaköy’de 31 Ekim’e dek ziyarete açık olan sergi, sanatçının seyahatlerindeki gözlemlerine ve anılarından detaylara dayanıyor. 

Gündelik hayattan sahne, figür ve nesnelerin yeniden yorumlandığı Kül sergisinde; atlıkarınca, dondurma, kuş ve çocuk gibi figürler, tanıdık görünen ama alışıldık anlamlarının dışına taşan imgeler olarak karşımıza çıkıyor. Nesneler, yüzler ve anlar küçük kaymalarla yeni bağlamlara yerleşirken, sıradan olanı yeniden düşünmeye davet ediyor.

Deniz Pelister, yeni sergisinin ilhamları ve mekânla kurduğu ilişkiye dair sorularımızı yanıtladı.


Ruhe vor dem sturm, tuval üzerine yağlı boya, 70 x 50 cm, Barcelona, 2025

Kül sergisi nasıl bir yaratım sürecinin ürünü oldu? İlk fikirle son iş arasında neler değişti?

Kül benim değişim sürecimin yansıması. Başta aklımda başka bir fikir vardı ama işler zamanla kendi yönünü buldu. Bu dönemde ailemle yaptığım Asya gezisi de beni çok etkiledi; serginin ruhuna farklı bir katman kattı.

Bu yolculuğa portrelerle başladım ama zamanla yön değiştirdi. Bu dönüşüm beni şaşırttı ama hoşuma da gidiyor. Farklı teknikler denemeye çalışıyorum ve son dönemde daha çok tek ya da iki renkli işler ortaya çıkıyor.

Bu sergide “seyahat” önemli bir tema. Yolculuklar senin üretiminde ne kadar besleyici bir unsur? Seyahatlerinde bir tür gözlem defteri ya da arşiv oluşturma alışkanlığın var mı?

Konfor alanımdan çıkıp başka ülkelere gitmek ve orada bir süre yaşamak başta beni korkutmuştu. Ama o deneyim zamanla beni çok besledi; farklı kültürler, sokaklar, renkler ve insanların gündelik hâlleri işlerime doğrudan yansıdı. Seyahatlerimde genelde fotoğraflar çekiyorum, kısa notlar alıyorum; bir tür görsel arşiv gibi. Sonra o anlar, resimlerime dönüyor.

Hem çocuk hem gezgin olmak zorlayıcıydı ama kendimi bilinmeze bırakmak beni gerçekten besledi. Tablolarımda kullandığım kırmızı tonlar bana en çok bilinmezi, huzursuzluğu ama aynı anda tanıdık duyguları çağrıştırıyor.

Bir işi konumlandıracağın mekânı düşünmek, üretim sürecini etkiler mi? Stüdyo Karaköy ve işler arasında nasıl bir ilişki / diyalog kurdun?

Studio Karaköy oldukça sade ve minimal bir mekân. Minimali seviyorum; sade bir ortamda üretmek benim için dikkat dağıtıcı her şeyden arınmak gibi. Bu sadelik, işlerimin duygusal yoğunluğuna alan açıyor diyebilirim. Mekânla kurduğum ilişki, sessiz ama destekleyici bir diyalog gibi resimlerimdeki renkler ve formlar bu dinginliğin içinde daha net duyuluyor.

Zeitung, çerçeveli tuval üzerine akrilik, 55 x 40 cm, Tokyo, 2025
Spanish tits, tuval üzerine yağlı boya, 70 x 50 cm, Barcelona 2025
Verschmolzen, tuval üzerine yağlıboya, saten leopar çerçeve, 65 x 65 cm, 2025
Bir oda, tuval üzerine yağlı boya, 150 x 120 cm, Tokyo, 2025