A’dan Z’ye: SLY STONE (1943-2025)
Yazı: Dalya Turunç
Pop’un gömlek iliklerini funk’la gevşeten, elektroniği ruhla harmanlayan ve sahnede gölgelerle konuşan bir figür: Sly Stone. 1960’ların sonu ile 70’lerin başına damga vuran Sly and the Family Stone, yalnızca dönemin müzik akımlarını değil; kültürel altüst oluşlarını da yansıtmanın ötesine geçti, onları biçimlendirdi. Kolektif bir ütopyayı funk riffleriyle inşa etmeye çalışan Sly Stone, geçtiğimiz haziran ayında 82 yaşında hayatını kaybetti.
Müzik tarihinin en kendine özgü figürlerinden biri olan Sly Stone’un kariyerinden satırbaşlarını ve açtığı kapıları yeniden anımsamak için bir sözlük hazırladık.
*Bu yazı, Bant Mag. Temmuz – Ağustos 2025 sayısında yayımlanmıştır.
Autumn Records
Sly Stone, San Francisco’nun 1960’lardaki hareketli müzik kültürüne ayak uydurarak ilk gurubu The Viscaynes’i kurdu. Viscaynes’in San Mateo ve çevresinde giderek popülerleşmesi ve Sly’in hem prodüksiyon hem beste yapmaktaki yeteneğini fark eden Autumn Records, ona prodüktör olarak etiketle çalışmasınıı teklif etmiş. Küçük olmasına rağmen iyi bilinen bir plak şirketi olan Autumn Records; Beau Brummels, The Charlatans ve The Mojo Men gibi ilk jenerasyon California gruplarının da evi olarak biliniyor. Stone’un Autumn Records’ta çalıştığı süreçte liste başarısına ulaşan ilk prodüksiyonu, Bobby Freeman’ın dönemin atmosferini yakalayan 1964 tarihli parçası “C’mon and Swim” parçası oldu.
BeatBox
1966’da Sly kendi grubu ile abisi Freddie’nin Freddie and The Stone Souls adlı grubunu birleştirerek Sly and the Family Stone’u hayata geçirdi. Az bilinen enstrümanlara ve stiller arası geçirşlere kendini çok çabuk adapte etmesiyle bilinen müzisyen, aynı zamanda gitar, piyano, bas gitar ve mızıkayı ustaca çalıyordu. 1970’lerde grubun davulcusu Gregg Erico, There’s Riot Goin’ On albümün kayıtları sırasında Stone’un telefonlarına çıkmamaya başlamış. Bunun üzerine davulcusunu kaybettiğini anlayan müzisyen, çözümü o zamanların yeni teknolojisi olan Maestro Rhythm MRK-2 adlı ilk BeatBox ritim makinesini kullanmayı öğrenmekte bulmuş!
Chris Borden School of Broadcasting
Stone, 19 yaşındayken San Francisco’daki Chris Borden School of Broadcasting okulunda DJ ve yayıncılık eğitimi aldı. 1970’teki Rolling Stones profilinde, “Herşey içgüdüye bağlıydı. Eğer bir Ex-lax reklamı yapacaksam, tuvalet sesi kullanırdım.” diyerek programlara olan yaklaşımını anlatıyor. DJ kariyerinin başlangıcından sonra San Mateo ve Oakland bölgelerinden Siyah topluluklara hitaben genellikle soul ve R&B müzik çalan istasyonlarda çalışmış. Müzisyen, 60’lar ABD’sindeki ırkçı ve ayrımcı kalıplara karşı çıkan ideolojileriye yayınlarında The Beatles, Bob Dylan ve Lord Buckley gibi Siyah olmayan müzisyenlerin kayıtlarına da yer vermiş. Otobiyografisinde DJ’lik kariyeri boyunca sahiplendiği yenilikçi yaklaşımı hakkında anlattıkları, yaklaşımını özetliyor: “Bazı KSOL dinleyicileri bir R&B istasyonun beyaz müzisyenlerine yer vermemesi gerektiğini düşünüyordu. Bu bana çok mantıklı gelmiyordu; benim için müziğin rengi yoktu. Yalnızca notalar, sesler ve fikirleri görüyordum”.
Doo-woop
Asıl ismi Sylvester Stewart olan Sly Stone, Sly lakabını bir lise arkadaşının ismini yanlış yazması ile almış. Daha 17 yaşındayken katıldığı The Viscaynes adlı doo-wop grubu, müzisyenin Family Stone’daki çok yönlü estetiğinin temellerini attığı yer oldu. San Francisco’daki Geary Theater’ın alt katında parçalarını kaydeden The Viscaynes, 1950’lerde doo-wop tarzının yavaş ve melodik karakteristiklerini kendi stillerine uyarladı ve 1961’de “Yellow Moon” adlı parçalarıyla lokal radyo istasyonlarında ün kazandı. The Viscaynes’in üyelerinin farklı ırklardan olması Sly’ın genç yaşta bile kalıpların dışına çıkan adımlar attığını gösteriyor.

Everyday People
“Everyday People”, Sly and The Family Stone’un Billboard 100 listelerinde zirveye ulaşan ilk parçası oldu. Zamanını tanımlayan parçalardan biri olan “Everyday People”, 1969 senesinde dört hafta boyunca bir numara olarak yerini korudu. Ütopik temalar arasında gezinen şarkı, zamanında pek benzeri olmayan, eklektik bir kalıba imza attı. İyimser hatta zaman zaman çocuksu diyebileceğimiz sözleri, Stone’un boğuk ve gür vokalleriyle beraber türler arası bir dans deneyimine götürüyor. 2016’da, ABD’de okullardaki müzik eğitimini yaygınlaştırmak adına faaliyet gösteren Turnaround Arts organizasyonunun girişimiyle, aralarında Jack Johnson, Keb’ Mo, Jason Mraz, Paula Abdul ve Chad Smith gibilerinin de yer aldığı bir grup müzisyenin öğrenciler eşliğinde “Everyday People”ı seslendirdiği bir kampanya filmi de çekilmişti. Buradan izlenebilir.
Freddie ve Rose Stone
Çocukluklarından beri beraber kayıt yapan üç kardeş, müzik kariyerlerini Sly and the Family Stoneile başka boyutlara taşımayı başardı. Gerçek ismi Frederick Stewart olan Freddie Stone, Sly and the Family Stone’da gitar sololarıyla; kız kardeş Rose Stone ise karakteristik vokalleriyle tanınıyor. 1970’lerin sonunda Sly’ın bağımlılıkla mücadelesinden ve psikolojik problemlerinden dolayı grup yavaş yavaş dağılmaya başladı. Family Stone’un devamının gelmesinin zorlaştığını gören Freddie de ayrılma kararını verip Motown Records ile kısa süreli bir kayıt anlaşması yaptı. Sly and the Family Stone’un hızla gelen şöhreti ve iç karışıklıkları üzerine Freddie daha sakin bir hayata çekilmeye karar verdi ve 1988’de küçüklüğünde yaşadığı şehre geri döndü. Pentekostal kilisede büyüyen Freddie, bugün amcasının Vallejo’daki kilisesinde Pastör rolünü üstleniyor. Rose ise 80’ler ve 90’larda Micheal Jackson ve Ringo Starr gibi isimlerle beraber çalıştı, 2010’larda Elton John’un orkestrasına katıldı.
Gospel
Sly’ın politik eleştirileriyle beraber bir araya gelen enerjik besteleri, gospel ile özdeşleşen ilahi melodileri funk’ın ritmiyle ve psikedelik rock’ın deneyimsel kalıplarıyla birleştirdi. Gospel müziği Sly, Freddie ve Rose için müzik kariyerlerinin ilk adımları oldu. Çocukken ailelerinin Vallejo’daki lokal kilisesinde gospel şarkıları kaydetmeye başlayan üç kardeş, Sly and the Family Stone şarkılarında da hep gospel armonilerine ve tarzın büyük bir karakteristiği olan yalın vokallere yer verdi. Cesur sonik açılımlarıyla Marvin Gaye, Stevie Wonder ve Miles Davis gibi isimlerin türler arası keşiflerine öncülük ettiler.
Hareket hâlinde olmak
Uzun yıllar ortalıkta gözükmeyen Sly’ın 90’ların sonunda evsiz olduğuna dair söylentiler giderek yaygınlaşmıştı. Müzisyen 2023’te yayımlanan Thank You (Falettinme Be Mice Elf Agin) adlı otobiyografisinde bu konuya açıklık getiriyor. İddiaların asılsız olduğunu belirten müzisyen, kendi tercihiyle bir karavan satın aldığını ve orada yaşadığını anlatıyor. Kitap vesilesiyle The New York Post’a verdiği bir söyleşisinde finansal durumunun yaşam stiliyle bir alakası olmadığını açıklamak zorunda kalan Sly, “Küçük karavanımı seviyorum. Yerleşik hayata geri dönmek istemiyorum sadece. Tek bir yerde sıkışıp kalmaktan hiç hoşlanmıyorum. Hareket hâlinde olmam lazım.” sözleriyle konuya bir nokta koydu.
İnziva
1970’te, yani grubun ün ve başarı anlamında en yüksek döneminde, sahnede olmayı kaldıramamaya ve ortalıktan sık sık kaybolmaya başlamış Sly Stone. Gazeteci Roy Carr’ın 1971’de tanık olduğu bir olay, müzisyenin psikolojik sıkışıklıklarını aydınlatıyor: “Bir dönem Sly’ın sahneye çıkması garanti olsun diye odaya kilitlenmek zorundaydı… Ancak bir konser başlamak üzereyken odasına girdiklererinde o orada yoktu. Sonunda Sly’ı pasaport kontrolünde bulduk.” Carr’ın anlattığına göre Amsterdam’a alışverişe gitmek üzere olduğu açıklamasını yapan Sly, “Seyircilere beklemelerini söyleyin” de demiş. 80’ler ve 90’larda nadiren insan içine çıkan Sly, uzun bir aradan sonra 2006’da Grammy Ödül Töreni’nde kısa bir performansla sahnelere geri döndü. Grubunun anısına düzenlenen konserde çarpıcı bir sarı saç modeli ve gümüş kabanıyla sahneye çıkıp kısa süre synthesizer eşliğinde “I Want to Take You Higher” parçasını söyledi ve şarkının sonu gelmeden sahneden ayrıldı.

Soldan sağa: Cynthia Robinson, Jerry Martini, Freddie Stone ve Larry Graham
Kaynak: Rolling Stone
Jerry Martini
Grubun beyaz üyelerinden olan saksafoncu Jerry Martini, zaman zaman Sly’ı eleştirmiş olsa da onu en sıkı savunan kişilerden biriydi. Martini’nin Sly and the Family Stone’da geçirdiği dönemlerinden bahsettiği röportajları okudukça, Sly’a olan hayranlığı ve takdiri çok net anlaşılıyor. Müzisyen bir söyleşisinde Sly’ın inzivaya çekilmesi ve yaşadıklarının mirasını gölgelemesine isyan etmişti: “İnsanlar neden Sly’ın yaptığı şeyleri düşünmüyor? Müzik dünyasına ve insanlara çok fazla şey sundu. Neden herkes madde kullanıma, ona buna takılıyor?”The Guardian’da yayımlanan 2012 tarihli bir başka söyleşisinde ise Sly için “Tanrı’dan sonra hayatımı en çok etkileyen ikinci kişi oldu” diyerek minnetini bir kez daha dile getirmişti. Grubun dağılmasının ardından Sly ile çalışmalarını devam ettiren Martini, 1975’te çıkan solo Sly Stone albümü High On You’daki bazı parçalarda saksafon çalmıştı.
Kültürel isyan
Sly, 60’ların vahşi ve karamsar atmosferine elinden geldiğince şarkılarıyla, enerjisiyle, sözleriyle karşı çıkmış. Bestelerinin yanı sıra Siyah kültürüne yönelik pozitif mesajları ve korkusuz protestoları, müzik tarihinde kendine özgü bir yer edinmesinin ardındaki başlıca sebeplerden biri. Beyaz, Siyah, kadın ve erkek müzisyenlerin ilk defa bir grup olarak bir araya gelmesini sağlayan Sly, riskli ve cesur vizyonlarını grubuyla beraber hayata geçirdi. Grubun davulcusu Gregg Errico, 2015’te Rolling Stone’da yayımlanan söyleşisinde, “Birbirimize baktığımızda Sly’ın ne yapmaya çalıştığını hızlıca anladık. O zamanlar protestolar vardı. Böyle bir müzik grubunu bir araya getirmesi bize çok havalı ve doğal geliyordu ama tabii bazı insanlar ise bu durumu bir tehdit olarak algılıyorlardı.” diyerek durumu özetliyor.
Laugh, Laugh
1965 yılında kaydedilen Beau Brummels’ın “Laugh, Laugh” parçası, Sly Stone’un San Francisco’da bir prodüktör olarak büyük plak şirketlerinin radarına girmesine vesile oldu. Genellikle folk-rock tarzında parçalarla tanınan Beau Brummels, Sly’ın keskin içgüdüleri sayesinde yeni bir ifade ve ses geliştirdi demek mümkün.”Laugh, Laugh”, 1994’te Rock and Roll Hall of Fame’in “Rock’n’roll’u Şekillendiren 500 Şarkı” derlemesinde yer aldı.
Mücadele
Ed Sullivan Show’daki çarpıcı performanslarının ardından Sly and the Family Stone’un popülaritesi âdeta patladı. Grubun 1970’te Beverly Hills’te bir eve taşınma kararı, ilk bakışta yaratıcı üretimi hızlandırmak ve üyeler arasındaki bağı güçlendirmek gibi olumlu niyetler taşıyordu. Ancak aynı çatı altında yaşamak, sadece müziğin değil; kişisel çatışmaların ve bireysel krizlerin de merkezini bu eve taşıdı. Bu dönemde Sly Stone’un madde bağımlılığı derinleşti. Müzik kariyerindeki ivmeye rağmen, şöhretin getirdiği baskı ve sektörel kontrol mekanizmaları, onun üzerinde yıkıcı bir etki bıraktı. Kendini stüdyodan ve grup arkadaşlarından giderek soyutlamaya başladı. Art arda beş konseri kaçırması, yalnızca hayranları değil; plak şirketi, menajerleri ve grup üyeleriyle olan ilişkilerini de zedeledi.Parlak vizyonuyla dönemin müzik dünyasını şekillendiren Sly, aynı zamanda sistemin içsel baskılarıyla başa çıkmakta zorlanan kırılgan bir figüre dönüştü. İçsel çatışmaları, kariyerinin ilerleyen yıllarını belirleyecek sorunların tohumlarını attı.
Newport Jazz Festival
Sly and the Family Stone’u benzersiz kılan sihir, ilk olarak dönemin gençlik kültürünün kalbinde olan müzik festivallerinde belli olmaya başladı. Nitekim grubun Newport 1969 performansı, yalnızca müzikal olarak değil; kültürel, teknolojik ve politik anlamda da bir dönüm noktasıydı. Sahneye taşınan vizyon, müzikal çeşitlilik, entegrasyon ve toplumsal mesajlar; tarihi açıdan çarpıcıydı. Matt Brennan’ın kaleme aldığı “Failure to Fuse” (2007) başlıklı akademik makale, bu performansı “caz ‑ rock kültür savaşı”nın sembolü olarak değerlendiriyor. Festivalin An Evening of Jazz‑Rock sahnesinde gerçekleşen performans, müzik sektöründe bu iki müzikal kültürün nasıl harmanlanabileceğine dair anlamlı tartışmaların başlaması adına bir mihenk taşıydı.
On the Battlefield
Sly’ın müzik kariyerinin daha yaşı çift hanelere ulaşmadan başlamış! Kardeşleri Freddie, Rose ve Vet ile oluşturdukları The Stewart Four adlı gospel gruplarının ilk şarkısı “On the Battlefield”, Sly daha 8 yaşındayken kaydedilmiş. B-yüzü şarkısı “Walking in Jesus’ Name” ile 1950’lerde 100 adet 78 RPM plağa basılan gospel kaydı, Church Of God In Christ etiketiyle basılmış ilk plak olma özelliği taşıyor. Söz konusu iki parça, çocuk yaşta ruhunu müziğe veren Sly Stone’un yoğun bir dini atmosferde yankılanan nadir kayıtlarından biri. Ayrıca ileride geliştireceği funk, soul ve toplumsal söylemlerin kökenlerini, dini motiflerin yaratıcı bir şekilde içselleştirilmesiyle göstermesi açısından önemli.
Protest üslup
Sly, korkusuz bir şekilde, ne hissettiğini ve düşündüğünü müziği aracılığıyla filtrelemeden aktaran bir figür oldu her zaman. Protest şarkıları, çoğu zaman alışılmadık bir iyimserlik ve umut dolu sözler eşliğinde cesaret veren mesajlar aktardı. Sly and the Family Stone, 1960’larda başlayan Amerikan iç savaşı sırasında Siyah topluluklara yönelik ayrımcı ve ırkçı politikalara usanmadan şarkılarıyla cevap vermeye devam ederek toplumun sesi ve ümidi oldu. 1969’da çıkan Stand! albümünün ikinci şarkısı olan “Don’t Call Me N—–, Whitey”, bu konuda en iyi örneklerden. Irksal hakaretleri olduğu gibi metne taşıyarak dinleyiciyi rahatsız etmeyi göze alan bu kayıt, yalnızca Siyahların uğradığı ayrımcılığı değil; bu dilin karşılıklı kullanımının yaratacağı yozlaşmayı da mesele ediyor. Ağır ve hipnotik groove eşliğinde tekrarlanan sözler, bir protesto marşından ziyade sosyal bir döngünün sonsuz tekrarını simgeliyor. Söz konusu şarkı, müzik yazarı Andrew Darlington’ın 2014’te yayımlanan Sly Stone biyografisinin de ismiydi.

Rock & Roll Hall of Fame
1993’te Sly and the Family Stone’un Rock & Roll Hall of Fame’e katıldığı törende grubu takdim etmekle görevlendirilen George Clinton, “Onlar, gelmiş geçmiş en iyi funk grubu. Sly aklıma gelen en iyi vokalist ve besteci…” dediği konuşmasında grubun aynı odada bir araya gelmiş olmasına da esprili bir şekilde temas etmişti. Clinton sözlerini “Daha fazla açıklama yapmaya çalışmak mantıksız olur, çünkü Sly and The Family Stone’u tarif etmek için yeterli kelimeler yokç” diyerek sonlandırdı ve o dönem gözlerden uzak yaşamını sürdüren Sly Stone, epey kısa bir teşekkür konuşması yapıp “yakında görüşmek üzere” diyerek sahneyi terk etti.

Sly Lives! aka the Burden of Black Genius
Sly Stone’un Siyah topluluklar üzerinde olan kültürel etkisini, kariyeri boyunca değişkenlik gösteren psikolojisini ve yaşamına dair seçimlerini anlamak için Grammy ve Oscar ödüllü müzisyen Questlove’ın belgeseli Sly Lives! Aka the Burden of Black Genius son derece yardımcı bir kaynak. Onun kadar yetenekli ve karizmatik bir müzisyenin, neden finansal uçurumlara sürüklendiğini, madde bağımlılığıyla nasıl mücadele verdiğini ve dönemin koşullarında Siyah bir ünlü olmanın beraberliğinde getirdiği ruhsal ve toplumsal yüklere nüanslı ve empatik açılardan değiniyor. Queslove’ın kendisinin yönlendirdiği söyleşiler, çoğu belgeselin yakalamakta zorlandığı o samimi ve yalın anlatıyı başlıca yaratıyor. 2025 başlarında Sundance Film Festival’da prömiyer yapan filmi Disney+ kataloğunda izleyebilirsiniz.
There’s a Riot Goin’ On
Grubun Beverly Hills’de geçen çalkantılı dönemlerinden çıkan nadir ancak son derece etkili albümlerinden biri olan There’s a Riot Goin’ On, Kasım 1971’de yayımlandı. Martin Luther King suikastı ve Vietnam Savaşı’nın gölgeesinde ABD genelinde gergin ve isyankâr bir ruh hâli hâkimdi. Mevzubahis albüm, bu atmosfere önceki işlerine kıyasla daha karamsar ve deneyimsel sonik keşiflerle eşlik etti. Koleksiyonun en bilinen parçalarından olan “Family Affair”; Sly’ın eklektik yaklaşımı, hafif kasvetli soul elementleri ve özgün funk numaralarıyla yıllar içinde Sly’un imzası hâline gelecek dans edilesi bir stil ortaya çıkardı. Kız kardeşi Rose Stone’un vokalleriyle başlayan parçada, bu sefer distopik temalar funk’ın pozitif enerjisiyle çelişiyordu; bu zıtlıklar da tam olarak Sly and the Family Stone’un sesini benzersiz kılan nüanslara işaret ediyor.
Uptown Theatre
Uptown Theatre, Sly Stone’un kariyerinde yalnızca bir konser mekânı değil; aynı zamanda dönüşümün, kırılmanın ve kitlesel kabulün sembolü hâline gelen yerlerden biri. Chicago’nun tarihi Bronzeville bölgesinde yer alan bu ikonik salon, 1960’ların sonlarında Siyah sanatçılar için hayli önemli bir sahneydi. James Brown’dan Curtis Mayfield’a uzanan birçok ismin iz bıraktığı bu mekân, 1969 yılında Sly and the Family Stone’un da sahneye çıktığı ve Siyah müziğinin politikleşen enerjisinin sokakla buluştuğu bir alan olarak hafızalara kazındı. Grubun kültürel etkisinin büyüklüğü, müzik yazarı Joe Selvin’in şu sözüyle açıklığa ulaşıyor: “Siyah toplulukların müziğinde ‘Sly’dan önce’ ve ‘Sly’dan sonra’ vardır”.
Vallejo
Denton, Texas’ta dünyaya gelen Sly Stone, San Francisco’nun kuzeyinde, Vallejo adlı küçük California şehrinde büyüdü. Mahallelerinde yer alan Pentekostal kilisede dekan olan babası, gospel müziğe olan merakı ve yatkınlığının temel sebeplerinden biri. 1960’lar California’sının özgürleştirici ve halüsinojenlerle dolu deneyimsel atmosferinde Sly kariyerini kendini keşfederek başlatmış. San Francisco’nun hareketli gece hayatı ve yeni müziğe olan sonsuz açlığı, burayı Sly’ın adını duyurması için ideal bir lokasyon hâline getirmiş.
You Can Make It If You Try
Stand! albümünde yer alan “You Can Make It If You Try” adlı parça iyimser ve enerji dolu vokallerle funk müziğin dinamikliğini en iyi hissettiren Sly and the Family Stone kayıtlarından. Şarkının sözleri Sly’ın falsetto notalarının eşliğinde dinleyicilerine hem politik hem kişisel olarak yorumlayabileceğimiz mesajlar veriyor: “Zaman usulca gidiyor / Özellikle uyurken / Uyan ve bildiklerinin peşinden git”. “You Can Make it If You Try”, bu zamana kadar Mobb Deep, Four Tet, Public Enemy gibi birçok prodüktör ve müzisyen tarafından farklı tarzlarda yorumladı ve sample’landı.
Zaman
Stone’un zaman kavramı müzik üstünden gelişmiş. Çocukluğunu gospel eşliğinde, gençliğini kontrol masasında, yetişkinliğini Sly and the Family Stone’la, tek başına olduğu zamanları da hepsinin birleşiminden kendine özgü bir ses harmanlayarak yaşamış. 9 Haziran 2025 günü 82 yaşında aramızdan ayrılan Sly Stone, hayatın iyisini de kötüsüne de sonuna kadar deneyimleyip yaşadıklarını müzikle anlamlandırmış. Ömrü boyunca umudun, yeniliğin ve zaman zaman da acının bir sembolü hâline gelen Sly, dinleyicilerine mesajlar vermekte ustaydı. There’s a Riot Goin On’ albümünde yer alan “Time”, hafif gri tonuyla “Zamanın bile bir dakikaya daha ihtiyacı var. Acele etme, senin de bir limitin var” diyerek sesleniyordu dinleyicilerine.