“Beden yoksa ruh da yok”: Ali Omar

8 Ekim’de Bant Mag. Mekân’da açılacak Mevsimler – Fasıl III sergisinde işlerini göreceğimiz Ali Omar’dan, resimlediği insan portrelerinin ardında yatan fikirlere ve onu nelerin harekete geçirdiğine dair yanıtlar aldık.

Röp: Ekin Sanaç

Bant Mag.’ın ArtHere işbirliği ve Prince Klaus Kültür ve Gelişim Fonu sponsorluğunda İstanbul’da yaşayan Suriyeli sanatçıların üretim alanlarını genişletmeye katkıda bulunmak için tasarladığı Mevsimler sergi serisinin üçüncü buluşması Fasıl III, Tabke doğumlu, sanat eğitimini Şam’da tamamlamış ve iki yıldır İstanbul’da yaşayan Ali Omar ve dergimizin sayfalarındaki işleri aracılığıyla da yakından tanıdığınız Mert Tugen’in farklı yaklaşımlara sahip portre işlerini bir araya getirerek 8 Ekim’de Bant Mag. Mekân’da ziyarete açılıyor. Bir süre ölüm teması üzerine çalışmanın ardından kendini insan ruhu ve bedeni arasındaki bağlantıları keşfetmek üzere tuval üzerine karışık teknikle ürettiği portre çalışmalarına adayan Suriyeli sanatçıdan, ilham kaynaklarını, ona yön veren düşünme ve hissetme biçimlerini dinledik.

“Yaratımlarına ilham vermiş en erken anılar” deyince aklına neler geliyor?

Bu soru beni çocukluğumun derinlerine sürüklüyor ve aslında her gün resim yaparken yapmaya çalıştığım şey de tam olarak bu; çocukluğumdan benden önceki nesillere izleri aktarmak. Nikos Kazantzakis’in yaptığı gibi otobiyografik işler çok ilgimi çekiyor çünkü o kendi çocukluğuyla değil, kendinden öncekilerle işe başlamıştı. Önceki nesillerle olan bu ilişki benim için kendini anlamak ve geliştirmek adına çok önemli. Bunun sanatın bir hedefi olduğuna inanıyorum. Kendime neden resim yapmaya başladığım sorusunu sorduğumda elime kalem alabildiğim ve onu çeşitli çizgiler ve şekiller çizmek için kullanabildiğim için olduğunu fark ediyorum. Bu bana küçüklüğümde büyük bir zevk veriyordu, hala da veriyor. Okula gitmeye başlamadan önce annem bana kalem tutmayı ve yazı yazmayı öğretti. Bazı tablolarla karşılaşmış ve evimizin salonuna bunlardan birini asmaya karar vermiştim. Dört ya da beş yaşındaydım. Hep kalemin ne olduğunu bile bilmeyen, sonra onu icat eden ve mağaralara resim çizmeye başlayan eski insanları merak ettim. Bence insanların çizmeye ve resim yapmaya başlaması yeni şeyler yaratıp keşfetme, ilerleme ve gelişme arzularıyla ilgili.

Portre serinin ilk ortaya çıkışı nasıl fikirlere dayanıyor? 

Üniversitede bitirme projesinden hemen önce yapacağım çalışma için amacımın ne olabileceği üzerine kafa yoruyordum. Örneğin, üniversiteye girmeden önce, neredeyse dört yıl boyunca ölüm teması üzerine çalışmıştım. Eski Mısır firavunlarının mezar portrelerini resimliyordum. Kimi zaman ölenler o kadar da varlıklı olmadığı için portrelerini ya da heykellerini doğrudan tabutların üzerine koyuyorlardı. Ayrıca ölümü daha yakından görebilmek ve hissedebilmek için bazen morga gidiyor ve toplu mezarlıklar resmediyordum.

Sonrasında neden böyle şeyler çizme ihtiyacında olduğumu düşündüm. Böyle zamanlarda içimde büyüyen sevgi hissi başka şeyler yaratmak istememe yol açtı. Bir gün stüdyoma gittim ve çeşitli portreler üzerinde çalışmaya başladım. Hoşuma gitti. Çok sade bir anlatımdı, birçok sanatçı bunu yapıyordu ve benim için teknik anlamda zorlayıcı bir deneyimdi. Resim görsel bir anlatı biçimi; yanına sözcükler iliştirmenize gerek yok ve portre formatı araştırmak için çok engin bir konu. İzleyici karşısına çıktığında yeni sorular sorduruyor, keşiflere vesile oluyor.

“İNSANLARIN ÇARPIKLIKLARI GÜZELLİKLERLE DOLU. BU ÇARPIKLIKLAR VE GÜZELLİKLERİ YAKALAMANIN KARŞI KOYULMAZ BİR CAZİBESİ VAR.”

İnsan portreleri üzerinde çalışmanın, sanatsal özgürlük, teknik donanım ve yaratıcılık anlamında senin üzerinde ne gibi etkileri olduğundan bahsedebilirsin?

Bu portreler üzerinde yaklaşık altı yıldır çalışıyorum ve her zaman kendimi giderek daha derinleşen bir süreç içinde buluyor, yeni şeylerle karşılaştığımı fark ediyorum. Yeni sorunlar karşıma çıkıyor ve onları iyileştirmeye çalışıyorum. Hem teknik hem de ruhani anlamda. Teknik ve ilham birbiriyle bağlantılı; ben de resimlerimde ruh ve bedensel dünya arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorum. Çünkü bedensellik yoksa ilham da yok. Sanat bence hayatı iyileştirme arzusu ve bu ilerlemenin ruhani boyutu çok önemli. Bunun için de bedene çok ihtiyaç var. Çünkü beden yoksa ruh da yok. En azından tesirli bir anlamda yok.

Portrelerimde daima gerçekliğe duyduğum hayranlığı sergilemeye çalışıyorum. Ama bunu birçok noktada güzellikten kopabilen bir gerçekliğe esir olmadan yapmaya çalışıyorum. Modern anlamda güzelliğe ve insanlığın özüne dair görsel olarak güzel bir boyut yakalamak istiyorum. İnsanların çarpıklıkları güzelliklerle dolu. Bu çarpıklıklar ve güzellikleri yakalamanın karşı koyulmaz bir cazibesi var.

rsz_portfolio-ali_screen-1

Portrelerindeki insanların genelde saçları yok. Neden?

Genel olarak saç çizme arzusunda değilim sanırım. Bu yüzden portrelerde saçlarla çok nadiren karşılaşıyorsunuz. Daha ziyade suratlara odaklanıyorum. Saçınızı kesmeniz çok büyük şeyler değiştirmeyecektir… Teknik anlamda ise çizgiler, renkler ve boşluklar anlamında kendime daha çok alan açmaya ve daha farklı görsel çözümler geliştirmeye bakıyorum. Bunları kullanırken de çok dikkatli olmaya özen gösteriyorum ve portreleri dıştan içe doğru değil, hep içten dışa doğru algılamaya ve çizmeye çalışıyorum.

Portreleri kısa ve yoğun süreçler içinde mi tamamlıyorsun? Yoksa uzun zamana yayarak tamamladığın, tekrar tekrar geri dönüp bir şeyler eklediğin çalışmalar mı?

İşin ritmine dair sabit bir kural yok. Bir portreyi bir saat içinde tamamladığım da olabiliyor. Ama genellikle aynı anda iki ya da üç tuval üzerinde çalışıyorum. Kimi zaman aylar önce kenara koyduğum bir işe geri dönüp, ufak ya da büyük değişiklikler yapabiliyorum. Bazen de çeşitli sebeplerden durmam gerektiğini düşünüyorum. Ama genel olarak her gün resim yaptığımı söyleyebilirim.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Yükleniyor...