60 ALBÜM: Mart 2026 best of
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
“Ne dinlesek?” diye soranlara, mart ayından yerli – yabancı karışık 60 albüm.

6 MART: Shabaka – Of The Earth
(Shabaka Records)
Geçen hafta son teklisini yine bu köşede övdüğümüz İngiliz müzisyen Shabaka Hutchings’in albümü de artık elimizde. İlk defa tamamıyla kendi yazıp, prodüksiyonunu ve miksini yaptığı bir albüm kaydeden Shabaka için Of The Earth kişisel anlamda ayrı bir önem taşıyor. D’Angelo ve André 3000’dan ilhamını alan müzisyen, pandemi öncesine kadar bilmediği sular olan prodüksiyon ve flütteki denemelerini bu albümde dinleyicilerle paylaşıyor. Çok da iyi yapıyor. Albüm plakçılarda caz bölümünde yer alacaktır ama tek bir türe sıkıştırmak mantıklı olmaz. Shabaka rap de yapıyor, trip hop ve krautrock’a da göz kırpıyor, Afrikalı soundlara da bolca yer açıyor. Daha cephanesi de var gibi. Yılın ilk aylarının en ilgi çekici işlerinden biri.

6 MART: V.A. – HELP(2)
(War Child Records)
İçinde bulunduğumuz karanlık zamanda, savaş gerçekliği 500 milyondan fazla çocuğun hayatını etkiliyor. İngiliz hayır kurumu War Child UK’in bir uzantısı olan War Child Records yine birçok müzisyenini bir araya getiren ilk HELP albümünü 1995’te yayımlanmıştı, şu an savaştan etkilenen çocukların sayısı o zamana kıyasla neredeyse iki katı. Dikkatimizi ve kaynaklarımızı savaş bölgelerine yöneltmeyi hedefleyen ve albümden kazanılan gelirle çocukların yaşamı, beslenmesi ve eğitimine destek olacak HELP(2) albümünde Arctic Monkeys, Beth Gibbons, Depeche Mode, Ezra Collective, Pulp, Cameron Winter gibi birçok nesilden müzisyen ve gruptan yeni orijinal kayıtlar ve bazı coverlar dinliyoruz.

6 MART: Melodi Ghazal – Idol Melodies
(Anyines)
Melodi Ghazal’ın çıkış albümüne yakından bakmak için müzisyenin geçmişine de bir göz gezdirmekte fayda var. Kopenhag’da İranlı göçmen anne babası tarafından yetiştirilen Ghazal, üniversite döneminde çocukluğunda müziğe duyduğu ilgiyi tekrar yakalayıp Rhythmic Music Conservatory’ye girmeyi başarıyor. Ghazal’ın uzunçaları yalnızca Farsça ve İngilizce vokalleri bir araya getirmiyor; aynı anda Hafız’ın şiirlerinden dizeleri müzisyenin uyarladığı hâlleri, sürgün edilen İranlı pop ikonu Googoosh’tan ve Sufi dervişlerden aldığı ilhamı da aynı çatı altında birleştiriyor. Ghazal’ın köklerine ve kalbine yakın, onun için mühim ilham kaynaklarının şarkılardan dolup taştığı Idol Melodies özgün ve kabuklarını soydukça sürprizle karşılaştığımız bir albüm.

6 MART: DJs Di Guetto – DJs Di Guetto Vol. II
(Principe)
Lizbon’un banliyölerinde büyüyen bir jenerasyonun bilgisayar başında kurduğu evren, yıllar sonra dans pistini hâlâ diri tutmayı başarıyor. Príncipe’nin arşivden çıkardığı DJs di Guetto Vol. II, 2000’lerin ortasında şekillenen batida ağının erken bir kesitini yeniden dolaşıma sokuyor. DJ Fofuxo, DJ Jesse, DJ Marfox, DJ N.K, DJ Nervoso ve DJ Pausas tarafından 2007’de üretilmiş bu parçalar, türün daha sonra küresel elektronik müzik sahnesine yayılacak ritmik sözlüğünün ilk taslakları olarak da okunabilir.

6 MART: Etienne Jaumet – Du cortex à l’iris
(Versatile Records)
Zombie Zombie’nin tuşlu çalgılar departmanından sorumlu Etienne Jaumet, son solo albümünü (kimi iş birliklerini saymazsak) sekiz yıl önce yayımlamıştı. Yeni solosunda kullanılan araçlar, Jaumet ve Zombie Zombie dünyasına aşina olanlar için tanıdık: Saksafon, analog synthesizer’lar ve klasik drum machine’ler. Ancak üretim pratiği bu kez daha spontane. Jaumet parçaları hızlı çalmaya ve anlık kompozisyonlara bırakmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım kısa motifler, ısrarcı groove’lar ve minimal katmanlar ile müziğin dokusuna da yansıyor.

6 MART: Andrew Wasylyk – Irreparable Parables
(Clay Pipe Music)
İskoç müzisyen Andrew Wasylyk yeni albümünde işlerinde çok fazla yer vermediği insan sesini öne plana çıkarıyor. Super Furry Animals’tan Gruff Rhys, Belle & Sebastian’dan Stuart Murdoch, Field Music’den Peter Brewis gibilerinin sesleriyle hayat verdiği şarkılar zaman dışı bir atmosfer yaratıyor. Biraz Harry Nilsson, biraz Talk Talk belki. Uzun süredir beraber çalıştığı Pete Harvey’nin yaylı aranjmanları da şarkıları gayet tadında yükseltmekte. Duygusunu uzun zamandır eşine rastlamadığımız içtenlikle ve ustalıkla yansıtan besteler, hiç zorlamadan şarkının istediklerini veren melodiler. Bu sakinliğe herkesin ihtiyacı vardır diye düşünür, şiddetle tavsiye ederiz.

6 MART: Joshua Idehen – I Know You’re Hurting, Everyone Is Hurting, Everyone Is Trying, You Have Got To Try
(Heavenly Recordings)
İngiliz-Nijeryalı, Stockholm menşeli şair ve müzisyenin elektronik hassasiyetli seçkisi; hem beyni hem de vücudu uyaran, zihni de dansa koşulan uzuvları da harekete geçiren bir deneyim sunuyor. Altıncı albümünde yine elektronik ve spoken-word’ü birbirlerine yedirerek, kulübe hazır aranjmanlarla derin düşünceleri biri diğerinin etkisinden de kalitesinden de eksiltmeden ifade edebiliyor. Bir kez daha uzun soluklu ortağı prodüktör Ludvig Parment (Saturday, Monday) ile çalışan Idehen’in dizeleri parçalardan üstün değil; onların birer ritim ve yapı unsuru. Kariyerinde önceden Sons of Kemet ve The Comet Is Coming ile dirsek teması olmuş müzisyenden dirayet, topluluk ve böyle bir şeye ait olmaya dair güçlü, bazen de muzip anekdot ve itiraflar, kendini kademe kademe açarak önce alımlı bir ortam yaratıp, sonra da bunun içini dolduran Joshua Idehen yılın ayakları yere en sağlam basan albümlerinden birini yapmış.

6 MART: Umut Adan & Zebânis – Başka Bahar
(Six Degrees Records)
Umut Adan ile İtalyan müzisyenlerden oluşan Zebânis’in ortak çalışması olan Başka Bahar, Anadolu rock müziğini protest folk ve Akdeniz ritimleriyle yorumluyor. Albüm İstanbul, Torino ve Brüksel arasında şekillenmiş; kayıt süreci ise taşınabilir bir laptop etrafında gelişen göçebe bir üretim pratiğine dayanıyor. “Bogotà” ya da “Pro War” gibi parçalar, dans edilebilir ritimleri eleştirel bir tonla birleştirirken; “İstiklal Noise Interference” gibi kısa ara parçalar albümün şehirler arasında dolaşan ruhunu hatırlatıyor.

6 MART: Bonnie ‘Prince’ Billy – We Are Together Again
(No Quarter)
Will Oldham çok çalışkandır, biliriz. 30 yılı aşan kariyerindeki 32. albümüyle karşılıyor o da baharı. Kentucky’de kaydettiği yeni işi, Oldham’ın imza sounduna sahip. Ama artık sunumda o kadar usta ki bestelerin hepsi son derece akıcı vokal melodileri ve yaylılarla kulağınızda eriyor sanki. Bolca kadın konuk vokalin yer alması da çalışmaya heyecan katıyor. Sevenlerini çok mutlu edecek, koşturmanızın arasında nefes almanızı sağlayacak bir albüm. Başımızdan eksik etmesin, ne diyelim.

6 MART: Tanya Tagaq – Saputjiji
(Six Shooter Records)
Inuktitut dilinde “belirlenmiş koruyucu” anlamını taşıyan Saputjiji, kışkırtıcı, sivri ve sıkıntı yaratan bir diyalog başlatıyor bizimle. Dünyanın çivisi çıkmışken sürekli mutluluğu kovalama, en iyi hissetme ve en iyisine ulaşma gibi kurumsallaşmış hareketlerimize karşılık dikenli yapısı, düzensiz sesleri ve elektronik katmanlarıyla asi bir ruh hâlini taşıyor. Sisteme içkin militarizm, sömürü, endüstriyelleşme gibi korku unsurlarını yerel hafıza, mekân ve direniş içerisinde bükerek dinleyeni etken kılan, rahatı bozan, deneysel ve sert bir dinleti. “Topluca bir bilinç değişimine ihtiyaç var, ayçiçekleri yanıp kavrulmadan önce.”

6 MART: Alice Sara Ott – Jóhann Jóhannsson: Piano Works
(Deutsche Grammophon)
Alice Sara Ott, 2018’de hayatını kaybeden İzlandalı besteci Jóhann Jóhannsson’un eserlerinin piyano uyarlamasıyla her şeyin biraz fazla hissettirdiği zamanlarda büyüleyici anları ve bulanıklığı silikleştirme gücünü taşıyabilecek bir atmosfer yaratıyor. Ses mühendisi Bergur Þórisson’un stüdyosunda kaydedilen 30 şarkılık Jóhann Jóhannsson: Piano Works, bestecinin işlerinin özündeki hafifletici, parlak ve samimi duyguları tekrar ortaya çıkarmış.

6 MART: Hater – Mosquito
(Fire Records)
Hater, 2022 tarihli Sincere’in ardından gelen Mosquito’da puslu gitarlarını bir adım geri çekip kendine daha geniş bir oyun alanı yaratmış. İsveçli grubun shoegaze ve dream pop arasında dolaşan dünyasında bu kez daha temiz bir indie rock tonuna göz kırpan anlar da bol. Kalp kırıklıkları, kararsızlıklar ve romantizmin tuhaf yanları albüm boyunca dile dökülürken, Mosquito döndürdükçe yeni bir parçaya takılabileceğiniz türden zengin bir seçkiye sahip. “Angel Cupid”in geçtiğimiz haftalarda yayımlanan klibine de buradan ulaşabilirsiniz.

13 MART: Kim Gordon – PLAY ME
(Matador / GRGDN Müzik)
Kim Gordon’ın kimseye bir şey kanıtlamaya ihtiyacı yok. Sonic Youth ile alt. rock’ın kullanım kılavuzunda önemli bir bölüme imza atmış müzisyen 72 yaşında trap tarzı iki dakika civarında şarkılardan bir albüm yapmak isterse de bunu hakkıyla yapacağına güvenebilirsiniz. İki yıl önceki The Collective’de daldığı stil yeni işinde daha da kıvamını buluyor. Beatler, looplar kendine güvenli ve keyifli. Lil Yachty, Charli XCX gibi yeni kuşağın popüler isimleriyle çalışmış Justin Raisen ile iyi anlaştıkları belli. Gordon’ın tekinsiz ama oturaklı vokali albümün genel temasındaki teknoloji bağımlısı toplum eleştirisine de yakışıyor. Gordon’ın solo kariyeri belki çok uzun değil ama Sonic Youth’un gölgesinden dışarı bakabiliyor artık.

13 MART: Aesop Rock & Homeboy Sandman – Miami Lice: Season Four
(Rhymesayers Entertainment)
Lice serisinin dördüncü halkası, Aesop Rock – Homeboy Sandman ikilisinin birlikte çalışırken hâlâ ilgi çekici sularda yüzebildiğini net biçimde ispatlıyor. İlk şarkı “Who Sent You?”nun bas yürüyüşünü duyduğunuz anda “Hmmm, neler oluyor burada ya?” demeniz olası. Albümün barındırdığı mizahın da net bir örneği. Devamı da kesinlikle yanıltmıyor. Prodüksiyonları bu kez Aesop Rock’ın üstlendiği koleksiyon, “usta MCler bir araya geldi” etkisini teknik beceriye hapsetmiyor. Homeboy Sandman’in daha esnek, gündelik ve kıvrak yaklaşımı ile Aesop Rock’ın daha yoğun ve iç içe geçmiş yazımı birbirini müthiş bir kıvamda dengeliyor. Gösterişli olma ihtiyacı duymaması da karizmasının ardındaki unsurlardan biri.

13 MART: Kamufle & Genjah – YALAZ
(Dikkat Records & KÖK Records)
Vokaller ve beatler arasında alışılagelmiş bir hiyerarşiden uzak duran YALAZ, drum’n’bass, jungle ve rap unsurlarıyla bir kokteyl yaratıyor. Kamufle’nin dub eğilimli flowları ve Genjah’ın her an tutuşmak üzere olan tam gaz prodüksiyon yaklaşımıyla yedi parçalık albüm bol kıvrımlı akışıyla kasları esnetip terler içinde kalacağınız bir deneyim vadediyor. Eş prodüktör koltuğundaki Da Poet’in yanı sıra Etoloop ve Levvera’nın da eşlik ettiği albümün açılış şarkısı “İSYAN ET” için Yiğit Kayi yönetmenliğinde çekilen nefis klibi de buradan izleyebilirsiniz.

13 MART: Noémi Büchi – Exuvie
(Shutter Music)
Exuvie, İsviçreli besteci Noémi Büchi’nin elektroakustik müziği bir tür parçalama ve yeniden kurma süreci olarak ele aldığı bir albüm. Başlık, Latince “exuviae” kelimesinden geliyor; yani bir canlı kabuk değiştirdiğinde geride kalan boş deri. Parçalar da insanın geride bıraktığı eski hâli ve bu dönüşümün bıraktığı izleri kurcalıyor. Piyano motifleri, sentetik üflemeliler ve parçalanmış vokaller aynı kompozisyon içinde farklı işlevler üstleniyor. Bu karmaşık yapıya rağmen dinleyiciyi asla dışarıda bırakmaması, Büchi’nin konsept anlatı kurgusundaki meziyetlerinin başında geliyor.

13 MART: James Blake – Trying Times
(GOOD BOY)
2023’te Playing Robots Into The Heaven albümünde kulüplerinin duvarlarını inleten James Blake yeni projesinde bambaşka bir misyonu var: Sanırız kalbimizin dikişlerini teker teker sökmeye çalışıyor. Büyük plak şirketi UMG ile yollarını ayıran müzisyenin albümünün her dip köşesinde kendi parmağı var. Bir önceki albümün yüzü ne kadar dışarıya dönükse; prodüksiyon olarak çok daha minimal, soul esintili Trying Times da bir o kadar içine dönük. Albümün en çok parladığı “Trying Times”, “Make Something Up” gibi anlarda Blake’in cümlelerinin ağırlığı sonradan ve beklenmedik şekillerde iniyor dinleyene. Genelde ikili ilişkiler ve yer yer dünyada daha büyük resimde olup bitenlere de dokunan albümün depresyonunun merkezinde elindekini kaybetme ve bir şeyleri yanlış yapma korkusu yatıyor. Fakat James Blake’in diskografisinin daha erken örneklerinde de olduğu gibi müzisyenin kuzey yıldızı hep içindeki ve dilindeki sevgi.

13 MART: The Monochrome Set – Lotus Bridge
(Tapete Records)
İngiltere çıkışlı post-punk ve new wave soundunun öncülerinden demekte beis görmeyeceğimiz, 50. yıllarına merdiven dayayan The Monochrome Set’in hâlâ böyle enerjik albümler yapıyor olması sevindirici. Grup geçen yıllarda her ne kadar vokalist Ganesh “Bid” Seshadri’nin etrafında bolca değişiklik yaşamış olsa da Bid’in o hemen fark edilen vokali şarkıları taşımaya devam ediyor. Belki daha yüklü bir prodüksiyon isterdi gönül, belki vokalleri daha dolu dolu duymak ama cancel edilmiş bir Morrissey veya kariyerleri çok iyi durumda olmayan Franz Ferdinand’dan yeni bir şeyler yerine gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz bu albümü.

13 MART: Resavoir – Themes for Dreams
(L’UNIVERS)
Chicagolu müzisyen Will Miller’ın projesi Resavoir’ın bugüne kadar kurduğu akışkan dünyanın yeni parçası Themes for Dreams, adı gibi uyku ile uyanıklık arasındaki o bulanık çizgide gezinen bir albüm. Resavoir adı altındaki dördüncü albümünde Miller, davulları neredeyse tamamen geride bırakıyor; yönünü yavaşça açılıp yayılan melodilerle buluyor. Trompet, yaylılar ve analog tuşluların birbirine karıştığı bu yeni evrende, sesler keskin hatlarla ayrılmıyor. Albüm de bu yüzden, farklı dokuların zahmetsizce iç içe geçtiği bir rüya hâlinde gibi.

13 MART: E L U C I D & Sebb Bash- I Guess U Had to Be There
(Backwoodz Studioz)
Yoğun bir içerikle, meseleyi yarattığı gerilim üzerinden kuran I Guess You Had To Be There, ciddiyet ve dramayı içine alan bir mecra inşasıyla öne çıkıyor. Zengin dünya dokusu; kopuk gibi görünüp aslında tam yerine oturan, garip mesafelerden ahenk bulan beatler ve kaliteli ama beklenmedik yönlere gitme çabasıyla tanımlanan bir albüm ortaya koyuyor. Kopuk diyaloglar, belki kimi sahneler veya kayıtlardan yapılan sample’lar söz konusu dokuya eklerken abartısızlık koruyor. Mikrofon başında kendini çoktan kanıtlamış NY’li rapçi ve İsviçreli prodüktörün el ele verdiği işte narin melodiler, gerçekçi sample’lar, hem düşsel hem de neredeyse romantik bir dil var. Prodüksiyonun yönü net ama tam gerektiği miktarda da pis. Korunan bir gizem mevcut ki bu sözler, atmosfer ve yapımdaki seçimlerle de pekişen bir his. Kendinde alıştırdığı, o sırada dinlediğini unutturduğu hiçbir an yok. Konuklarımız ise sırasıyla Mattie, Estee Nack, Shabaka Hutchings, Breeze Brewin ve NY’lu Armand Hammer’ın E L U C I D’le birlikte diğer yarısı olan billy woods.

13 MART: Dip Gürültü Vol. 2 (Turkish Lofi Music Compilation)
(Ada Müzik)
Türkiye yeraltı müziğinin 2020 sonrası oluşumlarına odaklanan Dip Gürültü serisinin ikinci albümü. DIY refleksini merkezine alan ve anaakımın dışında kalan isimleri bir araya getiren derleme, yine geniş bir janr yelpazesinde dolaşmış. Punk, grunge ve metal hattının yanında elektronik, ambient ve deneysel üretimler de yer alıyor. Rashit grubundan Tolga Özbey’in derlediği albümde Kaptan Teneke, Murat Mrt Seçkin, Linanil, Awën ve Bolo Bolo gibi isimler yer almakta.

13 MART: Anjimile – You’re Free to Go
(4AD / GRGDN Müzik)
Işıltılı aşkların, hüzünlü ayrılışların, değişimlerin, keşfetmenin, genişlemenin ve umutlu yeniden başlamaların ucundan yakaladıklarıyla özgürleşmenin o narin ipinde tekrardan yürümenin hikâyesini anlatıyor Boston’a yerleşik folk sanatçısı Anjimile. 12 şarkılık albüm boyunca kırgınlıklar ve korkular arasında tekrardan var olma cesaretini gösterebilmeyi Anjimile’nin yumuşak sesinden dinliyoruz. Hissetmenin özgürleştiren yönünden güç alan You’re Free to Go, folk tınılarıyla hayatın çevresinde yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımızı birleştiren homojen bir duygu kümesini içeriyor.

13 MART: The Sophs – GOLDSTAR
(Rough Trade Records / GRGDN Müzik)
Los Angeles çıkışlı altılı The Sophs’un GOLDSTAR’ı tam anlamıyla bir ilk albüm enerjisi taşıyor. Yüksek sesli, hızlı ve fikir açısından oldukça kalabalık. Kimi anlarda biraz fazla hırslı, büyük hedefleri olan bir grup dinlediğinizi hissettiriyor. Pop-punk akorları, flamenko gitarları, 2000’ler garage rock numaraları, dub ritimleri gibi ayrıksı unsurların ince bir matematikle bir araya geldiği akış, şarkıların stüdyo seanslarından ziyade masa başı mesailerin ürünü gibi tınlamasına yol açıyor. Daha albüm çıkmadan “next big thing” olarak etiketlendiklerini hesaba katınca albümün hakkında çok konuşturacağına şüphe yok.

13 MART: Crack Cloud – Peace and Purpose
(Meat Machine)
Yasın birçok farklı yüzüyle karşı karşıya gelen Peace and Purpose belki de -ironik şekilde- tam bu yüzden dinleyicisine hayatta olduğunu layığıyla hatırlatıyor. Uzun zamandır ilk defa bir albümü dinlerken bu denli bir şaşkınlık yaşadık doğrusu. Albümün kapağındaki kabloların bütün kaosu albümün içine de sızmış; bazen patlayıp havaya karışıyor, bazen ritim bölümü sayesinde ayakları daha çok yere basıyor; kontrol altına alınıyor. Grubun kurucusu Zach Choy’un evinin bodrum katında tek mikrofon ve bir sürü eski enstrümanla aldığı kayıtta müzisyen alışılagelmiş tekniklerdense iç sesine ve güdüsüne güvenmiş. Nihayetinde çıkan sonucun da tam hayal ettiği gibi olduğunu ifade ediyor.

13 MART: Laurel Halo – Midnight Zone OST
(Awe)
Görsel sanatçı Julian Charriére’in video enstalasyonu Midnight Zone’un müziklerini üstlenen Laurel Halo, Pasifik Okyanusu’nun derinliklerine doğru alçalan deniz feneri merceği eşliğinde dinleyeni ağırca suyun daha karanlık katmanlarına sürüklüyor. Yavaş çekim bir serbest düşüş deneyimine benzetilebilecek bu elektro-akustik ambient dizge, drone’lar, işlenmiş yaylar ve likit dokuları andıran efektlerle katmanlı bir hâl alıyor. Melodisi olmayan bu yapı, mekanı tınısıyla dolduran bir sesler bütününe dönüştürüyor. Nadir metallere doygun olmasından dolayı derin deniz madenciliğinin hedefi olan Clarion-Clipperton Kırılma Bölgesi’nin dingin bir duyusal bir haritasını çizen Halo, keşfedilmemiş bir dünyanın türetebileceği merak ve korkuyu bir arada vererek ekosistemin içine daldıkça daha tekinsiz bir havaya bürüyor zihinleri.

13 MART: Jorge Drexler – Taracá
(Sony Music)
The Motorcycle Diaries isimli filme yaptığı şarkıyla Oscar kazanan ilk Uruguaylı olan Jorge Drexler, zamanında Shakira ile çalışmış, bir ayağı anaakım sahnede olan bir müzisyen. Bu da dört yıl aradan sonra yayımladığı ve 20 yıl aradan sonra yeniden Uruguay’da kaydettiği yeni albümüne de tavır olarak yansımakta. Bu vaziyet de yer yer iyi fikirlere sahip şarkıların parıltılı bir prodüksiyonla gereğinden fazla sıradan olmalarına yol açmış sanki. Bilenler için eskinin “joy.fm soundu” diyebiliriz! Ancak Latin ezgilerini seven okuyucularımızı için pozitif anlar içereceğine de şüphe yok.

13 MART: The Orielles – Only You Left
(Heavenly Recordings / GRGDN Müzik)
Manchester çıkışlı üçlü The Orielles, 2018 tarihli ilk albümleri Silver Dollar Moment’ın ardından geçen süreçte sürekli farklı karakterlere büründü; yeni sesler denedi, deneysel yönlere saptı, kimi zaman da yeniden daha klasik bir çizgiye döndü. Beşinci albüm Only You Left de bu dönüşümlerin doğal bir devamı gibi duran, zengin bir sound’a sahip. Endüstriyel ve elektronik dokuların (ya da grubun kendi deyimiyle “metalik” tonların) hissedildiği albümde, duygusal katmanlar ve sıcak anlar da aynı rahatlıkla kendine yer açıyor. Üçlüyle Tuana Özcan’ın yaptığı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

13 MART: The Notwist – News from Planet Zombie
(Morr Music)
Keşiflerle, yeni ses oyunlarıyla geçirilen uzun seneler sonrası Münih’in deneysel elektronik kolektifi The Notwist, bu sefer indie pop seslerden köklenip birden fazla türe dokunduğu acı tatlı bir koleksiyonla çıkıyor karşımıza. Münih’teki evlerinde kaydettikleri News from Planet Zombie, isminden de aldığınız ipuçlarıyla dünyada olup bitenlere dair artan çıkmazlara ve endişelere yanıt olarak, melankolik ve dokunaklı ama aynı zamanda kucaklayıcı ve sıcak etkili enstrümanlarıyla, birlikte olunca yürüyebileceğimiz yolları aydınlatıyor.

20 MART: Avalon Emerson & the Charm – Written Into Changes
(Dead Oceans)
Avalon Emerson, uzun soluklu DJ kariyerine kısa bir mola verip, grubu The Charm ile kurduğu daha kolektif ve şarkı odaklı dünyadan ikinci albümü Written Into Changes ile geri döndü. Dans pistine dönük solo üretimlerinden farklı bir yerden doğsa da Emerson’un DJ refleksleri albümün akıcı ve hareketli akışında kendini hissettiriyor. Zengin bir enstrümantasyona sahip albüm, olmadık anlarda karşınıza çıkan bir saksafon solosu ya da yaylıların şarkıyı ele geçirdiği anlarıyla şaşırtabilir. “Eden” ve “Wooden Star”daki motorik yapı ile “God Damn (Finito)” ve “Happy Birthday”in elektronik dokulara açılan anları birleşince albüm; dans müziği, synth-rock ve deneysel pop gibi etiketler arasında dolaşan değişken bir karakter kazanıyor. Emerson’un söz yazımı da şaşırtıcı derecede güçlü. Uzun yıllar DJ ve prodüktör olarak çalıştıktan sonra söz yazarlığına bu kadar geç yönelmiş olması neredeyse bir kayıp gibi hissettiriyor. The Magnetic Fields’tan ilhamla yazılan “How Dare This Beer”, basit bir öykünmeden çok daha zekice kurulmuş bir referans; ince esprili sözleri, synth odaklı yapısı ve finaldeki saksafon solosuyla albümün en akılda kalan anlarından biri. Emerson’un etkilendiğini söylediği bir diğer isim olan Silver Jews’un donuk mizahı, doğrudanlığı ve gri romantizmi de sözlerde kesinlikle hissediliyor. Şarkılar aşka bazen kaderci, bazen de yalnızca pes etmiş gibi duran bir çabasızlıkla bakıyor. Rostam Batmanglij ile birlikte prodüktörlüğünü yaptıkları “Jupiter and Mars” ve “Earth Alive”, bu acı-tatlı romantikliğin iki güzel örneği, adlarındaki gezegen referanslarıyla da bu mesafeli, kozmik duygulanımın iki yüzü gibi. Kişisel referanslarını saklamayan Written Into Changes, adının da ima ettiği gibi değişimi yalnızca kabullenmek değil, ona bilinçli biçimde alan açmak üzerine kurulu. Emerson’un prodüktör kimliğini güçlü bir şarkı yazarlığıyla buluşturduğu albüm, dans müziğinin anaakımda çoğu zaman yüzeysel biçimde dolaşıma girdiği bir dönemde; bu dünyanın içinden gelen ve yoğun bir duygusal karşılığı olan bir koleksiyon.

20 MART: Nubiyan Twist – Chasing Shadows
(Strut Records)
Büyük veri tabanları, dijital ağlar ve algoritmik panoptikonların yeniden ürettiği ilişkiselliklerimize karşılık kolektif gücümüz kadar sımsıcak uzunçaları bizlere bıraktı Nubiyan Twist. Afrobeat, caz, hip hop, elektronik dokunuşların organik bağlarla sentezlenip neşeli ritimlerle can bulduğu birliktelik Chasing Shadows ile içine hepimizin dâhil olduğu; duyma, dokunma, hissetme ekseninde birlikte üretmenin biricik hâlini kutlamaya çağırıyor. Gruptan Tom Excell albümle ilgili şunlar söylemiş: “Neşeli ve meydan okurcasına insani hissettiren bir şey yapmak istedik; insanlar arasındaki o bağlantı olmadan var olamayacak bir şey. Bir yapay zekâya saniyeler içinde bir füg yazdırabilirsiniz ancak müzisyenler bir araya geldiğinde ortaya çıkan kimyayı ve kaosu yakalayamaz.”

20 MART: Neurosis – An Undying Love For A Burning World
(Neurot Recordings)
Neurosis geri döndü. 10 yılın ardından ilk albümünü resmen çat diye, herhangi bir promo sürecine gerek duymadan yayımladı Oakland çıkışlı post-metal grubu. Yeniliklerin başında gruptan ailesine uyguladığı şiddet sebebiyle kovulan vokalist Scott Kelly’nin yerini alan Aaron Turner var. Isis ve Sumac gibi gruplarıyla tanınan Turner’ın varlığı, daha doğrudan vokaller ve daha yoğun gitar dokularını beraberinde getirmiş. Albümün açılışını yapan ve Turner’ın haykırışlarının başrolde olduğu 52 saniyelik kayıt, tüm yolculuğun tonunu belirliyor: “Nasıl yaşanacağını unuttuk, bu yüzden acı çekiyoruz.” 8 parçadan oluşan albümün tamamı da neredeyse varoluşsal bir titreşim yayıyor. Kendi sahnesinin öncü gruplarından olan Neurosis, büyük ses duvarları kurarak kulağınızın içine yoğun basınç uygulayan dinleme deneyimleri yaşatmaya devam ediyor.

20 MART: more eaze – sentence structure in the country
(Thrill Jockey Records)
more eaze, yani Mari Maurice, yeni albümünde duygularını dijital dokularla ördüğü bir alan kurmuş. Deneysel pop ile ambient ve glitch arasında dolaşan albüm, Maurice’in sesini bazen bir kırılganlık ânında, bazen de katmanlı efektlerin içinde kaybolan bir anlatıcı olarak duyuruyor. Albümün merkezinde yalnızlık hissi ile dijital dünyanın yarattığı dağınık duygu hâlleri dururken; akustik gitar dokunuşları, elektronik dokular ve aniden belirip kaybolan ritimler şarkıları sürekli yön değiştiren bir akışa sokuyor. Folk kırıntılarıyla glitch pop estetiğini bir araya getiren albüm, huzursuz bir sakinliğe sahip. more eaze’in prodüksiyon yaklaşımı da bu belirsizlik hissinin kendisi aslında, parçalar çoğu zaman, albümün ismini de hatırlatır şekilde, henüz tamamlanmamış bir cümle gibi ilerliyor.

20 MART: The Dandy Warhols – Pin Ups
(Beat The World Records / Little Cloud Records)
The Dandy Warhols’un zirve dönemlerini‘90’ların sonu ve 2000’lerin başında yaşadığı bir sır değil. Ancak 2024’teki son stüdyo albümleri ROCKMAKER’ın da uzun aradan sonra en güçlü işleri olduğunu da söylemeli. Şimdi de elimizde bir cover albümü var. Kariyerleri boyunca kaydettikleri ve tribute albümlerde, B-yüzlerinde veya bonus şarkılar olarak karşımıza çıkan yorumları bir albümde toplamışlar. Daha önce yayımlanmamış kayıtlar da mevcut. Warhol’un kendine has rock’n’roll enerjisi her şarkıya bir cover için gerekli olan sosu katmış. The Cult, The Cure, The Beatles, New York Dolls, Grateful Dead, Gang of Four gibi grubun kişisel favorilerinden şarkılarla oldukça dinamik ve neşeli bir toplama. The Dandy Warhols seviyorsanız sizi ihya edecektir. Tek not ise pek başarılı, Neil Young’dan Ohio yorumlarının yer almaması. O da bu derlemede olmayı hak ederdi sanki.

20 MART: underscores – U
(Mom+Pop)
Future bass yükselişleri, en jenerik hâliyle EDM referansları, 2000’ler başlarının radyo dostu R&B titreşimleri, hatta yer yer dubstep darbelerini aynı çerçevede toplayan hızlı ve yoğun bir albüm U. Önceki albümü Wallsocket’ın anlatı merkezli yapısından uzaklaşan April Harper Grey, konsept kurmaktan çok pop formunun iç mantığını parçalayıp yeni bir kokteyl oluşturmaya kafa yormuş gibi. Son dönemde Oklou, Yaeji ve Danny Brown gibi isimlerle ortaklıklara imza atan underscores, bu sene sık sık kendinden bahsettirecek gibi görünüyor.

20 MART: Ladytron – Paradises
(Nettwerk Music Group)
90’ların sonunda Liverpool’da kurulan ve 2000’ler başı electropop furyasına karakterini veren gruplardan biri olan Ladytron bu albümde doğrudan dans pistine dönüyor. Paradises, grubun uzun süredir ima ettiği disco etkilerini açıkça öne çıkardığı bir kayıt. Reuben Wu’nun ayrılığından sonra yola üç kişi devam etme kararı alan ekip, parçaları kısa sürede ve spontane şekillerde yazmış. “I Believe in You”, “Kingdom Undersea” ve “A Death in London” gibi duraklar, Ladytron’a özgü karanlığı korurken daha hareketli bir enerji yaratıyor.

20 MART: Imaad Wasif – Superconciousness
(Voidist Records)
Imaad Wasif’ten bahseden tüm yazılar onun Yeah Yeah Yeahs’in turne ekibinde yer aldığından bahsetmeden geçmese de artık 20 yıllık solo kariyerine saygıdan bu notu eklemek zorunda hissetmesek de olur sanırız. Geçen yılki Los Angeles yangınlarının, yaşadığı Altadena’yı kötü etkilemesi sonucu yerinden yurdundan olan Wasif, bu tatsız durumun gölgesinde hazırlamış albümü. Oldukça net, ustalıklı ve parlak bir prodüksiyona sahip çalışma, 70’lerin şarkıcı / şarkı yazarı kültürüne göndermeler yaparken daha yeni dönem indie rock tatlarına da yanaşıyor yer yer. Müzisyenin kendi plak şirketinden yayımladığı ilk albümü çok fazla yenilik sunmuyor, biraz da fazla konformist belki ama işçiliğin kalitesi ve samimi ruh kolaylıkla dinleyiciye geçiyor.

20 MART: Grace Ives – Girlfriend
(True Panther Records / Capitol Records)
Grace Ives, prodüktörlüğünü bizzat üstlendiği ikinci albümü Janky Star ile kurduğu kendine özgü, alıngan ama muzip synth-pop dünyasını yeni albümü Girlfriend ile daha kolektif ve rafine bir noktaya taşıyor. Yapım sürecinde Ives’a John DeBold ve Ariel Rechtshaid eşlik etmiş. Girlfriend’in sözlerinde Ives’ın gündelik hayatın küçük anları, romantik karmaşalar ve iç konuşmalar etrafında kurduğu anlatılar öne çıkıyor. Şarkılar ilk anda son derece akılda kalıcı nakaratlarla yakalasa da sözlere biraz dikkat kesildiğinizde Ives’ın geçirdiği zor dönemi oldukça açık bir dille anlattığını fark etmek mümkün. Müzisyenin ikinci albüm sonrası yaşadığı zorluklar sonrası şekillenen Girlfriend’in merkezinde oyuncaklı synth’ler, lo-fi ritimler ve Ives’ın neredeyse konuşur gibi ilerleyen karakteristik vokali var. Bu Grace Ives estetiği denebilecek sound’un müzisyenin daha üçüncü albümünde hissedebiliyor olmak etkileyici. Şarkılar bir yandan DIY bedroom pop hissini korurken, diğer yandan Ives’ı birkaç albüm sonra daha geniş bir pop sahnesinde hayal etmek gayet mümkün. Kusursuzluk peşinde koşmayan üretim dili, albümün samimiyetini ve kırılgan tonunu güçlendiren en belirgin unsurlardan biri.

20 MART: The Doomed Bird of Providence – Meteoric Heralds of Danger
(Norman Records)
Yaklaşık 15 yıldır Londra’dan bizlere seslenen ve Avustralya kökenli Mark Kluzek’in başı çektiği The Doomed Bird of Providence, beşinci albümünü tamamen enstrümantal bir yaklaşımın üzerine inşa ediyor. Kısa şarkılar uzunlar için girizgah niteliğinde. Avustralya edebiyatının önemli eserlerinden, Marcus Clarke’ın Avustralya hapishane sistemini konu aldığı For the Term of His Natural Life isimli hikâyesinden esinlenen çalışma, yazarın deniz betimlemelerinden etkilenmiş. İster istemez bir film müziği havasına girseniz de müzikler aslında oldukça yoğun ve odak istiyor; hayal gücünüze fazla alan bırakmıyor. Özellikle bu müzikleri canlı tecrübe edebilme şansı olsa istiyor insan.

27 MART: Robyn – Sexistential
(Konichiwa / Young)
Sekiz yıllık arayı sonlandıran Robyn albümü Sexistential, müzisyenden duymaya alışkın olduğumuz dans-pop sularına geri dönüyor ama bunu bugünün perspektifleriyle birlikte kurguluyor. Klas Åhlund ve Max Martin gibi isimlerle yeniden çalışması da enerjiyi doğrudan yükseltiyor. Çoktan birer hite dönüşen “Talk to Me”, “Dopamine” ve “Blow My Mind” gibi parçalar Robyn’in melodik yetisini hatırlatan hızlı ve net pop anları olarak ön plana çıkıyor. Sexistential, devrimsel bir yön değişikliği değil ama İsveçli müzisyenin hâlâ ne kadar özgün bir pop yazarı olduğunu hatırlattığına şüphe yok.

27 MART: Flea – Honora
(Nonesuch)
Asıl işi Red Hot Chili Peppers’ın basçısı olmak olsa da Flea’nin karakter olarak rock tarihinde kapladığı yer daha büyük olmalı. 45 yıllık kariyerine sonunda bir de solo uzunçalar ekledi. Orijinal bestelerle Frank Ocean, George Clinton, Jimmy Webb gibi isimlerden cover versiyonların beraber oluşturduğu albümde Nick Cave, Thom Yorke, John Frusciante gibi dostları yardıma gelmiş. Our Brother, Hillel isimli yeni Netflix belgeselini ya da 1988’den Chet Baker üzerine belgesel Let’s Get Lost’u seyredenler trompetin de onun ilk göz ağrılarından biri olduğunu zaten biliyorlar. Albümde de ağırlığı bu enstrüman alıyor. Açıkçası isim Flea olunca ve bu kadar ünlü ismin katkısı olunca albümü objektif değerlendirmek kolay değil; ancak RHCP’nin son 20 yılda yayımladığı işleri düşününce solo kariyerine keşke daha önce ağırlık verseymiş diye de hayıflanıyor insan.

27 MART: Tigers Jaw – Lost on You
(Hopeless Records)
Tigers Jaw, Lost On You ile hem beş senelik sessizliğini bozuyor hem de 20. senesini taçlandırıyor. Bilerek mi istemsizce mi, anlamak zor ama albümün önemine referansla grup gençliklerine dönüp bakıyor; geçmişim nasıl şimdiye karıştığını, beklenmedik anlarda kendini hatırlattığı gözlemliyor. Güçlü enstrümental geçişler ve daha yumuşak anlar arasında güzel bir denge yakalayan Tigers Jaw’un maalesef ki geçmişle bir alıp veremedikleri olduğunu yalnızca söz yazımlarında değil; ses dünyalarında da görmek mümkün.

27 MART: Snail Mail – Ricochet
(Matador Records / GRGDN Müzik)
Lindsey Jordan’ın projesi Snail Mail, Momma’dan Aron Kobayashi Ritch’in prodüktörlüğünü üstlendiği üçüncü albümünde ilham kaynaklarına odaklanmış. 90’lar dream-pop ve indie rock hattında dolaşan albümde The Sundays ve The Smashing Pumpkins etkisi açıkça hissediliyor; sonik paletiyle de dönemin gitar müziğine yazılmış bir aşk mektubu gibi duruyor. Ancak Ricochet yalnızca nostaljik referanslarla ilerleyen bir kayıt değil: Jordan, önceki işlerine kıyasla daha çok varoluşsal sancılara değinirken ve Snail Mail’in temel temalarından biri olan kalp kırıklığını bile bu perspektiften ele almış. Lush kadar zekice yazılmış rifflere sahip değil, Valentine kadar iç döken bir yoğunluk taşımıyor ya da dinleyeni tamamen içine çeken bir prodüksiyon dünyası kurmuyor; buna rağmen bu iki albümün doğal devamı gibi hissettiren, Jordan’ın daha hafiflemiş ama hâlâ kırılgan anlatımını taşıyan bir iş. Büyük dramatik patlamalardan çok küçük duygusal kırılmaların peşinden giden Ricochet, kimi anlarda folk’a yaklaşan, kimi anlarda dream pop’a kayan gitar dokularının üzerinde daha mesafeli ama hâlâ yeterince duygusal bir tema kurmuş.

27 MART: dälek – Brilliance of a Falling Moon
(Ipecac Records)
90’ların sonundan bu yana üreten dälek, küresel alternatif hip hop sahnesinin en kendine özgü oluşumlarından biri. Will Brooks’un söz yazımı ile Mike Mare’nin yoğun ve katmanlı prodüksiyon dili, grubu hem Def Jux çevresiyle hem de endüstriyel elektronik gelenekle aynı anda ilişkilendirmişti. Yeni albüm Brilliance of a Falling Moon da bu duruşun güncel bir uzantısı olarak özellikle politik tonu daha belirgin bir noktaya taşıyor. Albümün dikkat çekici tarafı, önceki kayıtlara göre daha kısa ve doğrudan bir yapı tercih etmesi. Beatler ağır, vokal önde ve parçalar sözünü esirgemiyor. Gürültü hâlâ merkezde ama dekoratif bir unsur olmanın çok ötesinde.

27 MART: Tom Misch – Full Circle
(Beyond The Groove / AWAL)
Her şeyin fazla, çok fazla hissettirdiği anlarda bir adım geri atabilmenin, mümkünse durabilmenin kendimizin iyilik hâlini çağırmak ve hatırlatmakla sıkı sıkı bir ilişkisi olduğu söylenebilir. Tam olarak dokunamadığımız hikâyelerimizi yeniden anlamanın, yürüdüğümüz tüm yolları içselleştirebilmenin yolunu açan Full Circle, isminden de anlayacağınız üzere iç içe geçmiş aşkların, kırgınlıkların, ilişkilerin yani yaşamaya dair olguların birbirini yeniden yarattığı ve anlamlandırdığı döngüyü, dramatik olmayan bir yerden, oldukça sıcak tonları ve hafif diliyle ele alıyor. Kimlik gibi sorgulaması yıpratıcı olabilecek bir konuyu nazik tonlarıyla işleyen Tom Misch’in ikinci koleksiyonu, yolun sonuna çiçeklerin en tazelerini sermiş.

27 MART: V.A. – When There Is No Sun
(Omni Sound)
Sun Ra’nın müzikal ve düşünsel mirasını bugünün elektronik müzik diliyle yeniden düşünmeyi amaçlayan küresel bir kayıt projesi. Omni Sound tarafından sipariş edilen ve Ricardo Villalobos küratörlüğünde hayata geçirilen projede Underground Resistance, Chez Damier & Ben Vedren, Calibre, A Guy Called Gerald, She Spells Doom, Barış K ve Villalobos’un prodüksiyonları mevcut. Ayrıca Saul Williams, Anthony Joseph, Mahogany L. Browne, Abiodun Oyewole, Tunde Adebimpe ve Tara Middleton da ritmi söze, direnişi sezgiye dönüştüren dizelerle albümün politik ve şiirsel damarını güçlendiriyor.

27 MART: KINACT – Kinshasa In Action
(Nyege Nyege Tapes)
Kongolu sokak sanatı kolektifi KINACT’in ses, hareket ve heykeli bir araya getirdiği pratiğinin ilk albümü. 2015’te Eddy Ekete tarafından kurulan kolektif, Kinşasa’nın kamusal alanlarını yaşayan bir sahneye çeviriyor ve atıklardan yapılan kostümleri hem heykel hem enstrüman olarak kullanıyor. 11 parçalık bu albümde de matkaplar, testereler, motosiklet parçaları ve el yapımı enstrümanlarla sokak performansları kayda alınmış.

27 MART: İdil Meşe – Günden Geriye Kalanlar
(Ada Müzik)
“Yolunu şaşırmış beyaz bir kelebek” ne yapar? Günden Geriye Kalanlar, İdil Meşe’nin 2019’dan bugüne kadar yazıp bestelediği şarkıların bir seçkisi. 10 şarkılık akış; umutsuzluk, yalnızlık, sorgulamalar, belirsizlik temalarında seyahat ederek ve en sonunda sıcacık, kucak dolusu bir sarılma gibi hissettiriyor. Bu hâlinde albüm içerisinde kalabalık bir araya gelişlerin, iş birliklerin yaydığı kolektif yaratıcılığın, vokallerin ve nazik tonların etkisi büyük. İnsana iyi hissettiren bir duygusallığı var Günden Geriye Kalanlar’ın.

27 MART: The New Pornographers – The Former Site Of
(Merge Records)
Kanadalı grup The New Pornographers, 2023 tarihli Continue As A Guest’in yazım sürecinde üretim pratiğini etkileyen önemli bir değişime gitmiş. A. C. Newman bu kez şarkıları eskisine kıyasla çok daha bireysel bir şekilde kaleme alıp; parçaları gruba götürmeden önce kendi içinde tamamlanmış bir forma ulaşmalarına özellikle özen gösterdiği yaklaşım Newman’ın sözlerinde her zaman var olan melankolik mizah ve somut gözlemlerin soyut duyguları aynalayışı, bu kez çok daha kişisel bir tona yaklaştırmış. The Former Site Of ise kişisel ya da toplumsal durumların içinde bulunan insanlara dair yazılmış on kısa öyküden doğan; bu öykülerin titizlikle işlenmiş pop şarkıları olarak bir araya geldiği bir albüm. The New Pornographers’ın on albüme yayılan külliyatı içinde ilk dönemlerindeki rollercoaster hissi veren, kıvrak ve aykırı power-pop şarkıları; zamanla farklı yönlere doğru genişlerken The Former Site Of’ta elektronik dokuların da eşlik ettiği, yer yer folk’a yaklaşan, daha sakinleştirici, ballad-vari şeklini almış. Fakat hâlâ A. C. Newman’ın çocuksu, berrak sessiyle neredeyse sadece konuşarak söylediği sözlere eşlik eden Neko Case’in kudretli, dramatik vokali arasındaki denge bu sound’un en güçlü özelliklerinden biri.

27 MART: Nene H – Second Skin
(UMAY)
Lafa “Nerede kalmıştım?” diye girdiği, “dokuz parçalık bir kapanış ve özgürleşme günlüğü” olarak tanımladığı ikinci albümünde boşluğa sesi çağırdığı mistik bir açılış yapan Beste Aydın değiştiği, birtakım dersler aldığını ilan ettiği bir yıl ve bir ayrılıktan sonra salıverdiği Second Skin’le hayatının bir sonraki fazına “özgürleşmiş bir kimliğin beyanı” ile start veriyor. İçe dönük bir yeniden keşfi icrasına uyarladığı; bir sonun yeni, bilinmez ama güzel bir başlangıca dönüşümünün adım adım her parçada hissedildiği atmosferindeki yoğunluk daima korunuyor. Kemik titreten baslar, minimal yaklaşılmış breakler, yapıbozuma sokulmuş club elementleri ve Güneybatı Asya yörelerinden tanıdık ezgilerin tam girmesi gerektiği yerde girip, vurması gerektiği yerden vurduğu albüm, şarkılar aktıkça daha da kendinden geçiriyor.

27 MART: Irreversible Entanglements – Future Present Past
(Impulse!)
Politik free-jazz sahnesinde yoğun ama erişilebilir işler ortaya koymaya devam ediyor Irreversible Entanglements. Moor Mother’ın spoken-word vokali, Aquiles Navarro’nun trompeti ve Keir Neuringer’ın saksofonu etrafında kurulan yapı, kısa ve doğrudan parçalarla (“Don’t Lose Your Head”) daha açık formda doğaçlama bölümler (“The Messenger”) arasındaki gerilimle şekilleniyor. Motherboard’un altı parçada yer alan vokalleri Moor Mother’ın şiirsel söylemiyle tamamlayıcı bir eksende konumlanmış. Albüme ismini veren üç zaman katmanı yalnızca kavramsal bir çerçeve işlevi görmüyor; müziğin akışına da taşıyor.

27 MART: AySay – Mal
(Gülbaba Records)
Danimarkalı ve Türk – Kürt köklerini müziğinde titreştiren Luna Erşahin’in öncülük ettiği AySay’ın üçüncü albümü. Anadolu Rock unsurlarının ön planda olduğu albümün ismi, Kürtçede “ev” anlamına geliyor. Sözü, albümün son yıllardaki arayışlarının bir yansıması olduğunu belirten Erşahin’e bırakalım: “Şarkılar, dünyanın içinden geçtiği bu çılgınlığın ortasında kendi ‘ev’ versiyonumuzu bulmakla ilgili. Umut ile umutsuzluk arasındaki o ince çizgide yürümek, Malala Yusufzay ve Jina Mahsa Amini gibi kahramanlardan ilham almak, kadınları seven bir kadın olmak, Kürt kökenlerini ve karma bir kimliğe sahip olmanın ne anlama geldiğini keşfetmek hakkında… Tüm bunların ortasında, dünyaya ‘yumuşak’ bir kalple yaklaşabilmenin en radikal eylem olduğuna inanıyorum.”

27 MART: Courtney Barnett – Creature of Habit
(Mom+Pop / Fiction)
Courtney Barnett, üçüncü albümü Things Take Time, Take Time’da pandemi günlerinin ve Milk Records’ı birlikte kurduğu Jen Cloher ile ayrılığının ardından daha yumuşak bir tona yönelmişti. Ardından gelen Anonymous Club belgeseline hazırladığı soundtrack’te ise ambient dokular ve daha deneysel gitar tonlarıyla oyalanmıştı. Milk Records’ın kapanması, Barnett’in Melbourne’dan Los Angeles’a taşınması ve son işlerinde eski yaratıcı kıvılcımın biraz sönük görünmesi yeni albüm öncesi endişe vermiyordu desek yalan olur. Creature of Habit ise bu belirsizliklerin ortasında gelen, sıkı sıkıya tutunan bir albüm. Barnett’in her şeyi ortaya koyduğu hissi güçlü; bir umut kırıntısı bulmak için etrafındaki en küçük işarete bile sarılmaya hazır, albümün ittirici gücü olan anlardan birinde olduğu gibi; tıkanmış hissettiği bir anda bir peygamber devesine (“Mantis”) bakıp yeniden umutlanabilmesi, albümün adı ve temasını doğurmuş. Oldukça küçük bir ekiple kaydedilen albümde Barnett’e uzun süredir birlikte çalıştığı Warpaint davulcusu Stella Mozgawa ve basçı Andrew Sloane eşlik ediyor. Prodüksiyonda ise John Congleton var. Barnett’in dolambaçlı gitarları ve sesli düşünür gibi akan, yer yer kendini iğneleyen sözleri yine en büyük gücü ama Congleton’ın buna eklenen dokunuşlarıyla “Same”de gotik dokulara yaslanan yeni bir tonlar duyulurken, “Stay In Your Lane” ve “Great Advice”ta Barnett’in salaş gitarlarının yerini daha köşeli, post-punk’a göz kırpan riffler alıyor.

27 MART: Fcukers – Ö
(Ninja Tune / GRGDN Müzik)
Shanny Wise ve Jackson Walker Lewis’in prodüktörleri Kenneth Blume’un ortaya attığı bir meydan okuma aracılığıyla resmen sadece iki haftada tamamladıkları, ilk EP’leri Baggy$’den iki yıl sonra olsa da nihayet burada olan ilk resmî uzunçaları. Üç yıllık kısa ama dopdolu serüvenlerinin tüm reflekslerini taşıyan, 2000’ler dans müziğinin dub, techno ve house kodlarını doğrudan ve filtresiz biçimde sahiplenen ikilinin hemen akılda kalan melodileri ve vücuda zerk eden beatleri drum & bass, R&B ve trap’e mahsus girdilerle türlerin hem çeşitli hem de olabilecek en homojen hâlde birbirlerine karıştığı bir 29 dakika sunmakta. Ö an itibarıyla “party starter” tanımını her şeyiyle karşılayan, yılın en iyi dans albümü.

27 MART: Stuck – Optimizer
(Exploding In Sound Records)
Chicagolu ekibin üçüncü uzunçaları hem zeitgeist’tan hem de grubun kendi geçmişinden bolca iz taşıyor. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da takdir edersiniz ki karamsar mı karamsar, anksiyeteden nasibini almış, sinirli ve çaresiz bir kayıt dinliyoruz. Sosyal medyadan, müzik endüstrisinin mevcut durumuna, grubun solisti Greg Obis’in kimlik krizlerine ve bir turneden çıkmanın sıkışık duygu durumuna dair birçok gözlem buluyoruz Optimizer‘da. Önceki iki albümlerine oranla daha melodik bir yaklaşım benimseyen ekibin şarkılarını dinlerken 90’lar ve 2000’ler başlarının rock gruplarından bazı esintiler yakalamak mümkün. Bu yeni yaklaşım grubun sertliğinden bir şey eksiltmezken işitsel evrenine biraz daha oyuncu bir damar ekleyerek taze bir bir dinleme deneyimi yaratıyor.

27 MART: Serpente – Visita do Fogo
(Souk Records)
Serpente mahlasıyla üreten Bruno Silva’nın yeni albümü Visita do Fogo, deneysel elektronik unsurlarla oldukça fiziksel bir enerji taşıyor. Önceki albüm Dias da Aranha’daki daha dağınık ve rüya benzeri atmosferin yerine bu kez daha doğrudan, ritim merkezli bir yaklaşım var. Albüm boyunca kesik beatler, kısa looplar ve keskin geçişler belirleyici oluyor. Sürekli diken üstünde bir dinleyiş vadediyor; hemen hemen her parçada groove tam oturacak gibi oluyor, sonra parçalanıyor ve yeniden kuruluyor.

27 MART: Efe Demiral – Inside Out X: reVisited
(klik sound)
Gitarist ve prodüktör Efe Demiral, ilk albümü Inside Out’un 10. yaşını kutlamak için albümdeki parçaları yeniden düşünme ve bu parçalar ekseninde başka müzisyenlerle diyaloglar kurmaya yönelmiş. Thomas Nordlund, Muaz Ceylan, Mehmet Korkmaz, Çağrı Sertel, Gunnar Halle, Zeynep Oktar, Berkay Küçükbaşlar, Gökalp K ve Görkem Özdemir’in katkılarıyla on yılın ardından yeniden hayat bulan yedi parça, çeşitlenen ses paletleriyle oldukça sürükleyici bir akış vadediyor. Cem Kayıran’ın 2016’da Efe Demiral ile orijinal albüm üzerine yaptığı röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.

27 MART: MEMORIALS – All Clouds Bring Not Rain
(Fire Records)
MEMORIALS’ın ikinci albümü All Clouds Bring Not Rain, ilk anda melodik ve davetkâr şarkılar sunarken dinledikçe yavaş yavaş açığa çıkan katmanlara sahip. Verity Susman ve Matthew Simms tarafından neredeyse tamamen izole bir ortamda üretilen albüm, yapıldığı mekânın ruhunu da taşıyor gibi. Güneybatı Fransa’da ormanın içindeki bir ahıra kurdukları stüdyoda yazılan albümde Susman’ın donuk ama bir anda kırılgan, bir anda vahşi bir tona geçebilen karakteristik vokaline beklenmedik prodüksiyon tercihleri eşlik ediyor. Ortaya hem içe dönük hem de özgür hissettiren, katmanlandıkça genişleyen, detaylarında kaybolmalık, zengin dokulu bir ses dünyası çıkmış.

27 MART: Kalben – Kayıp Aşklar Ülkesi
(Hoş Bir Seda / DMC)
Kalben kariyerinde 10 yılı geride bırakırken beşinci stüdyo albümü Kayıp Aşıklar Ülkesi ile net bir adım atıyor. Albümdeki 13 şarkının tamamının söz ve müziğinin kendisine ait olması, çalışmayı doğrudan kişisel bir kayıt hâline getiriyor. Çıkış teklilerinden “O Ben Olurum”, Güneş Özgeç’in katkısıyla hem düzenleme hem atmosfer açısından dikkat çekici bir ilk adım. Şarkının Amsterdam’da çekilen ve Ömer Faruk Doğan imzası taşıyan klibi de burada.

27 MART: Holy Fuck – Event Beat
(Satellite Services)
Başından beri Holy Fuck’ı Holy Fuck yapan şey, elektronik müzik üretirken elektronik müzik tekniklerini bilinçli olarak sınırlamasıydı. Yani laptop yerine devreler, loop yerine eşzamanlı çalım, programlama yerine fiziksel etkileşimi önceliklendiren bir yaklaşım. Kanadalı grubun altı yıllık aranın ardından yayımladığı yeni albümü Event Beat de bu tutumu devam ettiriyor. Böylesine çok katmanlı kurgularla çiğ duyulabilmeyi başarabilmeleri hâlâ hayranlık uyandırıcı, Matt Schulz hâlâ dinlemesi en büyük heyecan veren davulculardan biri kesinlikle ama onlardan daha önce duymadığımız ya da duymayı beklemeyeceğimiz şeylerle karşılaştığımızı söylemek zor.

27 MART: José González – Against The Dying Of The Light
(City Slang)
José González’in Sony reklam filminde çalan bir The Knife cover’ı ile hayatımıza girmesinin üzerinden 20 yıl geçti. Bu sürede hem solo hem de pek sevdiğimiz grubu Junip ile de güzel işler çıkardı ortaya. Ama sanki 2018’de String Project ile yaptığı turne ve canlı performans kaydı ile bir devri kapamış gibiydi. O dönemden beri González, kanıtlayacağı bir şeyi kalmamış, yönsüz bir müzisyen izlenimi veriyor. Son derece meditatif yeni çalışmasında ise şarkı yazarlığından çok gitarcılığını konuşturuyor. Gitarın özellikle tüm netliğiyle, her dokunuşu hissedebildiğiniz şekilde kaydedilmiş olması albüme güzelliğini veren şey. Ancak eski albümlerini yanında da çok akıllarda kalacak gibi de durmuyor.