Authentic: Özgün Semerci
Authentic serisinin ikinci bölümünde; hem solo kayıtları hem de Türkiye’de pop-punk’ın başlıca temsilcilerinden biri olan grubu Second ile üretimlerini sürdüren Özgün Semerci’ye şarkı yazarlığı ve işlerini benzeriz kılan detaylara dair merak ettiklerimizi sorduk.
Farklı disiplinlerden sanatçı ve müzisyenlerin kapısını çaldığımız Authentic söyleşileri için takipte kal!
“Farklılık, senin ilgi çekici tercihlerinin bütünü değil; zorunda kaldıklarının acısı olmalıdır.”

Kendi sesini bulduğunu ne zaman hissettin? Yoksa arayış hep devam mı?
Arayışa girilebilecek, arayıp bulunabilecek bir konu mudur o, tam emin değilim. Toplumla paylaşamayacağın düşüncelerinin fazlalığı ve bunları kendi içinde tutabilme olgunluğu ve sakinliği. Bu bilge damar, dost mudur düşman mıdır? Hangilerini filtreleyip “Alın bunlar size göre” deyip sunmalı? Bu elek nasıl bir elek? Çay süzgeci mi? Tülbent mi?
Ne zor soruymuş. Şöyle toparlayayım o zaman. Yazdığım dilin ve tadının, benim tarafımdan yazıldığının tahmin edilebilmesi için hep istemeden uğraşmışım. “Hahaha bunu kesin Özgün delisi yazmıştır.” Hep peşinde olduğum bir imza. Bunu başardım.
Şarkı yazarlığına dair son zamanlarda yaptığın bir keşif ya da aydınlanmayı paylaşmanı istesek?
Kastta kendini en yukarıda hissetmiyorsan iyi şarkı yazamazsın. Bu toplumsal veya sosyo-ekonomik bir kast değil. Anlatı yaratabilme ve duygu durumunu transfer edebilme özgüveni. “Relatable” safsatasından uzak, karşındakini aptal yerine koymadan yazmalısın. Kadıköy’deki, okuldaki, sınıftaki arkadaşlarına beğendirmek için yazdığın her berbat şarkıyı ben metrelerce öteden tanıyorum. Şarkını yazarken dirilmiş John Lennon’a, Bowie’ye, tanrılara beğendirmek için yazacaksın.
Bu tip naif (!) iç konuşmalar yapıyorum bu ara şarkı yazarken. İşe yaradığını söyleyemem 🙂
Zaman / mekân sınırın olmasaydı kiminle, nerede bir iş üretmek isterdin?
Billy Bragg’le Türkiye’de. Billy Bragg abimiz İngiliz bir aktivist. Çalışan sınıflar, madenciler, iş kazaları ve hikâyeleri, sendikal haklar, grev kültürü gibi sosyal olgularla 70’lerden beri ilgilenen bir şarkı yazarı. Punk rock dünyasının en ilham verici figürlerinden biri. Billy Bragg ile madenci şarkılarını keşfetmek isterdim. Aktif maden ocaklarına gitmek, işçilerle yerin altında söyledikleri şarkılar hakkında konuşmak, hiç gün yüzüne çıkmamış Türkiye’nin madenci şarkılarını keşfetmek isterdim. Umarım tek başıma da olsa bir gün bu araştırmayı yapabilirim. Zaten öyle bir adam ki yazsam cevap verir, belki de gelir. Ayrıca “Levi Stubbs’ Tears”ın sözlerini yazarken orada bulunmayı da herhalde en çok ben isterdim.
İşlerinin taşıdığına benzer bir hisse sahip olduğunu hissettiğin bir film, kitap ya da sanat eseri var mı?
Hahaha tam havalı olma kaygısıyla yalan yanıt verilecek bir soru. Hemen aklıma ilk gelen şeyleri yazacağım. Folk tarafım ve banjo çaldığım işlerimi bir Raymond Carver kitabına benzetebilirim. Lütfen Sessiz Olur Musun? Lütfen! beni kuyruğumdan yakalayan bir kitaptır duygu durumu olarak. Aranjmanların sadeliği, karanlık ve kesif bir orta sınıf anlatısı, çok derinlerde gizli bir komedi. Üstüne de folklorik bir sıradanlık.
Second şarkılarına ayrı bir eser atamam gerekir. Field of Dreams filminin hissi bence Second’ın hem müziğinde hem de varoluşunda bir yerlerde saklı olsa gerek. 90’lar aile dostu Hollywood sinemasının “Hâlâ umut var. Umut hiç tükenmez” klişe desturu, korkunç bir inatçılık, bir tutku uğruna alınan mantıksız kararlar ve sonunda tabii ki mucizeler. Benim punk rock sevmem ve kişiliğimin etrafına bu estetikle döşediğim taşları bu film anlatabilir.

Farklılık sence bir süper güç mü yoksa başa bela mı?
Farklılık her zaman başa beladır ve olmalıdır. Sanatçı da bu belayı ceketinin cebine bir çiçek gibi takmalıdır. Farklılıktan bir güç devşirebiliyorsan, etrafındaki çoğunluğu da kendine benzetmişsin ve artık farklı değilsin demektir.
Farklılık, senin ilgi çekici tercihlerinin bütünü değil; zorunda kaldıklarının acısı olmalıdır.
Ha bak örneği tam denk geldi. O öğlen konserine zorunda kalmalıydık mesela. Son çare olmalıydı ve oldu da. Bunun bilinçli ve iyi düşünülmüş estetik bir tercih olmaması için belki de yıllarca pusuda bekledim. Çünkü bir punk grubunun pazar öğlen 2’de çalması için, buna gerçekten zorunda kalmış olması, biraz itilip kakılmış olması gerekirdi. Çok şükür zorunda kaldık.