35 Albüm: Kasım 2025 best of
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
“Ne dinlesek?” diye soranlara, kasım ayından yerli – yabancı karışık 35 albüm. Sıralama kronolojik.

7 KASIM: SML – How You Been
(International Anthem)
Gitarda Gregory Uhlmann, saksofonda Josh Johnson, synthesizer’da Jeremiah Chiu, basta Anna Butterss ve perküsyonda Booker Stardrum’dan oluşan yeni beşlimiz SML, ikinci albümleriyle hoş geldi. Geçen sene kurulan grup, canlı kayıtlarından kotarılan Small Medium Large isimli ilk uzunçalarlarından sonra stüdyo işçiliği konusunda da becerilerini gösteriyor. İster istemez caz şemsiyesi altında değerlendirilecek olsalar da enerjisi yüksek müzikleri çok farklı yerlerden besleniyor ve her öğesinin masaya getirdikleri sonunda çok tadında bir bütünlük yaratıyor. SML‘in müziği herkese hitap ediyor. Yılın en kaliteli yapıtlarından biri.

7 KASIM: Steve Gunn – Daylight Daylight
(No Quarter Records)
ABD’nin 21. yüzyılda çıkardığı en kendine has besteci ve gitaristlerinden Steve Gunn verimli bir 2025 geçiriyor. Ağustos ayında yayımladığı ambient soslu ilk tamamen enstrümental albümü Music for Writers’tan sonra şimdi de Daylight Daylight var elimizde. Gunn’ın bundan 50-60 sene öncesinin British Folk akımına selam çaktığı koleksiyon, artık 50’sine yaklaşan müzisyenin ustalık dönemi işi. En iyi vokal performansını da burada bulabilirsiniz diyebiliriz rahatlıkla. James Elkington’ın prodüksiyonu ve orkestrasyonları Gunn’a yeni bir soluk olmuş ve müzisyeni yeni diyarlara yolculuklara çıkarmış. Kendisinden boş iş duymuşluğumuz yok, bu sefer de hayal kırıklığına uğratmıyor.

7 KASIM: Midlake – A Bridge To Far
(Bella Union)
20 yılı geride bırakan Texas çıkışlı grup Midlake, altıncı stüdyo albümü ile folk, prog-rock ve psikedeli arasında salınarak hem kişisel hem de varoluşsal temalara dokunuyor. 2012’de vokalist Tim Smith’in ayrılışının ardından Eric Pulido’nun öncülüğünde yeniden şekillenen grubun sezgisel yaklaşımları sayesinde “daha az referans, daha çok Midlake” tavrıyla albüm, Sam Evian prodüktörlüğünde kaydedilmiş. Şarkılar umut, sabır ve dayanıklılık temaları etrafında şekillenirken stüdyodaki içgüdüsel yaklaşımlarıyla, albüm zahmetsizce son hâlini almış.

7 KASIM: Juana Molina – DOGA
(Sonamos)
90’lı yıllarda özellikle komedi dalında oyunculuk yaparken bu kariyeri, çok da isabetli bir kararla bir kenara atıp müzisyenliğe yönelen Arjantinli müzisyen ve besteci Juana Molina, uzuuun süren sessizliğini geçtiğimiz yıl tozlu raflardan çıkan bir EP ile bozmuştu. Müzisyenin nihayet kavuştuğumuz sekizinci stüdyo albümü de yaklaşık altı yıllık bir çalışmanın ürünü. Temelleri, Molina ve Odin Schwartz’ın Imrpoviset başlıklı doğaçlama konser serisi sırasında atılan albüm, evde olma hissiyle yoğurulmuş. Juana Molina’nın sarmal melodilerle inşa ettiği kurgular, akustik gitarla birlikte ağırlıklı olarak sequencer ve analog synthesizer’lar ile yeni bir çehreyle kana karışıyor. Yılın en iyilerinden, tartışmasız.

7 KASIM: Dilan Balkay – Tavşan Uykusu
(SMF)
Dilan Balkay’ın ikinci stüdyo albümü Tavşan Uykusu, dağınık ritimlerin ve huzurunu yitirmiş anların elektronik dokular içerisinde yankılandığı, tedirginlik dolu zihnimizin saldırısı altında kalplerimizin derinlerini açığa çıkarmak için el ele yürüyebileceğimiz bir yolculuk inşa ediyor. Ben olmak, beraberindeki getirdiği birbirine karışmış ve dolanmış bulanık anlara dair on şarkı, yeni atılan her adımda karanlığı büyütüyor ve dinleyiciyi sonik bir evreni içerisinde yakalıyor. Balkay’ın albümün hazırlık sürecinde içinden geçtiği duygulara dair bazı ipuçları almak isteyenleri de 12 Şubat akşamı gerçekleşen Beni Bu Şarkılar Mahvetti sohbetine bekleriz.

7 KASIM: Mavis Staples – Sad And Beautiful World
(Anti)
86 yaşındaki bir efsanenin hâlâ dünyayı hem sarsıp hem yatıştırabildiğine tanık olmak, başlı başına umut verici. Mavis Staples, yeni albümü Sad and Beautiful World’de Brad Cook prodüksiyonunda şekillenen şarkılarla, sesini merkeze konumlandıran bir alan yaratıyor. Enstrümantasyonun hiçbir parçası sesine gölge düşürmezken; tam tersine Jeff Tweedy, Justin Vernon, MJ Lenderman ve Katie Crutchfield gibi isimlerin dokunuşları, Staples’ın sesinin etrafında nefes alıyor. Sparklehorse’tan Mark Linkous’un imzasını taşıyan “Sad and Beautiful World” yorumundan ismini alan albüm, Tom Waits’ten Curtis Mayfield’a, Gillian Welch’ten Frank Ocean’a uzanan bir cover seçkisiyle de başlığının hakkını veriyor. Hüzünlü ama güzel, yorgun ama dirençli bir dünya tasviri.

7 KASIM: Sessa – Pequena Vertigem de Amor
(Mexican Summer)
Sessa ismiyle tanınan Brezilyalı müzisyen Sergio Sayeg, 2019’da yayımladığı debütünden sonraki üçüncü albümüye farklı sulara giriyor ve çok da iyi yapıyor. São Paulo’daki stüdyosu Estúdio Cosmo’da, Simon Hanes’in orkestrasyonlarıyla kaydettiği çalışma; gitar ağırlıkı, lo-fi güdümlü önceki işlerine göre çok daha “büyük” bir prodüksiyon. Gitarların yerini Fender Rhodes almış, geri vokaller de eksik olmuyor şarkılardan. Sessa yeni işi için en büyük esin kaynağının da Amado Maita’nın kendi ismini taşıyan 1972 tarihli albümü olduğunu söylüyor. Brezilya nağmelerine ve sambaya ilginiz varsa yüksek kaliteli, pas geçilmemesi gereken müziklerle karşı karşıyasınız.

7 KASIM: Stella Donnelly – Love and Fortune
(Secretly Canadian)
Avustralyalı müzisyen Stella Donnelly, 2022 tarihli Flood’ın ardından müziğe devam edip etmeme konusunda kararsızmış. Hızla gelen başarı, onu kendi müzisyenliğinden uzaklaştırmış; tıpkı yeni albümünün kapağındaki, havuza atlamaktan çekinen figür gibi o da aynı tereddüdü yaşamış. Donnelly, bu duygudan kurtulmanın yolunu hayatı yavaşlatmakta bulmuş. Rutinlerine dönüp bir pastanede çalışmaya başlamış; günün sonunda eve dönüp piyanonun başına oturmak için sabırsızlandığı o anları kovalamış. Love and Fortune, hem teması hem de ses dünyasıyla o yavaşlamanın ve yeniden kendine dönüşün bir yansıması. Bu dönemde yaşadığı bir “arkadaş ayrılığı”, albümün duygusal omurgasını oluştururken bu konuya, alışık olmadığımız kadar biricik ve narin bir yerden sesleniyor. Önceki işlerine göre daha çok piyano ve synth odaklı bu albüm; arkadaşına veda ederek başlıyor. Ardından gelen her şarkı, o vedanın bıraktığı duygusal dalgalanmaları temposunda ve sözlerinde yansıtıyor.

7 KASIM: Sorry – Cosplay
(Domino / GRGDN Müzik)
Cosplay’in teklilerinden “Echoes”un tüyler ürperten büyüsü ve aşka olan inancı sizi yanıltmasın. Londralı ekibin yeni albümü, üç sene önceki Anywhere But Here’deki daha tatlı, dürüst ve masum aşk şarkılarını ve pop melodilerini (çoğunlukla) geride bırakıp daha karanlık ve karamsar bir dünyaya davet ediyor. Albüm ismini modern dünyada herkesin bir referansın arkasındaki anlamı tam da benimsemeden sadece “o şey”miş gibi yapması, bir şeyleri kopyalamanın anlamının boşalmasından alıyormuş. Şu an post-punk dünyasındaki başka örnekleri gibi dünyanın geldiği hâlin kötülüğü ve uğursuzluğunu merkezine alıyor albüm. Sorry de bahsini bu uğursuzluğa oynuyor ve bu sonik olarak daha apokaliptik bir manzara çiziyor.

7 KASIM: Danny Brown – Stardust
(Warp)
Danny Brown’ın müziği için küresel müzik medyası “deneysel rap” etkietinde hemfikir olmuş olsa da 15 yıla sığdırdığı altı solo albümle inşa ettiği diskografi için en doğru tanım, muhtemelen “içgüdüsel” olacaktır. Kendini tekrar etmekten her daim kaçınan MC ve prodüktör, bu kez bağımlılığın gölgesinden çıkıp huzura yürüyüşünü albümleştirmiş. Bir nevi dönüşüm hikâyesi anlattığı Stardust’ın sonik dünyasını da -çoğunluğu trans müzisyen ve prodüktörlerden oluşan- konuklarının katkılarıyla nitelikli bir hyperpop açılımı olarak tasarlamış.

7 KASIM: Sarathy Korwar – There Is Beauty, There Already
(Otherland Records)
Seslerin bir araya geliş biçimlerinin özgürleşme ile bir ilişkisi vardır diyebiliriz. Perküsyonist, prodüktör ve besteci Sarathy Korwar, 40 dakika süren albümünde tam olarak bu bağlantısallığı hatırlatmış. Korwar koleksiyonu “Göç, kimlik ve fütürizm gibi ağır temaları sıklıkla işleyen diğer albümlerimin aksine, bu kendimi ön plana ve merkeze yerleştirdiğim, davulların konuşmasına izin verdiğim ham bir eylem.” sözleriyle açıklamış. Hint halk müziklerine özgü seslerden hipnotik davul ritimlerine, marimba ve balafon gibi vurmalı çalgılardan elektronik dokunuşlar arası yarattığı deneyimle kendilik problemini sınırsız ve köşesiz şekilde akıtmış anlayacağınız.

11 KASIM: Tortoise – Touch
(International Anthem)
24 Ekim’de plaklar, CD’ler ve kasetler ile fiziksel olarak sahalara çıkan yeni Tortoise albümü, artık streaming servislerindeki yerini aldı. Dokuz yıllık arayı kapatan ve Marta Sofia Honer, Skip VonKuske, Tucker Martine gibi konukların katkılarını da barındıran Touch üç ayrı şehirde kaydedilmiş. Detaylı ritim örüntüleri ve sarmal gitar – bas cümleleri yine yerli yerinde. Evet, tanıdık duyuluyor ama tazeliğinden hiçbir şey yitirmemiş bir kokteyl servis ediyor Tortoise. Grubun kraut rock ilhamına belki de en belirgin selamını çaktığı “Axial Seamount”, bir kulüpte sabahı karşılarken hoparlörleri titretebilecek “Elka” ve aslında bir spaghetti western filmi için kaydedilip 2025’e kadar muhafaza edilmiş gibi tınlayan “Night Gang”; albümün kapladığı geniiiş haritanın dikkat çekici imleçlerinden birkaçı.

14 KASIM: K-LONE – sorry i thought you were someone else
(Incienso)
İngiliz müzisyen K-LONE (Josiah Gladwell) üçüncü albümünde de yüksek kalite şarkılar paylaşmayı sürdürüyor. Babasının kaybından sonra kaydettiği ve Anthony Naples’ın plak şirketi Incensio’dan yayımladığı bu ilk çalışma onun için bir kaçış ve hesaplaşma olarak tanımlanmış. Melodilerin, ritimlerin oldukça minimal kullanıldığı her süsü net bir şekilde algılayabildiğiniz, hipnotik ve tabiri caizse alçakgönüllü bir albüm. K-LONE elektronik müzik sevenler için karanlık sonbahar günlerinde güzide bir eşlikçi olacaktır.

14 KASIM: Jim Jarmusch & Anika – Father Mother Sister Brother (Original Music From The Film)
(Sacred Bones Records)
Jarmusch’un 2022’de güzide plak şirketi Sacred Bones’un 15. doğum gününde grubu SQÜRL ile sahne alması iyi bir fikirdi. Aynı kutlamada yer alan Anika’nın performansından etkilenmesi sayesinde elimizde bu güzel soundtrack var. 72 yaşındaki yönetmenin altı yıl aradan sonra gelen ve Venedik’te Altın Ayı’yı kazanan yeni filmi Father Mother Sister Brother’ın müzikleri ikilinin Berlin’de beraber doğaçlama olarak ürettikleri kayıtların Jarmusch tarafından küçük parçalara ayrılmasından oluşmuş. Ayrıca Anika’nın seslendirdiği Jackson Browne yorumu “These Days” ile Dusty Springfield coverı “Spooky” de filmin ana şarkılarına dönüşmüş. “These Days”, Nico’nun 1967 tarihli ilk solosu Chelsea Girl’deki versiyonuna sadık kalınarak kotarılmış. Film henüz -festivaller dışında- buralara ulaşmadı ama müziklerinden iyi bir referans almak mümkün.

14 KASIM: Şevket Akıncı – Camera Obscura
(Tarla Records)
Gitarist ve besteci Şevket Akıncı, her albümüyle ya da parçası olduğu her ortaklıkla gerçek bir “maceracı” olduğunu da gözler önüne seriyor. Kariyerindeki en kişisel albümlerden biri olarak tanımladığı son işi Camera Obscura da büyük bir titizlikle kurgulanmış, yol boyunca önünüze dizilen her taşın altından türlü güzelliklerin çıktığı bir serüven. Geniş bir konuk listesine sahip albümün barındırdığı çeşitlilik, müzisyenin psikoz deneyiminden izler taşıyan atmosferin renginin sürekli değişmesini de mümkün kılıyor. Kayıt süreci Volkan Ergen eşliğinde gerçekleşen Camera Obscura’nın mastering işlemleri de Barkın Engin imzalı.

14 KASIM: FKA Twigs – EUSEXUA Afterglow
(Young / GRGDN Müzik)
Son yıllarda müzikte en güzel olgulardan biri, pop müziğin sofistike prodüksiyonlarla oldukça yaratıcı işler çıkarması. Bu hafta bir yandan Charli xcx’in John Cale ile takılmasını dinlerken; hâlihazırda yılın güzel işlerinden birine imza atmış FKA Twigs, albümü EUSEXUA’nın devamı niteliğindeki EUSEXUA Afterglow’u paylaştı. Başta EUSEXUA ile beraber yayımlanması beklenen çalışma sonradan ayrı bir iş olarak takdir edilmiş. Kendi başına olmayı da ziyadesiyle hak ediyor. Hatta prodüksiyonunun maceracılığıyla EUSEXUA’dan daha cezbedici bir şarkılar bütünü olduğunu da söyleyebiliriz.

14 KASIM: Jake Xerxes Fussell & James Elkington – Rebuilding
(Fat Possum Records / Crowded Table)
Max Walker-Silverman’ın yeni uzun metrajı Rebuilding’in ince ince işlenmiş, az enstrümana çok his sıkıştırmış soundtrack albümü, besteci Jake Xerxes Fussell ve prodüktör / müzisyen James Elkington’ın elinden çıkmış. Akışın çoğunluğunda duyduğumuz gitar yürüyüşleri, Fussel’ın hazırladığı gitar sample’larınının Elkington’ın minimal müdahaleleriyle ortaya çıkmış ve aslında orjinal hâllerine çok yakınmış. Henüz filmi izlemeden sinematik bir his yaratabilen proje, yalın iskeleti sayesinde kendine özgü gepgeniş bir alan yaratabiliyor.. Şarkıları dinlerken içinde bulunduğunuz odanın da sınırları genişliyor ve sanki her baktığımız yerden ufuk çizgisini görebiliyoruz. ABD coğrafyasının doğal güzelliklerinin ortasında yer alan filmin insan doğasına dair söylemeye çalıştığı bütün incelikler albümün de çekirdeğinden dinleyiciye de geçiyor.

14 KASIM: Bell Witch & Aerial Ruin – Stygian Bough, Vol. II
(Profound Love)
Antropolog James Frazer’ın benzerin benzeri etkilemesi prensibine dayanan ve büyücülüğün temel ilkelerinden biri olarak anılan “benzerlik yasası” kavramını referans alan bu albüm, Seattle çıkışlı doom metal grubu Bell Witch ile mistik akustik besteleriyle tanınan Erik Moggridge’in solo projesi Aerial Ruin’in Stygian Bough adı altındaki ikinci buluşması. Uzunlukları 11-20 dakika arasında değişen dört parçadan oluşan kayıt, çeşitli ibadet biçimlerinin birbirini güçlendirmesi, gölgelemesi, yok etmesi ve birbirinden beslenmesi gibi fikirlere odaklanarak hayat bulmuş.

14 KASIM: Lia Kohl – Various Small Whistles and a Song
(Dauw)
Lia Kohl’un yeni albümü, sanatçı Ed Ruscha’nın 1964 tarihli kitabı Various Small Fires and Milk’e gönderme yapan, mizah ve sade yaşama dair sesli bir meditasyon. Chicago merkezli müzisyenin 16 parçalık bu çalışması, bir dakikalık kısa vinyetler şeklinde yapılandırılmış; her biri, tıpkı Ruscha’nın minimal kareleri gibi sıradan olanın içindeki anlam katmanlarını araştırıyor. Albümde claire rousay, Macie Stewart ve Patrick Shiroishi gibi isimlerin de dokunuşları mevcut. Islıklar, tren sireneri, acil durum düdükleri ya da Çin’de sokakta flüt satan bir kadının sesi ile dinleyiciyi hem bireysel hem kamusal alanlarda gezdiriyor.

14 KASIM: Hana Eid – Trains Running Backwards
(Bağımsız)
Nashvilleli şarkı yazarı Hana Eid, ilk albümü Trains Running Backwards ile indie rock’ın içe dönük, kırılgan ama bir o kadar da köşeli güzergâhlarında dolaşan bir hat çiziyor. Adından itibaren “zamanın ters aktığı” hissini taşıyan albüm, Eid’ın günlük tutarcasına yazdığı sözlerle yavaş akan, dürüst ve hüzünlü ama ivmesini hiç kaybetmeyen bir anlatı. Basit akustik fikirlerden büyüyen düzenlemeler ve sıcak melodilerle örülen “Swallows”, “Waldo” ve “Catalyst”, bu yolculuğun öne çıkan durakları arasında.

14 KASIM: Nightmares on Wax – Echo45 Sound System
(Warp Records)
Kariyerini soul ve hip hop’u harmanladığı dolgun ama sakin beatlerle inşa etmiş DJ E.A.S.E. veya George Evelyn bu kez meydanı hepten dub’a bırakmış. Menüde Greentea Peng ve Yasiin Bey, türün ayrıksı gençlerinden Liam Bailey ve Haile Supreme, şarkıcı Sadie Walker gibileri var. Adını ilk gençliğinde annesinin verdiği beş pound ile satın aldığı, eline geçene kadar hayatın sillesini çoktan yemiş hoparlörden alan Echo45 Sound System, Leeds’in soundsystem kültüründe yetişmiş müzisyenin geçmişine eğilip köklerini kutladığı, bunları yeni içeriklerde sunduğu bir iş. Ta kaç yıl önce karşısına eski kurucu üye Kevin Harper’ı çıkaran ve Nightmares on Wax’in kurulmasına bir bakıma sebep olan cihazın etrafında kurguladığı kayıttan hem albüm hem set formatında faydalanmış. Ayrıca teybin tamamı parça listesinin sonunda kesintisiz miks hâliyle mevcut. Selektalık hem icra hem mecrada hepten kucaklanıyor.

14 KASIM: The Notwist – Magnificent Fall
(Morr Music)
35 yıllık bir kariyeri geride bırakan Alman ekip The Notwist kariyerlerini özetleme hamlesine bu “az bulunanlar” toplamasıyla girişiyor. Birçok farklı türe dokunan ama son derece özgün müziklerinin farklı dönemlerinden denemeler, kronolojik olmayan bir sırayla ve üç adet de remiksle karşımızda. Hâlihazırda bir The Notwist-sever iseniz oldukça doyurucu bir toplama. Ama yeni tanışanlar için biraz zorlayıcı olabilir. Morr Music’in önümüzdeki zamanlarda boxsetlerle albümleri de tekrar piyasaya süreceğini de belirtelim.

21 KASIM: Oneohtrix Point Never – Tranquilizer
(Warp)
Daniel Lopatin, 20 yıllık Oneohtrix Point Never kariyerinin en sağlam albümlerinden birine imza atmış dersek, işin ciddi olduğunu anlarsınız. Son yıllarda daha çok özellikle Safdie Kardeşler filmlerine yaptığı müziklerle andığımız ABD’li elektronikçi yeni işini ambient, hatta retro new age bile diyebileceğimiz bir yapı üzerine oturtsa da albümü belli bir janra sıkıştırmak haksızlık olur. 90’lardan ve 2000’lerden kalma, telif hakkı olmayan sample CD’lerinden aldığı seslerle oluşturduğu albümde özellikle belirgin ritimler kullanmamasına rağmen şarkıların sizin kulaklarınızda kendi ritimlerini kazanması prodüksiyonun en güçlü özelliği olmalı. Soundların eskiliğine rağmen de aslında gayet modern de bir atmosfer çıkmış ortaya. Artık 40’lı yaşlarında olan Lopatin’in ustalık dönemine girdiğini de müjdeliyor bir yandan. Yılın dikkat çekici işlerinden biri, kulak kabartmanızı öneririz.

21 KASIM: De La Soul – Cabin In The Sky
(Mass Appeal)
Mass Appeal’ın New York hip hop müziğinin dev figürlerini kutladığı serisinde Mobb Deep, Ghostface Killah, Slick Rick gibi isimlerin ardından sıra yeni De La Soul albümüne geldi. Cabin In The Sky, grubun 10 yıla yaklaşan aradan geri dönüşü anlamına da geliyor. Killer Mike, Yukimi, Pete Rock, Nas ve Giancarlo Esposito (!) gibi konukların da katkılarını barındıran albüm, grubun kurucu üyelerinden David Jude Jolicoeur’ün (Trugoy) 2023’teki ölümünün ardından kaydedilmiş ilk albüm. De La Soul diskografisinden aşina olduğumuz pürüzsüz akış ve salınma hâli 20 şarkılık yeni koleksiyonda da mevcut.

21 KASIM: Mélanie Pain – How and Why
(Lucky13)
Sakin ve dingin anları, bu anların hislerini, bu hislerin tınılarını yalın bir atmosfer içerisinde birleştiren Fransız müzisyen Mélanie Pain, perdelerin hafifçe sallandığı zamanlara tatlı tatlı tınlayan vokaliyle değip geçen biri olarak karşımıza çıkıyor yeni albümünde. Duman’ın “Senden Daha Güzel” şarkısına yaptığı cover’ın da yer aldığı How and Why koleksiyonu, hafifçe tıngırdayan gitarları, üflemeli çalgıları etrafında samimi bir dünyayı minimal seslere taşıyan folk bir manzara çiziyor. Müzisyenin Teenage Kicks serimize konuk olduğu söyleşiye de buradan ulaşabilirsiniz.

21 KASIM: Max Richter – Hamnet (Original Motion Picture Soundtrack)
(Decca Records)
Chloé Zhao’nun yönettiği Hamnet; Maggie O’farrel’in yazdığı, edebiyatın aşk temalı başyapıtı, Shakespeare’in en ünlü yaratımı Hamlet’e ilhamını veren aynı isimli hikâyeye eşi Agnes’in gözünden baktığımız bir evreni anlatıyor. Jessie Buckley ve Paul Mescal’ın başrollerde olduğu filmin ses dünyası ise Max Richter yaratısı. Hamnet için müzik yazım sürecini “Çekimlerden önce senaryoyu okuduktan sonra, aile sevgisi ve kaybı, doğadaki yerimiz ve Agnes’in içsel yolculuğu temalarını yansıtan fikirler çizdim… Onun için hikâyenin büyük bir kısmını destekleyen bir koro dili geliştirdim.” şeklinde açıklamış Richter. Ormandaki tüm ağaçların acı ve sevgi dolu varoluş anlarınıza eşlik ettiğini düşünün. Öyle içsel ve derin hisleri destekliyor bu soundtrack.

21 KASIM: Haley Heynderickx, Max García Conover – What of Our Nature
(Fat Possum Records)
Haley Heynderickx ve Max García Conover, 2018’deki Among Horses III sonrası yeniden bir araya gelip ikinci ortak albümlerini yayımladı. Yazım sürecinde ikili, ABD’nin iki ucundan birbirlerine şarkılar göndererek ilerlemiş; sömürgecilik mirası ve “Amerikalı olmak” kavramının bugün ne anlama geldiği üzerine düşünürken Woody Guthrie’den ilham alarak şarkı yazımını dönüşümlü şekilde paylaşmış. Bir şarkı Max’ten, bir şarkı Haley’den gibi ilerleyen albüm, ikilinin farklılaştığı ve benzeştiği yerleri göze çarptıran bir akışa sahip. Kasete kaydedilen albümde birbirine dolanan gitar cümleleri ve ikilinin uyumlu vokal akışı, analogun sıcaklığıyla harmanlanınca dingin bir iş çıkmış ortaya.

21 KASIM: Sharp Pins – Balloon Balloon Balloon
(Perrennial Records)
Kai Slater, bu yıla iki Sharp Pins albümü, Lifeguard’la paylaştığı Ripped and Torn ve taze teklisiyle üretim temposunu hiç düşürmeden devam ediyor. Lo-fi estetiği ve tek kişilik orkestra hâline geldiği ev kayıtlarıyla tanınan Slater, Sharp Pins’te 60’lar gitar pop’unu bugünün enerjisiyle harmanlayan; The Beatles’tan Big Star’a, The Zombies’den Cleaners From Venus’e uzanan ilhamlarını saklamayan ama hiçbirine birebir yaslanmayan bir yaklaşımı var. Üçüncü albüm Balloon Balloon Balloon; oyuncu gitarlar ve vokal harmonileri Slater’ın bilinçli “acemi” lo-fi prodüksiyonuyla birleşince, baştan sona akan bir melodi geçidine dönüşüyor. Albümü asıl özel kılan ise bu melodik parlamaların arasına serpiştirilmiş yaratıcı küçük tercihler, beklenmedik yön değiştirmeler, ev kaydının pütürlü dokusu ve Slater’ın çocuksu vokalleri.

21 KASIM: Horse Lords & Arnold Dreyblatt – FRKWYS Vol. 18: Extended Field
(RVNG Int.)
Brooklyn merkezli bağımsız etiketin çağdaş sanatçıları alanında öncü olmuş ustalarla eşledikleri serinin bu edisyonu, Baltimore çıkışlı avangart ekip ile besteci, görsel sanatçı ve performansçı Dreyblatt’ı bir araya getirmiş. Düzensiz ama istikrarlı bir çalışla kimi ânında meditatif, kimisinde stimüle eden döngüsel bir manzara inşa edilen albümde uzayan sesler ve poliritmik desenler sırayla nöbet değişiyor. Ton aralıklarının tam sayı oranlarından türetildiği antik bir akort sistemiyle türettikleri bir serbest düşüş deneyimi Extended Field.

21 KASIM: Neva Roman feat. Berkay Küçükbaşlar – Down and Out
(Shalgam Records)
Hollanda’da yerleşik müzisyen Toros Senan’ın farklı müzisyen dostlarıyla doğaçlama seanslarını kaydederek şekillendirdiği projesi Neva Roman’ın yeni albümü, davulcu Berkay Küçükbaşlar eşliğinde farklı şehirlerde gerçekleşen oturumlarda ortaya çıkmış kayıtları bir araya getiriyor. “An”ı ve bir aradalığı önceliklendiren bir üslupla hayat bulan Down and Out için “Sınırsız duygularla bir şeyler üreten ve devam etmeye ihtiyaç duyan herkes için” demiş Neva Roman.

21 KASIM: Keaton Henson – Parader
(PIAS / GRGDN Müzik)
Londra çıkışlı müzisyen ve besteci Henson, her sene yeni bir şeyler yayımlamayı disiplinli şekilde sürdürüyor. Özellikle dizilerde kullanılan şarkılarıyla tanınan müzisyen, yeni albümünde biraz zamanı geçmiş bir sound’a sahip desek yanlış olmaz herhalde. Bir 20 sene öncesinin singer-songwriter furyasının kırılgan sesli olanlarını, biraz da 90’ların alternatif rock işlerini hatırlatıyor. Şarkılar da bekleneni veren, daha fazlasına tenezzül etmeyen bir havada. Albümde akustikten distortiona geçtiği ender anlarda belli bir heyecan yaşanıyor. Yine de bu melankolik havaları ve kırılgan vokalleri seviyorsanız tatmin olabileceğinizi söyleyebiliriz.

21 KASIM: Magic Fig – Valerian Tea
(Exploding In Sound Records)
San Francisco çıkışlı ekip Magic Fig aslında The Umbrellas, Healing Potpourri, Almond Joy, ve Whitney’s Playland gruplarından bazı üyelerin ortak Bach ve Pink Floyd sevgisiyle doğmuş. Süpergrup denebilecek oluşumun ilk uzunçaları Valerian Tea psikedelik pop’un renkli ve parıltılı sularında yüzüyor. Elektronik elementlerin yanı sıra glockenspiel ve 12 telli gitar gibi ses kaynaklarına da ev sahipliği yapan albüm Inna Showalter’ın vokalleriyle daha da soyut bir gerçekliğe doğru uçuşuyor. Çocukluk anıları, içgörüler ve mitlerle şekillenen albüm melankoli, nostalji ve ilham hakkında demlenmiş düşüncelerle dolu.

28 KASIM: The Saints – Long March Through the Jazz Age
(Fire Records)
Kurucusu olduğu grubu ile dönemin punk rock ruhunu şekillendiren Chris Bailey’nin olduğu son The Saints koleksiyonu Long March through the Jazz Age geçmişe, bugüne ve geleceğe bırakılan bir veda. Heyecanı ve coşkusu yerinde açılan albüm, 12 parçalık akışında yerini daha melankolik ve kasvetli bir havaya bırakırken uzun sürmüş bir oyun arkadaşlığının bir parçası yapıyor dinleyeni. Bailey’nin Üflemeli ve yaylılar ile birlikte akan gitar rifflerinin içerisinde harmanlanan lirikleri, ister istemez hüzünlü bir ruh hâli bırakıyor geriye.

28 KASIM: Pink Siifu – Onyx’!
(Dynamite Hill)
BLACK’!ANTIQUE’den dokuz ay sonra bu koleksiyonu salıveren Amerikalı rapçi, ONYX’!’e öncekinin uzatılmış versiyonu gibi de yaklaşıyor aslında. Caz ve funk etkilerinden geçip üzerine siyahları çektiği karamsar ama dinamik bir atmosferde kendini sunan Siifu’nun işi elektronik aranjmanlar ve noise tınılara da epey doygun. Sample’larında sanki yeraltı radyo yayını dinliyor havası veriyor. 808 beatlerle hip hop’un emeklediği dönemlerine selam çakarken endüstriyel deneyler de yapıyor, sonra uzun süre günümüz sound’unda takılıp sonlarda erken 2000’lere özgü dokunuşlar buyuruyor. Retro ama ileriye de bakan bir prodüksiyon. Hi Tech, Kal Banx, Valee, Turich Benjy ve albümde sona saklanmış Armand Hammer konuklar arasında.

28 KASIM: Sega Bodega – I Created The Universe So That Life Could Create a Language So Complex, Just To Say How Much I Love You
(ambient tweets & Supernature)
İrlanda doğumlu Şilili elektronikçi Salvador Navarrete ya da sahne ismiyle Sega Bodega’nın önceki işi Dennis bir tam günün hikâyesi idi. Yaklaşık bir paragraf uzunluğundaki isme sahip yeni albümü ise o günün sonunda gelen uyku vaktinin devamı. Rüyanın tesirinde algının türettiklerine, bundan arta kalanlara dair silik izlenimler ve tinsel etmenlere titreşimler içinden oluşturduğu ambient peyzajda deneyenin kalça da sallayabileceğini, kendisinin şahsen bunu yapabildiğini söyleyen Navarrete’ye albümde Vashti Bunyan, birlikte Kiss Facility ekibini tamamladıkları partneri Mayah Alkhateri ve çellist Lucinda Chua eşlik ediyor.