Açık, dağınık ve gerçek: Alex G - Headlights
Yazı: Elif Öz
15-16 yaşlarında odasında kendi kendine kaydettiği, mükemmelden oldukça uzak duyulan demoları ve şarkılarıyla, bir bakıma “bandcamp sanatçısı” olarak müzik sahnesine adım atan Alexander Giannascoli tam da bu gerçekliği sayesinde herkesin kalbini kazanmıştı. Üstü kapalı, karanlık ve tabiri caizse garip şarkı sözleri, bölük pörçük gitar yürüyüşleri ve DIY kayıt teknikleri arasında otantik bir üzüntüye ve hiçbir fire vermeden yansıttığı benliğine bir kapı açmıştı sanki.
Seneler sonra hâlâ en çok dinlenen parçalarının 2010’da bağımsız olarak yayımladığı Race albümünden olması da bu kanıyı destekliyor. İlk dört stüdyo albümünü yine kendi kendine yayımlayan sanatçı 2015’te Domino Recording’e imza atmasının etkisi tabii ki prodüksiyonlarda hissedilmiş ve tanınırlığını artırmıştı. 2022’de bütün büyük listelerde yerini alan God Save the Animals ise müzisyenin indie rock sahnesinde yıllar içinde oluşan yerini sağlamlaştırmış, hayran kitlesinin sınırlarını oldukça genişletmişti. Domino Recording senelerindeki projeleri objektif olarak başarılı olmuş olsa da kafalardaki gerçek Alex G imajını hâlâ ilk dört albüm şekillendiriyor âdeta. 2022’den bu yana We’re All Going To The World’s Fair ve I Saw The TV Glow filmlerinin soundtrack albümlerini baştan sona üstlenen müzisyen, geçtiğimiz sene de köklü plak şirketi RCA’e imza attı. Henüz 2016’da bir Montreal konserinde dinleyicisine “Bu gece biriniz bizi ağırlayabilir mi? Kalacak yerimiz yok.” diye soran müzisyen için 18 Temmuz’da yayımlanan Headlights kariyerinde önemli bir dönüm noktası.
Headlights’ın yoğunlaştığı veya albüme ilham veren tek bir konu, yaşantı veya ses evrenini oluşturan tek bir janrdan bahsetmek mümkün değil. Alex G’nin çoğu işi gibi bu albüm de müzisyenin beynine bir portal açıyor ve her zaman sonuçlara ulaşmasa da bizi kendi endişeleriyle tanıştırıyor. Koleksiyonun en etkileyici anlarından olan “Beam Me Up” bunun iyi örneklerinden. Parça, Star Trek serisinde ışınlanmak için kullanılan deyimden adını alıyor ve bu bilim kurgu referansı albümün harika kapağında aya karşı kılıcını kaldıran savaşçıya kadar uzanıyor.
“Bazı şeyleri aşk için yaparım / Bazı şeyleri para için / İstemiyor değilim aslında / Üstünde değilim yani” sözleriyle yine üstü kapalı bir dürüstlükte açılan şarkıda çoğu müzisyenin deneyimlediği sanat – ticaret ikileminde sıkışmış Alex G’yi dinliyoruz. Kendini para için bir şey üretmenin üstünde görmediğini söyleyip işin ekonomik boyutunun gerçekliğini de kabul ediyor. Müzisyenin önceki albümlerine de referanslar içeren parça, oyuna girmek isteyen bir futbol oyuncusunun ağzından yazılmış nakaratıyla “Benden ne isteniyorsa elimden gelenin en iyisi yapacağım!” diyor. Diğer yandan da “ünelden çıkmaya çıkan tavşanlara tüfeklerin doğrtultulmuş olması referansıyla “Sanatçılar ne kadar özgür?” diye de düşündürüyor. Alex G’nin önceki işlerinde olduğu gibi biraz arada kalmış, huzursuzluk veren bir his geçiriyor dinleyiciye. Mistik bir country şarkısı gibi tınlayan aranjman da bu hissi güçlendiriyor.
Bu albüm de öncekiler gibi tepeden tırnağa Giannasicoli’nin zihnine bir yolculuk olsa da bunu onlardan ayıran belki de artık 32 yaşında, oğlu ve eşiyle yaşayan bir yetişkin olmasından gelen yeni endişeleri ve sorumluluklarıdır. Yakın zamanda verdiği bir röportajda eskiden sadece iyi bir müzisyen olmayı hedeflediğini fakat şimdi oğlunu uzun vadede kendini ve ailesini güvenceye almak gibi hedefleri olduğunu söylüyor.
Albümün ikinci parçası “Real Thing”de yine Alex G yine kendi yolculuğuna dönüp bakıyor ve uzun süre gerçeği veya “esas olan”ı aradığından bahsediyor. Özgün bir sanatçı olmak, kendi tarzını ve sesini bulmak, “gerçek” olmak gibi konuların sanatçının aklında dolaşması şaşırtıcı değil elbet. Fakat 10. albümde karşımıza çıkan bu parça “esas” dediğimiz başarının da sorgulanabilecek bir konsept olduğunu ima ediyor belki. Tıpkı “Beam Me Up”ta olduğu gibi dünyevi -ve belki bu anlamda “gerçek”- bir yorumu da sinsice ekliyor şarkıya: “Umarım nisana kadar dayanabilirim / Bu plak şirketi parasından geriye kalanla”.
Zamanın geçişi iyi hissediliyor Headlights’ta. Alex G üstünü kapamaktansa geçen zamana, nostaljisine, üzüntüsüne ve kattığı bilgeliğe eğilip bestelerin sihrini sanki bunlar üzerinden oluşturuyor. Koleksiyonun önceden paylaşılan teklilerinden “June Guitar” yumuşak perküsyonları, derinlere gömülü kilise orgu yürüyüşü ve son düzlükte tek başına kalıp şarkıya sonsuz bir hava veren akordiyonla nostaljik bir yaz şarkısı. Genç ve âşık olmak, hayatın en zor ve sıkışık anlarında da o insanı yanında istemekle ilgilenen parçada “Aşk zaten gençlere göre değil / Düşüp kalkarak öğrenilen bir şey.” diyerek yine 15 yaşında odasında şarkılar yazan Alex olmadığını hatırlatıyor.

Turne grubuyla kaydettiği son parça hariç koleksiyonda duyduğumuz her enstrümanı Alex G’nin çaldığını ve prodüktörü Jacob Portrait’in yardımıyla her parçayı kendi yazıp kaydettiğini de belirtelim. Bunun getirisi olan yalnızlık ve bunun kazandırdığı içetenlik ve özerklik aynı ölçüde hissediliyor Headlights boyunca.
Müzisyen, iyi bir gitarist olmadığını veya şarkıları yapısal olarak çok iyi kuramadığını; kendisinin asıl zaanaatının şarkıları yazarkenki açıklığı olduğunu söylüyor, Pitchfork’tan Anna Gaca’ya verdiği röportajda. Dürüstlüğü şüphesiz ki onun evreninin büyük bir parçası ama bizce müzisyenliği de onun duygusal anlamdaki çıplaklığını zenginleştiriyor. Karşımıza çıkan konseptlerin, albümün isminin bile uzun uzun düşünülerek ortaya çıkmadığını söylüyor ama tabii ki tesadüfi olmadıklarını da vurguluyor. Yıllar içinde biriktirdiği referanslar ve yarattığı biraz karanlık imge dünyasının öğeleri en bilinçli şekilde olmasa da tabi ki albümde yerlerini alıyor. Alex G’nin kuzey yıldızı belli ki içgüdüleri ve belki de bu sebepten majör bir plak şirketiyle çalışsa da çalışmasa da kendi sesinden ödünç vermiyor.
Yazıyı bitirmeden önce albümün incilerinden “Far And Wide” hakkında bir küçük konuşalım isterim. Başladığında bir an kafanızı karıştırıp, “Başka bir albüme mi geçtik?” diye düşündürebilir. Daniel Johnston’ın “True Love Will Find You In The End”i gibi tınlayan, ve Alex G’den daha önce duymadığımız bu vokal tarzı aslında tam olarak hesaplarda değilmiş. Aslında bir crooner şarkısı yazma hedefiyle yola çıkmış müzisyen, fakat bir türlü o tarz bir vokal yapamayınca şarkıda duyduğumuz Johnston-vari, genizden gelen sese aslında biraz öfke ve hayal kırıklığıyla ulaşmış. Özünde yaylı aranjmanıyla kendine hayran bırakan, hüzünlü bir aşk şarkısı olmasıyla croonerlığa tik atarken; bir anda vokallerle biraz daha ilginç, daha tekinsiz bir hâl alıyor. Albümün en özel anlarından diyebiliriz.
Headlights’ın çekirdeğini nostalji, belirsizlik, müzik aşkı ve geçen zaman şekillendiriyor. Geçtiğimiz 15 senedir Alex G’yi özel kılan her şey bu albümde yine mevcut. Yalnızca bu sefer daha az pürüzlü ve daha bütünlüklü bir kıvamda.
