Bant Mag. No:39’dan // Sesi cilaladım abi, ruhuna ne yapalım? Farklı açılarıyla “reissue” akımı

Yalnızca eski albümleri yeniden basma maksadıyla çalışan birçok plak şirketiyle karşılaştığımız bugünün ortamında “reissue” nedir, ne değildir mevzuunu yerel sahneden çeşitli konuklara sorarak masaya yatırdık.

Yazı-Röp Cem Kayıran, İllüstrasyon Bülent Gültek

Müzik endüstrisi ve kayıt teknolojilerinde geçtiğimiz 15-20 yıl içerisinde yaşanan değişiklikler, günümüzde plak şirketlerini farklı albüm yayınlama metotları arayışlarına sürükledi. Albümleri, yanlarında bonus DVD’ler, ekstra şarkılar, remiksler, posterler gibi eklentilerle yayınlayarak daha görkemli şekilde sunmaya özen gösteren plak şirketleri, bunun aslında kataloglarında yer alan eski albümleri de piyasaya bir kez daha sunmak için çekici bir yöntem olduğunu kısa sürede keşfetti. Öyle ki, günümüzde sadece eski albümleri yeniden basmak için kurulmuş plak şirketleriyle karşılaşmak bile mümkün.

Söz konusu yeniden basım albümler, dünya genelinde reissue kelimesiyle tanımlanıyor. Bu tâbir sadece müzik piyasasında kullanılmıyor. Sinema filmleri ve kitaplar da benzer şekillerde, çeşitli eklentilerle genişletilmiş olarak yeniden karşımıza çıkıyor. Özellikle 2010’larla birlikte plak dükkânlarında ve müzik listelerinde gözle görülür bir şekilde reissue albümlerin arttığını gözlemliyoruz. Her geçen hafta, hayatınızda bir şekilde yer etmiş bir nostaljik albüm daha, yanında sürpriz kayıtlar ve cilalanmış bir sesle karşımıza çıkıyor. Reissue yayınların günümüzde bu denli yaygınlaşmış olmasınınsa hem teknik hem maddi hem de manevi gerekliliklerden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Bu dosyada da reissue akımını farklı açılardan ve yerli müzik sahnesinden farklı figürlerin görüşlerine danışarak ele alıyoruz.

Screen Shot 2015-04-13 at 9.02.49 AMReissue akımını doğuran teknik durumlar

Gerek yeni kayıt teknolojileri gerek yeni müzik dinleme metotları ve bunların sonucunda ortaya çıkan yeni formatlar, eski dönemlerde yapılmış olan kayıtların yeniden elden geçirilmesine, bugünün teknolojisine ve daha da önemlisi standartlarına uygun hâle getirilmesine sebep oldu. Özellikle albümlerin mastering aşamalarında yaşanan teknolojik devrimler, kayıtların her ortamda belli bir kalitenin üzerinde duyulabilmesine vesile oldu. Bununla birlikte de remastered (yeniden mastering’i yapılmış) albümler yayınlanmaya başladı. Dijital olarak yapılan müdahalelerle, çok daha cilalı ve genel algıya göre doğru duyulan ama aslında 1960’lı, 70’li yıllarda kaydedilmiş albümler dinlemeye başladık.

Dünya genelinde de müzik dinleyicilerinin yeniden elden geçirilmiş bu kayıtlara karşı hem sevgi hem nefret beslediğinden bahsetmek mümkün. Öyle ki dinledikleri müzikte o döneme ait izler arayan dinleyiciler, sevdikleri albümlerin yenilenmiş hâllerine ısınamadılar, hattâ ısınmayı reddettiler. Birkaç örnek dışında reissue albümlerin, koleksiyonerlerin ilgisini çekmesine rağmen genellikle beklenen satış rakamlarına ulaşmamasındaki ana sebep de bu.

Kronovox Archives’ın kurucusu Sarp Keskiner’i geçtiğimiz aylarda Bant Mag. sayfalarında ağırladığımız zaman da, müziğin için de dönemleri duyabilmenin gücünden bahsetmişti. Reissue yayınlarla ilgili düşüncelerini sorduğumuzda da yeniden basılan bu albümlerin, artık başka albümler olduğunu düşündüğünü dile getiriyor Keskiner:

“Reissue, her ne kadar ‘yeniden basım’ anlamına gelen bir terimse de pazarlama stratejileri gereği, plakşirketleri her yeniden basıma başka unsurlar eklemeyi, yeni sonik numaralar çekmeyi neredeyse marifet biliyor. Bu edimin yol açtığı en önemli sonuç, sonik anlamda albümün orijinal dokusunun çoğunlukla ortadan kaldırılması. ‘Daha mükemmel tınlıyor’, ‘Yeni miks ile detaylar daha net ortaya çıkmış’ gibi avantaj görünen / avantaj olarak alıcıya sunulan durumlar, aslında kaydedildiği zamanın özelliklerini taşıyan albümün bir tür replikasını satın almamıza yol açıyor. Bunlara ek olarak, orijinal albümde yer almayan parçalara, ek ürünlere sahip olmak bence oldukça hoş ama kabul etmek gerekir ki, o albümün ilk tasarlandığı hâlden başka bir ürünü edinmiş oluyoruz.

Türkiye’de 70’li yıllarda yayınlanmış Edip Akbayram, Barış Manço, Erkin Koray gibi isimlerin albümleri de reissue akımıyla yeniden piyasaya sürüldü. Hattâ bir kısmı yabancı plak şirketleri tarafından basıldı, dağıtıldı. Bu albümlere nazaran daha yakın geçmişte yayınlanmış albümlerin teknik olarak yeniden elden geçirilerek yayınlanmasıysa henüz ülkemizde pek yaygın değil.

Replikas’ın 2013 yılında yayınlanan Box Set’i, yeni ve enstrümantal bir EP’nin yanısıra grubun kataloğunun ilk iki albüm Köledoyuran ve Dadaruhi’nin de remastered versiyonlarını barındırıyordu. Grubun gitaristi ve aynı zamanda ses mühendisi olan Barkın Engin, Türkiye’de mastering standartlarının 2000’li yılların ortalarına kadar global düzeye ulaşmamış olduğuna işaret ediyor:

Temel sebepleri albümün tınısını günümüz ses teknolojileri perspektifinden revize etmek ve bir yandan da albümü hatırlatmak olarak özetleyebiliriz. Hemen hemen her yeni basımın tekrar mastering işlemine girdiğini biliyoruz. Albüm prodüksiyonu zamanında karşılaşılan bütçe sorunları ve bundan kaynaklanan teknik imkânsızlıkları bertaraf etme şansı verdiği gibi, dinleme araç ve formatlarının sürekli değiştiği bir dönemde albüme kalıcı olma şansı da verebiliyor. Bu durum Türkiye için oldukça önemli, keza 2000li yılların ortalarına kadar global standartlarda bir mastering işlemi (yurtdışına yollanmadığı takdirde) olamadığı için bu güncellemeye ihtiyaç duyan çok fazla kayıt var. Replikas’ın ilk iki albümünün yeniden basılmasındaki ana motivasyon da budur.

Dosyanın devamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:39’a ulaşabilirsiniz.