3 soruda Meydan-ը sergisi
Yesayan Kültür ve Edebiyat Derneği tarafından düzenlenen ve 50’ye yakın etkinlikle Batı Ermenicesini yeniden İstanbul’a taşıyan Hantibum Festivali kapsamında Depo’da Meydan-ը adlı bir sergi ziyarete açıldı. Kirkor Dabanyan ve Lara Suluoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergi, Batı Ermenicesini bir miras ya da temsil edilecek bir kimlik olarak değil; hareket hâlinde olan, parçalanan, başka dillere ve sessizliklere çarparak varlığını sürdüren bir alan olarak ele alıyor. Sergide Anet Sandra Açıkgöz, Arek Qadrra, İmelda Kuyumcu, Larissa Araz, Sesil Beatris Kalaycıyan, Şirag Şeşetyan ve Yeraz Kortun’un işleri bir araya geliyor.
Küratörler Kirkor Dabanyan ve Lara Suluoğlu, 28 Mart’a dek görülebilecek Meydan-ը sergisinin ardındakilere dair sorularımızı yanıtladı.

“Meydan-ը” başlığının çağrıştırdığı kamusallık ve karşılaşma fikri serginin kavramsal çerçevesinde nasıl bir rol oynuyor?
“Meydan-ը” başlığı, serginin çıkış noktasını oluşturan karşılaşma fikrini hem mekânsal hem de dilsel bir düzlemde düşünmeye kapı açıyor. Yesayan Kültür ve Edebiyat Derneği tarafından düzenlenen Batı Ermenicesi Hantibum Festivali kapsamında gerçekleşen sergi, festivalin ismine de referans veriyor. Ermenicede “karşılaşma” anlamına gelen Hantibum, serginin kavramsal yönünü de güçlendiren bir çıkış noktası oluşturuyor.
“Meydan” kelimesi Türkçede kamusal bir alanı, bir araya gelme ve karşılaşma ihtimalini çağrıştırırken; sonuna eklenen Batı Ermenicesi belirteci “ը” (Türkçedeki “ı” harfi) bu alanın tek bir dile ya da kimliğe ait olmadığını ima ediyor. Aynı zamanda bu ek, bunun herhangi bir meydan olmadığını belirtir. Öte yandan Türkiye’de gündelik hayatta kullanılan oyunlu Ermeniceye de bir gönderme yapıyor. İki dilin çoğu zaman iç içe geçtiği, bazen bilinçli bazen de farkında olmadan birbirine karıştığı bir dil pratiğini kullanıyor. Dillerin ve kültürlerin birbirine değdiği bir eşik olan “Meydan”; farklı hafızaların, dillerin ve deneyimlerin birbirine temas ettiği bir karşılaşma zemini olarak ele alınıyor.
Farklı kuşaklardan ve üretim pratiklerinden sanatçıların işlerini aynı çerçeve içinde bir araya getirmenin nasıl bir küratoryal imkân sunduğunu düşünüyorsunuz?
Sergide yer alan sanatçıların farklı kuşaklardan ve üretim pratiklerinden geliyor olması, serginin tek bir anlatı etrafında kapanmasını engelleyen önemli bir unsur oldu. Bu çeşitlilik, işleri kronolojik ya da estetik bir bütünlük içinde okumaktan ziyade, aralarındaki olası temas noktalarıyla düşünmeye alan açtı. Küratoryal olarak amaçlanan şey, bu farklılıkları homojen bir yapı içinde eritmek değil; aksine, aralarındaki mesafeleri görünür kılarken beklenmedik harmoniler üretmekti. Bazı işler dil, hafıza ve kimlik meselelerine doğrudan temas ederken, bazıları bu konulara daha dolaylı ve sezgisel biçimlerde yaklaşıyor. Bu çeşitlilik, mekânı bir karşılaşma alanına dönüştürüyor.
Serginin ziyaretçilerin zihninde nasıl kapılar açmasını, ne gibi sorular sordurmasını umuyorsunuz?
Kendimize sorduğumuz sorulardan yola çıkarsak; farklı dillerin kamusal alanda var olabilmesi ne anlama gelir? Farklı diller arasında düşünmek ve üretmek nasıl bir deneyim yaratıyor? Sessizlikler, kopuşlar ya da tercüme edilemeyen anlar sanatsal üretimde nasıl karşılık bulur?
Sergi bu tür sorularla dil ile meydan / karşılaşma alanı arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.


