Bant Mag. No:32’den // Bütün bilinmeyenleriyle birlikte Gevende’den oyun müziği: Monochroma

Gevende, başkarakterinin sembolik bir kapital devi yıkmak üzere yola çıktığı distopik, atmosferik ve epey de karanlık bilgisayar oyunu Monochroma’nın müziklerini hazırladı. Grubun bu yeni soundtrack albümüne dair Ahmet Bilgiç’le konuştuk.  

Röportaj: Cem Kayıran – Fotoğraf: Engin Irız

Şimdiye dek yayınladığı Ev ve Sen Balık Değilsin ki albümleriyle kendine özgü bir tını yaratmanın peşinde olduğunu kanıtlayan ve müziğinde farklı katmanlara, fikirlere yer vermeyi alışkanlık hâline getiren Gevende yine eşine az rastlanır bir projeyle karşımıza çıktı. Nowhere Studios’un uzun zamandır üzerine çalıştığı, atmosferik ve epey de karanlık bir oyun olan Monochroma’nın müziklerini Gevende hazırladı. Söz konusu soundtrack albüm dijital platformlarda geçtiğimiz ay içerisine yayınlandı. Gruptan Ahmet Bilgiç’e hem albümün hazırlık süreci hem de Gevende’nin bundan sonraki yolculuklarıyla ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Bildiğim kadarıyla Monochroma’nın yapımcıları, oyunu Sen Balık Değilsin ki albümünü dinleyerek kurgulamış. Bir müzisyen olarak bu sizi nasıl hissettirdi merak ediyorum. Müziğin kayıtlı formuyla alınan-satılan-tüketilen bir ürün olduğu bu dönemde, böyle bir haber almak size nasıl hissettirdi? Oyunun tüketim toplumu eleştirisi içeriyor oluşu da bu anlamda göz ardı edilemeyecek bir detay.
Yaptığınız şeylerin hiç bilmediğiniz, tahmin etmediğiniz yerlere dokunduğunu gördüğünüzde daha da sarılıveriyorsunuz her değere; başta saz arkadaşlarınıza…

Nowhereciler bize ilk geldiklerinde mevzuyu – atmosferi tam olarak hissedememiştik, daha eskizdi her şey. Biz de onlarla beraber geliştirdik müzikleri, oyunun yapım sürecinin büyük bir kısmına dâhil olduk ve sonunda sountrack albüme kadar gitti olay.

Oyunun senaryosu ve özellikle distopya atmosferi çok rahat bir şekilde bizi içine aldı, hiç yabancılaşmadık. Başkarakter sembolik bir kapital devi yıkmak üzere yola çıkıyor fakat bunu yaparken kardeşini de sırtlayarak yola devam ediyor. Bu bağlamda oyunda tek başına bir Ramboculuktan öte birlikte hareket etme duygusu çok daha ön planda.

Oyun yayınlandıktan sonra Serkan’la (trompet) oyunu bitirdik. Commodore 64 nesli olarak bir duygulandık!

Her ne kadar Monochroma sıradan bir oyun olmasa da; bir video oyunu için müzik yazmak nasıl bir deneyimdi? Albümün hazırlık aşamasını önceki Gevende albümleriyle karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?
Eskiye nazaran bambaşka bir yol izledik müzikleri tasarlarken. Çünkü normalde  herhangi bir dans gösterisine ya da videoya müziği tasarlarsın kaydedersin ya da canlı çalarsın ve sonuca ulaşırsın. Lâkin oyun müziğinde programcıların da en büyük derdi olan büyük bir X bilinmeyeni var: oyuncunun kendisi. Oyunun tasarımcılarından Orçun’la konuştuk bunu uzunca. Aslında “oyun” bu yüzyılın sanat dalları içerisinde çoktan yerini aldı diyor fakat “oyuncu” sizin eserinize devamlı olarak müdahale ediyor, yani oyuncu da eserin bir parçası. Eserde eğreti duran o. Oyuncunun nerelerde ne kadar vakit harcayacağı, nasıl bir yoldan gideceği gibi bilinmeyen birçok algoritması var ve bu sebepten ötürü tam olarak sanat eseri olamıyoruz diyor Orçun. Bu serzenişini dinlerken çok güldüm. Müzikleri de bu şekilde tasarlamaya çalıştık ki bütün bu bilinmeyenlere olabildiğince hizmet etsin.

Böyle olunca biz de kendi içinde tekrara müsait olan ama tekrarladıkça da kendi içindeki döngüsünü devam ettiren bir dünyaya girdik. Aynı bokun lacivertlerinden gökkuşağı yapmak gibi.

Sen Balık Değilsin ki‘ye daha yakın bir tınısı var albümün. Monochroma birçok büyük oyun platformunda merakla beklenen bir oyundu. Hâl böyle olunca hakkında birçok eleştiri yazısı yazıldı yayınlandığı günden itibaren. Soundtrack ile de ilgili de birçok eleştiri yazısı çıktı beraberinde oyun dünyasından. Tekrar “müzik eleştirmeni” denen şeyi hatırladık. Bizde yok denecek kadar az ne yazık ki. Konuyu nasıl bağladıysam buraya geldik ya pardon.

monoc3

Monochroma’nın kendisi gibi müzikleri de epey karanlık. Önceki iki albümünüze nazaran bu albüm bir soundtrack olduğu için bir konsept üzerine kurulu olduğu hissiyatı kolaylıkla geçebiliyor dinleyiciye. Bir konsept üzerine albüm yapmak sizin için nasıl bir deneyimdi?
Oyunun görseli senaryosu bize zaten çok yakındı, oyun için ayrıca bir sound arayışına girmeden direk kayda başladık. Sonrasında yapımcımız Sinan, Hayyam Studyoları’nı açtı ve girip birçok kanalı tekrar kaydettik, davul-vokal ekledik… Bir sonraki albüm öncesi bize güzel bir dinamik oldu. Stüdyoyu daha iyi tanıdık. Aslında iyi bir teknik ekipmandan önce elindeki ekipmanı en iyi şekilde kullanabilmek, onu tanımak daha faydalı. Böyle olunca süreç daha da ferahlıyor.

Monochroma bütün bir Gezi sürecine şahit oldu ve onla beraber şekillendi, bizim için bu dönemin sembolü oldu bir yandan. Parçaların isimleri son ana kadar Gezi’de kaybettiklerimizin ismiydi. Sonrasında aslında albümün içinde hikâyenin yeterince var olduğunu ve Monochroma‘nın da tam da aynı tüketim toplumundan bahsettiğini düşünerek isimleri değiştirdik. Böyle daha güzel.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:32’ye ulaşabilirsiniz.