Arşivden: Elektronik müziğin devrimcileri – Kraftwerk

Müzik tarihinde oyunun kurallarını kökten değiştiren, tabuları yıkan ve kendine özgü bir dünya yaratıp sonrakileri derinden etkileyen grupların sayısı hiç de fazla değil. Efsanevî Alman grup Kraftwerk, bu dar havuzun daimi üyelerinden. Geride kalan 50 yılda hayat bulmuş hemen her yeni janr ya da disiplinde Kraftwerk’ten esintilere rastlamamak mümkün değil. Bu kalıcı değişimi filizlendiren isimlerden, Kraftwerk’in kurucularından biri olan Florian Schneider, 73 yaşında, kısa bir süredir kanserle verdiği mücadeleyi kaybederek aramızdan ayrıldı. Kraftwerk’siz bugünlere gelmenin nasıl bir şey olabileceğini kestiremiyor, Schneider’i şükran ve saygıyla anıyoruz. 

Kraftwerk, 20 Haziran 2005’te Rock İstanbul Festivali kapsamında Türkiye’de ilk (ve son) konserini vermişti. Bu konserin hemen öncesinde Murat Seçkin’in Bant için hazırladığı yazıyı arşivden çıkardık.

Yazı: Murat Seçkin
Bu yazı, Bant’ın Haziran 2005 tarihli 10. sayısında yayımlanmıştır.

Ses robotları: Kraftwerk

Elektronik müziğin devrimcileri, efsanevi Alman topluluk Kraftwerk, Rock İstanbul Festivali kapsamında ilk kez Türkiye’ye geliyor…

Her zaman bildiğimiz seslerin yok olup gittiğini düşünün. Hayat artık fütüristlerin daha doğrusu Luigi Russolo ve Filippo Tomasso’nun manifestosu içinde gelişiyor. Geçmiş artık unutulması gereken boş bir olgu, gelecek ve bizi içine alıp öğüten TEKNOLOJİ-ENDÜSTRİ ikizleri sadece yaşamımızı yönlendiren değil, bedenimize ve ruhumuza yerleşen yeni yaşam formları olacak. Sanat, özellikle ses sanatı ise bu hayatın beslendiği en önemli kaynaklar olarak ayakta duracak. Sanki Blade Runner veya Tron’un içindeyiz gibi.

METAL TALAŞLI, BOL DİŞLİ BİR HAYAT

Şimdi gerçek hayatımıza dönelim ve etrafımıza bakalım. Acaba fütüristler yanılmış olabilirler mi? Hiç sanmıyorum. Teknoloji ve endüstri artık hayatımıza hiç çıkmamak üzere yerleşti. Hiç işim olmaz diyenin bile bir cep telefonu vardır. Sanki bir Cronenberg filminin kahramanı gibi tüm organlarımıza ve bedenimize yapışmıştır. Bir tanesi eksilse günlerimiz zehir olur, hayata küseriz. Artık saf boş bir mutluluk aramak anlamsız. Teknik bir malzemenin kölesi olmadan hayattan zevk alamayız. Sonunda hepimiz kızıl kanlı birer android olacağız.

HER HASTALIĞIN BİR İLACI VAR (MI?)

Böyle bir ortamda önümüze en başarılı reçete konuyor. Adı Kraftwerk ve doz aşımı için hiçbir sınır belirtilmiyor. Kraftwerk için ne kadar ilaç desek de aslında ters etki yapan bir kimyasal. Sizi mekanik, otomat hayata daha da bağlayan ama o yolda acı çekmemenizi sağlayan bir formül. Aslen Kraftwerk teknolojinin başındaki orkestra şefi.

Kurulduğu 1970 yılından bugüne getirdiği ses deneyleri, görsel yapılanmalar, çalışma tarzları ile son otuz yılın müziğini şekillendiren en önemli etkenlerden biri. Yarattıkları basit görünümlü ancak kafa karıştırıcı ses dokuları ile kafalarda var olan ama saklanmış algıların değil hiç olmamış, taze ve yepyeni iletişimlerin kapılarını açtı. Entegrelerden örülmüş, optik bir üçüncü göz. Kraftwerk yaşadığımız hayatın bize karanlık ve kafa karıştırıcı gelen tüm yönlerini kendi kalın filtrelerinden geçirip en basit ve en dijital hali ile sunmak amacıyla oluşmuş ya da oluşumu bu yöne doğru gitmiş farklı bir tür belki de. Sadece müzik değil, sadece görüntü değil. Sadece şey ama birçok şey.

70’li yıllarda Neu!, Can, Tangerine Dream, Faust gibi isimlerle krautrock çılgınlığının yaşanmaya başladığı bir dönemde yayımlanır Florian Schneider ve Ralf Hütter adındaki

iki okul arkadaşının kurduğu Organisation isimli grubun ilk albümü Tone Float (1970). Bu albüm dönemine göre oldukça farklı bir yapıya sahiptir. Gitar soloları olmayan, rock elementleri ile yapılan ama rock olmayan, atmosferik ve minimal temellere sahip önemli bir yapıt. Ancak ikilinin bu isimle çıkarttığı tek albüm bu olur ve isimlerini Kraftwerk olarak yenilerler.

KAFKA’NIN MEMUR MÜZİSYENLERİ

Ancak yenilenen sadece isim değildi. Kraftwerk tamamıyla farklı bir deneyin adıydı. İsim değişikliği ile beraber kendi stüyolarını açtılar. Kling Klang aslında bizim bildiğimiz stüdyolardan farklı işliyordu. Kafka hikâyelerinden çıkmış memur gibi mesai saatleri içerisinde çalışmalar yapılıyor ve bu disiplinden kesinlikle dışarı çıkılmıyordu. Ayrıca Florian Schneider burayı bir müzik atölyesi gibi kullanarak kendi özel elektronik altyapılı enstrümanlarını ve yazılımlarını yapar. Kling Klang minimal elektronik müzik çalışmaları için oluşan özel bir ses laboratuvarına dönüşür.

1971 yılında Kraftwerk 1, bir yıl sonra da Kraftwerk 2 albümünü çıkarırlar. Bu iki albüm grup elemanlarının deneysel ses çalışmalarının ve gelecekteki tarzının belirleyici unsurlarını taşıyordu. Canlı davul kullanmadan yapılan bu çalışmalar sadece o dönemin tutucu rock camiası için değil tüm müzik dünyası için ileri görüşlü çalışmalardı. Aslında dönemin pop unsurlarını ellerindeki teknoloji ve içlerindeki deneysel ruhla birleştirmekten başka bir şey yapmıyorlardı. Bu arada grup yavaş yavaş canlı performanslarında da kendini kanıtlamaya başladı. Sahne duruşları, stilleri ve dinleyici ile kurdukları ilişki oldukça farklıydı. Kraftwerk sahnede sadece müzik için vardı ama daha sahnede robota dönüşmelerine az kalmıştı. Onlar sadece o müziği (sesi) icra eden memurlardı.

Ralph und Florian grubun 1973 yılı çalışması olarak çıktı ve tümüyle elektronik müziğe geçmeden önceki son albümleri oldu. Bu yapıtta grubun ilerleyen zamanlarda içine gireceği ve bir daha asla çıkmayacağı data ortamının ipuçlarını bulmak mümkün. Özellikle “Tongebirge” şarkısı klavyenin gelecekte vereceği sesleri neredeyse birebir yansıtıyordu.

DİKKAT! MONOKROM ROBOTLAR GELİYOR

1974 yılında 23 dakikalık bir yol şarkısı ile açılan çok farklı bir albüm geldi. Neredeyse

bir moog albümüydü. Ama o zamana kadar çıkanlardan çok farklıydı. Autobahn, Kraftwerk’in ilk büyük başarısı ve efsaneleşmelerindeki en önemli etken. Bu albüm ile tüm dünyaya adını duyuran grup kendi deneysel inançları içerisinde standart anaakım türlerini ve radikal tutuculuğunu bir kenara itip, elektronik müziği deneysel veya ulaşılması uzak bir formdan çıkarıp hiçbir ödün vermeden popun içine sokmuştur. Kendini tekrar eden hipnotik ritimler ve hiç değişmediği halde sizi alıp götüren tektip melodiler. Sıkı ve disiplinli bir çalışmanın bariz izleri. Ambient’dan electro-pop’a geleceğin tüm synth altyapılı türlerinin kutsal kitabı oldu Autobahn.

Grup bir sene sonra konsept albüm Radioactivity (1975) ile geri döner; günümüz minimal elektronik dans müziğinin temellerini oluşturan tüm sesleri içinde barındıran, robot sesleri, elektromanyetik laboratuvar aletleri ve radyo frekansları ile Cage-vari bir dolu kompozisyon… 1977 senesi ise Trans Europa Express albümünün ortalığı kasıp kavurduğu günlerdi. Autobahn’ın raylarda ilerleyen bir versiyonu. Ancak bu sefer tren veya araba değil, sadece insan. Demiryolunun tıkırtılarında kaybolan, arasıra vagonlarda dolaşan tek başına bir yolcu. Bu albüm Kraftwerk’in sözlere en değer verdiği yapıttır. Özellikle “Hall of Mirrors” ve “Showroom Dummies” kafanıza girdiği anda sizi terk etmeyecek kadar yalın, temiz ama bir o kadar da kalıcı şarkılardır.

Grubun 1978 tarihli The Man Machine’i ise belki de Depeche Mode’u, OMD’yi ya da kısaca electro-pop veya New Wave’i yaratan albümlerden biri olarak tarihe geçer. Baştan sona hit şarkılarla dolu, sıra dışı bir pop klasiği olan çalışma sayesinde, Kraftwerk yarattığı felsefesini bu albümde artık rahatça seslendirebiliyordu; “Bizler robotuz…” “Model”daki tek renkli, duygusuz ve beklentisiz hayatı dinlediğinizde sadece etrafınıza bakmanız ya da televizyonu açmanız yeterlidir. Orada gördükleriniz size Kraftwerk otomatlarının hâlâ ne kadar öngörülü olduklarını kanıtlayacaktır. Man Machine, sözleri, tasarımı ve müziğiyle, dadaizmden fütürizme ve fluxus’a kadar tüm avangart dalgaların geç kalmış manifestosu gibidir.

Ve sonra birdenbire Kraftwerk basit bir bilgisayar dosyası gibi yok olur. Ne bir single ne bir proje. Ortalıkta sürekli dedikodular döner. Ancak Kraftwerk normal bir müzik grubu gibi işleyen bir mekanizma değildir. Grubun dağılması veya başka buna benzer dedikodular onları bağlamaz. Her şeye rağmen yine de 1981’e kadar sessiz kalırlar ancak o sene müthiş albümleri Computer World (1981) ile kendilerini ve teknolojilerini yenileyerek geri gelirler. Albüm sanki neredeyse makineler tarafından tasarlanıp sunulmuştur. Grup tüm birikiminin bir özetini farklı sesler ve duyumlarla işlemcilere dökmüştür. 1986 yılına kadar süren yeni bir suskunluktan sonra Electric Cafe bir önceki albümün eksik kalan devamı gibi ortaya çıkar ve bundan sonra Kraftwerk gerçek anlamda ortalıktan kaybolur.

Zamanla yaşanan değişiklikler, atılımlar ve ses denemeleri sayesinde müzik endüstrisinin ortak kullanılan bir havuz olması gerekirken tam tersi, daha da tutucu ve açgözlü bir canavara dönüşür. Kraftwerk’in yaptığı albümler özellikle süre ve içerik olarak ana akıma her zaman ters düşmüştür. Evet satarlar, çok da ünlüdürler ama endüstrinin istediği malzemeye hiçbir zaman dönüşmezler. Belki de bu yüzden albüm yapma sürecinden gittikçe uzaklaştılar. Üstelik artık elektronik altyapılı müziğin zirvede olduğu bu günlerde kendilerini geri çekmeleri oldukça doğal gözüküyor.

1983 yılında Fransa’daki ünlü bisiklet yarışı “Tour de France” ile aynı isimle çıkarttıkları single yıllar sonra 2003’te biraz da Ralf Hütter’in çılgınca bisiklet sevdası sayesinde temalı bir albüm olarak geri döndü ve görüldü ki Kraftwerk için hiçbir şey değişmemişti. Albüm bisiklet tutkunları için sanki bir kılavuz niteliği taşıyan şarkılarla dolu. Tour de France Soundtrack içinde grubun yeni keşfettiği sesleri saklayan, hayranları için bir sürpriz, yeni jenerasyon içinse bir yol gösterici niteliğinde.

Sonunda bu önemli grup ülkemize de gelecek ama keşke bir festival içinde kaybolacağı yerde (üstelik sahneye çıkacakları saat sürekli internet üzerinde tartışılırken) tek başına bir mekânda olsalardı. Ama olsun, bu da bir şey. Kim bilir yakında belki tekrar uğrarlar. Çünkü Kraftwerk her şeyden öte, sadece müzik tarihi için değil sanat ve teknoloji tarihi için de önemli bir isim olarak adını zihnimize kazıdı.