Adana Altın Koza notları: İdea, Perde ve Buradayım, İyiyim
Yazı: Zelal Buldan
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nden paylaştığım ilk notlarımın ardından bu kez odağımda; Tayfun Pirselimoğlu’nun felsefi katmanlarıyla dikkat çeken İdea’sı, yılın en iyilerinden biri olduğunu şimdiden kanıtlayan Perde ve Emine Emel Balcı’nın anneliğe samimi bir bakış attığı Buradayım, İyiyim’i var.

İdea
Tayfun Pirselimoğlu, Türkiye sinemasının en özgün ve kendi sesi olan yönetmenlerinden biri. Karmaşık psikolojileri, varoluşsal sorgulamaları ve insanın kimlik arayışını, başkasının yerine geçmeyi incelikle işlerken, her filmi klişe bir tabirle izlerken düşündürüyor. Yeni sorular açmakta pek ısrarcı olmayanlara, fabrikasyon yapıya karşı çıkan filmleriyle mevcut gerçekliği anlamaya ve hissetmeye daha çok odaklanıyor.
Filmlerinde, hızlı tempolu modern anlatıların aksine, zamansal ve mekânsal algıyı kıran, durgun ve yoğun atmosferler yaratıyor. Bu duruş, izleyiciyi doğrudan cevaplar sunmaktan uzak tutup; filmin içine çekerek onu deneyimlemesine,sorgulama yapmaya teşvik ediyor. İdea’daki o otobüsün içinde oturan sensin, benim, biziz…
İdea’da Tayfun Pirselimoğlu’nun sinemasında sıkça rastladığımız bir döngü teması tekrar ediyor. Bu durum, yönetmenin ayrı ayrı film evrenlerinin de kendi içlerinde bir döngüye dönüştüğü hissini yaratıyor. Bir Tayfun Pirselimoğlu evreninin içindeymişiz ve farklı filmlerle sürekli bir değişimin içindeymişiz gibi.
İdea, bu yılki seçkide pozitif anlamda izlemesi en zorlayıcı filmlerden biri oldu. Düşünmek her zaman kolay ya da konforlu değildir; Tayfun Pirselimoğlu bizi tam da bu zahmete davet ediyor. Film, kolay hazmedilen cevaplar yerine, düşünmek üzere açılmış alanlar sunuyor. Bu da onu kimi anlarda yorucu ama bir o kadar da kalıcı kılıyor. Belki daha kısa bir süreye yayılsaydı, bu yoğunluk daha etkili bir biçimde hissedilebilir; filmin ağırlığı izleyiciye daha dengeli geçebilirdi.

Perde
Festivalde iz bırakan filmlerden Perde, baştan sona merak uyandıran senaryosu ve ustaca kurgulanmış ritmiyle benim kişisel favorim oldu. Özkan Çelik’in yönetmen koltuğunda oturduğu film, sekiz ay süren yoğun provaların ardından çekilmiş. Dar bir mekânda geçen sade ama etkileyici anlatımı, büyük meseleleri cesur ve doğal bir biçimde ele alıyor.
Film, Samet’in yeni genel müdürlük terfisini kutlamak için arkadaşlarını evine davet etmesiyle başlıyor. Ancak bu kutlama günü, Samet’in eve girmeden önce apartmanın girişinde kedileri beslerken açık kalmış bir perdeden zemin kattaki yeni taşınmış komşu kadının soyunduğunu fark etmesiyle beklenmedik bir yöne evriliyor. Kadın da Samet’i fark ediyor ama onun yüzünü görmediğinden bu olay kısa sürede apartmanda yayılarak kapıcının suçlanmasına yol açıyor. Olayın ardından Samet’in evinde verdiği akşam yemeği, apartman girişinde yaşananların merkezine dönüşüyor. Kapalı perdelerin ardında geçen bu gergin akşamda, Samet için her kapı zili ve telefon sesi ayrı bir gerilim kaynağı oluyor. Film, bu dar mekânda geçen süre boyunca, sıradan gibi görünen bir olayı bireyden çıkarıp toplumsal alışkanlıklara bağlayarak derinlemesine irdeliyor.
Oyuncuların bir an bile düşmeyen temposu, film boyunca gerilim ve atmosferi kusursuzca taşıyor. Samet’in içindeki çatışma ve büyüyen suçluluk duygusu tüm eve yayılırken, her oyuncunun performansını izlemek büyük bir keyfe dönüşüyor. Perde, orta sınıf değerlerinin karmaşık sosyal ve ahlaki dinamiklerini sorgulayan güçlü bir tartışma zemini oluşturuyor. Sessiz kalışların ardından hızla taraf seçmek, güçlünün yanında durmak ve zamanla güçlüye dönüşmek; kendi zor durumda kalınca hemen zayıfı ezmek ve değerlerin ardına saklanmak… Tüm bu ikilemler, küçük ama bir o kadar da kocaman bir evin içinde tek bir günde anlatılıyor.
Sonuç olarak, Perde sadece basit bir olay örgüsü üzerinden ilerlemiyor; izleyiciyi derin bir psikolojik ve sosyal sorgulamaya davet ediyor… Film, perdeler kapalıyken farklı, açıkken farklı birine dönüşmenin karmaşasını başarıyla gözler önüne seriyor.

Buradayım, İyiyim
Buradayım, İyiyim sadece bir film ismi değil; günümüzün en büyük paradokslarından birini, görünür olmayan duyguların içindeki çatışmayı özetliyor. Fiziksel olarak “orada” olmamız yetmiyor; çoğu zaman içinde bulunduğumuz karmaşık, çoğu zaman da zor duyguları gizleyerek “iyiyim” demek zorunda kalıyoruz. Bu iki kelime arasındaki gerilim, filmin temelinde yatan sessiz ama derin arayışı hissettiriyor. Yönetmen Emine Emel Balcı, doğum sonrası depresyonu henüz atlatamamış, çalışan genç bir anneyi ve onun ruh hâlini merkeze alıyor. Anneliğin kutsal imajının ötesine geçerek daha gerçek, karmaşık ve zaman zaman mesafeli bir anne figürü üzerinden bu sessiz kalmaya zorlanmış duyguların izini sürüyor.
Geçtiğimiz sene festivalde On Saniye filmindeki performansıyla oldukça başarılı bulduğum Bige Önal, bu yıl da ne yapacağı en çok merak edilen isimlerden biriydi benim için. Bu yıl Buradayım, İyiyim’de canlandırdığı Filiz karakteriyle de aynı etkiyi sürdürmeyi başarıyor. Şule rolüyle ona eşlik eden Elit İşcan ile aralarındaki ilişki ise kısa sürede derinleşen, sessiz bir bağ üzerinden kuruluyor. Bu kırılgan ve gerilimli alan, zaman zaman dengesini yitirse de sağlam zemini hissettirdiği anlarda kadın izleyicileri sessiz bir bağda birleştiren bir atmosfer yaratıyor.
Film, anneliğin toplumdaki idealize edilmiş “iyi anne” imgesine meydan okurken, gerçek anneliğin sancılarını, kararsızlıklarını ve bazen de yalnızlığını görünür kılıyor. Bu tabunun yıkılması, Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde cesaret ve duyarlılık gerektiriyor. Yapmak istenileni anladığım yerden film benim açımdan farklı bir final isteği doğursa da ortaya “iyi ki yapıldı” denilen bir kadın film çıkıyor. “Buradayız, susmuyoruz ve iyiyiz.”