50 ALBÜM: Şubat 2026 best of

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

“Ne dinlesek?” diye soranlara, şubat ayından 50 albüm.


6 ŞUBAT: Beverly Glenn-Copeland – Laughter in Summer
(Transgressive Records / GRGDN Müzik)

Laughter In Summer, Beverly Glenn-Copeland’ın kariyerinde hem kişisel hem de duygusal açıdan ağır bir dönemeçte duruyor. Glenn’in LATE olarak bilinen bir demans türüyle yaşamaya başlaması, albümün bağlamını örtük biçimde belirlemiş. Bu süreçte Elizabeth Glenn-Copeland ile birlikte kaydedilen albümdeki parçalar, anıları sabitleme ya da dramatize etme çabasına girmeden, birlikte geçirilen zamanın doğal bir uzantısı gibi ilerliyor. Albümün gücü de büyük cümleler kurmamasında saklı; hafızanın zayıfladığı bir dönemde bile bağın nasıl güçlü kalabildiğini gösteriyor. Sessiz, içten ve kalıcı bir kayıt.

6 ŞUBAT: Puscifer – Normal Isn’t
(Alchemy Recordings)

Normal Isn’t, Maynard James Keenan’ın dostlarıyla birlikte şekillendirdiği Puscifer diskografisinde hem tanıdık hem de yer yer huzursuz edici bir eşiği andırıyor. Grubun uzun süredir kurcaladığı kimlik, normallik ve kontrol temalarını bu kez daha doğrudan ve sade bir dille ele alıyor. Steril bir parlaklıktan uzak duran prodüksiyonda Keenan ve Carina Round’un vokalleri ön planda olsa da duygusal patlamalar insan seslerinden ziyade enstrümantasyonda vuku buluyor. Bir belirsizlik hissi akış boyunca yakanızı bırakmayacak, baştan söyleyelim.

6 ŞUBAT: Golden Hours – Beyond Wires
(Fuzz Club)

Hákon Aõalsteinsson, Wim Janssens, Tobias Humble ve Rodrigo Fuentealba Palavacino’dan oluşan Golden Hours’u ilk albümleriyle radarınıza almadıysanız, bu hafta düşen ikinci albümleri bunun tam zamanı. Aõalsteinsson ve Janssens’in vokalleri tam olarak yarı yarıya bölüştükleri koleksiyon hem müzisyenlerin ustalığıyla hem de çok organik bir şekilde kendi dünyasını yaratabilmesiyle cezbediyor. Distortion ve fuzz konularında elini korkak alıştırmayan grup, bir anlamda anksiyetelerimize tercüman oluyor. Beyond Wires Berlin’deki prova odaları ve Brüksel’de eski bir köşk arasında mekik dokuyarak kaydedilmiş ve özellikle köşkün sağladığını tahmin ettiğimiz ürpertici his grubun icrasına da güzelce karışmış. 

6 ŞUBAT: She Past Away – Mizantrop
(Creature Comfort)

“Yerine geç. Sessizlik başlasın. Mizantrop seninle.” Dördüncü She Past Away albümü, “gerçekliğe adapte olmaktansa onu olduğu gibi görmeyi seçen bir ruh hâlinden türemiş. Ta pandemide şekillenmeye başlamış Mizantrop’ta Volkan Caner ve Doruk Öztürkcan motorik ritimler ve minimal melodileriyle inşa ettikleri atmosferin isyankâr melankolisini koruyarak bir yandan dansa davet etmeyi her zamanki gibi sürdürmekte. Hakan Tamar’ın sunucu koltuğuna oturduğu, Damla Es rejili klip eşliğine salınan albüm, grubun diskografisine 20 yıl içinde yarattığı kimliği onurlandıran bir girdi. Ayrıca ilkini Belirdi Gece (2012), ikincisini ise bir sonraki Narin Yalnızlık’ta (2015) işittiğimiz “İçe Kapanış” serisinin üçüncüsü de albümde sizi bekliyor.

6 ŞUBAT: Daphni – Butterfly
(Jiaolong)

Caribou olarak tanıdığımız Dan Snaith’in mahlaslarından biri olan Daphni, müzisyenin dans pistlerine yönelik işlerinin esas yöntemi. Bu isimle yayınladığı dördüncü albümü Butterfly da geleneği bozmuyor. Albümün ilginçliği âdeta sound olarak ikiye bölünmüş havası. İki farklı albüm dinliyor gibiyiz. İlk bölüm; net, ne istediğini bilen çok fazla yeni bir şey de vadetmeyen bir dans albümü. İşin ortalarına geldiğimizde ise Snaith’in elektronik müziğin farklı dönemlerine hakimiyetini kanıtlayan daha farklı şarkılar kendilerini belli etmeye başlıyor. Bu ikinci bölüm bizce albümün kalitesini yükselten tarafı. Ama her şekilde biraz hareket istediğinizde koyup baştan sona döndürebileceğiniz oldukça keyifli bir dans albümü.    

6 ŞUBAT: Asher White – Jessica Pratt
(Joyful Noise Reordings)

14 yaşından beri albümler yayımlayan Asher White artık 26 yaşında ve tam 17. albümüyle (!) karşımızda. 2024’teki Here in the Pitch ile ortalığı sallayan Jessica Pratt’in 2012 tarihli ilk albümünü baştan sona yeniden yorumlamış bu kez White. Orijinal iş, 70’lerin folk geleneğinden gelme, bir akustik gitar ve Pratt’in sesiyle gücünü bulan bir çalışmaydı. White’ın yorumu ise çok daha yüksek sesli, indie rock diye tanımlayabileceğimiz bir alanda. Müzisyenin bütün enstrümanları çalıp, prodüksiyonunu da yüklendiği deneyim takdiri hak ediyor. Bu tarz “toptan albüm cover” işinin altından kalkması kolay değildir. Ama White, Pratt’in fikirlerini kendine ait kılabilmiş. Yılın ilk haftalarının dikkat çekici işlerinden. 

6 ŞUBAT: Thurston Moore – Guitar Explorations of Cloud Formations
(Bağımsız)

Thurston Moore, gökyüzüne bakarak kaydettiği yeni albümü ile geri döndü. Yalnızca Bandcamp üzerinden erişime açılan albüm, adından da anlaşılacağı üzere, bulutların geçici formlarından, dağılma hâllerinden ve atmosferin sürekli değişen ruhundan ilham alıyor. Altı parçadan oluşan koleksiyon, Moore’un elektrik gitarı merkezine alan, ritim makineleri ve minimal dokunuşlarla genişleyen bir ses alanı kuruyor. Parçalar; nimbostratus, virga, altocumulus lenticularis ve cirrus gibi bulut türlerinin adını taşıyor ve müzik de tıpkı bu formlar gibi sabitlenmekten kaçınıyor. 

6 ŞUBAT: Mandy, Indiana – URGH
(Sacred Bones Records)

Yeni yılın en büyük merak uyandıran albümlerinden biri artık bizimle. Punk enerjisini dans pistiyle buluşturan Manchester çıkışlı dörtlü Mandy, Indiana’nın yeni albümünde mekanik ritimler ve insan çığlığını birlikteliği ön planda. Sürekli tetikte hissetmeniz kaçınılmaz ama gürültü estetiğine ilgi duyuyorsanız, kulak zarlarına çarpacak her bir gıcırtının 32 diş sırıtmayı da beraberinde getireceğine şüphe yok. Bazen bilinçli olarak çözümlemelerden uzak duran şarkı kurguları ve her köşesine kaos sinmiş hâliyle dinleyiciden kendini teslim etmesini isteyen bir albüm URGH.

6 ŞUBAT: vegas water taxi – long time caller, first time listener
(PNKSLM Records)

2023’te ilk albümünü yayımlayan Londralı alt country grubu vegas water taxi, yeni albümünde büyük fikirlerden ziyade tökezlemeden keyifli bir sürüş yaşatmayı önceliklendiriyor. Ses paletinde merkezi bir yerde konumlanan pedal steel gitar melodileriyle birlikte gelen bir western dokusu söz konusu. Söz yazımındaki mizahi üslup ifadeye pek yansımasa da bu tezatın da başlı başına bir karakter yarattığını söyleyebiliriz. 

6 ŞUBAT: Alice Costelloe – Move On With the Year
(Moshi Moshi Records)

Londralı müzisyen Alice Costelloe’nin ilk albümü, bir büyüme hikâyesinin sancılarını ve duygusal kırılma anlarını samimi bir şekilde ele alıyor. Bunu yaparken korkusuz şekilde anne, baba ve kurulan ilişkilerden bahseden Costelloe, enstrümantasyonlar bağlamında ise her şeyin en minimalini seçmiş. Duygusal olarak sancılı fakat nihayetinde zarifçe var olan kişisel dinleti Move On With the Year; hatıraları karşılama, kurcalama ve kabullenme noktalarından geçerek sonunda indie pop sesleriyle sıcacık bir çerçevede hayat buluyor. 

6 ŞUBAT: Ulrika Spacek – EXPO
(Full Time Hobby Music) 

Modern dünyanın yalnızlığını, dijital dünyanın hayatımıza etkisinden ayırmak maalesef pek mümkün değil. Ulrika Spacek dördüncü stüdyo albümünde bu karşı konulamaz izolasyonu enine boyuna inceliyor. Elektronik elementlere eskisinden daha çok yer veren ekibin ortaya çıkardığı bütünde akıl almaz melodilerin ve davul yürüyüşlerinin arasında maalesef umuttan ziyade karamsarlık buluyoruz. Bir yandan dünya ahvali ve kendi yalnızlığımızla ilgili düşüncelere dalarken bir yandan da albümün aranjmanları ve bestecilerine şükran duyuyoruz.

13 ŞUBAT: Luke Temple – Hungry Animal

(Western Vinyl)

Here We Go Magic üyelerinden biri olan ve Art Feynman mahlasıyla da bilinen Luke Temple’ın yeni uzunçaları güneşli havaların ve bir şeyleri çok da ciddiye almamanın bir hatırlatıcısı gibi kulağımızda tınlıyor. Minimal ama eğlenceli ve akılda kalıcı besteler albüm boyu karşımıza Temple’in esprili sözleriyle harmanlanmış bir kıvamda karşımıza çıkıyor. Albüm bu neşeli tavrıyla folk rock türünde biraz kalça sallatmaya niyetli gibi tınlıyor.

13 ŞUBAT: Momoko Gill – Momoko
(Strut Records)

Geçen yıl usta elektronikçi Matthew Herbert ile beraber kotardıkları Clay isimli albümle adını duyuran müzisyen Momoko Gill, şimdi de ilk solo albümüyle yeteneklerini gözler önüne seriyor. Şu zamana kadar davul, klavye ve vokallerle canlı performanslarda tarzını yontan müzisyen, caz temelli çalışmasında eski ekol trip hop, R&B gibi stillerin de soslarını zorluk çekmeden müziğine yedirebiliyor. Ayrıca davulculuğuna da bir parantez açmalı. Tuşesi ve yaklaşımıyla oldukça kendine özgü. Albüme 6 buçuk dakikalık “When Palestine is Free” isimli şarkıyla giriş yapabilir sonra kendi yolunuz bulabilirsiniz.   

13 ŞUBAT: Charli XCX – Wuthering Heights
(Atlantic)

Bu hafta vizyona giren Emerald Fennell’in tartışmalı Wuthering Heights uyarlamasının” hakkında pozitif bir konsensüs alanı müzikleri oldu. Charli XCX’in üç ay önce efsane isim John Cale ile beraber yaptığı “House”u paylaşmasıyla farklı bir XCX işine hazır olmak gerektiği belliydi. 2024’teki brat çılgınlığından sonra farklı şeyler deneme cesaretini bulması gayet olumlu. Alt. Pop olarak nitelendirebileceğimiz ve albüm boyunca tutarlı bir şekilde şarkılara yansıyan sound ve aranjmanlar son derece oturaklı, kaliteli. Şimdiden Charli XCX külliyatının önemli eserlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilir, iyi pop isteyenlere de gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz. 

13 ŞUBAT: congratulations – Join Hands
(Bella Union)

Brighton çıkışlı dörtlü congratulations’ın ilk albümü Join Hands, tam bir indie pop curcunası. Her parçada yeni fikirlerin denendiği albümde; pop melodilerine eşlik eden distorsiyonlu gitarlar ve Leah Stanhope’un berraklıktan sert bir haykırışa uzanan vokal geçişleri albümün omurgasını kuruyor. 37 dakikaya yayılan 10 parçalık bu hızlı akış aniden yükselen saksafonlar, elektronik dokunuşlar ve tonu sürekli evrilen gitarlarla sık sık yön değiştiriyor; Grubun aceleci ve kontrolsüz enerjilerini yakalamak amacıyla büyük kısmı sadece bir haftada kaydedilen Join Hands’in prodüksiyonu Luke Phillips’ten.

13 ŞUBAT: Neba Solo & Benego Diakité – A Djinn and a Hunter Went Walking (The Complete Sessions)
(Nonesuch Records / Etoile Audio)

Batı Afrika kökenli iki enstrümanda usta olan iki müzisyen Neba Solo (balafon) ve Benego Diakité (donso n’goni), uzun yıllara dayanan işitsel diyaloglarını ve ortaklaşa kurguladıkları hikâyeleri canlı performans kayıtlarıyla bir albüme dönüştürdü. Yaylılardan perküsyonlara çeşitlenen eşlikçilerle zengin bir ses paletine sahip albüm, tekrar eden motfiler ile elirgin kırılmalar yerine yoğunluk değişimleriyle şekilleniyor. Kariyerleri boyunca Ali Farka Touré’den Fatouamata Diawara’ya birçok efsaneye eşlik etmiş Malili ikilinin bir mango ağacının altında duo olarak yaptığı sıcak kayıtlar da albümün son bloğunu oluşturuyor.

13 ŞUBAT: Deniz Tekin – Ev Kayıtları
(Bağımsız)

Meleksi sesiyle tanıdığımız Deniz Tekin, dinleyicilerine bir nostalji turu yaptırmak için yedi şarkılık bir paketle çıkagelmiş. 2017 yılından beri yaptığı kayıtları Ev Kayıtları adı altında toparladığı koleksiyon zaten çoğumuzun şimdi dönüp baktığında geçip gitmiş veya gidememiş, belki de yeni şekil almış anlarına, duygularına eşlikçi olmuş “Benim Aşık Olmam Gerek”, “Gelir Miyim”, “Sosyal Olarak Başarılı Değilim” gibi parçaları da içeriyor. Albüm bir tür veda ve yeni atılacak adımların da habercisi. 

13 ŞUBAT: Colin Stetson, Greg Fox, Trevor Dunn – Nethering
(Invada Records / Envision Records)

Bundan yaklaşık sekiz yıl önce gerçekleşen bir doğaçlama seansının çıktısı olan Nethering, bir doğaçlama seansında eşine az rastlanır bir netlik barındırıyor. Colin Stetson’ın karakteristik saksafon icrası, Greg Fox’un tansiyonu her daim diri tutan davulları ve Trevor Dunn’ın yer yer karşıtlık yer yer yerçekimi işlevi gören bas yürüyüşleri, yedi parçalık albümde tekinsizlik ve dinamik yoğunluklar arasında bir serbest düşüş alanı yaratıyor. Gerilimi dramatize etmek ya da parlatmak yerine zamana yayan Nethering, dinleyiciyi de stüdyodaki kıvılcımlara ortak ediyor. 

13 ŞUBAT: KMRU – Kin
(Editions Mego)

Alan kayıtları, düşük frekanslı titreşimler ve uzun süreli drone katmanları; Berlin merkezli Kenyalı prodüktör KMRU’nun yeni albümünün iskeletini oluşturuyor. Kin, ambient geleneğine yaslansa da form açısından daha çok ses yerleştirmelerine yakın duruyor ve mekân algısını deneyimin merkezine yerleştiriyor. Gösterişli prodüksiyon hamlelerinden uzak bir üslupla hayat bulan albüm, sesleri mümkün olduğunca sade bırakıyor ve dinleyicinin ayrıntılara yoğunlaşmasını bekliyor.

13 ŞUBAT: hemlocke springs – the apple tree under the sea
(AWAL Recordings) 

2022’den bu yana çıkardığı rengâenk parçalar ve Going… Going… Gone! (2023) kısaçaları ardından ilk stüdyo albümünü dinlemeye sunan Naomi Udu, cümlemize gökkuşağının ardındaki gizem ve gotiği barok hassasiyetlerle süslediği bir içgörüler diyarı buyurmuş durumda. İngiliz DJ ve prodüktör BURNS ile paslaşarak hazırladıklarıi the apple tree under the sea’de bazen coşturan, bazen de ensedeki tüyleri dimdik eden acayiplikte melodiler, capcanlı hooklar, içe dönük olduğu kadar dışı da sorgulayan sözlerle teatrallik inşa ettiği kadar zevkten dört köşe eden bir dizgi var. Stimüle edici vuruşlar ve ağza dolanabilitesi yüksek radde ezgilerle zevk ve farkını, mizah ve hayalperestliğini tüm yaratıcılığıyla doğruladığı albümdeki görselliği güçlü, fantastikliği büyüleyici dünya inşası onu bırakın bu ayı, bu yılın en özgün ve güçlü DIY kişiliklerinden biri yaptı bile.

13 ŞUBAT: Mehmet Ali Şimayli – all that is holy
(Rubber Commune)

Bir süredir üretimlerini Basel’de sürdüren çok yönlü müzisyen Mehmet Ali Şimayli,t am 33 şarkıdan oluşan yeni albümü all that is holy’yi 2025 yazında “biraz yorgun hissettiği” bir dönemde ortaya çıkarmış. Geleneksel şarkı formlarından uzak duran, kolaj-vari bir yaklaşımın ön planda olduğu koleksiyonda modüler synthesizer kurulumuyla işlenen materyallerle organik bir akışa kapılıyoruz. Şimayli’nin alan kayıtları havuzundan ayrıksı sesler, şiir kesitleri ve türlü dokularla doğaçlama ve kompozisyon arasında gelgitler yarattığı albüm, Rubber Commune Bandcamp sayfasında erişime açıldı. Duyulan kimi seslerin nerede ve ne zaman kaydedildiğinin bir dökümü de sayfadaki açıklamalarda mevcut.

13 ŞUBAT: DJ Absolutely Shit – Synthetic Stupidity
(Red Laser Records) 

Irlam, Manchester’lı DJ takımının renkli ama gösterişsiz, samimi ama iddialı ikinci uzunçaları. Inabieveryoneelse (2024) ardından esprili sample’lar, zımba gibi beatlerle Madchester’a uzanan ama ayakları sağlam olarak günümüze basan Synthetic Stupidity ile lafı dolandırmayarak İngiltere rave’ine taze klasikler kazandırmaya ant içmiş ikili bass, break ve leziz leşliklerle dinleyeni kısa sürede ayağa kaldırmayı garanti ediyor. Trance tadı veren synth melodileri, girift ritim ve bas düzenlemeleriyle zengin bir müzikal mecra yaratırken, hangisi daha banger kararsız bırakan parçaları acid’den garage’a, hip hop’tan Italo’ya bir dolu doku içeriyor. 

13 ŞUBAT: Jill Scott – To Whom This May Concern
(Blues Babe Records & Human Re Sources)

Son albümü üzerinden geçen 11 yıl süresince çeşitli müzisyenlerin parçalarına katkıda bulunup önemli müzik etkinliklerinde yer almış fakat yoldaki solo albümünden bu yıla kadar hiç söz etmemiş neo-soul efsanesi Jill Scott’ın altıncı albümü. Samimiyetinden hiçbir şey yitirmemiş, ovalar kadar geniş, ceylanlar kadar atik ve zarif vokalinden sızan parıltısını kulaklara, sonra da yüreklere sızdıran Scott’ın şu zamana dek ardına aldığı en alımlı aranjmanları, en hakiki sözleri barındıran To Whom This May Concern, Philadelphialı vokaliçeyi en hip hop hassasiyetli duyduğumuz işi ama akışa kimi blues ve caz coşkulu anlar dâhil etmeyi de ihmal etmiyor tabii ki. Bilindik tınısına sadık kalırken prodüksiyonda skalayı kendine yaraşır şekilde genişletmiş. Konuk ettiği isimler arasında Ab-Soul, JID, Maha Adachi Earth, Tierra Whack ve Too $hort bulunurken beste, yazım ve prodüksiyonda DJ Premier, Pharrell Williams, Trombone Shorty gibileri var. NPR Tiny Desk konserini de şöylemesine bırakalım. 

13 ŞUBAT: Kate Stephenson – This Is What You Get
(Boom Records)

Kate Stephenson’ın dördüncü albümü This Is What You Get, indie-folk hattında sakin sakin ilerlerken türün alışıldık formüllerine ufak sürprizlerle yaklaşıyor ama hiçbir noktada büyük riskler alınmamış. Bir ayrılık teması etrafında şekillenen albümde Stephenson’ın yatıştırıcı vokallerine eşlik eden zarif yaylı düzenlemeleri, albümün en güçlü özelliği. Ayrılık ve sonrasının farklı hâllerine dokunan parçalarda bakış yer yer yüzeyde kalsa da albüm tatlı melankolisi ve akustik gitar melodileri eşliğinde dingin bir bütünlük kuruyor.

20 ŞUBAT: Peaches – No Lube So Rude
(Kill Rock Stars)

Kanadalı electroclash ikonu Merrill Beth Nikser, son albümü Rub’ı tam 11 yıl önce yayımlamıştı. No Lube So Rude adlı yeni Peaches koleksiyonu, ikisi de 2024 tarihli Teaches of Peaches ve Peaches Goes Bananas belgesellerinin ardından geldi. Nikser, huzurunda olduğumuz yedinci albümünde elektronik, dans, punk, endüstriyel ve pop müziği kendisinden daha azını zaten beklemediğimiz enfes açık sözlülüğüyle, hiiiç özür dilemeden bir araya getiriyor. Kuir, kişisel ve politik unsurları, belki de olabilecek en önemli zamanda bir araya getirirken bedeni temel insan haklarının savaş meydanına çeviriyor Peaches. Müstehcenliğini, alametifarikası alaycılığı ve sırıttıran kelime oyunlarıyla örerken menopoz sonrası bir lubuniçe olarak bedeniyle ve sesini kesmeye çalışan toplumla avazı çıktığı kadar, fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar da kırılgan bir şekilde hesaplaşmakta. 

20 ŞUBAT: Apparat – A Hum of Maybe
(Mute / GRGDN Müzik)

Sascha Ring’in yedi yıl aradan sonra gelen Apparat albümü, dans müziğini eksenine alan müzisyen için yeni kapılar açıyor. Philipp Johann Thimm ile beraber yazıp, prodüksiyonunu yaptığı A Hum of Maybe, kesinlikle ondan bildiğimiz tarzda bir dans veya techno albümü değil. Birkaç sene önce yaşadığı yaratıcı blokajdan çıkışıyla Ring’in olgunlaşmasını, hatta Moderat ile çıktığı zirvelerin sonundaki sakinliğini anlatıyor belki de. Ambient ve trip hop soslu; vokaline, melodilerine önem verdiği ve külliyatındaki baskın tınılardan farklı bir yerde duran bir albüm. Belki eski işlerini sevenleri alışmakta zorlanacaktır ancak samimi bir tavrı olduğu da kesin.  

20 ŞUBAT: Ben Vince – Stil Druid
(AD93)

Gerek loop istasyonu başında saksafonuyla dipsiz kuyulara savurduğu solo kompozisyonları, gerek de başka ekollerden müzisyenlerle yarattığı kimyasal tepkimelerle adını her “yeni müzik”te duyduğumuzda heyecan veren birine dönüştü Ben Vince. Londarlı müzisyenin herhangi bir janr ya da kategoriyle ilgilenmediği yeni albümü Street Druid, yine yerçekimini yok sayan bir sürüşe ortak ediyor. “Sentient Kinetics” ve “Deepbluereflection” gibi parçalarda endişenin umutla kol kola girebildiğine inandıran bir atmosfer hâkim. Ağır ateşte kavrulan “Peace Spell” ve “Longville” gibi kayıtlar da eşliğinde iç kazılar yapmak için birebir.

20 ŞUBAT: Human Scum – now it’s dark
(Bağımsız)

Kaan Akay’ın 2014’te drone ve ambient seslere odaklanan bir radyo programı olarak başlayan human scum’ın yeni albümü, adından da anlaşılacağı üzere karanlığın derinliklerine davet ediyor. Melodiden çok dokuyu öncelikleyen bir yaklaşıma sahip albümün ilk yarısında drone ve soundscape estetikleri ön plana çıkarken son düzlükte çeşitlenen kıvılcımlarla bas müziği gelenekleri kendini belli ediyor.

Hen Ogledd – DISCOMBOBULATED
(Domino / GRGDN Müzik)

Dawn Bothwell, Rhodri Davies, Richard Dawson ve Sally Pilkington’ın meydana getirdiği Hen Ogledd oldukça iddialı bir albümle karşımızda. İngiltere’nin kuzeyinin folklörünü bünyesinde yorumlayan ve “bard rap” adını verdikleri, şairlikle rapçiliğin bir karışımı diyelim, tarzlarıyla Britanya folku ve free cazı, spoken word ve müzikal-vari vokallerle bir araya getirdikleri güçlü bir çalışma. Ancak fazla yüksek volümlü yaklaşımları, şarkıların soluk almasına izin vermeyen yoğunlukları biraz yorucu olabiliyor. İyi fikirler bu cümbüşte kaybolabiliyor. Yine de özgün.

20 ŞUBAT: Phew and Danielle de Picciotto – Paper Masks
(Mute / GRGDN Müzik)

70’lerin sonundan bu yana Japonya deneysel müzik sahnesinin en özgün figürlerinden biri olan Phew ile bugüne dek Gudrun Gut, Nick Cave, Tiger Lillies gibi birçok müzisyen ve grupla hem işitsel hem görsel birçok projeye imza atmış olan Danielle de Picciotto’nun güç birliği. Minimalistlik ile yoğun doku arasındaki mesafeyi sürekli olarak sorgulayan bir akışa sahip Paper Masks, beş yıllık bir zaman diliminde son hâlini almış. Bazen yoğun ambient blokları, bazen de hafifçe deforme edilmiş elektronik patlamalar albümün ses peyzajını belirliyor.

20 ŞUBAT: Dominique Fils-Aimé – My World Is The Sun
(Ensoul Records)

My World Is The Sun, başlığının ima ettiği açıklık hissine rağmen içine kapalı bir albüm. Parçalar büyük düzenleme numaraları yerine küçük motifler etrafında dönüyor. Kanadalı müzisyen elektronik, R&B ve alternatif pop unsurlarını kendi ifadesiyle harmanlarken, parçalardaki ritmik yapılar sürekli küçük sapmalarla ters köşeler yaratıyor. Duygusal açıdan oldukça yoğun, ağırbaşlı ama tutkusu gerçekten bulaşıcı.

20 ŞUBAT: Midori Hirano – OTONOMA
(Thrill Jockey)

Analog motifleri, döngüsel ve parıldayan sesler için alan yaratan synthesizerlarla kesiştiren Kyoto doğumlu Berlin’de yerleşik piyanist ve müzisyen Midori Hirano’nun yeni albümü. Ses, mekân ve zaman arasındaki sınırların silikleştiği, bir araya gelmiş büyüleyici piyanosuna değen elektronik dokuların süzülen hayaletlere dönüştüğü; hafifliği ve inceliği taşıyan OTONOMA koleksiyonu ile başı veya sonu olmayan, döngü içerisinde kıvrılarak uçuştuğumuz sezgisel bir yolculuk başlatıyor. Koleksiyon, Hirano’nun tüm müzikal yeteneğini ortaya çıkarırken yarattığı dokunsallık sayesinde duygularda bumerang etkisi bırakıyor.

20 ŞUBAT: Los Sara Fontán – Consuelo
(Aloud Music)

Katalan ikili, yeni albümünde çağdaş klasik ile elektronik gürültü arasındaki sınırı bilinçli olarak bulanıklaştırıyor. Sara Fontán’ın yakıcı ve çoğunlukla gerilim dolu kemanı; Edi Pou’nun poliritmik elektronik yapılarıyla çarpışıyor. Nihayetinde üretilen ses ve kompozisyonlar, minimal tekrarlar üzerinden kurulan bir tansiyondan, punk’a göz kırpan bas yüklü patlamalara doğru savruluyor. Consuelo’nun belirleyici unsurlarından biri de gündelik hayattan sızan alan kayıtları. 

20 ŞUBAT: Worries and Other Plants – Sweet Heart Sugar Love
(Nice Guys)

İsviçreli oluşum Worries and Other Plants, üçüncü stüdyo albümünde sesin teknik niteliğinden çok, taşıdığı duygunun dinleyiciye geçmesine odaklanmış. Dionys “Dio” Müller’in evinde başlayan proje, arkadaşlarının da katkısıyla büyüse de hâlâ o ev yapımı doğallığını koruyor. Akustik ve elektro gitarın iç içe geçtiği şarkılarda Müller’in kendisi ve hayat üzerine düşüncelerini, yer yer serzenişlerini dinliyoruz. Açık bir tavır ve dürüst sözlerle örülmüş bu albümle bağ kurmak zor değil.

20 ŞUBAT: Okay Vivian – In My Canine Memory
(xquisite releases)

Pervin Güzeldere’nin müzikal kimliği Okay Vivian’ın yeni albümü, adını belirgin bir anlatıdan ziyade sessel bir yerleşim mantığından alıyor. In My Canine Memory’deki sekiz parça noise, glitch ve deneysel elektronik öğelerini anatomi gibi parçalara ayırıyor; katmanlar arasındaki ilişkiyi ritim ve melodi yerine frekans çatışması belirliyor. Süreklilik duygusunun sabote edildiği bir yaklaşım benimseyen müzisyen, glitch müdahaleleri ve beklenmedik kırılmalarla dinleyeni daimi bir diken üstünde olma hâline yaklaştırıyor. Sabır isteyen, hatta zaman zaman direnç gösteren bir kayıt; sonuna geldiğinizde camı, pencereyi açıp hava alma isteği uyandırıyor.

20 ŞUBAT: MX LONELY – ALL MONSTERS
(Julia’s War Recordings)

Brooklyn çıkışlı MX LONELY, ALL MONSTERS’ta grunge’ın kirli gitarlarını shoegaze’in bulanık dokusuyla bir araya getirmiş. Araya serpiştirilen hardcore patlamalarla da tansiyonu sürekli yüksek tutuyor. Rae Haas ve Jake Harms’in vokalleri albüm boyunca öfke, kaygı ve kendinle didişme hâllerini paslaşıyor. ALL MONSTERS, “hayatın tüm canavarlarına” doğrudan seslenirken; gürültüden çekinmeyen ama yoğun gitar katmanlarının arasından sızan duygusallığı da ihmal etmeyen, karanlık olduğu kadar yer yer ironik bir dile sahip.

20 ŞUBAT: Baby Keem – Ca$ino
(pgLang / Columbia)

İlk albümü üstünden geçen beş uzun yılda yolunu gözleyen hayranlarına sitem ettirip, en nihayetinde beklediklerine değdiğine kanaat ettiren Las Vegaslı MC ve prodüktörün nihayet salıverdiği ikinci albümünde, The Melodic Blue’ya kıyasla fazlasıyla açık yürekli ve içe dönük birinin karşısına çekiyoruz sandalyeyi. Hem müzikal hem tematik yönden daha ağırbaşlı ve hepten kişisel bir albüm. Özen ve bilinci ilk albümde de vardı, Keem hep olgundu. İkinci işi bu taraflarını ilan etmeye değil; zaten zeminde mevcut bir şeyi vurgulamaya, Hykeem Jamaal Carter Jr’ın derinliklerindekine odaklı. James Blake, Too $hort, Infinity Song’dan Momo Boyd ve Che Ecru gibileriyle birlikte kuzen Kendrick Lamar da albüme “Good Flirts” ve “House Money” ile konuk olmuş. Albüme ilk kez şerefine düzenlenmiş canlı dinletiyle kulak vermek özel bir deneyim oluyor, bunu bir söyleyelim. Ayrıca Keem’in çocukluğu, müzik hayatı ve albümün yapım sürecine davet eden, adını bir zamanlar ona verilen takma isimden alan üç kısımlı “Booman” mini-belgesel serisinden ilk videoyu izlemek için de şuraya tıklayabilirsiniz. 

20 ŞUBAT: Chantal Michelle – All Things Might Spill
(Shelter Press)

Müzik bestelemeyi koreografiyle ilişkilendiren besteci ve multidisipliner sanatçı Chantal Michelle, boşlukların da anlam kazandığı bir işitsel bütünlük yaratıyor yeni albümünde. Dikkatli kulaklar için detaylı; sabırsız dinleyiciler için mesafeli bir kayıt. Berlin kışında bestelenip kaydedilen All Things Might Spill, spesifik bir yerden ziyade tanımlanamamış duygu durumlarına ait şarkılardan oluşuyor. “Drying of Frozen Soils” parçasında Severin Black tarafından çalınan matemli klarnet melodilerine de dikkatinizi çekmek isteriz.

20 ŞUBAT: The Messthetics & James Brandon Lewis – Deface The Currency
(Impulse!)

Deface The Currency, The Messthetics’in en açık ve aynı zamanda en riskli adımlarından biri. Enstrümantal post-punk köklerini koruyan üçlü, James Brandon Lewis’in saksafonuyla birlikte yayıldığı alanı genişletiyor. Albüm, bir yandan sert ve köşeli riffler sunarken diğer yandan free caz geleneğine göz kırpan pasajlara giriyor. Bu iki dünya arasındaki geçişler çoğu zaman tek bir ritmik fikir üzerinden evriliyor ve ekibin nüanslı oyunculuğuyla dinleyicinin odağını üzerine çekiyor. Yer yer King Crimson, Rush gibi progresif rock efsanelerini akılara getiren anlar yaşatan bir akış söz konusu.

20 ŞUBAT: Sports – Sports
(Bağımsız)

Cale Chronister ve Christian Theriot’dan oluşan Sports’un kendi adını taşıyan yeni albümü, tamamen ikili tarafından ev stüdyolarında, tek başlarına kaydedilmiş. Akılda kalıcı melodilerle çevrili synth katmanları ve kıpır kıpır ritimleri ile albüm boyu parçalar arasında rahatça, dağılmadan ilerleyen bir akış söz konusu. “Dans pistinde ağlatan şarkılar” listesine kolayca girebilecek şarkıların lirikleri basit ve doğrudan kalmayı tercih ederken, funky bir enerji etrafında şekillenen bu dünya; üretim sürecinin içe dönüklüğünün aksine fazlasıyla dışa dönük, oldukça hareket ettirici. Hatırlatalım: Bu enerjiyi canlı deneyimlemek için Sports 16 Kasım’da Blind’da.  

27 ŞUBAT: Mitski – Nothing’s About to Happen to Me
(Dead Oceans)

Albümü “küçük şehirde yaşayamazdım çünkü çok fazla hata yapıyorum; büyük şehirlerde her zaman yeniden başlayabilirsiniz” temalı “In A Lake” ile açan Mitski sekizinci uzunçalarında da aklındaki düşünceler ne kadar karanlık olursa olsun hepsini tek bir şarkıda toparlayabildiğini yine kanıtlıyor. Karanlıklardan korkmayan müzisyen hataları, anksiyeteleri, tabiri caizse gariplikleri, hayatın sınırları ve ölümün kaçınılmazlığı ile ilgili uzun uzadıya düşüncelerini; yer yer dijital çağa yer yer Yunan mitolojisine referanslarla kaleme döküyor. Önceki iki albümünde de olduğu gibi steel gitar, yaylılar, biraz folk havası, dikkatlice yerleştirilmiş koro partisyonları bu projede de karşımıza çıkıyor. Artık hem söz yazımında hem ses manzarasında kendi yönünü belirlemiş olan Mitski’nin yeni işinde bizce albümün ses dünyası olarak ayrışan, biraz caz esintili ve müzisyeni crooner koltuğuna oturtan “I’ll Change For You”ya mutlaka bir şans verin.

27 ŞUBAT: TVAM – Ruins
(Invada Records)

Manchester’da yaşayan Joseph Oxley’nin dört yıl önceki High Art Lite ardından salıverdiği üçüncü albümü Ruins, kasvetli olduğu kadar heves veren bir girdi listemize. 80’lerin en gotik köşelerinden seslenerek The Cult, Depeche Mode, Echo & The Bunnymen, hatta belki New Order gibilerini çağırırken bu etkileri yad ettirmeyip üst seviyede onurlandıran albümde gitar kulaklara hep daha yakın, atmosfer ise daha öte mesafede; yine de moral ve zihne mütemadiyen zerk eder hâlde. Yarısından sonra hem daha bet hem de çok daha dans edilesi bir enerjiye bürünen iş synth merkezli, melodi odaklı; noise aksanlar ise zirve önemde. Kimi zaman atmosfere hizmet eder edada eksik, kimisindeyse vurgusu sık ritimlerle döşeli. Zevkli cızırtılar, tematik melodiler albümün atmosferine hizmet ettiği kadar, aralardan sıyrılarak karanlıkta parıldıyor. 

27 ŞUBAT: Fabiano Do Nascimento & Vittor Santos Orchestra – Vila
(Far Out Recordings)

Brezilyalı gitarist Fabiano Do Nascimento’yu daha geçtiğimiz haftalarda, E Ruscha Vile yayımladığı albümle baya bir övmüştük bu sayfalarda. Onu eskitemeden başka bir ortaklıkla karşımızda. Rio ve hâlihazırda ikamet ettiği Los Angeles’ta kaydedilen ve müzisyenin çocukluğunu geçirdiği Bairro Saavedra’dan esinlenen çalışma, aranjmanları yapan Vittor Santos’un 16 kişilik orkestrası ile iştah kabartan bir albüm. Nascimento’nun gitarıyla orkestranın hem birlikte hem ayrı ayrı kendini duyurabildiği usta işi kayıtlar, o yörelerin müziğinin yanı sıra cazın da kendini gösterdiği usta işi bir birliktelik. Fabiano Do Nascimento yılın ilk iki ayının tartışmasız yıldızı. 

27 ŞUBAT: Gorillaz – The Mountain 
(KONG)

Gorillaz diskografisinin dokuzuncu albümü, Hindistan’a özgü ses ve titreşimleri grubun parıltılı ve çok sesli dünyasına pürüzsüz şekilde taşıyor. 15 şarkılık akış, Yasiin Bey’den Anoushka Shankar’a, IDLES’dan Dennis Hopper’a uzanan festival tadındaki konuk listesiyle birlikte birbirinden ayrıksı ruh hâlleriyle temaslar kuruyor. Bu kesişimlerin kimisi gerçekten etkileyici, heyecan veren nitelikli işler olsa da arada mulitkültürel olma çabasından öteye gidemeyen duraklar da mevcut. Konsept anlatılar kurgulamak konusunda imkânlarını sonuna kadar kullanmaktan kaçınmayan grubun albümle birlikte yayımladığı kısa animasyon da buradan izlenebilir.

27 ŞUBAT: Maria BC – Marathon
(Sacred Bones Records)

“Böyle devam edemezsiniz.” 13 parçalık yeni Maria BC albümü Marathon, zihinlerimizin korku ve endişeyle kavradığı ama yine de içinde yaşamaya ve ilerlemeye devam ettiğimiz bir dünyaya bakıyor. Ekolojik yıkım, varoluşsal ikilikler ve özgürlükle kurulan kişisel mücadeleler gibi temalara yaslanarak hem suç duygusunu eşeliyor hem de dinleyiciyi cesaretlendiriyor. Maria BC’nin ağır vokallerinden dinlediğimiz derin liriklerin puslu akustik tınılardan psikedelik titreşimlere akarak var olduğu koleksiyon, bir huzursuzluğu büyütüyor ve çözümlüyor ve ellerimize bırakıyor. 

27 ŞUBAT: Flaccid Mojo – Loose Jacks
(Post Present Medium)

Flaccid Mojo, Aaron Warren ve Bjorn Copeland’ın Black Dice dışındaki oyun alanı. İkilinin ikinci albümü Loose Jacks’in temel malzemesi ücretsiz aplikasyonlar, kırık ekranlı cihazlar ve internet artıklarından devşirilen sesler. DIIV, TV On The Radio, Local Natives gibi gruplarla da çalışmış olan Chris Coady eşliğinde kaydedilen albümdeki parçalar ritmin aniden kırılıp yeniden kurulduğu keskin virajlara sahip. Groove’u sürekli sabote etme hâli ve ikilinin çeyrek asırdan uzun süredir birlikte kaoslar yaratma konusunda geliştirdiği reflekslerle Loose Jacks, ayağınızı kaydırma niyetli bir kulüp müziği inşa ediyor.

27 ŞUBAT: Lala Lala – Heaven 2
(Sub Pop)

Lillie West yani Lala Lala’nın yeni koleksiyonu Heaven 2; sıkışıp kalmak, çekip gitmek, kendiliği keşfetmek veya tüm bunlarla yaşamayı indie pop seslerle yarattığı rüyamsı evren ile ortaya koyan bir anlatı niteliğinde. Elektronik dokularıyla içine çeken albüm, hayatın hızla akan ritminde aceleci koşuşturmalarımıza karşın sakin temposu ve hipnotik melodileriyle şimdiye odaklanıyor.

27 ŞUBAT: Primat – Saf Peynir ve Hassas Mesele
(Tamar Records)

Egemen Uysal ve Ata Ravalı’dan oluşan Primat, bir internet dostluğundan filizlenmiş slacker garage / punk rock grubu. İkilinin Saf Peynir ve Hassas Mesele adını taşıyan ikinci albümü, büyüme hâllerini şarkılaştırıyor ve hiç ısındırma ihtiyacı duymadan cayır cayır bir açılış yapıyor. “Çok eğleneceğimiz aşikâr ama biraz çamura da batacağız” dedirten bir açılış. Devamında sırıttıran anlar çok fazla ve rotamız da zigzaglar çiziyor; tek bir stil ya da sound’a bağlı kalmaktan kaçınıyor. Albüme pek yakışan kapak görseli de Duru Beren Dürüsel imzalı.

27 ŞUBAT: Nothing – a short history of decay
(Run For Cover Records)

2010’da Nicky Palermo’nun yatak odasından başlayan Nothing’in Palermo ve gitarist Doyle Martin dışındaki üyeleri neredeyse her projede değişiyor. A Short of History of Decay’de ise kadro şöyle: Vokallerde Palermo, gitarda Martin, davulda Zachary Jones, basta Bobb Bruno ve ikinci gitarda ise Cam Smith. Birlikte çok iyi işleyen beşli, Nothing’in kendilerinden en emin ve en iyi işlerinden birine imza atıyor. Shoegaze türünün git gide daha büyük kitleler tarafından benimsendiği şu dönemde janrına sımsıkı tutunan, grunge efektli, karamsarlık ve gri bir gökyüzünden kaçmayan, 90’lardan fırlamış bir kayıt dinliyoruz. Palermo çocukluğunda maruz kaldığı şiddete, nörolojik bozukluğu gibi oldukça kişisel temalara da ilk defa bu koleksiyonda değiniyor. Albümün ilk teklisi olarak paylaşılan “cannibal world”ü dinlemek, Nothing’in konser tarihlerine bir bakma isteği uyandırmak için yeterli.

27 ŞUBAT: EXEK – Prove The Mountains Move
(DFA Records)

Şarkılarında post-punk, dub, krautrock gibi etkileşimlere yer verse de kendine özgü bir palet yaratmayı başaran Melbourne çıkışlı kolektif, yedinci albümüyle birlikte DFA ailesine katıldı. Prove The Mountains Move’u oluşturan sekiz şarkı da EXEK kokteylinin her bileşeninin altını çizmeyi başaran bir çeşitliliğe sahip. Yoğun gitar akorları ve yankılı olsa da donukluğunu yitirmeyen vokalleriyle lezzetli bir gerilim yaratıyor ve akış boyunca bu gerilimi elle tutulur bir kıvamda muhafaza ediyor. Albert Wolski’nin en oyuncu performansını sergilediği “Tyres” ilk dinlemenin favorilerinden.