“Arkası yarın” yok, zevkten dört köşe eden yeni nesil radyo tiyatrosu var: Podacto

Dinleyiciye internet ortamında, “arkası yarın”a kalmadan yeni nesil bir radyo tiyatrosu deneyimi yaşatan Podacto, yetkin oyuncu, yönetmen, yazar ve çevirmen kadrosuyla aramıza hoş geldi. Yayınına Storytel üzerinden ulaşılabilen 10 oyunluk bir koleksiyonla başlayan bu kulak tiyatrosu, radyo tiyatrosu geleneğine teknoloji entegrasyonlarıyla yeni boyutlar kazandırıyor ve kulaklıkla dinleme zevkini merkezine alıyor. Ocak ayının başında kütüphanesinde 50 oyuna yer vermek için çalışan Podacto’nun hedefi, 100 oyunluk bir koleksiyon ortaya çıkarmak. Podacto’nun yaratıcıları, Krek Tiyatro’nun ortağı ve yapımcısı olan, bugüne kadar aralarında son dönemden Terk ve Evlat’ın da bulunduğu 30’a yakın oyunun yapımcılığını üstlenmiş Nisan Ceren Göçen ile şu sıralar BKM ve Netflix’in ilk ortaklığı olan 50m2 dizisiyle haşır neşir olan ödüllü film yapımcısı Faruk Özerten. 

Mikado’nun Çöpleri

Podacto, kütüphanesinde yerliler, yabancılar, çağdaşlar ve klasiklerin yanı sıra Podacto için yazılmış orijinal tiyatro oyunlarına da yer veriyor. İlk özgün içerik ise Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun kaleminden çıkan, Nilperi Şahinkaya ve Uraz Kaygılaroğlu’nun seslendirdiği “Yolda”. Podacto’nun yapımcıları Nisan Ceren Göçen ve Faruk Özerten ile yaratıcı ekibinden Ahmet Rıfat Şungar, Damla Sönmez, Defne Kayalar, Deniz Türkali, Dolunay Soysert, Esra Dermancıoğlu, Gonca Vuslateri, Nilperi Şahinkaya, Öykü Karayel, Reha Özcan, Selen Uçer, Sezin Akbaşoğulları ile görüştük; mikrofonun kameraya dönüştüğü bu düzlemin pandemi döneminde nasıl bir çalışmayla ortaya çıktığını, nasıl deneyimlendiğini, geleceğinin nasıl göründüğünü sorduk. Podcast dünyasından başka dinleme önerileri bile aldık. 

YAPIMCILAR YANITLIYOR 

Audio-drama yeni bir yaklaşım. Yolunuzu yordamınızı bulmak için nasıl bir metot izlediniz? Nelerden beslenip faydalandınız?

Nisan Ceren Göçen: Audio-drama bir anlatım biçimi olarak bir süredir ilgimizi çekiyordu. Dünya’da ve Türkiye’de 40’lı yıllardan itibaren gelişmiş bir radyo tiyatrosu kültürü süregelmiş ve etkisi de oldukça geniş olmuş. Bu kültürün ruhundan esinlenerek günümüz ses tasarım olanakları üzerine kafa yorduk. Günümüzde sesli dijital içerik üretme ve yayınlama alanı olarak podcast’in sağlam ve etkili olması da çokça ilgimizi çekti. Bahsettiğim her iki alanda da araştırdık ve dinlemeler yaptık. Diğer taraftan Podacto projesinin merkezine oturan tiyatro metinleri için ilk etapta yaklaşık 80 oyunluk bir okuma çalışması yaptık ve aralarından seçtiğimiz ilk 30 oyun ile çalışmaya başladık. Günün sonunda hedefimiz dijital bir tiyatro metin kitaplığı, külliyatı oluşturabilmek. Ocak ayının başında 50 oyuna ulaşmayı planlıyoruz.

Nisan Ceren Göçen

Bu deneyimin hem yaratıcılar hem de dinleyiciler için radyo tiyatrosundan ne şekillerde farklılaştığını detaylandırabilir misiniz? 

Nisan Ceren Göçen: Podacto için yeni nesil radyo tiyatrosu diyebiliriz. Radyo tiyatrosu kültüründen ve ruhundan beslenerek, hem kreatif hem de teknik anlamda yeni nesil işitsel bir deneyim yaratmayı hedefliyor. Radyo tiyatrosunun ana bileşenleri olan ve oyunun hikâyesini dinleyiciye oyuncuların sesleri dışında aktarmayı sağlayan, görüntü olmadan sadece ses ile hayal kurdurmak için ses efektlerinin kullanılması anlamında Podacto bir radyo tiyatrosu örneği. Radyo tiyatrosunun aktif olduğu dönemlere göre, bugün ses tasarımının hem imkânlar hem de yaratıcı açıdan daha gelişmiş olması da bu anlamda yeni kabul edilebilir. Podacto’nun yayın mecrası radyo değil internet, ilk yayın mecrası da Storytel oldu, bu anlamda radyoda yayınlanmıyor olması bir fark tabii. Ayrıca canlı yayınlanan radyo tiyatrosu örnekleri de çok var. Bu anlamda da kayıttan olmamız farklı.

Sinema ses dünyasının sunduğu olanaklar formata nasıl entegre oluyor? 

Faruk Özerten: En önemlisi foley. Yani ayak sesleri, tabak, çanak, bardak, içmek, kıyafet hışırtısı gibi sesleri sinema filmlerinin de ses tasarımlarını yapan ekiplerle kaydettik. Bunların yanında oyunların geçtiği mekânların ortam seslerini mümkün olduğu kadar gerçek bir şekilde oyunlara entegre ettik. Bu konuda yakın gelecekte yeni denemelerimiz ve teknoloji entegrasyonlarımız olacak. Sinemadan tek farkımız kulaklıkla dinlemenin çok daha etkili olması. Bunun önemi yeni oyunlar geldikçe daha da çok ortaya çıkacak.

Faruk Özerten

Platformu hayata geçirmek için pandemi ortamındaki çalışma sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Faruk Özerten: Alternatifli bir kayıt sistemi kurduk. Kimi oyuncu arkadaşlar tamamen izoleydi ama bazıları da kontrollü olarak bir araya gelmekte sakınca görmediler. Bazı oyuncular dolap içlerinde kayıt yapıp gönderdiler, bazıları İstanbul’un çeşitli ilçelerindeki dezenfekte stüdyolarda bir arada ama mesafeli bir şekilde okudular. Biz kayıtlara başladığımız ilk günden itibaren seçme hakkını oyuncularımıza bıraktık. Evlere kurye ile kayıt teçhizatı da gönderdik, bizimle birlikte çalışan arkadaşların evlerde kayıt yaptığı da oldu, salonlarda iki üç kişilik toplu kayıtlar da. Yani pandemi sürecini adaptasyon ile Podacto için verimli bir sürece çevirdik.

Podacto’da çağdaşlar ve klasiklerin dışında, orijinal metinler de ele alınacak. Yalnızca işitme duyusuna yönelik yazılmış metinlere yer vermek platforma neler katacak sizce? 

Nisan Ceren Göçen: Podacto, yerli, yabancı, çağdaş, klasik ve Podacto için yazılmış özgün tiyatro oyunları ile birlikte, geniş bir yelpazede metin örnekleri sunmayı hedefliyor dinleyiciye. Dijital bir tiyatro metin kitaplığı oluşturmak istiyoruz ve bunun için de hangi oyunu yapmak istiyoruz ve yapabiliyoruz noktasında tek konsantrasyonumuz işitme duyusuna hitap etmesi olmuyor. Bazen dinleyici için dinlemesi zor olabilecek ama metin ya da yazar olarak bu külliyatın içinde olmasının önemli olacağını düşündüğümüz oyunları da katıyoruz. Podacto; çok sayıda iyi oyuncu, yazar ve metin zenginliği ile dolgun ve sağlam bir içerik sunmak istiyor. Bu bağlamda, bizim kadar büyük heyecan ve istekle projeye destek veren oyuncu, yazar, çevirmen, yönetmenlerin varlığı çok kıymetli.

Platforma dair yakın gelecek planları neler?

Faruk Özerten: Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı dijital kulak tiyatrosu koleksiyonunu yaratmak ve bunu yaratırken sürdürülebilir bir model oluşturmak. Pandemide de gördüğümüz gibi tiyatro kırılgan bir meslek grubu. Yaklaşık 8 aydır yüksek hacimli oyunlar sahnelerden uzak. Podacto’nun en büyük hayali sahne sanatlarını destekleyen meslek örgütlerine, dolayısıyla da tiyatro çalışanlarına kaynak yaratabilmek. Ayrıca yeni teknolojilerle kulak tiyatrosu deneyimini daha ileri ve heyecanlı seviyelere ulaştırmak için de özel içerik, kayıt ve ses tasarımı tekniklerini entegre etmek istiyoruz. Bir yıl içinde de 100’den fazla oyuna ulaşmak.

He-Go

OYUNCULAR VE YÖNETMENLER YANITLIYOR

Podacto, mikrofonla başka bir ilişki talep ediyor. Bir nevi kameranın (ya da gözün) yerini alıyor. Kendi adınıza bu deneyimi nasıl tarif edersiniz? Mikrofona nasıl yaklaştınız? Bugüne kadarki deneyimlerinizden farklı ya da benzer neler hissettirdi? 

Ahmet Rıfat Şungar: Zamanında Garaj İstanbul’da Murathan Mungan’ın Taziye ve biriken ekibi ile Kardeşlerimi Arıyorum oyunlarını okumuştuk. Okuma tiyatrosunu sahnede yapmayı çok seviyorum. İngilizce çalışmak için BBC Channel 4’da radyo tiyatrosu dinliyorum sürekli. Deneyimlerimle kıyasladığımda çok farklı hissettirdiğini söyleyemeyeceğim tarz olarak ama oyunların seyirci ile buluşmasına katkısı olacağı kesin. Dinleme sorunu olan benim gibiler için ayrıca geliştirici olabilir! Bilmediğim, kaçırdığım bir çok oyunu bulmak için gayet zengin bir platform olacak gibi, özellikle yeni metinler için. Metin seçimleri bu anlamda Podacto’yu özel kılabilir. Hatta bu okumaları acaba sahnede, o an hücum kayıt mı yapsak, hiç kesmeden. İdmanın adrenalinini arttırmak için iyi olur sanki. Önerimi de şuraya ekledim, dayanamadım. 

Nilperi Şahinkaya: Mimikler, yüz ifadeleri görünmediği için bütün duyguyu net olarak sesten vermek gerekiyor. Yani yüz ifadesini de sesle aktarmak gerekiyor, bu yüzden sesime çok konsantre olduğum bir deneyim oldu. Tonlamama ve diksiyonuma daha çok özen gösterdim. Bazen mikrofona çok yaklaşmak bazen de uzaklaşmak gerekiyor. Bu işin starı mikrofon!

Reha Özcan: Teknoloji, insanın hayal sınırlarını aşıp, bize yepyeni şeyler sunsa da, doğa bizi eskiye çağırıyor. Çocukluğum radyo dinleyerek geçti. Televizyon ile geç tanıştım. Birbirinden güzel seslere ve programlara tanıklık ettim. Podacto teknolojiyi arkasına alarak, bizi çocukluğumuza davet etti. O mikrofon çocukluğumdu ve ona fısıldadım.

Öykü Karayel: Açıkçası bu deneyimin sahnedekinden ya da kamera önündekinden farklı olacağını düşünmüştüm başta. Oyuncular olarak bizleri uzaklaştıracağını ve asla aynı tatmini sağlamayacağına dair bir önyargım vardı. Ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Karşıdaki oyuncuyla baş başa kalıyorsunuz ve sanki bir oyuna başlarkenki prova anlarınızda olduğu gibi ortaya organik şeyler çıkıyor. Podacto’nun yaşattığı deneyim aslında sizin, bir oyunun ya da prodüksiyonun başındaki, hiçbir izleyicinin daha önce şahit olmadığı o mahrem âna eşlik etmenizi sağlıyor. Ve bu çok heyecan verici.

Selen Uçer: Podacto ile yaptığım ilk oyun kayıtları severek bir süre önce oynadığım oyunlar oldu. Kuçu Kuçu, Poz ve İçimdeki Yangın. Onlar zaten çalışılmış roller olduğu için benim için çok özel bir o dönemleri hatırlama oldu. Mikrofona oynamak çok da farklı gelmedi bana yani. Partnerlerim farklı olsa da o metinlerin, hikâyelerin tekrar üstünden geçmek müthiş bir histi. Tekrar okuma provaları yaptık duyguyu, anları hatırlamak için. Özellikle Ece Temelkuran’ın kitabından uyarlayarak yazıp yönettiğim Bütün Kadınların Kafası Karışıktır da neredeyse tüm ekip bir araya geldik ve coşkulu bir kayıt oldu. Oyunların arşivlenmesi sonradan oynayacaklara bir ön çalışma olarak kayıtlarda bulunması da çok değerli bence. Ayrıca tabii ki şu dönemde çok pratik bir yöntem. Kolay ulaşılıyor ve dinleyiciyi 1-2 saatlik bir başka dünyaya götürüyor. Böyle bir çalışmanın içinde bulunduğum için heyecanlıyım.

Damla Sönmez: Daha önce dublaj da yaptığım için mikrofona aşinaydım ama oyun okumak bambaşka bir deneyimdi, hem çok tanıdık hem de çok yeni bir deneyimdi benim için. Pandemi zamanı bunu yapmak; pandemi zamanında evlerimize kapanmışken üretmek de çok iyi hissettirdi. 

Deniz Türkali: Radyo Çocuk Kulübü ile başlamış sayılırım ilk Kulak Tiyatrosu deneyimine… Daha ileriki yıllarda zaman zaman Radyo Tiyatrosu oyunlarında da yer aldım. Dil takıntım olduğundan bu çalışma her zaman çok ilgimi çekti. Sesi ve dili doğru kullanmak çok önemli elbette özellikle oyuncular için… Duyguları yalnız ses ve sözcüklerle ifade etmeyi hem geliştirici hem eğlenceli bulurum… Mikrofon bir açıdan kamera gibi; kamera nasıl görüntüyü farklılaştırıyorsa mikrofon da sesi farklılaştırıyor. Dolayısıyla dediğim gibi çok eğlenceli, ciddi çalışmayı gerektiren bir serüven. Kalıcılığı açısından da tabii ki ayrıca önem taşıyor.

Dolunay Soysert: Sesin hayal gücünün beslendiği yer olduğunu düşünürüm hep. Her şeye görsel olarak ulaşabildiğimiz bu çağda, hazır sunulan resimlerle sınırlanmaya başlayan düşlerimiz, sesle başbaşa kaldığımızda kendi dünyamızın derinliklerini yeniden keşfedip kendi hikâyelerini yaratmaya başlıyor. Kamera dinleyenin dünyası, gözü, yaratısı haline geliyor. Duyduğunuz hikâye artık sizin kurgunuz, sizin resimlerinizle yeniden yaratılıyor. Sadece dinleyiciye ait özgün bir dünya orası. Podacto’yu ilk duyduğum anda bu yüzden çok heyecanlandım. Radyo tiyatrosuyla büyümüş ve dinlediğim oyunları düşleyerek geçirdiğim bir çocukluğum var. Bu yüzden şu an yaptığımız iş bana hem çok nostaljik hem de çok çağdaş geliyor. Mikrofon hep iyi bir arkadaştı benim için, yıllardır mesleğimin en zevk aldığım kısımlarından biriydi seslendirme. Ama oyun seslendirmek, sahneyi kafamda yaratarak hissedebilmek, sunulmuş bir görseli değil kendi hayal ettiğim atmosferin duygusunu oynamak tanımadığım ama yaparken çok mutlu olduğum bir hâldi. Ben, yazar ve dinleyici aynı hikâyenin, ayrı his ve düşleriyle farklı bir macera yaşıyoruz. Ayrıca bir tiyatro insanı olarak çağdaş, klasik pek çok oyunu bünyesinde barındıracak olan Podacto’nun tiyatro severler için muazzam bir platform olacağına eminim. Ulaşamayacağımız pek çok eser, artık sesleriyle elimizin altında olacak.

Sezin Akbaşoğulları: Bir tiyatro metnini hiçbir görsel uyarıcı olmadan dinletebilmek öncelikle iyi bir teknik altyapı gerektiriyor, özellikle bu zamanlarda. Dinleyicinin konsantre olmasını sağlamak, ilgisini uyanık tutabilmek için. Onun dışında bir tiyatro metnini sahne için hazırlamak tabii ki her anlamda daha çok zaman ve emek isteyen daha kalabalık, daha meşakkatli bir süreç. 

Gonca Vuslateri: Podacto’yla böyle bir iş birliği yapmamız gerçekten beni çok mutlu etti. Uzun yıllardır dublaj yapan biri olarak daha önce radyo tiyatrosuyla ilgili sanırım Okan Bayülgen’in bir programında kısa bir bölüm canlandırmıştık ama onun dışında herhangi bir deneyimim olmamıştı. Ama Zihni Göktay’ın dersinde birkaç tane Türkiye’de yapılmış çok eski radyo tiyatrolarına dair bir şeyler dinleme fırsatımız olmuştu. Şu anda isimleri aklıma gelmeyen çok çok kıymetli radyo tiyatrosu oyuncularından performanslar dinlemiştik. Hakikaten televizyon olmadan hayatını radyoyla, sesle geçiren; bütün gününü ses üzerinden, sesin imajinasyonu üzerinden yaşayan insanlar için çok faydalı bir aktivite olmuştu. Teknolojinin bu kadar ilerlemesine rağmen, şu anda uzun yıllardır uykuda olan böyle bir aktiviteyi dijital platformlarda tekrar aktif hâle getirmek bence çok büyük bir şans açıkçası hepimiz için. Hem radyo tiyatrosunun kendi tarihine iyi bir dokunuş olduğunu düşünüyorum, hem de bu yeni zamanın içinde bunu gerçekleştirmenin çok da faydalı bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Herkes için. Dinleyici için de performans sanatçıları için de.  

Esra Dermancıoğlu: Sesin gücünün bazen görmenin üstüne geçebildiğini düşünüyorum, doğru kullanıldığı zaman ses bazen hayatın içinde de bana daha etkileyici geliyor. Bu sebepten mikrofonla olan ilişki beni heyecanlandırıyor. 

Defne Kayalar: Televizyon, sinema ya da seslendirme yapan bir oyuncu zaten mikrofonla yakın ilişki içinde oluyor, bu ilişkiyi kurmak zorunda kalıyor. Benim tiyatro tecrübelerim de Krek’in mikrofonla oynanan oyunlarıyla şekillendiği için, Podacto’nun talep ettiği mikrofon ilişkisi benim aslında tercih de ettiğim bir oyunculuk türü. Neredeyse kafamın içindeki sesleri biraz yüksek sesle söylüyormuşum gibi oynayabilmeyi de seviyorum. İnsana ait her duygu her an yüksek değil ki… Sevişme arasında yatakta yapılan mırıl mırıl bir sohbeti dinleyiciye duyurmak için yükseltmeden, sanki aramızda yastığın üstünde farkında olmadığımız bir dinleme cihazı varmış gibi oynayabilmenin zevki bambaşka. İzlemek yerine dinlemenin zevki de farklı oluyor tabii. Roman okur gibi, görselle ilgili her şey dinleyicinin hayal gücüne bırakılıyor. Oyunu prova ederken veya mikrofona oynarken dinleyicide yaratmasını istediğim etki, örneğin karşımdakiyle kurduğum fiziksel mesafeyi anlatmaya, bunu sesle ayarlamaya çalışmak benim sevdiğim oyunculuk tarzının bir uzantısı. Oyuncunun elini kolunu büyük büyük hareket ettirerek ya da kaşıyla gözüyle, bakışlarıyla değil yalnızca en doğal hâlinde sesiyle her şeyi anlatmak zorunda olması çok da iyi bir oyunculuk egzersizi ayrıca. Kısacası benim için çok zevkli bir meydan okuma oldu.

İçimdeki Yangın
Bay Hiç

Kulak tiyatrosunun geleceğini nasıl yorumluyor, neler öngörüyorsunuz?

Reha Özcan: Duyularımızı çalıştıracak her şey sanata dönüşüyor. Bu muhteşem bir araç iletişim için. Bir eserin hissettirdiklerini paylaşmak, tarif edilemez. Oyuncu; yazarın yazdığı ile seyircinin görmek istediği arasında, katalizör bir araçtır, bunun unsurları oyun alanıdır. 

Selen Uçer: Bence kulak tiyatrosu (yani eskilerin radyo tiyatrosu) her zaman devam edecek, çok etkili bir anlatım. Podacto ve Storytel’de büyük bir arşiv oluşacağına inanıyorum.

Damla Sönmez: Muhteşem bir kütüphane sunuyor bize kulak tiyatrosu, eski zamanlardaki radyo tiyatrosu gibi. Dinlemesi de çok eğlenceli. 

Dolunay Soysert: Kulak tiyatrosu eşittir kişinin kendi tiyatrosudur. Dinleyicinin duydukları üzerine kendi oyununu hayal etmesidir. Canlı performansın yeri her zaman farklıdır ancak bu yeni bir tiyatro anlayışı. Canlı performansa ulaşamadığımız noktalarda bir kurtarıcı ve sahnelenmeyen pek çok oyuna ulaşmak adına bir alternatiftir. Elinizin altındaki tiyatrodur, zamansızdır, yersizdir. Radyo Tiyatrosu dinleme geçmişi olan bir toplumun, günün imkânlarıyla  bu alışkanlığı hatırlayarak yeniden bu dünyaya gireceğine eminim.

Sezin Akbaşoğulları: 1970’lerde vs. kaydedilmiş radyo tiyatrosu çalışmalarını ben hâlâ zevkle dinliyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum. Tabii ki çoğunluk için konuşmuyorum ama belli bir kısım dinleyicinin her daim ilgisini çekebilecek bir tür. Belki gelecekte iyice şımarırlar ve bu kayıtlara animasyon film yapıp tuhaf yerlere vardırırlar işi, kim bilir!

Gonca Vuslateri: Yani aslında önceki soruda da verdim bunun cevabını, yeni dijital platformlarda bu tarz performansların daha da çoğalacağına inanıyorum. Önümüzdeki günlerde bence Wikipedia gibi, hani birtakım biyografi hikâyelerini de sesli dinleyeceğimiz, başka başka şeylerle tanık olacağımız, çok fazla dijital platform performansları olacak. Ama radyo tiyatrosu bunun içinde çok özel bir yerde duruyor bence. Diyalog dinlemek, diyalektik bir performansın dinleyicisi olmak çok daha farklı bir imajinasyon oluşturuyor. Sadece iki ses üzerine değil, aynı zamanda efekt ve müzikleriyle birlikte tamamen gözünüzü kapadığınızda bir ambiyansın içinde olabiliyorsunuz, bu da çok önemli bir şey. Yani Stanislavski tabii ki oyunculuk deyince ilk akla gelen büyük bir isimdir ve oyunculuğu, aslında tiyatroyu, temel olarak hikâye anlatıcılığını, sesin üzerine kurmuştur. Dolayısıyla da radyo tiyatrosu bu felsefenin en kıymetli temsilcisidir. Hem kültürel anlamda hem performans anlamında Türkiye’de yapılmış çok iyi bir iş olduğunu düşünüyorum ve içinde olmaktan çok mutluyum. Üç tane oyun okumasında bulundum. Sanki mesleğimin farklı bir tarafının bayrak taşıyıcılığı gibi bu. Bundan bahsetmek, her yerde bunu söylemek, insanlara böyle bir çağrıda ve duyuruda bulunmak benim için çok onur verici bir şey. 

Defne Kayalar: Bu konunun iki farklı yönü var benim için. İlki, günümüze uyum. Sesli kitapların ve podcastlerin bir gereklilik haline gelmesi günümüz şartlarının bir sonucu, yani kısıtlı zamanda çok iş halledip bir yandan da hiçbir şeyden eksik kalmama “ihtiyacı”. Araba kullanırken, havaalanında yürürken, spor yaparken, ev işlerini hallederken o çok okumak istediğiniz kitabı dinlemek mümkün artık. Sanata neden ihtiyaç duyduğumuzu tartışmaya zaten gerek yok. Özellikle de toplumsal, kitlesel sıkıntı dönemlerinde düşünmeye, eğlenmeye, farklı yorumlara daha da çok ihtiyacımız olduğu ortada. Fakat aynı anda gösteri sanatları da bir araya gelmeyi gerektiriyor, ki pandemi gibi dönemlerde bu da mümkün değil. Bu yüzden her yaratıcı insan dijital platformlara yöneliyor. Dünyanın büyük tiyatro kurumlarının oyun arşivlerini kısıtlı süreler için de olsa bu dönemde erişime açtıklarını gördük. Fakat izlemek bile bir vakit alıyor, bu yüzden kulak tiyatrosu eskinin radyo tiyatrosu dinlemeleri gibi “nostaljik” bir akşamüzeri faaliyeti değil sadece, bir gereklilik. Diğer yön de arşiv oluşturma açısından önemi. Oyunculuk öğrencileri, oyunculukla ilgilenen herkes bir metni eline aldığında “bu nasıl farklı şekillerde yorumlanabilir” sorusunu sorar. Şanslıysanız uzun süre prova yaparak o oyunu, rolleri yorumlamış oyuncuları sahnede izleyebilirsiniz, ama bu şansa kaç kişi sahip olabilir ki? Bu oyunlar yaşadığınız şehirde hiç sahnelenmediyse bile, genç bir oyunculuk heveslisi olarak kulak tiyatrosunu takip ederek oyun üzerine kafa yormuş insanlarla bir araya gelebiliyorsunuz, tekrar tekrar dinleyebiliyor, çalışabiliyorsunuz. Bundan 2-3 sene sonra arşivler iyice genişlediğinde oyunculuk akademilerinde öğrencilerin bu kulak tiyatrosu arşivlerine yönlendirileceğini düşünüyorum. Video arşiv oluşturmanın hem maddi hem de zamansal olarak zorlaşması kulak tiyatrosuna olan ilgiyi uzun süre de canlı tutacaktır bence.

Yalnız Kadın
Kuçu Kuçu

Dinleyici olarak podcast dünyasıyla ilişkiniz nasıl? Düzenli takip ettiğiniz ya da yeni keşfettiğiniz, bize önereceğiniz podcastler var mı?

Ahmet Rıfat Şungar: Arzu Uzunali’nin Atgotten’i, Deniz Göktaş’a Ayıracak Vaktim Yok podcastleri şu an döndürüp, döndürüp dinlediklerim. Bir de Akın Aslan’ın Ortalama Zekamla Hayatı Yorumluyorum‘u var. Tavsiye etmekten memnun olurum.

Reha Özcan: Evet, podcast dünyasını takip ediyorum fakat yetişmek mümkün değil hızına. Birçok programı oradan takip ediyorum ama en çok dil geliştiricileri…

Öykü Karayel: Eşimin podcastlerinin fanıyım! Podcastia Maceraları ve O Tarz mı?.

Damla Sönmez: Serdar Kuzuloğlu’ndan Zihnimin Kıvrımları ve Nevşin Mengü’den Trend Topic

Dolunay Soysert: Pandemi dönemiyle beraber podcastler hayatıma daha yoğun girdi. Şimdi takip ettiğim, yeni bölümlerini merakla beklediğim pek çok podcast var. O kadar zengin bir dünya sunuyor ki bize podcast dünyası, arayışınızın boş kalması mümkün değil. Çok farklı alanlarda başlıkları takip ediyorum. Bu çeşitlilik, yeni şeyler, konuşmacılar keşfetmek ilginç geliyor bana. Ben okurum, Satır Arası, Nasıl gidiyor karantina?, Zihnimin Kıvrımları, Bant Mag. yayınları, Film koması, Unsolved Murders, Amy Schumer presents, Conan O’brien needs a friend, Behind the scenes takip ettiklerimden bazıları.

Sezin Akbaşoğulları: Podcast dinlemeyi seviyorum. Ayrıca bir podcast üretiminin de naçizane parçasıyım. Bant Mag. ekibinden Aylin Güngör ve J.Hakan Dedeoğlu’yla beraber Kaptan Zaman’ı hazırlıyoruz pendemi başından beri. Onun dışında takip ettiğim podcastler de var tabii. Mesela Deniz Göktaş’a Ayıracak Vaktim Yok çok iyi. Biraz fazla gevezeler ama Özgür Mumcu ve Eray Özer’in Yeni Haller adlı podcastını de takip ediyorum severek. Bunlar ilk aklıma gelenler. Daha pek çok yerli yabancı üretim var. Kurcalayınız, tavsiye ederim.

Gonca Vuslateri: Düzenli takip ettiğim çok fazla podcast var, Özgür Mumcu’yu, Özlem Dinç’i takip ediyorum. Storytel takipçisiyim ben aslında ciddi anlamda, hem orada kitap okuyorum hem de sadece kitap okumakla kalmıyorum takip ettiğim çok fazla isim de var. 

Defne Kayalar: Dediğim gibi, podcast dünyası artık bir zorunluluk, uzun zamandır da gün içinde tek başıma yaptığım her işi bir podcast eşliğinde yapıyorum. Pandemi karantinasının hemen öncesinde başlayan Umarım Annem Dinlemez, karantina sırasında hayatıma giren Ahali: conversations w/ Can Altay, Dersimiz: Karantina son favorilerim. Ama daha uzun zamandır takip ettiklerim arasında 99% Invisible, FilmLoverss, Mom and Dad Are Fighting, Lovett or Leave It, The Wired Podcast gibi kültür-sanat, siyaset, yaşam tarzı, ebeveynlik gibi konularda beni besleyen podcastleri sayabilirim.


Yükleniyor...