A'dan Z'ye: Alternatif 90'lar evreni

İllüstrasyon: Sadi Güran, Gaye Su Akyol

Garbage, Moby, Suede ve Skunk Anansie gibi 90’lara damga vurmuş isimler bu yaz Zorlu PSM sahnesine konuk olurken, dönüp o dönemi şekillendiren kültürel iklime yeniden bakmak için de iyi bir fırsat doğuyor. Basılı müzik medyasının hâlâ yön tayin edebildiği, MTV’nin gündemi belirlediği ve sadık hayran kitlelerinin müzisyenleri ayakta tuttuğu 90’larda alternatif kültür anaakıma hiç olmadığı kadar yaklaştı. 

İşte indie rock’tan rave’e, trip-hop’tan Britpop’a uzanan 90’lar evrenine dair A’dan Z’ye ufak bir tur.


A

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Alice in Chains: Seattle’ın hüküm sürdüğü yıllarda Alice in Chains, grunge kuşağının en karanlık seslerinden biri olarak öne çıktı. “Man in the Box” ve “Would?” gibi hitleriyle döneme damga vuran grup, ağır rifflerin yanına akustik dokular ve derin bir melankoli eklemeyi başardı. Jerry Cantrell ile Layne Staley’nin ortaklığı, 90’ların en güçlü ve en hüzünlü müzikal kimyalarından birini temsil ediyordu.

Acid House: Roland TB-303’ün kıvrak ve hipnotik sesleriyle özdeşleşen Acid House, 80’lerin sonunda filizlenip 90’larda rave hareketinin ruhunu besledi.

Alanis Morissette: Jagged Little Pill ile 90’ların en çok konuşulan albümlerinden birine imza atan Alanis Morissette, kişisel deneyimleri doğrudan ve filtresiz bir dille anlatmasıyla öne çıktı. Alternatif rock’ın anaakımla buluştuğu noktada dönemin en önemli figürlerindendi.

B

İllüstrasyon: Sadi Güran

Blur: Britpop’un kurucu güçlerinden Blur, 90’ların başında yükselen Amerikan grunge’ına karşı İngiliz gündelik hayatını, mizahını ve kültürel kimliğini merkeze alan bir müzik anlayışı geliştirdi. Modern Life Is Rubbish, Parklife ve The Great Escape albümleriyle şekillenen bu yaklaşım, Damon Albarn liderliğindeki grubu dönemin en etkili topluluklarından birine dönüştürdü.

Beastie Boys: Beastie Boys’un 90’lardaki etkisini ve açtığı kapıları bu kısacık alana sığdırmak mümkün değil. Punk sahnesinden çıkıp rap dünyasını dönüştürmeyi başarmış olmaları, yaratıcı sampling yaklaşımları ve mizah anlayışlarının bu mirasın ihtişamında kilit rol oynadığını anmakla yetinelim şimdilik.

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Björk: 90’ların en ayrıksı, en ufku açık vokallerinden ve karakterlerinden olan Björk’ün bugün hâlâ esmeye devam eden İzlanda ve Kuzey mistizmini başlatan kişi olduğunu söylemek yanlış olmaz. 

Britpop: Blur, Oasis, Suede, Pulp ve daha nice İngiliz grubu içinde barındıran, grunge ve müzik piyasasındaki Amerikan hegemonyasına bir cevap olarak çıkıp 90’lara damgasını vuran birkaç önemli müzik akımından biri. 

C

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Chris Cornell: Chris Cornell’in sesi duyulduğunda şarkının kime ait olduğunu anlamak için ikinci bir ipucuna ihtiyaç yoktu. Soundgarden’ın yükselişinden Temple of the Dog’un kült statüsüne uzanan hikâyede Cornell, 90’ların en karizmatik ve eşsiz figürlerinden biri olarak öne çıktı.

CD Walkman: Çantada taşınan bir CD çalar, yanında gezdirilen birkaç favori albüm ve hiç bitmemesi umulan piller… Streaming öncesi müzik dinlemek fiziksel bir meseleydi. Dönemin gençleri için bir arzu nesnesi olan Sony Discman de piyasaya CD Walkman adıyla sürülen ilk modelin bir uzantısıydı.

The Cranberries: Dolores O’Riordan’ın bir “kadın vokalist aranıyor” ilanına yanıt vermesiyle son hâlini alan The Cranberries, 90’ların en sevilen alternatif rock gruplarından biriydi. The Smiths, The Cure ve Siouxsie and the Banshees etkileri taşıyan ilk albümü Everybody Else Is Doing It, So Why Can’t We? ile dikkat çeken topluluk, “Linger” ve özellikle “Zombie” sayesinde dünya çapında bir başarı yakaladı.

D

Deftones: 1988’de California’da kurulan Deftones, 90’lara metal, hardcore, alternatif rock ve post-punk etkilerini yaratıcı biçimde harmanlayan bir sound’la girdi. Chino Moreno’nun özellikle Korn ve Limp Bizkit ile aynı “nu metal” kategorisine yerleştirilmekten rahatsızlık duyduğu bilinir. Around the Fur ve White Pony gibi albümlerle türün sınırlarını aşan bir kimlik geliştirmelerinin ardındaki motivasyon belki de buradan kaynaklanıyordu. 

Daft Punk: Kasklarının ardına saklanan Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo’dan oluşan Daft Punk, 1997’de Homework albümünü yayımladığında elektronik müziğin dili değişmeye başladı. “Fransız elektronik müziği” tamlamasına bir marka değeri kazandırıp sonraki jenerasyonları derinden etkilediler ve müziğin canlı deneyiminin nerelere taşınabileceğine dair örnek teşkil ettiler.

Dinosaur Jr.: Dinosaur Jr. belki 90’larda o kadar göz önünde olan bir grup değildi. Ama 90’lar estetiğini ve ruhunu en iyi özetleyen gruplardan biri oldu her zaman. Onları akranlarından ayrıştıran şey taviz vermeden, umursamadan aynı şeyi yapmaya devam edip karşılığını 2020’lerde fazlasıyla alan nadir gruplardan olması.  

E

Epitaph Records: Bad Religion gitaristi Brett Gurewitz tarafından 80’lerde kurulan Epitaph Records, 90’larda punk ve hardcore sahnesinin en etkili plak şirketlerinden birine dönüştü. L7’dan sonra asıl sıçramasını The Offspring’in Smash albümüyle yapan etiket, punk’ın  popüler kültüre taşınmasında belirleyici bir rol oynadı. Gurewitz’in Bad Religion’dan ayrılarak tüm dikkatini yönelttiği Epitaph; Pennywise, NOFX, Down By Law, Red Aunts, Rancid, SNFU ve Coffin Break gibi gruplarla nadide punk yuvalarından biri hâline geldi.

Eurodance: Dr. Alban, Haddaway, Culture Beat, Snap! ve 2 Unlimited gibi isimlerle özdeşleşen Eurodance, 90’larda Avrupa’nın dünyaya ihraç ettiği en büyük popüler kültür ürünlerinden biriydi. Bugün nostalji listelerinin vazgeçilmezi olan janrın elektronik müziğin kitleselleşmesinde önemli rol oynadığı aşikâr.

Elliott Smith: Either/Or, XO ve Figure 8 gibi albümlerle tanınan Elliott Smith, 90’ların sonlarında bağımsız müziğin en güçlü kalemlerinden biri olarak anılıyordu. Şarkıları büyük anlatılar yerine gündelik kırılganlıklar, başarısızlıklar ve iç çatışmalar etrafında şekilleniyor; bu da müziğine zamana direnen bir içtenlik kazandırıyordu.

F

İllüstrasyon: Sadi Güran

Firestarter: The Prodigy’ye ilk büyük sıçrayışını yaptıran parçanın gücünün dinleyiciye ulaşmasında grubun atan kalbi olarak tanınan, 2019 Mart’ında aramızdan ayrılan Keith Flint’in yeni imajının da payı büyüktü. “Firestarter”, rave jenerasyonuna altın tepsi içinde ikram ettiği leziz punk rock dozuyla The Prodigy’yi ilk uluslararası hitine kavuşturdu ve Garbage’ın “Stupid Girl”ü ve No Doubt’un “Don’t Speak”iyle 1996 yılının en sarsıcı hitlerinden biri oldu.

The Prodigy’nin PSM Loves Summer serisi kapsamında 7 Ağustos’ta gerçekleşecek konserinin biletleri burada.

Fugazi: 90’ların indie rock ve punk sahnesinde birçok grup Fugazi gibi duyulmak istiyordu; daha da fazlası Fugazi gibi davranmak istiyordu. Washington D.C. çıkışlı grup; düşük bilet fiyatları, büyük şirketlere mesafeli duruşları ve tavizsiz etik anlayışlarıyla bağımsız müziğin nasıl üretilebileceğine dair kalıcı bir model oluşturdu. 

G

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Garbage: Garbage’ın müziğinde her şey biraz yapay, biraz organik, biraz kirli ve biraz kusursuzdu. Grunge sonrası dönemin stüdyo teknolojilerini pop sezgisiyle birleştiren grup, alternatif müziğin daha incelikli bir yöne evrilmesinde önemli rol oynadı. “Only Happy When It Rains”, “Stupid Girl” ya da “I Think I’m Paranoid” kadar 90’ları anlatan çok az şarkı vardır.

3 Temmuz’da Zorlu PSM Turkcell sahnesinde gerçekleşecek Garbage konserinin biletleri burada.

Grunge: Kelime anlamı “kirli, değersiz” olan grunge, 80’lerin sonunda Seattle çevresinde şekillenen ve Nirvana, Soundgarden, Pearl Jam, Alice in Chains ile özdeşleşen müzik hareketine verilen isimdi. Eski Melody Maker yazarı Everett True’ya göre terim ilk kez 1988’de Sub Pop tarafından, Green River’ın tanıtım metninde dikkat çekici biçimde kullanıldı. Nevermind, Ten, Dirt ve Superunknown gibi albümlerle 90’ların baskın rock sounduna dönüşen grunge’ın en büyük yüzü Kurt Cobain ise Nirvana’nın yaptığı müziğin bu etiketle anılmasından hiçbir zaman hoşlanmamıştı.

Girl Power: 90’ların en başarılı pazarlama sloganlarından biri olarak görülse de Girl Power, aynı zamanda kadınların görünürlüğü ve özgüveni üzerine kurulu daha geniş bir kültürel dalgayı temsil ediyordu. Pop dünyasında Spice Girls ile özdeşleşen ifade, alternatif müzikten modaya kadar pek çok alanda yankı buldu.

H

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Hole: Courtney Love’ın 1989’da kurduğu ve 90’ların en önemli kadın fronted ekiplerinden birine dönüşen Californialı grup. Hole’u en özel kılan unsur, Courtney Love’ın dipleri korkusuzca eşeleyen şarkı yazımıyla dinleyiciye aynı anda geçirdiği öfke ve hassasiyetti.

High Fidelity: Plak dükkânları, karışık kasetler ve bitmek bilmeyen “en iyi beş” listeleriyle 90’lar müzik takıntısının sinemadaki en başarılı yansımalarından biri olan Nick Hornby uyarlaması. The Beta Band sahnesine de yeri gelmişken bir kalp daha bırakalım.

I

Indie Rock: Bugün çoğu zaman bir müzik türü gibi kullanılsa da indie rock, kökeninde bağımsız üretim ve dağıtım anlayışına dayanan bir tavrı ifade ediyordu. 90’larda Pavement, Liz Phair, Sebadoh ve Guided by Voices gibi isimlerin temsil ettiği lo-fi estetiği, ticari kaygılardan uzak üretim idealiyle anılsa da bağımsızlık kavramının sınırları üzerine süren tartışmalar hiçbir zaman sona ermedi.

IDM: 90’lar boyunca kulüplerden çok kulaklıklarda yaşayan IDM (Intelligent Dance Music), dans müziğinin kalıplarını bozarak elektronik müziği daha deneysel alanlara taşıyan bir hareketti.

J

Jarvis Cocker: Jarvis Cocker, glam rock’tan new wave’e, disco’dan indie rock’a zenginliklerle dolu bir ilham havuzundan beslenen Pulp’ı henüz 15 yaşındayken, ta 1978’de kurmuştu. Fakat grubun geniş kitlelere ulaşması majör bir plak şirketiyle el sıkıştığı ilk albüm His ‘n’ Hers (1994) ve ardından efsanevi Different Class (1994) ile oldu. 

Jamiroquai: “Virtual Insanity” ile 90’ların en unutulmaz kliplerinden birine, “Cosmic Girl” ile de en kalıcı hitlerinden birine imza atan Jamiroquai, gitar müziğinin manşetleri kapladığı yıllarda funk’ı yeniden popüler kültürün merkezine taşıdı.

K

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Kim Gordon: Kim Gordon’ın etkisini yalnızca Sonic Youth ile açıklamak mümkün değil. Alternatif rock, çağdaş sanat ve moda arasında kurduğu köprü sayesinde zamanının ve parçası olduğu kültürün en belirleyici figürlerinden biri oldu. Aradan geçen onca yıla rağmen bugün de yeni seslere, yeni fikirlere ve yeni ifade biçimlerine alan açmaya devam ediyor.

Korn: 90’lara sığdırdığı dört albümle “nu metal” denince akla gelen ilk isim oldu Korn. Düşük akortlu gitarlar, kulak zarına çarpan slap baslar ve kişisel sözlerle bir kuşağın öfkesine ses olduklarını da rahatlıkla söyleyebiliriz.

İllüstrasyon: Sadi Güran

Kathleen Hanna: 90’ların ilk yarısında yeşeren feminist riot grrrl hareketinin sözcülerinden, Bikini Kill ve Le Tigre gruplarının kurucusu olan ve solo projesi Julie Ruin ile de tanınan Amerikalı müzisyen, aktivist ve sanatçı. K Records ve Kill Rock Stars gibi plak şirketlerinin evi olan, politik bilinci yüksek ve D.I.Y. kültürünü sahiplenen, meşhur Olympia sahnesinin baş kahramanlarından biri.

L

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

Losing My Religion: Yalnızca R.E.M.’in; 90’ların da tartışmasız en büyük şarkılarından biri. Minör yapısı ve alışılmış anlamda bir nakarat içermemesi nedeniyle plak şirketi tarafından başlangıçta şüpheyle karşılandı. Oysa Peter Buck’ın mandolinde bestelediği o unutulmaz riff ve Tarsem Singh imzalı rüya-vari klibi, şarkıyı döneminin kültürel hafızasına kazıdı.

Lollapalooza: 1991’de Perry Farrell tarafından kurulan Lollapalooza, alternatif kültürün en görünür vitrinlerinden birine dönüştü. Hangi grupların geleceği şekillendireceğini görmek isteyenlerin baktığı yerlerin başında Lollapalooza posterleri geliyordu.

M

MTV: 90’ları MTV olmadan anmak imkânsız. Bu sadece bizim için değil; MTV yayınına o dönem erişimi olan tüm ülkeler için geçerli. Algoritma yokken MTV vardı ve işini iyi yapıyordu. 80’lerde yayına başlamış olsa da zirvesini 90’larda yaşadı. Video klip kültürünü MTV başlattı; sayısız ismi, sayısız tek hitlik grubu onlar meşhur etti. MTV olmasaydı Number One ve Dream TV de olmazdı.

Moby: Elektronik müziğin yeraltından çıkıp geniş kitlelere ulaşmasında pay sahibi isimlerden biri Moby’ydi. Özellikle Play; reklamlar, diziler ve filmler aracılığıyla 90’ların sonunda müziğin dolaşıma girme biçimini değiştiren albümlerden biri oldu.

29 Haziran’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Moby konserinin biletleri burada.

N

İllüstrasyon: Sadi Güran

Nirvana: Kurt Cobain ve Krist Novoselic tarafından 1987’de Aberdeen’de kurulan, en uzun soluklu davulcusu Dave Grohl olan efsanevi grup, istemeyerek grunge’ı icat etti. 1994’te Kurt Cobain’in intiharıyla son bulan muazzam Nirvana külliyatı dışlananlar, sevilmeyenler, itilenler ve yanlış anlaşılanların müziği olmaya devam edecek.

Napster: Bir kuşağın yeni müzik keşfetme biçimini değiştiren Napster, plak şirketleriyle internet kültürünü ilk kez büyük ölçekte karşı karşıya getirdi. CD devrinin sonunu başlattığını söylemek de mümkün tabii. 

İllüstrasyon: Gaye Su Akyol

No Doubt: Ska, punk ve pop’un aynı şarkıda buluşabileceğini gösteren grupların başında No Doubt geliyordu. Orange County çıkışlı ekip, Gwen Stefani’nin yıldızlaşmasını sağlayan Tragic Kingdom ile 90’ların en büyük çıkışlarından birine imza attı. “Don’t Speak” adlı şarkıyı duymuş olabilirsiniz…

O

Oasis: Manchester’da 90’ların ilk yarısında kurulan, Blur ve Suede ile birlikte Britanya gitar popunun listebaşlarına taşınmasının en büyük sorumlusu olan grup. Noel Gallagher çok iyi bir şarkı yazarıydı. Liam Gallagher’ın hayattan tek isteği bir rock yıldızına dönüşmekti. Ve Oasis’in hikâyesi ezilenlerin pop dünyasında yakaladığı büyük başarının hikâyesi olarak okundu.

Outkast: André 3000 ve Big Boi ikilisi, 90’ların ikinci yarısında hip hop’ın coğrafyasını değiştiren gruplar arasındaydı. “Rosa Parks”, “Aquemini” ve “ATLiens” gibi hit parçalarla Atlanta, rap haritasının merkezlerinden birine dönüştü.

One Hit Wonder: “Tek Hitlik Yıldız” yani tek şarkıyla ünlü olup gerisini getiremeyip sessiz sedasız kaybolan gruplar ve müzisyenler… Elbette bu olgu günümüzde hâlâ var ama bu işin arşa vardığı dönem 90’lardı. 4Non Blondes’dan Crash Test Dummies’e, Wallflowers’tan Joan Osbourne’a kendi içinde bir evrendir 90’ların One Hit Wonder’ları. 

P

PJ Harvey: Solo kariyerine 1991’de başlayan PJ Harvey, 90’lar alternatif rock infilakına en ilham verici şarkı yazarlarından biri olarak adını yazdırdı. Karanlık, şiirsel ve türler arasında dolaşan müziği bugün hâlâ yeni kuşaklar üzerinde etkisini sürdürüyor.

Portishead: Trip-hop akımının kurucu güçlerinden biri olarak kabul edilen Bristol çıkışlı Portishead, elektronik müziğin duygusal ve sinematik tarafını görünür kılan grupların başında geldi. Melankoliyi stil sahibi bir ses evrenine dönüştüren topluluk, Dummy ve Portishead albümleriyle 90’ların en taklit edile(meye)n sonik evrenlerinden birini yarattı.

Pavement: Sadece müzik yazarları değil; müzisyenlerce de 90’ların en 90’lar grubu belki de Amerikalı alternatif rock topluluğu Pavement’tır. Grunge’ın ölümcül griliğinin yanında kayıtsız görünen tavrı, zekice sözleri ve lo-fi estetiğiyle alternatif müziğin yönünü değiştirdiler.

R

Radiohead: Ergenlikten yetişkinliğe geçişini 90’larda yaşayan ve alternatif rock’ı milenyuma hazırlamada büyük rol üstlenen İngiliz grubun tartışmasız en büyük hamlesi 1997’de OK Computer ile geldi. Günümüzde kimi hamleleriyle ister istemez yüz ekşitmeye sebep olsalar da zamanını tanımlayan gruplardan biri olduklarına şüphe yok.

Riot Grrrl: Riot Grrrl, 90’larda punk’ın politik damarını yeniden canlandıran feminist bir hareketti. Fanzinler, DIY kültürü ve bağımsız sahneler etrafında örgütlenen bu yaklaşım; Bikini Kill, Bratmobile, Heavens to Betsy ve L7 gibi gruplar aracılığıyla kadınların kendi seslerini duyurabilecekleri alanlar yarattı. Hareketin müzik üzerindeki etkisi kadar, cinsiyetçilik ve temsil meselelerini görünür kılması da kalıcı bir miras bıraktı.

Rave: Elektronik müzik etrafında şekillenen; özgürlük, kolektif deneyim ve sabaha kadar dans fikrini merkeze alan 90’lar gençlik hareketi. 

S

İllüstrasyon: Sadi Güran

Skunk Anansie: Irk, cinsiyet, kimlik ve sınıf meselelerini doğrudan şarkılarına taşıyan Skunk Anansie, 90’lar Britanya’sının en politik rock gruplarından biriydi. “Weak” ve “Hedonism” gibi parçalarla geniş kitlelere ulaşan grup, Skin’in etkileyici vokali ve sahnedeki tartışmasız karizmasıyla dönemin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu.

PSM Loves Summer kapsamında 30 Temmuz’da gerçekleşecek Skunk Anansie konserinin biletleri burada.

Seattle: Çok az müzik türü bir şehri meşhur edebilmiştir. Ya da tam tersi. Grunge’ın doğum yeri, sayısız dizinin, filmin, albümün ilham kaynağı Seattle 90’ların başkentidir.  

İllüstrasyon: Sadi Güran

Smashing Pumpkins: 90’lar alternatif müzik tahtının gediklisi olan Smashing Pumpkins, anaakımı domine etmeye ikinci albümü Siamese Dream ile başladı ve 1995 tarihli epik double albüm Mellon Collie and the Infinite Sadness ile zirveye taşındı. Smashing Pumpkins müziği; gençliğin melankolisi, dünyaya yabancılaşma ve kimlik arayışı odaklı bir külliyat bıraktı bu yıllara.

Suede: Britpop denince akla ilk Oasis ve Blur gelse de fitili ateşleyen grubun Suede olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. Brett Anderson’ın yıldız karizması ve Bernard Butler’ın romantik gitarları, 90’ların başında İngiliz gitar müziğine yeniden heyecan kazandırdı.

Gitarist Richard Oakes’la 17 Temmuz İstanbul konserleri öncesinde yaptığımız röportaja buradan, konserin biletlerine de buradan ulaşabilirsiniz.

T

Tori Amos: Y Kant Tori Read’in ardından solo kariyerine yönelen Tori Amos, Little Earthquakes ve Under the Pink ile 90’ların en dikkat çekici alternatif müzisyenlerinden biri oldu. “Cornflake Girl” döneminde MTV’nin yıldızlarından biri olarak görülen Amos, piyano merkezli yaklaşımı ve tabu kabul edilen konuları ele alış biçimiyle dönemdaşlarından ayrıldı.

Trip-hop: Kulüpler için fazla yavaş, rock için fazla elektronik, hip hop içinse fazla melankolik. Trip-hop tam olarak bu belirsizliğin içinde parladı; Massive Attack, Portishead, Thievery Corporation ve Tricky gibileri, 90’ların en etkili müzikal evrenlerinden birini yarattı.

U

Unplugged: MTV’nin 90’lara damga vuran televizyon serilerinden Unplugged, müzisyenleri akustik düzenlemelerle sahneye çıkarıyordu. Birçok performans daha sonra albüm olarak yayımlandı. Özellikle Nirvana’nın 1993’te kaydedilip 1994’te yayımlanan performansı kült statüsüne ulaştı.

V

İllüstrasyon: Sadi Güran

Vs.: Pearl Jam’in ilk albüm Ten ile yakaladığı benzersiz ivmenin ardından 1993’te yayınlanan ve rock’n’roll tarihinin en başarılı ikinci albümlerinden biri olarak kayıtlara geçen uzunçalar. “Go”, “Animal”, “Rearviewmirror” ve elbette “Daughter”, grubun külliyatının başyapıtları arasındaki yerini koruyor.

Velvet Goldmine: Todd Haynes imzalı Velvet Goldmine, 90’larda glam rock mirasını yeniden keşfeden ve yeni kuşaklara taşıyan kült filmlerden biriydi. David Bowie, Iggy Pop ve Lou Reed’in hayaletleri arasında dolaşan film, müzik kadar kimlik ve özgürlük başlıklarına da temas ediyordu.

Veruca Salt: Nina Gordon ve Louise Post’un liderliğindeki Veruca Salt, 90’ların alternatif rock haritasında önemli bir yere sahipti. Grunge’ın etkilerini taşısalar da melodik yaklaşımı ve güçlü pop sezgisiyle kendi kimliklerini oluşturmayı başardılar.

Y

Y Kuşağı: 80’lerin başı ile 2000’lerin başı arasında doğan kuşağa verilen isim. 90’ların alternatif müzik, internet ve popüler kültür patlamasını hem tüketen hem de şekillendiren millenniallar, bugün hâlâ dönemin kültürel mirasının en önemli taşıyıcıları olarak görülüyor.

Z

Zack De La Rocha: Tom Morello, Tim Commerford ve Brad Wilk ile birlikte kurduğu Los Angeleslı rock grubu Rage Against The Machine ile “popüler 90’lar rock” etrafında oluşturulmaya çalışılan nihilizm algısını parçalayan müzisyen, aktivist.