Arşivden: Beyazperdenin şairleri, romancıları – Gerçek yazar biyografileri

“Biz Hep Şatoda Yaşardık”, “Tepedeki Ev” gibi klasikleriyle tanınan Shirley Jackson, Amerikan edebiyatının en gizemli yazarlarından biri olarak anılıyor. Korku edebiyatına birçok klasik armağan eden, Neil Gaiman’dan Claire Fuller’a birçok yazara ilham kaynağı olan Jackson’ın hayatını konu edecek Shirley filmi sonbaharda vizyona girecek. Elisabeth Moss’un yazarı canlandıracağı filmin yönetmen koltuğunda da 2018’in hit filmlerinden Madeline’s Madeline’le övgüler toplayan Josephine Decker var.



Yazar ve şairlerin hayatları her daim sinemacıların anlatmayı sevdiği hikâyeler olmuştur. Shirley’nin haberini almışken Bant Mag. arşivinden Melikşah Altuntaş’ın hazırladığı “Beyazperdenin şairleri, romancıları” dosyasını çıkardık.

Yazı: Melikşah Altuntaş – İllüstrasyon: Muhammed Ali Yüzen
Bu yazı Ağustos-Eylül 2016 tarihli Bant Mag. No:51’de yayımlanmıştır.

Beyazperdenin şairleri, romancıları: Gerçek yazar biyografileri

Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarıştıktan sonra yaz ortalarına doğru gösterime giren ve Thomas Wolfe’un edebiyat dünyasındaki yükselişini konu eden Genius’tan yola çıkarak beyazperdenin gerçek şair ve romancıları arasında gezinelim dedik.

AN ANGEL AT MY TABLE (1990)

Hangi yazar: Janet Frame (Kerry Fox)

Yeni Zelanda’nın gelmiş geçmiş en ünlü şairlerinin başında gelen Janet Frame’in otobiyografik öyküsünden uyarlanan bu Jane Campion harikası, iki buçuk saati aşkın süresince Frame’in 1920’li ve 1930’lu yıllara yayılan hayat öyküsü ve sancılarını başarıyla beyazperdeye taşıyan nefis bir film. Campion’ın Yeni Zelanda televizyonunda da seri halinde yayınlanan projesinde, Frame’in sekiz yıl yattığı akıl hastanesindeki sürece nasıl geldiğini, sonraki dönemlerde kaleme aldığı ve zihinlere kazınan dizelerinin nasıl ortaya çıktığını, usta işi bir anlatım ve büyüleyici bir romantizmle izliyoruz.

IRIS (2001)

Hangi yazar: Iris Murdoch (Judi Dench ve Kate Winslet)

İngiliz edebiyatının usta kalemi Iris Murdoch’ın geçmişten günümüze uzanan hikâyesini, eşi John Bayley’nin katıksız aşkı üzerinden anlatan bu Richard Eyre melodram, Murdoch’ın çarpıcı sanatçı kimliğini oluşturan parçalarla, Bayley’yle yakaladıkları ömürlük romansı başarıyla harmanlıyor. Kate Winslet’ın kalıbına sığmayan bir özgün ruha büründüğü gençlik dönemini, Judi Dench’in ise yakalandığı Alzheimer hastalığıyla cebelleştiği olgunluk dönemini kusursuz birer performansla canlandırarak Oscar adayı oldukları Iris Murdoch’ın hikâyesi, her daim kırılgan, zorlayıcı ve ilgiye muhtaç çok sayıda romancının da izlerini taşıyor.

CAPOTE (2005)

Hangi yazar: Truman Capote (Philip Seymour Hoffman)

Edebiyat tarihinin soğuk, mesafeli ve karanlık münzevisi Truman Capote’nin elinden, divalara layık, enerji dolu bir Tiffany’de Kahvaltı nasıl çıkabilmiş hayret doğrusu. Zira yönetmen Bennett Miller’ın reji becerisini, Hoffman’ın Oscar ödüllü performansıyla da katmerleyerek köpürttüğü Capote, yazarın karanlık tarafla ilişkisine ve gerçek bir cinayetten yola çıkarak kaleme aldığı Soğukkanlılıkla’ya odaklanarak yazarın bilinenin ardındaki yüzünü gözler önüne seriyor. Birkaç yıl önce talihsiz şekilde kaybettiğimiz, sinema tarihinin en yetenekli oyuncularından Hoffman’ın her anını unutulmaz kıldığı performansıyla yazarın dünyasını çok katmanlı bir hale getirdiği film, Capote’nin yazdıklarına ilgi duymayan seyirciyi bile birka romanını karıştırma eğilimiye doldurup taşırarak sinema salonundan uğurluyordu.

FACTOTUM (2005)

Hangi yazar: Hank Chinaski adı altında bir Charles Bukowski (Matt Dillon)

Norveç sinemasının nevi şahsına münhasır ustalarından Bent Hamer’ın kendi ülkesinde çektiği birkaç gönülçelen nefis filmin ardından ilk kez İngilizce çektiği ve setini Amerika’ya kurduğu filmi, yeraltı edebiyatının sorunlu kahramanlarından Bukowski’nin aynı adlı romanından, kendisinin bir tür alter-egosunu merkeze alarak gerçekleştirilmiş bir uyarlama. Matt Dillon’ın canlandırdığı arlanmaz bir aylak adam olan Hank Chinaski, içki, kumar ve kadınlar arasında yazarak yolunu bulmaya çalışan bir Bukowski izdüşümü olarak, yazarın duygu dünyasının yakın plan röntgenini çekiyor. Bukowski’nin bizzat kaleme aldığı Barfly ile de ruhani bir benzerlik yakalayan film, özellikle katıksız Bukowski hayranları için benzersiz bir hazine olageldi.

BRIGHT STAR (2009)

Hangi yazar: John Keats (Ben Whishaw)

Beyazperdede çoğunlukla narin ve kırılgan tasvirlerle betimlenen şair ve romancıların ruhlarındaki cam kırıkları genellikle fiziksel bir başka rahatsızlığın uzantısı niteliğindedir. Jane Campion imzalı bir başka şair melodramı olan Bright Star’da da John Keats’in bedeninde tam olarak böyle bir talihsizlik hayat buluyor. Tıpkı Iris’teki gibi, bir edebiyatçının hayatına, onun en büyük aşkının gözünden bakmayı seçen bu eşsiz ve meditatif duygu seli, geride kalmayı ve çok sevilenin ardından bakmayı, metanetli ve Keats’in şiirleri gibi akışkan bir anlatım diliyle harmanlıyor. İngiliz romantik akımın öncü şairlerinden Keats’in, ölümüne dek Fanny Brawne’la sürdürdüğü üç yıllık kalp ağrısını, benzersiz bir görsellik ve edebi bir senaryo matematiğiyle birleştiren Campion, bir edebiyatçı filminin daha üstesinden kusursuzca geliyor.

GENIUS (2016)

Hangi yazar: Thomas Wolfe (Jude Law)

Ernest Hemingway ve F. Scott Fitzgerald gibi edebiyat ustalarının da aralarında bulunduğu bir grup efsanenin editörü olan Max Perkins’in, Thomas Wolfe’la yollarının kesişmesiyle başlayan döneminden, Wolfe’un son dönemlerine kadarki sürecine odaklanan Genius, beyazperdede örneğine çoğu kez rastlanan o pek görkemli zirveye tırmanış öykülerinden birini anlatsa da, resmen buram buram tozlu sayfa kokan, sürükleyici bir edebiyatçı filmi. Wolfe’un kafası oldukça karışık şekilde editörünün kapısını çaldığı o ilk günden, kariyerinde ne kadar yol kat ettiğine anbean şahitlik ettiğimiz film, listedeki diğer edebiyatçı filmlerinden farklı olarak, metnin üretim sürecini de epey yakından karşımıza getiriyor. Araya çeşitli romantik kırılmalar ve kaçınılmaz çatışmalar girse de Genius, edebiyatın üretim sancısına ve basım sürecinin bilinmeyen yönlerine uzanan senaryosuyla, insanı edebiyat aşkıyla besleyen bir film.

DİĞERLERİ

Sinemada edebiyatçı filmleri saymakla bitmez elbette ancak yakın dönemden Ralph Fiennes’in nefis bir Charles Dickens kimliğiyle karşımıza çıktığı The Invisible Woman, Beat akımının öncü isimlerine odaklanan Kill Your Darlings ve Howl, Tolstoy’un son dönemlerine bakan The Last Station, J. M. Barrie’nin Peter Pan hikayesini nasıl ortaya çıkardığını konu eden Finding Neverland, Sylvia Plath’in intiharına giden yolun hangi taşlar üzerine kurulu olduğunu anlatan Sylvia, Virginia Woolf’u beyazperdeye taşıyan The Hours, Marquis De Sade’ın hastalıklı zihninde koşturan Quills, Stephen Fry’in Oscar Wilde kimliğinde resmen şov yaptığı Wilde ve Soderberg imzalı tedirgin edici bir Franz Kafka filmi Kafka da görülmeye değer diğer edebiyatçı filmlerinden biri.