Bildiğin Gibi Değil: Geçmişler birbirine girerse

Yazı: Olcay Özer

Altın Lale ödüllü filmi Borç (2018) ile adından söz ettiren Vuslat Saraçoğlu’nun ikinci uzun metrajı olan Bildiğin Gibi Değil; “Aynı ailenin bireyleri, ortak bir geçmişi ne kadar farklı hatırlayabilir?” sorusunun peşine düşüyor ve babalarının kaybı sebebiyle doğdukları evde buluşan üç kardeşin hem birbirleriyle hem de geçmişleriyle yüzleşmelerini anlatıyor. Başrollerini Alican Yücesoy, Hazal Türesan ve Serdar Orçin’in paylaştığı film, vizyon ve festival serüveninin ardından HBO Max kataloğunda yerini aldı.

Ezgi Oğraş’ın yönetmen Vuslat Saraçoğlu ile Bildiğin Gibi Değil üzerine röportajına da buradan ulaşabilirsiniz. 

*Bu yazı, henüz Bildiğin Gibi Değil filmini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.


Konu nedir?

Babalarının “gizemli” ölümünün ardından üç kardeşin Tokat’ta bir araya gelmek zorunda kalmasını izliyoruz. Düşünce biçimleri ve hayat tarzları itibarıyla birbirinden epey uzak düşmüş Tahsin, Yasin ve Remziye; ortak bir geçmişi, ortak bir şehri ve ortak ebeveynlerini tamamen farklı biçimlerde anımsıyor. Yas, miras ya da konuşulmayan sır gibi temalar, kardeşler arası ilişkileri sürekli yeniden kuruyor ve bozuyor.

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Bu bir hatırlama ve hatırlatma filmi. Bildiğin Gibi Değil cümlesi bir saptama kadar bir uyarı gibi de işliyor film boyunca ve hiç kimsenin gerçekliğinin tam ve güvenilir olmadığı mesajını veriyor. Yönetmen; olayları, hatta bir cenaze sonrası süregelen gündelik akışı oldukça sade bir yapıyla aktarıyor filmde. Büyük dramatik dönüşler ya da gizemli bir suç çözümü yok. İzleyiciyi aksiyonla değil; dikkatli bir bakışla tutuyor. “Kim kimi nasıl hatırlıyor?”, “Hangi an neden farklı anlatılıyor?”, “Bir kardeşin ‘doğrusu’ nasıl oluyor da diğerinin ‘yalanı’ hâline geliyor?” gibi sorularla bizi baş başa bırakıyor.

İlk intiba

Derin bir yüzleşme hikâyesi olmasına rağmen bunu son derece gündelik bir dille anlatıyor ve bu yaklaşımı oldukça etkileyici. İlk dakikalarından itibaren net bir hava hâkim; üç kardeş aynı çatı altında toplandıklarında, geçmişleri de birbirine giriyor. Bu evin içindeki gerilim seslerin yükseldiği tartışmalarla değil suskunluklarla ve bakışlarla üretiliyor. 

Tüm farklılıklarıyla yeniden yüzleşen üç kardeşin zaman zaman hiç sıcaklık barındırmayan hikâyesine Tokat’ın atmosferi, evin mimarisi, gece yemekleri ve içkileri eşlik ediyor.

En çok neyi sevdin?

Filmin en güçlü yanlarından biri, hikâyenin Tokat’ta kurulması ve bu coğrafyanın yalnızca bir arkaplan değil; karakterlerin iç dünyalarını açan bir alan olarak işlenmesi. Özellikle şehirden uzaklaşmış kardeşlerin Tokat’la kurduğu ilişki (ya da ilişkisizlik) filmin duygusal dokusuna çok iyi sızıyor. Tokat hem tanıdık hem yabancı, hem ait olunan hem terk edilmiş bir mekân.

Ama filmin bence en cesur ve dürüst ânı, Remziye’nin çocukluk tacizini açıkladığı sahne. Film boyunca hafıza mefhumu göreceli işleniyor; hiçbir anlatı kesin doğru olarak sunulmuyor. Böyle bir zemin üzerine konuşan Remziye, kardeşleri tarafından çok kısa bir tereddütün ardından sahipleniliyor, sorgulanmıyor; karşılıklı itham etmeden beyan esas alınıyor ve bu sahne filmin ahlaki kırılma noktasına dönüşüyor. Film bize hafızanın göreceli olabileceğini ama bazı durumlarda bazı hakikatlerin de tartışma götürmeyeceğini söylüyor.

En az neyi sevdin?

Babalarının ölümünün etrafındaki gizemle kardeşler tam anlamıyla yüzleşmedi. İmalar var, babayla kurulmuş farklı ilişkilere dair işaretler var. Ama bunlar hiçbir zaman tam anlamıyla gerçek bir duyguya dönüşmüyor. Hafızanın göreceliği üzerine çokça tartışan bu filmin babanın ölümünü de aynı derinlikte açmasını bekledim. 

En çok hangi sahneye yükseldin?

Remziye’nin taciz beyanının ardından kardeşlerin hesabı sorduğu ânı çok sevdim. Bu sahneyi özellikle farklı yapan, kardeşlerin Remziye’ye duydukları güveni somut bir eyleme dönüştürmeleri. Çünkü burada inanmak yeterli değil; inanmak, aile içinde birinin karşısına geçmeyi de gerektirir. Tahsin ve Yasin bunu yapıyor. Üç kardeş ilk defa aynı yerde duruyor. 

Karakterlere dair neler söyleyebilirsin?

Zorunlu zamanlarda bir araya gelen kardeşlerin, akrabaların ilişkilerini izlemeyi her zaman sevmişimdir. Fakat bu karakterlerin sahiciliğini yakalamak her zaman o kadar kolay olmaz. Çünkü farklı karakterlerin çatışmaları çok kolay “karikatürize” ve / veya abartılı bir hâl alabilir. Fakat burada ne Tahsin’in sekterliği ne Yasin’in kibiri ne de Remziye’nin köksüzlüğü gerçek dışı hissettirmiyor. Karakterlerin her ne kadar sivri yönleri ve birbirinden çok bağımsız hayatları da olsa her tartışmayı bir tür sevgi ve anlayışla kapatmayı beceriyor. Bu da filmin kimyasına büyük katkı sağlıyor.

Kimler sever?

Garip bir beklentisizlikle başlayan film, çok sağlam ve inandırıcı bir kardeşlik bağına bizi ikna ederek sonlanıyor. Sakinlik, samimiyet, sessizlik ve aile ilişkilerindeki gerginlikleri sevenler mutlaka keyif alacaktır. 

Bunu seven şunları da sever.

Yine bir ebeveyn kaybı ardından bir araya gelen üç kardeş hikâyeleri içeren iki film hemen akla geliyor: Balalayka ve Kelebekler.